Sağlıklı Podcast: Düştüğün Yerde Hazinen Saklıdır

In this episode of the Sağlıklı Podcast, host Elif Elkin interviews Ergün Güler, founder of Sales Network and author of the book "Düştüğün Yerde Hazinen Saklıdır" (Treasure Hidden Where You Fall). The conversation explores the origin of the book’s title, its structure, and the stories of twelve women leaders whose experiences form the core narrative. Güler explains that the book is not a conventional personal‑development manual but a collection of real‑life stories organized around Joseph Campbell’s Hero’s Journey, divided into six stages from childhood to wisdom. Themes of success versus failure, gender‑specific challenges such as imposter syndrome, and the importance of visible role models (the "Visible Leadership Effect") are discussed. The target audience is primarily young women aged 17‑28 (about 3.8 million university‑age women in Turkey), though the content is also relevant for older professionals. Practical workbook sections and exercises accompany each story to prompt self‑reflection. Güler describes his broader work with Sales Network, the Women in Sales Network, and gender‑equality initiatives, highlighting statistics that only 17 % of CEOs are women and the need for more role models. The interview covers distribution plans, community building through the "Hazinenizi Keşfet" platform, mentorship, scholarships, and plans to expand the book’s reach through university visits, podcasts, and a video library of role‑model messages. Finally, Güler shares his personal mindset on failure—viewing it as a learning experiment rather than a defeat—and his routines for mental health, emphasizing honesty, solitude, and focusing on effort over outcomes. The episode ends with reflections on sustainability, the challenge of maintaining impact, and gratitude for the collaboration.
Chapters
Herkese merhaba, ben Elif Elkin. Sağlıklı Podcast'ta uzun, anlamlı ve de sağlıklı bir yaşam için yapılması ya da yapılmaması gerekenleri ben soruyorum alanında uzman konuklarım anlatıyor. İlham almak için dinlemeye hazır mısınız? Sağlıklı Podcast'ın yeni bölümüyle karşınızdayım. Bugün konuğum, Sales Network kurucusu, düştüğün yerde hazinen saklı kitabının yazarı, sevgili Ergün Güler. Ergün'cüğüm, Sağlıklı Podcast'ta ikinci kez hoş geldin.
Hoş bulduk Elif, teşekkür ederim davetin için.
Seni dinleyenlerin çoğu tanıyor ama ben yine de kısa versiyonda olsa bir tanıtmak istiyorum. Ergün, yaşam misyonunun insanları bir araya getirmek olduğuna inanıyor ve bunu da bana sorarsanız çok iyi yapıyor. Bu yüzden de 1999 yılından bugüne dek gerek online gerekse offline birçok platformun kurulmasına liderlik etti. Son olarak da 2016 yılında Sales Network topluluğunu kurdu. Bugün Sales Network de çok farklı organizasyonları bünyesinde barındıran bir grup olarak hem Türkiye'de hem de yurt dışında faaliyetlerine devam ediyor. Bununla birlikte Ergüngüler toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda da çalışmalar gerçekleştiriyor. Yanındayız derneğin ikinci dönem yönetim kurulu üyelerinden ve satış dünyasında kadın erkek dengesinin sağlanabilmesi için çalışmalar yürüten Women in Sales Network eş başkanı ve düştüğün yerde hazinen saklı kitabı. Hemen hızlıca geçtim aslında Sales Network bir dünya ama kitabı konuşmak istiyorum bugün seninle. Düştüğün yerde hazinen saklıyı, ben de bir parçasıyım, on üçte biriyim diyelim. Bundan da gurur duyuyorum. Umuyorum ki okuyanlara vermek istediği ilhamı verir. Şimdi burada kitabı konuşmaya başlamadan önce aslında isim çok iyi bir isim. Şöyle bir şey sormak istiyorum başlamadan. Kitabı oluşturduktan sonra mı ismi koydun, baktın ki herkesin düştüğü yerde bir hazine var. Yoksa sen zaten düşüldüğünde mutlaka bir hazine olduğuna inananlardan mısın? Önce ismi koydun, sonrasında kitap geldi.
