Evren Diker ve Ergün Güler ile Hazineni Keşfet

Bu podcast bölümünde, ev sahibi Mete Yurtsever, yazar Ergün Güler ve kadın lider Evren Diker ile 'Düştüğün Yerde Hazinen Saklıdır' kitabının temaları üzerine derin bir sohbet gerçekleştiriyor. Konuşma, yaklaşan The Source Summit etkinliğinin merak teması ve davetli katılım formatı, "teşebbüs" kavramının kadınların fırsatları yakalamasındaki önemi, kadın‑erkek karar‑verme farklılıkları, destekleyici eş ve ekip ilişkileri, kitap imzalama anının mentorluk sembolizmi, değer yaratma çerçevesi (davranış bilimi, girişimcilik, inovasyon) ve bu çerçevede kurulan topluluklar (Kitap ve Sinema Kulübü, Dijital Akık Kulübü) üzerinden katılımcıların kişisel ve profesyonel gelişimine nasıl katkı sağlanacağı ele alınıyor. Bölüm, katılımcıların teşekkürleri ve gelecekteki iş birliklerine dair umut dolu bir kapanışla son buluyor.
Chapters
Değer Yaratmanın Formülü Tasarım Odaklı Düşünme
Merhaba,
ben Mete Yurtsever, Değerli Kanalı Formula Podcast'in ev sahibiyim.
Bu bölümde kitap bölümümüzün yazarla buluşma serisinde düştüğün yerde hazinen saklıdır adlı kitabın yazarı Ergün Güler ve kitapta hikayesine yer verilen 12 kadın liderden biri olan Evren Diker konuğumuzdu. Şubat 2026'da destek yayınlarından çıkan bu kitap, Sales Network bünyesindeki Lisa Leadership in Sales Awards ödülünü kazanmış 12 kadın liderin hikayelerini bir araya getiriyor. Ergün Güler, her birinin hayat ve koreay yolculuğundaki kırılma noktalarını, düşüşlerini ve o düşüşlerden çıkardıkları dersleri Joseph Campbell'ın Kahramanın Yolculuğu çerçevesine oturtmuş. Kitap, genç kadınlara mentor gibi eşlik etmeyi, onlara hem ilham hem de somut rol modeller sunmayı hedefliyor. Konuşmamız boyunca kitabın yapısı ve motivasyonu kadar kadınların iş hayatındaki deneyimlerinden de konuştuk. Evren Hanım'ın erkek egemen bir sektörde kendini var ederken yaşadıklarını tüm iştenliği ve pozitifliğiyle anlatması kitabı somut bir deneyime dönüştürdü bizim için. Erkeklerin kendilerini ve hayatı uzun uzadıya sorgulamamaları harekete geçmelerini kolaylaştırıyor. Kadınlar ise adımlarını daha hesapla atmaya çalışıyorlar. Hatta çoğu zaman hazır olmadıklarını hissetmek, yetersiz olduklarına inanmak onları harekete geçmekten alıkoyuyor. Kitabın dayandığı temel argümanlardan biri de bu aslında. Uluslararası Kadın Araştırmaları Merkezi'nin bir raporu, kadınların harekete geçebilmek için Önce bir rol model görmeye ihtiyaç duyduklarına, Visible Leadership Effect denen bir olguya dikkat çekiyor. Kitap bu boşluğu doldurmaya amaçlıyor. Hatta bu kitapta kalmayacak bir misyon Ergün için. Bunu da söyleşimimizde dinleyebilirsiniz. Bu kitap sadece bir kariyer tavsiyesi değil, özellikle genç kadınların potansiyellerini gerçekleştirmelerinde destek alacakları bir kılavuz. Zira kitapta yer alan kadın liderlerin hiçbiri başarıyı bir amaç olarak görmüyor. Hepsinde ortak olan şey, hayatı anlamlı dokunuşlarda bir iz bırakma isteği. Bu kitabı kızınıza ve arayış içinde olan bir genç kadına hediye edebilirsiniz. Kitaptaki örneklerin, düşünce egzersizlerinin onlara büyük fayda sağlayacağına inanıyorum. Toplantıda söz alan arkadaşların bölümlerini çıkarmak durumunda kaldım. Bölümü kısa tutmak için beni anlayışla karşılayacaklarına inanıyorum. Şimdi sizi, söyleşimizle baş başa bırakıyorum. Bir kısaca konuklarımı tanıtayım. Evren Hanım, Evren Diker, Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunu. Yeditepe'den Master'ı var ve 99 yılında iş hayatına adım atıyor. Sırası da Hilti İnşaat Malzemeleri ve Shell, yani TÜRKAS da petrol harçlığıyla çalışıyor. Halen de Shell Türkiye Genel Müdür Yardımcısı olarak görevini sürdürüyor. ...ve sevgili yine yazarımız Ergün Güler. O da iyi olanı büyütmek üzere insanları ve şirketleri bir araya getirmek için... ...1999 yılından bir yana birçok platform kurmuş bir lider. Bu yılda 10. yılını kutlayan Seznetwork'un kurucusu. Biz de o sayede zaten tanıştık. Şimdi ben kitabı tabi okudum. Kitap bir işte kahvehane yolculuğunu tarif ediyor. Orada işte sıradan dünyadan başlıyor. Ondan sonra işte ilk eşik engeller işte rehberle tanışma sonra bir ejderha ile bir oradaki düşmeyle belki devam ediyor ve bir dönüşüm yaşanıyor ve sonrasında işte bir zafer bir ödül ve sonra işte iksirle eve dönüş ve bilgelik evet diye şey yapıyor. Şimdi
Nasıl oldu?
Yani buradaki şeyi nasıl kurguladın? Sen bu yapıya nasıl geldin biraz ondan bahsedersen ve bu 12 kişiyi yine de nasıl seçtin? Yani o seçmene imkan sağlayan bir şey var mı mesela?
12 kişinin seçilmesinin sebebi tamamen Liza ödülü almış olan kadın rol modeller. O kolay oldu ama zor olan aslında soruyu ben şöyle alıyorum. bu 12 kadını nasıl ikna ettin diye.
Evet.
Çünkü bugüne kadar okuduğun diğer kitaplardan farklı olarak biraz onların başarılarını ortaya çıkartan değil de düştüğü yerleri de samimiyetle paylaştıkları bir yapı var içeride. Onu ben çok değerli ve kritik buluyorum. Yani daha dar çevrede paylaştığımız hayat hikayelerimizi belki de açmak istemediğimiz yaşamızdaki o kırılma anlarını Bütün samimiyetleriyle genç kızlara rehber olmak üzere açıktılar arkadaşlarımız. Orada da işte bugüne kadar birlikte oluşturduğumuz güven sermayesi diyorum. O sermayenin sonucu oldu diye düşünüyorum açıkçası. Kitabın kurgusunda da en baştan beri niyetim aslında şöyleydi. Arkadaşlarımız da bir röportajlara geldiler. Uzun röportajlar gerçekleştirdik kendileriyle. O dönemde ortaya böyle bir şey çıkacağını çok Evren anlatır kendi penceresinden de. çıkacağını zannetmiyorlar diye düşünüyorum. Şöyle bir hayal vardı önümde. Bir genç kız, bir ailenin içinde doğdu. Doğduğunda önünde, biz bir ihtimal yaşıyoruz ya hayatımızda, doğdu, üniversite seçimimiz vs. bir hayat görüyoruz ama aslında kitaplarda bunun için var ya. Ben o genç kız doğduktan sonra aslında onun hikayesi evrene de dönüşebilir. Rana'ya da dönüşebilir, Gülize de dönüşebilir, Demet'e de dönüşebilir. 12 tane yol koyuyorum önüne. Dolayısıyla hangi hikaye üzerinden ilerlemeye başlıyorsa, devamında da onun seçimleriyle nereye gelebileceğini görüyor. Böyle biraz mümkün dünyalar gibi farklı farklı fırsatlar çıkıyor karşısına.
Evren Hanım'dan şeyi merak ediyorum. Siz bu anlatıma, bu röportaja, bu seriye başladığınız zaman sizde bu tarz bir farkındalık var mıydı? Yoksa sizde böyle kendi geçmişinizi tararken yeni keşifler yaptınız mı? Öyle söyleyeyim.
Şöyle, böyle bir farkındalık var mıydı sorusunun cevabı hem evet hem de o farkındalık hep kendini revize eden de bir şey. Ve yine ilk aklıma gelen Sales Network organizasyonu aracılığıyla Women in Sales'a bir davet olmuştu. İlk aklıma gelen kendimi orada anlattığım idi ve de o herhalde 5-6 yıl önceki bir konu. Ama şu anda da zaten görev yaptığım iş yeri ve ekiplerimle beraber baktığımızda böyle bir hikayeyi Ara ara belki de ama daha az kitlelerle, daha az insanla paylaşıyordum. Ama şimdi bu açılım ve bu çekimler hem kendime bir daha bir bakma hem içsel yolculuğumu tekrardan bir anlamlandırma. Ve en güzel ve en büyük etkisi de, Ergün belki bahsedecektir ama, zaten hayat amacım olan hayatlara dokunmaya acayip bir vesile oldu. Dolayısıyla sorunuzun cevabını böyle evet derken çok da böyle yukarıdaki bir perdeden söylemek istemem ama bu hep bir olma hali zaten. Ama çok da vesile oldu diyebilirim. Çok teşekkürler.
Rica ederim, harika. Biz teşekkür ederiz.
Yani kitabın iki tane hikayesi var. Bir, ortaya çıkmış olan bir durumdan aslında vazife çıkartıyorum. O da ödül almış kadınlar ve onların genç kızlara örnek olacakları bir araç oluşturmak ki ben kitabı biraz da böyle mentor gibi de tanımlıyorum. Hatta bugün Linkedin'de de öyle bir yazışma oldu. Çünkü koştuğa herkes erişemeyebilir. Yani birazdan konuşuruz belki. kadınları dönüştüren bir koçluk hikayesi de var içeride. Ama herkes buna ulaşamayabilir birincisi. İkincisi de genç yaşlarda o farkındalık da olmuyor. Kitap biraz böyle mentor gibi, koç gibi çalışabilecek de bir kitap diye düşünüyorum ben. Üniversiteye başvururken de, üniversitedeyken de ilk işe başladığında ya da ilk kırılma anında dönüp bir bakayım ya evrenin hikayesinde sanki böyle bir şey vardı denebilir. O anlamda başucu kitabı olarak değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Bir de tabii kişisel bir motivasyon var arkada. Bu aslında benim kitlesel ilk kitabım ama yazdığım dördüncü kitap. Daha öncekiler perakende sektörüyle alakalıydı. İki tanesi ISBN'le basıldı. Bir tanesi de basıldı ama evde duruyor. Dolayısıyla yazmak konusu zaten aşağı yukarı işte 2007'ydi ilk kitabım çıktığında. O devam ediyor hep. Başında da söylediğim gibi aslında girişte İşte kızım artık 19 yaşında. Geçen sene... Biz bu arada röportajları geçtiğimiz yıl, Temmuz ayında yaptık. Yani oradan şeye gelmesi, ete kemiğe bürünmesi Şubat. Dolayısıyla orada arada aşağı yukarı 6-7 aylık bir süreç var. Zaten... Bir röportajın böyle bir hikayeye dönüşmesi çok da kolay bir şey değil, süreçte değil açıkçası. Ama benim herhalde en büyük motivasyonum, şimdi 19 yıl oldu, o zaman 18 yıl önce, kızımın dünyaya gelmiş olması. Kız babalığının bir şey motivasyonu var. Kadınlar için bir şey yapma arzusunu tetikliyor. O hep zaman içerisinde içimde kaldı. Yine kendi özgeçmişimde var, şu anda derneğin üyesi de değilim ama mesela yanındayız derneğin ikinci dönem, hatta üçüncü dönemde ayrıldım. O dönemde de yönetim kurulundaydım. O da kadınlar için çalışan erkeklerin bir araya geldiği bir dernek. Ve Says Network'ün içinde de 2016 yılında Says Network'ü kurmuştuk. 2019'da hemen Women in Says Network diyor. Böyle bir şey ekledik, katman ekledik sosyal proje gibi. Dolayısıyla onun eş başkanlığını yürütüyorum aynı zamanda. Böyle bir durum var. Yani aslında ben hep hikayenin içindeydim. Benim taraftan onun yazıldığı bir noktaya geldi konu. Geçen işte bir podcastdayken şey Mete, şeyi genç kadınlar için bir reçeten var mı falan diye sordum. Ben dedim ki hani doktor değilim yani reçete yazamam herhalde böyle bir yetkim yok ama hani bir kitap yazdık sonuçta onu genç kadınların okumasını tavsiye ederim diye. Ben böyle görüyorum ortaya çıkan işi.
Yani kız babalığı konusunu ben de yüreğimde tamamen hissediyorum. Benim de kızım işte 17 yaşında. Fakat şöyle bir gerçek var. Bunu da yani kabul edelim. Bütün kızların bir babası var. Babasız bir kız. Yani biyolojik olarak da şey olarak da neden bütün kız babaları kızlara bu kadar destekleyici olmuyor? Yani işin, kitabın konusu bu değil biliyorum. Ama hani şunu hakikaten merak ediyorum. Burada erkeklerin de yapacağı çok önemli şeyler var. Bunu hep konuşuluyor zaten ama hani kızların tamam kızlar şunu yapsın bunu yapsın kızlara şöyle destek olalım evet olan babalar da var ama bir de olmayanlar var aslında işin o tarafını nasıl görüyorsunuz bilmiyorum yani babanızın sizi nasıl şey yaptığını sen Zeki Dikker'in kızısın diye yani o nasıl sizin arkanızda durmuş ama yani bir şekilde herkes böyle değil bu konuda yapabileceğimiz bir şey var mı sizce yani veya bu konu hakkında bir şey yapılmalı mı sizce?