Teşekkür ederim Elif. Kitapla ilgili sohbet ettiğim, online podcast anlamında söylüyorum. Sohbet ettiğim ilk kişi sensin. Bu da benim için çok hem değerli hem anlamlı. Hem kitabın parçası olduğun için hem de sen her zaman insanı neşelendiren, pozitif enerji yükleyen biri olduğun için seninle birlikte olmaktan çok mutluyum. Sabahın erken saatlerinde yapıyoruz hatta programı. Benim için erken ama Güzel bir gün başlangıcı oldu. Ya biliyorsun, hikayeler geçmişe doğru yazılır. Hiç böyle ileriye doğru olmaz yani. Önce bir hikaye olursa onun adını koyarsın. Düştüğün yerde hazinen saklıdır da sonradan ortaya çıkan bir isim oldu. 12 kadının hikayelerindeki ortak örüntülere bakınca aslında ortaya çıktı. Mutlu eden tarafı şu, hakikaten al beni diyor isim. Biraz beni tereddütte bırakan tarafı da şu oldu, tam bir kişisel gelişim kitabı gibi algılanıyor. Aslında bu tam bir kişisel gelişim kitabı değil. Ben kendimi kişisel gelişim uzmanı olarak da tanımlayamam, öyle bir misyonum da zaten yok. Ama altta biraz dengeledik yani, alt başlıkta kadın liderlerden yaşam dersleri diyerek dengeledik. Çünkü içinde gerçek hikayeler var. Evet, çalışma alanları var baktığında. Belli mesajlar var. Temelde biliyorsun yaş aralığımız böyle 17... Ben biraz daha açıyorum, 28 yaş aralığı diyorum buradaki özellikle kadınlar. Dolayısıyla onları yakalayacak birçok içeride oyuncak var diye düşünüyorum. Ortaya çıkan işten de çok gurur duyuyorum birlikte başardığımız şeyden.
Kesinlikle öyle. Parçası olmak benim için de gurur verici. Şimdi standart bir kitap yazmadın çünkü sen. Hani nasıl CEO olunur, nasıl başarılı olur tadında böyle didaktik bir perspektiften ziyade aslında içinde insan olan, kadın olan, başarı olan, başarısızlık olan samimi bir şey ortaya çıktı. Konuşturdun da konuşturdun bizi. Her şeyi de döktük gibi de bir durum oldu. Hatta bir ara Sohbet sırasında sana söylemiştim psikolojik terapiye seansa bağladık diye. Şimdi düşmek kelimesi tabii insanlarda farklı algılar yaratıyor. Hani düştüğün yer genelde canının yandığı yerde olabiliyor. Ama sen burada oradan nasıl bir dönüşüm yaşandığını hikayelerle paylaşmış oldun. Bu 12 kadında hani elbette ki ortak pek çok şey gördün. En çok nerelerde düşünmüş, en çok nasıl başarı elde edilmiş? Yani 360 derece geriye dönüp baktığında böyle ortak noktaları neler kaldı sende?
Evet, ortak noktaları konuşalım. Ama mesela başarı-başarısızlık diyoruz ikimiz de başladığımızdan beri. Yani içinde hep geçti. İşte o yüzden diyorum ya kişisel girişim kitabı gibi olması meselesi de bundan kaynaklanıyor. Bir başarı reçetesi sunacak bir kitap yok ama... Aslında biraz daha başarısızlıklar üzerine veya işte o takıldığın alanlar ve onların nasıl açtığınla da ilgili... Bence en değerli konulardan bir tanesi ama sonra konuşalım bunu. Başarı tanımını istedim ben kadınlardan. Ortak başarı tanımını aldım. Hiç de öyle herkesin düşündüğü gibi değil başarı tanımları. Mesela bu bir ortak örüntü diyebilirim. Benim en çok dikkatimi çeken ne oldu dersen? Tabii kadınları anlamakla da ilgili bir şey bu. Erkek olarak sonuçta o söyleşileri yaptım ve evet biliyorum çevresel olarak da kadın davranışlarını gözlemliyorum ama arka arkaya 12 kadınla bunu konuştuktan sonra çok net fark ettiğim şey şu oldu, kadınlarda yetişememe ve yetersizlik. Duygusunun çok baskın olduğunu gördüm. Herkesin ortak söylediği konulardan bir tanesi buydu. Bunu aşabilenler zaten bugünkü noktaya gelebilmişler. Yüzde yüz aşmak da belki çok mümkün değil. Hep konuşulur belki standart bir şey. Erkekler harekete geçer. Erkekler herhangi bir rol olabilir, herhangi bir hedef olabilir. Bunu gördükleri anda erkek harekete geçer. Kadın kendini ölçümlüyor. Ben buna layık mıyım? Hazır mıyım? Bütün çevresel faktörlere bakıyor ve gerçekten hazır olduğunda harekete geçiyor. Erkek yollu kervanı yolda düzeltiyor. Bence temel farklılıklar bunlar.