Yani ben açıkçası şanslı olan kesimdendim gerçekten. Hem babam çok açık fikirliydi hem de annem de çok güzel bir rol modeldi hayatımda. Onların ikisinin ilişkisi zaten çok çeşitli ve eşitçiydi. Belki hikayeye bakacak olursanız da hani o kadar rutininde Mesleğin kadına erkeği olmaz diyoruz şimdi bulunduğum şirkette de. Onu ben doğuştan aile içinde yaşamış bir kız evladım. O yüzden çok şanslıyım. Yani belki babalar sadece kız, evlat ya da erkek değil, sadece evlat gözüyle bakmakla başlayabilirler. Çünkü biz cinsiyetimizden bağımsız hakikaten tohumlarının yeşertmeye çalışan ve onlardan gördüklerimizi belki de bir çıtaya daha fazla yukarıya çıkmaya çalışan evlatlarız. Ve biz soylarının devamıyız. Her şekilde gurur duymalarının içinde elimizden geleni yapanız. Cinsiyeti ben hep bir kıyafet olarak görürüm açıkçası. Başka özellikler barındırır ama bence benim babamın bir erkek evladı olması da farklı bir sonuç yaratmazdı. Bir de şöyle bir farklılık vardı. kendi zevklerini yine cinsiyetimden bağımsız benimle paylaşabilendi. Örneğin ben çok iyi futbol oynarım. Benim çocukluğum hakikaten sokak arasında mahalle maçları yaparak geçti. Babamla araba yıkardım her pazar. Yani hiç aklımın ucundan geçmedi bu bir kadın işi miydi değil miydi gibi. Bir de babam mesela annemden daha güzel yemek yapardı. Annemden daha iyi ütü yapardı. Kendi ütüsünü kendi yapmak konusunda çok hassastı. Yardımcı bir insana bile bırakmazdı çünkü en iyi o yapardı. Dolayısıyla burada o kadar kalıplaşmış, etiketlenmiş roller var ki ben bu konuda kendimi çok şanslı görüyorum. Bugüne gelmemin de hakikaten ürünü, katkısı sevgili annem ve babama aittir.
Çok güzel.
Ergün? Şimdi Mete birinci bölüm biterken işte o evdeki kız çocuğunun anlattığımız birinci bölüm sonunda ben şöyle diyorum yani kitaptan da okuyabilirim ama aşağı yukarı okuduğunuz üzere bu hikayelerin büyük çoğunluğu şanslı hikayeler. Yani evrende o şanslı hikayelerin içinde doğmuş kişilerden biri ama ülkenin ve dünyanın büyük çoğunluğu o şanslı hikayenin içinde değil ve tam tersi pozisyondalar. Kitapta büyük çoğunluğu şanslı hikayeler, hepsi değil. O nedenle bazı hikayeleri okuduğunuzda aslında baba figürlerinin bu kadar kadını destekleyen ya da aileye katkı sağlayan figürler olmadığını da görüyorsunuz. O yüzden zaten kitabın sahiciliği ortaya çıkıyor. O nedenle aslında kitabın da varlığı biraz da bu baba figürünün geride kaldığı noktalarda çocukların kendilerine mentor bulmalarını, destekleyecek kişileri ne diyelim araştırmalarını fark etmelerini öğütleyen ya da işte onları oraya yönlendiren bir yapı var içeride. Bir de bazı hikayelerde baba olsa bile Mesela enişte girmiş de şeyi o değiştirmiş. Oradaki kurguyu değiştirmiş. Kimisinde abi değiştirmiş. Kimisinde anne figürü daha kuvvetli o değiştirmiş. Ben şimdi Evren'i çok yakında tanıdığım için onu biliyorum. Babası çok kıymetliydi. Yakın zamanda kaybetti bu arada tekrar. Başsağlığı dilemiş de olalım. Hikayeyi de çok yakından da biliyorum. Evren bir de belki onu da anlatır içeride ama insanların erkek ya kadın diye net ayrıştığı değil de erkek enerjisinde kadın enerjisinde içinde yaşadığını düşünen şeylerden yani insanlardan belki ona da değinir. Dolayısıyla aslında o dengeyi bulmakla ilgili galiba biraz da konu. Hani ailelerin de yapması gereken şey bir tık geride durduğumuzda biz tabi burada çok bilmiş bilmiş konuşuyoruz ama yani hayatın içerisinde o geçim sıkıntısını yaşayan Zaten hani çocuğunu göremeyen, kız ya da erkek orada katılıyorum, zaten ona yeterince değer verecek, anlayışlı olmayan, zamanı olmayan, odağı olmayan bir sürü insanlar var. Yani bu illa iyi baba ya da kötü baba olmasıyla alakalı değil de, hani sen dedin ya bütün kız babaları kitapta yazmıyor diye, bence bütün babalar kendi içlerinde mutlaka çocuklar için en iyisini isterler ama herkes neyi gördüyse oradan beslenerek hayata yansıtıyor ya. O yüzden bir adım geriye gittiğimizde hangi hayatın içinde yaşamışlar oradan aldıklarıyla bize neleri sağlamışlar hayatın içerisinde ona bakmak lazım diye düşünüyorum. Keşke bizimle aynı dönemde yaşamış olsalardı. Biz şimdi hani çok söz edildir ya anne babamıza da su taşıyan bir nesiliz. Çocuğumuza da su taşıyan bir nesiliz. Arada köle gibi bir şeyiz yani. O yüzden bizim dönemimizde yaşasalar onlar da çok anlayışlı, tabii ki sen en iyisini bilirsin falan diyeceklerdi profil olarak. Ama bizden bir önceki nesil, icat çıkartma diyen, sen sus otur diyen büyüklerin yanında vesaire böyle bir nesil. O nedenle kız çocuklarından ziyade çocukların harcandığı bir dönemden geliyoruz bence. Biz de fazlasıyla onlara destek olmaya çalışıyoruz. Ben kitap yazıyorum. Birisi çok iyi resim yapıyorsa çocuğunun resmini yapıyordur. Diğeri çok güzel şiir yazabiliyorsa şiir yazıyordur. Öteki çok güzel oynuyordur dışarıda. Bence bütün babalar kendi bildikleri dünya içerisinde ellerinden geleni en iyisini yapmaya çalışıyorlardır. Bambaşka kusurları yok sonunda tabi bilemem.
Ben kitapta şöyle bir aydınlanma yaşadım. Erkeklerin farkındalığı bence çok düşük. Yani herhangi bir konuda, kendisini tanımak konusunda. Hani şeyde de diyoruz ya, bunu örneklerinde Seriz Network'ta da konuşuyoruz diye hatırlıyorum. İşte hani bir kadın bir işe başvurmak için özelliklerin tamamının, iş ilanındaki özelliklerin tamamının kendisine bulunmasını da istiyormuş. Bir erkek %60'ını da başvurabiliyormuş falan gibi. Şimdi burada aslında erkek kendini tanımadığı için kendini hiç bilmediği için üstesinden gelirim diye düşünüyor. Bence oradaki cesaretin şeyi o kendini tanımamaktan kaynaklanan bir şey ve yani harekete geçmenin avantajını kullanıyor erkek aslında. Kadın da kendi özgüvenini sarsabilecek sorgulamalar yapmaktan kaçınmıyor. Yani erkek aslında çok kırılgan. Kendisini hiç sorgulamıyor. Sorgulasa o özgüveni acayip düşecek ve kendini bir daha oradan kaldıramayacak.
Kadında o güç var.