Şeyi biliyor musun? Lafını balla keseyim. Sanırım KariyerNet'in bir araştırması vardı. Bir rol için diyelim ki beş tane kriter isteniyor başvuru aşamasında. İngilizceniz şu düzeyde olmalı. 15 yıl liderlik yapmış olmalısınız. Bla bla bla. Beş tane kriter düşünelim. O role kadınlar %80'ini tutmadan kriterlerin, başvurmuyor bile. Ve erkekler %60'ı gördüğünde başvuruyor. Aslında söylediğine çok örtüşen bir araştırma bu. Beni de çok etkilemişti hatta. Şuursuz özgüven demiştim o zaman ama o bir cesaret gerçekten. Evet. Yetmezse engel oluyor bazı şeylere doğru.
Çok engelli oluyor. Bir de yetişememe duygusu var kadınlarda. Onu çok gözlemledim. Şimdi erkek ve kadın rolleri yani toplumsal roller tabii çok etkili burada. O yüzden ben de hani sen de sağ ol en başta tanıtırken benim toplumsal cinsiyet eşitliği tarafındaki rollerimi de söyledim. Yani bu biraz misyon gibi, biraz hayatın getirdiği gibi. Ben ödülüne öyle gelmedim. Zaten o ayrımı farkında olan biri de değilim yani. Kadın-erkek ayrımın rolleri anlamında bir hayatın içinde doğduk ve işte kadınların rolleri vardı, erkeklerin rolleri vardı, onları üstleniyorduk vesaire falan. Şimdi biz hem kadınların çalışmasını istiyoruz aktif olarak, yani aile bütçesine katkıda bulunmasını istiyoruz. Ama bir taraftan da daha önce getirdiği rolleri de bırakmamasını istiyoruz. Yani çocuğun bakımı, evle ilgili işler, aile sorumlulukları vs. gibi konular. Dolayısıyla kadının aslında üç rolü varken o rol dörde çıkıyor. Dördüncü rolde çok büyük yani iş hayatının içinde olmak zaten başlı başına önemli bir zaman alan. ve birçok kişiden fedakarlık etmen gereken bir rol. Şunu düşündüm aslında buraya da gelmeden önce. Erkekler ve kadınlar rollerini değiştirse kadınlar belki erkeklerinkini kabul ederler. Ben de erkeklerin yaptığı işleri yapayım. Buna razıyım derler ama erkekler kadınların yaptığı rolleri kabul etmezler. Yani aradaki o dengesizlik kadına yetişememe, yeterli olamama duygusunu veriyor. Şimdi konuşacaksak şimdi söyleyebilirim. İleride sohbetimizin bir yerine gelirse o zaman da söyleyebilirim ama Hikayedeki kadınların büyük çoğunluğunun bunu nasıl aştığının ortak bir formülü var mesela. Ve onu aşabildikleri için de bir sonraki aşamaya geçebilmişler iş hayatında. İstersen onları da konuşuruz.