Kendisini tekrar var etme şeyi. O yüzden bence arada böyle bir fark var. Bir de şunu da farkına varıyorum. Kızımdan da görüyorum. Mesela arkadaşlar onun için çok önemli ya. Mesela bir yere gitsin istiyorum. Bak şurada şöyle bir şey var bak gitmez misin falan. Hiçbir arkadaşım gitmiyor falan diyor. Şimdi oradaki o kızların, kadınların, genç kadınların Birbirlik kurdukları bağ da çok kuvvetli. Sen diyorsun ya koçluk çok önemli. Aslında kadınlar birbirlerine koçluk da yapıyorlar. Tabii ki profesyonel anlamda olmuyor her zaman mutlaka ama birbirlerine destek alarak bu işi yapıyorlar. Erkeklerde hiç böyle bir şey yok. Biz hiçbir şeyimizi konuşmuyoruz birbirimizle. Erkek arkadaşlarımız da böyle. Ve çok kendi başımızayız yani. Böyle kararlarda kimseye danışmıyoruz, etmiyoruz, yürüyüp gidiyoruz falan. Böyle bir şey de var. Bence böyle yapısal bir fark da var. Bilmiyorum ne düşünüyorsunuz?
Ya ben şimdi biraz da erkeklerin olumlu yanlarından başlamak isterim. Yani şöyle de bir şey de var. Yani mesela bence bu futbol maç kültürü olağanüstü bir şey. Hiçbir kadının da böyle bir toplaştığı bir şey yok mesela.
Bir araya gelebilir miyim? Şimdi şöyle bir şey var. Aynı örneği ben de düşündüm.
Tamam.
Ben şöyle bir tahminim var. Hatta bunu çat çip ile konuşacaktım. Vaktim olmadı. Erkekler bir bütün halinde bir kitle olarak bir araya geliyorlar ve şey yapıyorlar. Ama kadınlar o toplum içerisinde de bireylerini, bireyliklerini koruyorlar bence.
Doğru. Çok doğru. Hatta benim de bir oğlum var. Hatta Ergün'ün... Allah bağışlasın. Sağ olun. Hep kız çocuklardan bahsediyoruz ama Ergün'ün de çok tatlı Can adında bir oğlu var. Benimkinin ismi de Can. Geçen gün hatta bir yemek yiyorduk. Ya dedim hep böyle bir topluluk halinde yürüyor. Çocuklardan başlıyor. Yani bir 10 yaşındaki bir grup hep böyle bir beraber hareket ediyor. Hani bir yerlerden doğru gelmediler onlar. Bir de genelde daha nasıl söylesem ayıp olmadan daha yüzeysel, hani daha eğlenceli, okey sorun değil konuları bunlar. Ama kadınların kendimden de bildiğim, bir arkadaş grubu bile bir araya gelsek hepimizin kendi bir ajandasıyla geliyoruz. Yani belli konumuz var orada. Bu hayatı daha iyi yaşamak da eğlenceli bir şey de olabilir. O zaman bazı planlar var. Nerelere tatillere gidildi, ne oldu, ne bitti. Veya kariyerle ilgili danışacaklarımız var. Benim genel gözlemlediğim erkek grupları bir araya geldiğinde Ne olabilir? İşte maç oluyor. Genel belki politika. Oraya kadar gidiyoruz. Yani başka bir konuya daha henüz şahit olamadım. Ama birebirde de şimdi Ergün bahsetti. Ben tabii bir eril-dişil enerjiye de inanan ve bunu biraz öğrenmek için çaba sarf etmiş biriyim. Dedim ya, cinsiyetler biraz kıyafet gibi geliyor bana. Bende de şu anda hem eril hem dişil enerji var. yaptığı çok güzel durumlar da var. Hani siz dediniz ya direkt başvuruyor. Çünkü ta bu en eski çağlara gittiğinizde erkek avlanan taraftır, kadın organize eden taraftır. Yani buralarda tükaka anlamına gelmez. Erilin de içinde barındırdığı, dişilin de yaratıcılığını kullandığı, bir bedende harmanlanıyoruz diyeyim ama genel tespitiniz bence de bir parça hani böyle grup psikolojisiyle hareket eden bir ekip var erkek deyince kadınlarda hatta grup bile olsa birbirini eleştirebilen bir dakika ya ben burada aynı fikirde değilim diyen ve bir nevi bazen de ya kadın kadına destek olmuyor mu acaba diye sorgulanan Bir görüntü sergilemekteyiz ama gerçekten içimize sinmeyeni genel olarak pek de kabulde bir yapımız yok açıkçası.
Sizce kadınların iş hayatında erkeklere nazaran daha sevecen olmaları bekleniyor mu diye sorsam?
Yani daha sevecen olmaları bekleniyor mu? Zor bir soru. Bir algı var hak veriyorum size. Yani bir anaçlık bazı yani gerçekten doğamızda var. Bunun kötü olduğunu hiç düşünmüyorum. Empati yeteneğimizin çok iyi olduğunu düşünüyorum. Birleştirici özelliğimiz var ve bu hani bekleniyor mudan ziyade bunun doğru yerde işe yaradığını artık şirketler de görüyor bence. Hani bunu söyleyebilirim ama Ergün'ün dediği bir şey daha var ki o da çok değerli. Artık gerçekten avcıyız da. Genelde bugüne kadar deneyimlediğimiz erkek liderlerde de hani hedefi göster, her ne olursa olsun biz onu alır getiririz idi. Şimdi kadın da hem o hedefi istiyor hem o hedefi alıp getiriyor ama benim görüşüme göre daha kolaboratif bir şekilde getiriyor. Biraz daha her sesi duyarak getiriyor. Genelde diyeceğim, bu da değişiyor bu arada, erkek liderlerimiz de değişiyor. O yüzden ne olur yanlış anlaşılmasın. Eskiden mesela farklı fikirlerin duyulması bu kadar olağan değildi. Tek bir lider olurdu, ne derse onu yapılırdı. Ama bence kadınların burada rolü çok fazla oldu. O da gerçekten özümüzden geliyor. Çünkü özde aileyi organize eden, koordine eden, doğamızda yer alan bir skill set var. Yani kimi zaman baba başka bir şey istiyor, birinci çocuk başka şey istiyor, ikinci bir de milli malılar var. Yani bunun koordinasyonu hep böyle bir multitasking gerektiren bir şey. Ekiplerde de ben mesela farklı fikir. karşıt fikir duymayı çok severim ve onların harmonizasyonuyla o hedefe ulaşıp onu kazanmanın da sahiplenme anlamında, ekibin sahiplenmesi anlamında ve liderlik anlamında çok büyük bir etki getirdiğine inanırım. Dolayısıyla Beklentinin dışında bu artık işe yarıyor. Yani kadın erkeğe de geçin. Burada avantajlı olan bazı skillsetlerimiz var. Erkeğin de var. Belki kadın da bazı detaylarda çok boğuluyor olabilir. Bakın hani ben de bir defect söyleyeyim. Erkeğin o da helikopter bakış açısının da avantajları var. Şimdi o ikisinin harmanlandığı, Cinsiyetsiz olduğumuz belki de. Çok daha güzel bir skill set var bence.
Çok güzel. Erkek bir şey söyleyecek galiba.