Tabii tabii çok istiyorum. Şimdi tam da Dünya Kadınlar Günü'ne, az vakit kala Dünya Kadınlar Günü'nün etrafında aslında bu konuşmayı yapıyoruz seninle. Bu da çok kıymetli. Dediğine çok katılıyorum. Yıllar evvel bir mülakatta bana nasıl demişlerdi, böyle bir görüş mülakat mıydı, görüşme miydi, tam da emin değilim ama, yani nasıl oluyor böyle hani çalışan kadın olarak hem iş, hem ev, hem çocuklar, evlilik, işte bir yandan da spor yapıyorsunuz falan filan. Ben de demiştim ki, bunu kaç tane çalışan erkeğe sordunuz? Yani dediğin o kadar doğru ki öyle bir kabullenilmiş roller ve kabullenildiği düşünen işler var ki cinsiyetler arasında. O tarafta bu sefer zaten benim sadece yalnız başıma bunları başarabiliyor olmam lazım algısıyla da kadın o. Yetişememe, yetersizlik duygusuna belki de kapılıyor. İstersen yeri gelmişken nasıl çözmüş kahramanlar bunu nasıl aşmışlar? Onu da anlat sonra başka bir şey soracağım.
Tamam. Kendi içlerini nasıl çözmüşler? Aslında senin de galiba bir bölümünde değindiğin bir konu içeride geçiyor kitapta. Genellikle problemler dışarıda çözülmüyor, içeride çözülüyor ya. Yani senin aldığın kararlarla, senin çizdiğin sınırlarla dönüşüyorsun. Dışarıdan hiç kimse senin dönüşümüne, dönüşüm hikayenle müdahale edemiyor. Evet, esinlenebilirsin mesela. Kitabın bence öyle bir misyonu var. Bu kitabı okuyup kendisinde o dönüşümü hissetmeyecek genç kadın olacağını düşünmüyorum açıkçası. Ona fayda sağlayacak elbette. Dışarıdan böyle bir dokunuş söz konusu olabilir ama temel değişim içeride yaşanıyor. Bizim hikayemizdeki kadınlar da koştuk almaları ile başlamış. Koştuk aldıktan sonra kendi iç yolculuklarına çıkmışlar. Her şeyi yeniden tanımlamışlar. Ve her şeye yetişmek zorunda olmadıklarını, yavaşlayabileceklerini, acele etmelerinin çok hayati olmadığını fark etmişler. Ve ondan sonra aslında dönüşüm başlamış diyebilirim.
Evet harika. Kitap gerçekten o perspektifte eminim ki çok hayata dokunacak. Çok kişiye bunu ben de yaşıyorum dedirtecek örneklerle dolu. Şimdi sen tabii çok hikaye dinledin bu süreçte 12 kadından. Sende böyle yeni fark ettiğim bir erkek olarak ya da hani bir insan olarak diyelim onların düşüş anlarında Kadın erkek farklı yaklaşımını gördün mü? Öncelikle birincisi onu sorayım. Yani kadınlar düştüğünde farklı davranıyor mu? O dayanıklılıkla ilgili farklı bir şeyler hissettin mi bir erkek olarak? Ve de kitabı yazarken böyle yeni fark ettiğin, öğrendiğin neler oldu merak ediyorum.
Aslında bu düştüğün yerde Azilen Saklıdır'ın altında ne var? Onu söylersen belki daha iyi olacak. Hepimiz hayatın bir yerinde tökezliyoruz, bir düşme anlarımız var, hatalar yapıyoruz. Mesela aslında Azilen Saklıdır'ın en basit örneğiyle şöyle, hata yaptıktan sonra ders alıyorsan, yaptığın hatadan, onu değiştirerek devam ediyorsan, Yoluna zaten hazineli bulmuş oluyorsun. En basiti bu. Yani genellikle başarı diye tanımlanan hikayelerin altına baktığınızda çok da başarısızlık anlatılmamasının sebebi belki de başarısızlığın karşılığının orada olmuyor olması. Anlatabiliyor muyum? Yani bir şeyle karşılaştığında evet şimdi hani rota yeniden oluşturuldu diyebiliyorsan zaten başarısızlık diye bir tanım olmuyor ki. Bir yolu denedin, o yol seni gitmek istediğin yere götürmedi, yenisine geçiyorsun. Dolayısıyla erkekler tabii ağırlıklı olarak bu konuda daha yine rahatlar. Yani deniyor olmuyor, yenisini deniyor olmuyor, bir daha ötekini deniyor, hiç olmuyorsa vazgeçebiliyor gibi. Kadınlarda bu söylediğimiz esneklik çok fazla mükemmelliyetçilikten kaynaklı olarak tahmin ediyorum. Yok. Ben şunu fark ettim. O ilginç geldi bana. Bir araştırma var kitapta. Zaten tek araştırma o ama güzel bir şey oldu, katkı oldu kitabın. Onun sırası bir araştırma. Orada şunu söylüyor. Visible Leadership Effect diye bir şeyden bahsediyor. Kadınlar ancak rol modellerini gördüklerinde ben de onun gibi olabilirim diyebiliyorlarmış. Şimdi erkeklerde öyle bir şey yok. 100 yıllardır gelen şeyden dolayı zaten hep erkekler ön planda. Ben de pilot olabilirim, ben de mühendis olabilirim, ben de doktor olabilirim. Her ne olmak istiyorsa hayatta. Onu zaten gördüğü için belki hemen talip olabiliyor ama kadınların bir role... ...bir sosyal stüdyoya sahip talip olmak için... ...bir kere orada başka bir kadını görmeye ihtiyaçları olduğunu... ...ben o araştırmada gördüm. Sonra da hemen kitaba ekledik araştırmayı ki... ...aslında kitabın yazılma sebebini de ortaya çıkartmış oldu. Yani ben 12 tane... ...rol modeli ortaya koyuyorum, diyorum ki bakın... ...bunlar belli şirketlerin CEO'ları, genel müdür yardımcıları, direktörleri vs. falan... ...siz de onlar gibi olabilirsiniz ki... ...mesela şöyle de bir şansımız oldu... Genellikle böyle... Bu liderlik kitapları CEO güzellemeleridir ya... Yani nasıl başarılı oldum hikayeleridir ya... Türkiye'yi de düşünürsek... Kaç kadın CEO rolüne talip olabilir? Oraya gelebilir. Piramit gibi ise bu. Onun en uç noktası. Çok sınırlı sayıda. Senin oraya gelebilmen o kadar da kolay değil.
%17.
%17 mi?
Aynen. Yeni yeni zorlaya zorlaya yönetim kurulunda zorunluluklarla falan yüzde yirmilere geldi işte CEO da yüzde on yedi gibi.
Okey, yani ben şeyi söylemeye çalışıyorum. 3.8 milyon, hani hedef kitlem kim diye soracak olursan bu kitapta, şu anda üniversitelerde okuyan kız öğrenci sayısı 3.8 milyon. Yani ben bu kitabın 3.8 milyona ulaşmasını arzu ediyorum. Örneğin mesela, onu öncelikle söyleyeyim. Yani ulaşır ulaşamaz, 380 bin ulaşsa da güzel bir şey. Anlatabiliyor muyum? Yani fena da gitmiyoruz biliyorsun.
Evet, üçüncü askıya geçtik. Yani bence çok büyük bir misyon yaptığın. Çünkü insanların hikayeleri duymaya ihtiyacı var. Teori her yerde var, bilgi her yerde var. İnsanların gerçek hayat hikayelerini duymaya, özellikle gençlerin, üniversitedekilerin, yeni üniversiteden çıkmış... ...iş arayan, bulamayan, kendini umutsuz hissedenlerin... ...ya da bulduğu işte mutsuz olan, değiştirmek isteyen, değiştiremeyenlerin... ...gibi gibi. O yüzden 28 yaş bence de güzel ama bence daha yukarılarda da okunup... ...evet ya ben de bunu yaşadım diyen deneyimli insanlar da olacak kadın erkek.