Ben şeyi söyleyeceğim. Kadına işte bu avcılık rolü geçmişte vardıysa Ne bileyim tavşan yakalıyordu belki geyik vuruyordu. da... Şimdi erkeklerle yarışıyor. Yani ortada bir tane büyük bir geyik var diyelim. Ona bir sürü zaten avlanmayı yüzyıllardır bilen erkekler koşarken onlarla beraber ona doğru gidiyor. Orada aynı şeyin içinde. Orada oluşan rekabette belki nasıl davranacağını da bilmiyor kadın.
Çok güzel. Aslında tam bu soruyu sormamın maksadı vardı. Şöyle söyleyeyim. Bir Amerika'da bir araştırma var. 2017 yılında yapılmış. Yeni ben de haberdar oldum. Şöyle bir şey söylüyor. Tam aslında Evren Hanım'ın söylediği şeyi destekler nitelikte. Diyor ki erkek liderin güvenilir olması için işini iyi yapması yeterliymiş. Fakat kadın liderin hem işini iyi yapması hem de etrafına karşı çok nazik olması gerekiyormuş. Yani ve birleştirici olması tam da tarif ettiğiniz gibi, Eren Hanım'ın tarif ettiği gibi olması gerekiyormuş. Fakat bunun tabi şöyle bir şeyi var yani bu çifte standartın aslında nasıl erkeği bir parça daha işlerini kolaylaştıran bir şey olduğunu aslında gösteriyor. Yani kadının böyle olması… Mesela Hillary Clinton'ın örneğini veriyorlardı o podcast, dinlediğim podcast. Yani çok işini, hakim bir kadın gibi gözüküyor fakat soğuk olduğu için bir şekilde o takdiri görmüyor kadın. Yani kadın hem işini iyi yapacak hem de çok kibar olacak, çok nazik olacak.
Doğru, çok doğru. Yani burada ben de katılıyorum ve Ergün'e de şöyle katılıyorum. Hani bu belli bir bölüm hakikaten daha önce bildiğimiz bir bölüm değil kadınlar olarak. Rekabetin şekli, tarzı, üslubu, yani erkeğin sert mizaçlı olması, yeri gelip bağırması da mesela… Ok, hiçbir sıkıntı yok ama kadının bir damla gözyaşları dökülmesi ki aynı duygudan oluyor. Ben kendimden size örnek vereyim. Erkek sinirlendiğinde kitabı fırlatıyor, bir şey olmuyor. Ben çok sinirlendiğimde ağlarım. Yani çok sinirlendiğimde ağlarım. ama bu bir zayıflık olarak görülebiliyor. O yüzden hani o şeyimden bir şey vuramadığım için ağlıyorum sonuçta ama belki erkek bir şey fırlatabiliyor ve böyle büyüdük yani böyle gördük hep. Ve o açıdan bir parça gerçekten haksız bir rekabet olduğuna ben de katılıyorum. Sadece günümüz dünyasının ihtiyacını biraz altını çizmek istedim. Erkek lider ve kadın liderlerin bir anda bir anlamda da ortak bir amaca hizmet etmesi lazım.
Yani hem öyle hem mesela ağlamanız bir zayıflık olarak değerlendirebilir ama siz de bağırsanız çağırsanız belki o da o kadar pozitif bir şey değerlendiremeyecek yani.
Tabii gözden yüz.
Ya eskiden hep bu şey vardı ya işte kadınlar erkekleri taklit etmek durumda kalıyor iyi ilerlik için falan aslında bu da değil yani. Veya bugün de değişen bir şey artık bu baktığınız zaman. Çok zor bir denge yani çok zor bir denge gerçekten.
Hatta biraz erkeği daha da taklit eden kadınlar da eleştiriliyor. Yani giyim kuşamından da ha evet kadınlığını o zaman kabul etmedin deniyor. Veya söylemin değiştiğinde böyle oluyor. Birini taklit ettin, öbür cinsi taklit ettin gibi de bir sürü eleştiriye maruz kalabiliyoruz. Evet.
Ergün? Yani bunun üzerine söyleyecek bir şey yok. Sadece erkekler arasında bence sessiz bir Evren şimdi buna kesinlikle öyle diyecek. Erkek tarafsız bence bir sessiz iletişim var. Sözsüz iletişim var. Var mı Evren?
Var. Çok eskiye dayanıyor. Bu sizin kültürünüzde var çünkü.
Yani erkekler belki daha geçmişten gelen takım olma halini geçmişten getirdikleri için kadınlar onu öğreniyorlar. Ama benim kadınlarda mesela yani konuyu iyice toplumsal cinsiyet eşitliği podcastine de çevirmeyelim de yani konu o tarafa doğru gitti baya. Ama kadınlarda benim çok özlendiğim şey hakikaten ikili üçlü olarak o arkadaşlıkları ve birbirleriyle her şeyi paylaşabiliyor olmaları. Senin söylediğin şey çok önemli, onu duydunuz ama bence bir erkeğe kadar hissetmemişsinizdir diye düşünüyorum. Erkekler yalnız o konuda. Yani bir erkeğin bir problemini başka bir erkeğe anlatma olasılığı çok düşük. Ama kadın onu hemen paylaşabiliyor, o yüzden kadınlar daha uzun uzun yaşıyor olabilirler yani erkeklere göre. Ama erkekleri de tabii ki bu rekabette çok geçmişten getirdikleri o sessiz bir dil ve iletişim olduğuna ben de inanıyorum. Kitapta Demet'in öyle bir bölümü var, bizim sahibinden humun genel müdür yardımcısı Demet. Bana Demet demeyin, Davut deyin diyordu bu diyor başlarda. Sonra ama diyor Demet oğul, Duğmuk ben kabullendim ve etrafımdakiler de benim bir kadın olarak başarılı olabileceğim kabullendiler diye. Bence kadınların, erkekleri taklit ettikleri dönemden Kendilerini fark ettikleri, tanıdıkları ve kadın gibi. Reklamlarda da görüyoruz işte kız gibi davran ya da işte reklam vardı. Ya bence onlar çok tetikliyor. Tabii bir de bu tür reklam gibi kitlesel konular ya zaten kitaptaki bir araştırma kadınların erkeklerden farklı olarak bir tane araştırma koyduk zaten kitabın içine orada da şunu söylüyor biz erkekler dediğim gibi bir şeye bir hedef var sonra koşabiliyoruz yani onun için bizim bir rol model falan görmemize gerek yok hemen harekete geçebiliyoruz kendiliğimizle o belki işte cahil cesareti belki geçmişten gelen yine kodlamalardan kaynaklı artık ne dersek adına ama kadınların bir role ya da bir hedefe ulaşabilmeleri için rol modelleri görmeye ihtiyaçları var. Visible Leadership Effect diyorlar. Aslında bence kitap da tam buna hizmet ediyor. Yani 12 tane çok farklı bölümlerden ve rollerden kadın, buyurun işte bunlardan birisi olabilirsiniz. Bak birisi evren başarmış, sen de başarabilirsin duygusunu yaratıyor diye düşünüyorum kitap. Hani erkeklerden kadınların bir farkı bu şeyi görmeleri, rol modelleri mutlaka görmeleri Demet de belki rol modelini gördü ve artık Davut değil de Demet demeye başladı kendine. Bence o tur bitti bir taraftan da. Toplumsal kitleleştiği bir taraftan da. Tabi çok yol var. Halbuki galiba %17 yönetimdeki kadın oranı vs. çok değişecek hikayeler var ama sadece o değil ki, bir de toplumun kendi Şeyleri var yani kadın ve erkeğin toplum içerisindeki rollerinin yeniden tanımlanması konuları da var. Sadece mesele kariyer değil ki yani hayatımızı onun için mi yaşıyoruz? CEO olmak için mi yaşıyoruz hayatımızı yani? Evet güzel bir hedef. Evet CEO olduğunda imkanların genişliyor, saygınlığın artıyor vs bunlar çok güzel ama yani çok az sayıda kadın ya da erkek zaten o role doğru uzanıyor. Ama hayatın anlamı da kariyerinde bir şey olmak değil yani. Kariyer bizim hayatımız akarken onun yanında o hayatı daha anlamlı yaşayabilmek için imkanlar oluşturmak üzere var diye düşünüyorum. Yoksa ona saplanıp kaldığında mutluluk bunun sonu yok ki. Kaç tane rol alırsan al üstüne daha fazlasını isteyeceksin. Dolayısıyla tatmin burada değil burada aramamak lazım diye düşünüyorum.
Kesinlikle yani bu bir nevi titriler, bu koltuklar, bu şeyler veya maaş şu bu falan filan bunlar dışsal hep faktörler, motivatörler yani bir şekilde. Zaten kitapta da hep gördüğüm hani insanların yani bütün kadın liderlerin bir iz bırakma şeyi var. Yani kimse başarıyı evet çok çalışmışlar bu noktaya gelmek için ama bugün hepsinin konuştuğu şey sonuçta o bir iz bırakmak, kendileri hakkında ne söyleneceği. Benim de böyle iş hayatımda yani işte ben de 20 seneden fazla yöneticilik yaptım. Bazı kadınlar, genç kadınları hatırlıyorum. Çok yükseleceklerini düşündüğüm hayatta. Bazıları evet yükseldi, bazıları yükselmedi. Ama dönüp de onlara şey sormadım yani. Soramadım da, sorulmazdı da herhalde. Yani hayatınızdan memnun musunuz diye. Yani illa çünkü bu benim için hani bu çok yükselecek. Yükselmek değil ki tek yani şey aslında hedef. Bilmiyorum Evel Hanım ne der?
Ya haklısınız. Tek hedef o asla değil. Bilmiyorum kitabın çizgisinden biraz çıkıyor olabilir miyim ama yükselmek isteyen kadınlar için de erkeklerle aynı şartlar geçerli asla değil. Yani düşünmek zorunda olduğumuz ki Ergün de hani ben de o 12 kadının hikayesini okuduğumda bazı benzerlikler de görüyorum. Çok fazla zorunluluklar da var. Yani bir erkek belki bunları önceliklendirmiyor. Bir kere kariyerinizin belli bir yerine geldiğinizde, en doğal hakkınız olan anneliği seçmek istediğinizde bir şekilde bir ara vermek durumunda kalıyorsunuz. Ve o ara öyle bir araf ki duygusal olarak, hormonal olarak, zihinsel olarak yapmak istedikleriniz ve karşılığında hissettiklerinizle ilgili. Ama hani bir babayı da düşünebiliriz o anda. Bu şu demek değil asla hani o da evladını aynı anne gibi seviyordur ama Bir kere zaten bağımlılıklar farklı. Yani çocuk anneden besleniyor gibi. Sonra onun hormonal dengesinin babada bir karşılığı yok. Onun gelgitlerinin falan. Ve hep böyle bir vicdan azabı var. Hep böyle bir işe gittiğinde acaba evlat ne yapıyor hikayeleri var. Yani kolay olmuyor, onu söylemek istiyorum. Bir erkekle gerçekten kıyaslandığında çok farklı bir serüven. Ve bu yolculukta kadının gerçekten neyi istediğini toplumsal bariyerlerden uzaklaşarak bulması da bir mesele. Yani şimdi artık günümüzde ekonomiye katkıda bulunması da bekleniyor bir kadından. Aynı Ergün'ün bahsettiği gibi işte avcı da olacağız. İyi de bir anne olacağız, iyi de arkadaş olacağız, iyi de evlat olacağız, iyi de bir iş çalışanı olacağız, işveren olacağız, iyi eş olacağız. Bir sürü bir titir var orada. Bunların hepsini dengelemek hakikaten çok çok zor ve ben şu anda kendi… Peerlerime bakıyorum, erkek peerlerime bakıyorum. Hakikaten bir sonraki role gözü kapalı atlayabiliyor ve en büyük güvencesi de eşi oluyor. Şimdi dünya birazcık da aslında kadınların da o gözü kapalı atlayabildiği ve eşine güvendiği halleri arar durumda sanki.
Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır lafı vardı. Dedim, acaba tersi var mı diye arattım. Her başarılı kadının arkasında bir erkek vardır, var mı diye arattım. Kütahya Belediyesi üç gün önce paylaşmış, her başarılı kadının arkasında bir Atatürk var, bir Atamız var gibi bir şey söylemiş. O da gerçekten çok doğru.
Çok doğru.
Ve yine bir sonrakine gidecekseniz de her başarılı kadının arkasında, çok özür diliyorum yine, bir anne vardır diyebilirim.
Mutlaka, mutlaka.
Hakikaten genel olarak benim de kendime özgüvenim zamana yayıldı. Yani çünkü bir kadın olarak da erkek egemen bir sektörde varlık göstermeniz hep sanki biri on yapmak üzerine gitti. Yani hep böyle yapmalısın zaten ki daha yani ol, hak et, et. Ve Ergin'in çok güzel bir podcast'ta yine söylesi vardı. Yani bir türlü bir layık olma mücadelesi veriyor kadın. ve o kadar yıl bunu hani rakamlar gösteriyor satışta birincisin oradasın buradasın şuradasın ya geldim geldim geldim o noktaya ya dedim bir dakika Ben gerçekten bir saniye dedim ya ben bu oyunu bir dakika kurmak istiyorum tekrardan ve risk almak istiyorum ve hayatımda gerçekten benim çocukluğumda da oralarda okuduysanız yani daha checkingenimdir yani bugün beni gördüğünüz halinizden çok daha farklıydım. Eve misafir gelse odasında duran bir çocuktum. Çok konuşamayan ama yazan bir çocuktum gibi. Ama artık o öyle bir dolmuştu ki ben de bir dakikaya artık bu haksızlık, adalet istiyorum dediğim ve risk almayı göze aldığım, gözümün de döndüğü ve ne olursa olsun ben buradan bu oyunu kendime göre çevireceğim dediğim bir karar anıydı. Duygu daha ziyade bir öfkeydi. Hiç yalan söylemeyeyim size Mete Bey. Ve artık şey, razı olmama haliydi. Ben buna artık razı değilim. Ve bu yolsa bu yol başka bir alternatif sunacaklar yoksa da ben kendime farklı bir yol çizeceğim duygusuydu. Ve bu çok güçlü bir duyguydu. İyi ki de öyle oldu. Yani insanın kendine verdiği değer belirliyor aslında, hayatta gördüğü de değeri. Hani burada ben ahkam kesmek istemem, ben bu konuda çok iyiyim demem ama böyle bir te anları var ki kendime bunu aynalayabildiğim ve o her köşe dönüşü bende farklı bir açılım getirmiştir. Dolayısıyla o an öyle bir andı. Hele ki kadın arkadaşlarıma satışı pek istemiyor kadın arkadaşlarım genelde. İşte diyorlar ki mesela anne olunca nasıl emzireceğim? Ya diyorum orada da cesur olun daha güzel işte arabanız var. Gidersiniz arada beslersiniz, dönersiniz ve yani gerçekten potansiyellimizin farkında değiliz neler yapabileceğimize dair. Ve cesur olun yani kendinizi var etmek için cesur olun diyorum ve bunu da çok yürekten söylüyorum. Kendi gelişime bakarak yani inanın kendi öz annem babam da beni bugün bu halimle tavsiye etmiyordu. İnanın yani kendiniz var ediyorsunuz kendinize. Elbette çok destekleri var. Ama cüret etmek, azmetmek, üzerine sebat etmek, azim koymak ve çok çalışmakla hakikaten kendinizden daha iyi versiyonunuzu yaratabiliyorsunuz bence.
En son iki şeyle toparlayalım istiyorum. Nasıl devam edecek? Neler hayal ediyorsun? Moonshot'ın ne? Onu biliyorum da yani kitabı kaç kişiye ulaşması konusunda şeylerim var. Onlardan kısaca bahsedersen.
Bahsedeyim. Üniversitede okuyan kız, öğrenci sayısı şu anda yaklaşık 3.8 milyon. Erkeklerden de fazla, yüzde 52 galiba. Dolayısıyla ben kitabın 3.8 milyon kişi yol açmasını hayal ediyorum tabii öncelikle. Bunlar sadece üniversitelerde olan profiller. Ama daha önemli bir şey var. Bu kitabı biraz ben böyle bir portal gibi, bir kapı gibi tanımlıyorum. Aslında bu vesileyle Bu dönüşümü nasıl sağlayacağız şeylerde? Evet kitabı okudular, düşme anlarını gördüler. Düştüğün yerde hazinen sakladığında da çok enteresan, mistik bir şey yok. Hayatımızdaki kırılma anlarında, düştüğümüz anlarda oradan öğreniyorsak hazinemizi alıp gidiyoruz. Oradaki öğrenme hazinenin kendisi. Joseph Campbell'ın Kahraman'ın Sonsuz Yolculuğu'ndaki modele uygun, onun giremediğin mağarada hazinen saklamak diye bir sözü var ama onunla birebir aynı şeyi anlamı taşımıyor. Bir de daha öğrenmeye yani düştüğün yerde öğreniyorsan zaten hazinini bulmuşsun demektir diye. Evet ona katkı sağlıyor. Bir de şöyle bir şey düşündüm. Hep kitaplarda vardır ya işte bu kitabın geliri şu vakfa bağışlanmaktadır, işte şuraya bağışlanmaktadır gibi. Ben açıkçası kitabı onu yazmadım. Çünkü biz Darüşşafaka'yla örneğin çok uzun yıllardır işbirliği yapıyoruz Say's Network tarafında. Zaten yapıyoruz yani onlar yaşamımızın bir parçası öyle ekstra bir şey eklememize gerek yok veya bazen de şöyle de oluyor bir pazarlama hikayesi gibi oluyor kitabı ona eklediğinde sanki bakın bu zaten çocukla gidecek sizde alın katkıda bulunun gibi oluyor ben kitabın kendi değeriyle ortada durması gerektiğine inanıyorum Ama şöyle, bugün mesela biz bir kitap siparişi veriyorduk. Şey demişler, işte Ergün Bey'in telifinden mi düşelim bunu diye. Telif benim değil ki, telif zaten çocuklara gidecek. Bunu ekstra bir yerde söylemeye gerek yok. Ama daha önemli bir şey yapacağız. Madem bu kadar rol model kadınla temasımız var. 12 tanesi zaten kitabın içinde. Ama onun dışında yüzlerce rol model olabilecek olan kadınlar var. onların mentor oldukları şirketlerinde saç imkanı sağlayabildikleri genç kadınlara aynı zamanda da gerek kitabın gelirleri gerekse ben ve arkadaşlarımın da farklı arkadaşlarımın da kitaptaki kadınlar bunun bir şeyi değil yani taahhüdü değil beraber ihtiyaç sahibi olan çocuklarına burs verilebilecek bir yapı oluşturmak bunun da adını düştüğün yerde hazinen saklanır kitabın adı hazineni keşfet diye bir toplum kurduk aynı anda hemen kitabın çıktığı hafta 11 kız öğrenciyle bir araya geldik. Şimdilik beraber yürütüyoruz o süreçleri. Linkedin'de bir sayfası var bunun. Orada her gün bir içerik çıkılıyor. Instagram'da hazinenikeşfet.net diye bir sayfa var. Orada içerikler çıkılıyor. Bunu bir topluluğa dönüştürüyoruz ufak ufak. Ki 10 yıldır da Say's Network topluluğunun zaten verdiği de bir deneyim var. Onunla beraber iyi bir yolculuk olacak diye düşünüyorum. Nihai amacım da bunu bir vakfa dönüştürmek ve benim haricimde de bir sürü insanın katkı sağladığı, burssa bu onun düzenli olarak verildiği, mentörlükse mentörlüğün, stajsa stajın ama daha da önemlisi Kadınların birbirleriyle temas kurabildikleri, networklarının olduğu ve birbirlerini destekleyebildikleri o evrenin söylediği kitlesel yapıyı oluşturabilmek. Hani maça gidince böyle çok kalabalık gidiyoruz hikayesi gibi. Belki o öğrenmeye de katkı sağlar diye düşünüyorum. Hep bu işlerde burs konusu öne çıkıyor. Çocuklara da sorsak, para mı istersin, mentörlük mü, staj mı diye. Çocuk muhtemelen önce parayı isteyebilir kendi doğası gereği. Ama biz aile olarak, zaten kitapta da onu çokça vurguladık. Bir şey olsun, staj yapsın bir yerde, bir mentörü olsun, öğrensin, usta-çırak ilişkileri ve iş hayatına başladığında kendi yolunu çizebilsin ve devam edebilsin, ayaklarını yere güçlü basabilsin diye. Ben bursu biraz daha da şöyle değerlendiriyorum yani belediyenin, devletin zaten verdiğin yanında bizimki ne olabilir ki? Türkiye'de bir sürü kurumlar var. Ben gerçekten bir kız çocuğu eğitimini ara vermek durumunda kalabilir. Kalırsa maddi sıkıntılardan dolayı ona dokunmamız lazım. Orada dönüşüm var. Öteki türlü hani üç günde bir kahve içiyorsa her gün kahve içecek belki yapacağımız. Ama gerçekten bir, iki, üç, on, yüz neyse hayata dokunmak diye bakıyorum hikayeye. Dolayısıyla bu kitap bir araç bizim için amaç değil. Çok kişiye ulaşması ve çok satın alınıyor olmasının böyle bir katkısı olur yaptığımız işe.
Değer Yaratma'nın formülünü soracağım sizin için. Evren Diker'in Değer Yaratma formülü nedir? Yani sizce, hep onu konuştuk aslında şey boyunca ama…
Yani Değer Yaratma formülü bence kendini tanımakla başlıyor. Kendine inanmak ve sonrasında da gerçekten daha iyi bir versiyonun peşinde azmi göstermekten geçiyor. Yani ve bunun gerçekten hiç kariyerle de ilgisi tamamen yok. Daha iyi bir insan olma kitapta da yine bahsediyorum. Ben çok şükür oğlum olduktan sonra bunun değerini, kıymetini, özenini anladım. Ona iyi bir insan olarak rol model olmak demek kendi değerlerimde. Tabii ki de kariyer de bunun bir parçası ama tamamı hiç değil. Daha iyi bir insan olmak anlamında, katkı değeri daha fazla olan bir insan olma yolundaki yolculuğu oğlumla aslında kazandım. O yüzden formülüm benim kendimizi iyi tanımak, potansiyelimizi belirlemek ve üzerine de bu azmi eforu koymak diyebilirim.
Harika. Ergün?
Biz 17 Nisan'da Bias Business School'da Londra'da The Source Summit diye bir şey yapıyoruz. Oradaki belli bir grup şeyin yani biletli bir katılım değil yani bir davetli bir grup gelecek aşağı yukarı 100 kişi kadar. Böyle yerli yabancı konuşmacılar var. Oradaki temamız merak. merak üzerine ilerliyoruz o nedenle bence bu sorduğun sorunun tek bir kelime söyleyecek olsam merak olur ama daha çoğaltacak olursam da kitabın aslında arka kapağında sen çok dikkat etmişsindir tahmin ediyorum işte teşebbüs edersen tesadüf eder diye çok sevdiğim ve kullandığım bir laf bu bence mesela kadınlar için o en baştan beri konuşuyoruz ya başından beri işte kadınlar düşünüyor düşünüyor düşünüyor harekete geçmekte tam hazır olduklarına ikna olmak istiyorlar ama erkekler hemen giriyorlar diye işte bu teşebbüs etme hali kadınların belki bu sözü daha dikkatli görmeleri bakmaları bunu fark etmeleri lazım diye düşünüyorum. Hakikaten bir role talip olmak ya da bir şeye talip olmak bir hedefe. Önce oradan başlıyor. Kapıyı açan kilit bu gibi geliyor bana teşebbüs etmek. Nasıl yapacağına da yolda bakmak. Herhalde değer yaratmanın formülü olabilir diye düşünüyorum.
Harika. Ergün böyle çok ince düşünceli bir insan. Bana kitabı imzaladı. Bu arada oraya imzaladı. Daha doğrusu şöyle bir not düşüyor orada fark ederseniz. İnisyallerini bırakıyor oraya işte. Teşebbüs edersen tesadüf ederek. Kız babası arkadaşlarının kızlarına kitaplarını imzalarken benim kızıma da imzaladı. Bir kitaptan bize şeyi sordu. Sence hani neyi duymak ona iyi gelir? Konuştuk üzerinde o kitabın ilgili yerini o hemen tabi aklında var. Orasını imzaladı baktı senin için bir yer altını çizdim. Onu sana işte armağı veriyorum veya sana şey yapıyorum gibi. Çok hakikaten hoş bir şey, düşünce bence de bir yazar içinde. Ben size çok teşekkür ediyorum katıldığınız için. Zamanınızı ayırdığınız için de biraz süre de geçti kusura bakmayın. Var mı beklemek istediğiniz bir şey son Evren Hanım?
Yok, çok teşekkür ederim. Başta size bu ev sahipliğiniz için çok teşekkür ederim. Sonra da Ergün'e çok teşekkür ediyorum. Hakikaten benim yolculuğumda da kendisinin dokunuşu çok değerlidir. Onu da atlamak istemedim açıkçası. Hakikaten kadınlara verdiği desteğin Ben de bir örneklerinden bir tanesiyim. Gerçekten manevi olarak da sosyal ortamlardaki verdiği olanaklarla bunu ben de hissetmiş bir kadınım. O yüzden kendisine de çok teşekkür ediyorum. Ve katılımcılara da teşekkür ederiz. Gerçekten çok güzel sorular geldi. Çok bizimle iç içeydiniz. Suç lisan ettiysek affola. Çok teşekkürler herkese.
Evren'e çok teşekkür ederim yol arkadaşlığı için. Şey dedik ya kışta, her başarılı kadının arkasında, erkeğin arkasında bir kadın vardır diye. Hem bugün Evren benim arkamda değil, yan yanayız. Bunu bir başarı olarak kabul ediyorum bu programda. Yanımda olduğu için teşekkür ederim. Tabii hayatımın 20 yılına bakınca, son 20 yıldır da eşim arkamda değil, yanımda. Birçok şeyi birlikte yapıyoruz. Bazen ben önde, bazen o önde, ben geride. Dolayısıyla bence her başarılı insanın yanında ona destek olan, onunla beraber yürüyen insanların olması da kıymetli diye düşünüyorum. Öyle bir teşekkürü hem bu akşam için Evren'e hem de sevgili eşime de yapmış olayım.
Süper, yürekten katılıyoruz. Çok teşekkür ediyoruz herkese. Katıldığınız için de arkadaşlar
Bu podcastı Değer Yaratma'nın çerçevesinde oluşturan davranış bilimi, kişisel girişim, girişimcilik, pazarlama ve inovasyon alanlarından, yurt içinden ve yurt dışından bilim insanlarına, akademisyenlere, tasarımcılara, iş insanlarına, danışmanlara ve eğitmenlere Değer Yaratma formüllerini soruyorum. Amacım Türkiye'de değer yaratmaya çalışan kişilere konutlarımın deneylerinden ilham vermek. Hatta ilham vermenin ötesinde elimden geldiğince bu yolda kolaylaştırıcı olmak istiyorum. Bu amaçla kurduğum Kitap ve Sinema Kulübü'ne, verimlilik ve üretkenlik alanındaki uygulamalar hakkında bilgi alışverişinde bulunduğumuz Dijital Akık Kulübü'ne katılabilirsiniz. Eğer kariyerinizde bir değişiklik ya da mevcut işinizde kendinizi geliştirmek istiyorsanız, farklı disiplinlerden, kafe dengi, öğrenmeye açık insanların birbirlerinin gelişimine, üretimine, destek, ortak olma tabiriyle bir araya geldiği dergâh toplumunuza katılabilirsiniz. Tüm bu topluluklar hakkında daha fazla bilgi almak ve kayıt olmak için açıklamalarda linkini bulacağınız patreon.com veya metahursever.com'u ziyaret edebilirsiniz.
İş yerinizde tasarım olarak bir düşünme yaklaşımıyla
problemlerinizi yeni bir bakış açısıyla çözmenizle size nasıl yardımcı olabileceğimi öğrenmek için ise info.metahursever.com'a mesaj gönderebilirsiniz. Bu podcasti beğendiyseniz lütfen arkadaşlarınızla paylaşmaktan, takibi almaktan ve değerlendirme bırakmaktan üşenmeyin. Eleştiri, beğeni ve önerilerinizi bekliyorum ve şimdiden teşekkür ediyorum. Tekrar görüşünceye dek sağlıkla kalın, hoşçakalın.