Oradaki düşüncemi de söyleyeyim. Şunu tam anlayayım ama önce de. Biz CEO güzellemesini yapmadan... ...direktör pozisyonunda arkadaşlarımız var içeride. Zaten hani seçimi... Ben ve arkadaşlarım gibi yapmadık yani. Seçimi... Liza ödülü kazanmış, 12 tane kadın rol modül aldık, koyduk. Bunlar farklı rollerde. Direktör pozisyonuna baktığında çok daha fazla insanın ulaşabileceği bir rol. Yine çok yukarıda ve zor ulaşılabilir ama hani... Herkes CEO... Zaten hayat amacı bir insan CEO olmak olamaz yani. Tabii o bir şey. Yolculuğun seni getirdiği yer olur. Bir rol olur. Dolayısıyla da erişilebilir roller de var içerisinde. Yoksa herhangi bir CEO'ya ulaşmakla ilgili... bir kıstım olacağını zaten düşünemeyiz yani şu an temsil ettiğim şeyden dolayı da, kurumdan dolayı da. O yüzden bence karmamız da çok güzel oldu ve insanlara gerçek yaşam hikayeleri sunuyoruz. O yaşam hikayeleri içerisinden de kendi içinde bulundukları anlarda çıkış formülleri bulabilecek mesajlar olduğunu ben açıkçası düşünüyorum. 17-28 yaş şöyle, Bizim zamanımızda olsa 17-22 derdim. Çünkü 23'te falan biz bir iş bulamadıysak, eyvah herhalde ben iş bulamayacağım, strese girerdik yani. Bittik. Ben başarısızım, aileme yük oluyorum falan derdik yani. Şimdi 30'lara doğru gidiyor. 17'de neden? Üniversiteye hazırlanan yani. Özellikle son sınıftaki çocukların okumasını çok... Arzu ederim. Ya en çok ne keyif veriyor bana biliyor musun? Arkadaşlarımın kızlarına imzaladığım zaman kitabı. Hoşuma gidiyor. Şöyle de bir şey yapıyorum. O da böyle bir rastgele çıktı ama... Kitabın içinden bir yeri seçiyorum Elif. Bir cümlenin alt... Tabii ya bilmiyorsun sen bunu. Kitabın içinden bir cümlenin altını seçiyorum. Bazen de soruyorum mesela. Elif diyorum ki ya sen... Kızınla ilgili özellikle şunu fark etsin dediğin ne var? Kendini çok yetersiz hissediyor diyelim. Sibel demiş ki içeride, olduğun gibi iyisin. Olduğun gibi iyisinin altını çiziyorum, E-G yazıyorum. Sonra kapağa diyorum ki, yazdığım bölüme, senin için içeride bir şeyin altı cümlenin altını çizdim. Şimdi hem ona hem de kitabı keşfetme zamanı diye. Çünkü anne babanın söylemesiyle bir yerde ona denk gelmesi aynı şey değil.
Elbette ki. Etkisi bambaşka. Hatta tam tersi de olabilir anne baba söylediğinde. Kesinlikle hatırlıyorum. Yani çok güzel bir misyon. Böyle binlerce insana şimdiden ulaşmış olması da bence çok kıymetli. Bir de şeyden de bahsedelim. Yani bu kitabın içinde sadece hikayeler de yok. Hikayelerle birlikte pratikler de koymuşsunuz. İnsanın o bölümü bitirdikten sonra kendini sorgulamasını sağlayan, belli kararlar almasını sağlayan, biraz orayı da anlatsana.
Anlatayım. O yüzden kişisel gelişim tarafına dokunuyor. Zaten o böyle daha çok kişisel gelişim kitabı havası da yaratıyor. Aslında kitabın şöyle güzelliği var. Bu hikaye anlatıcıların özellikle çok bahsettikleri, ilham aldıkları Joseph Campbell'ın işte Kahraman'ın Sonsuz Yolculuğu yani. Kahraman'ın yolculuğu modeli var. O nedenle kitapta altı bölüm var aslında bakarsan yani. Çocukluktan başlıyoruz. Bu en son bilgeliğe gelene kadar böyle 6 bölümde herkesin hikayesi öyle bir şey değil. Şimdi Elif'in hikayesi tık tık tık devam ediyor veya işte Elif'in hikayesi her bölümde yok. Yani birinci bölümde Elif'in hikayesi yoğunlukluysa ikinci de yok, üçüncü de var vesaire gibi bir ritim var içinde. Orada editöre çok teşekkür etmek istiyorum. Editörümüze, Özlem Hanım'a inanılmaz katkı sağladı. O dinamizmini okurken yaşıyorsun ve çok hızlı okunuyor o boyutuyla da baktığında. Dolayısıyla kitabın bir mantık kurgusu var. O mantık kurgusunun içinde belirli mesajlar, kadınların hikayeleri ama hikaye anlatıcı hep aynı yani. Tek sesten çıkıyor ama hikayedeki kadınlar değil. Aslında şöyle, hatırlar mısın? En başta size paylaşırken, o hayalime çok yaklaştığımızı düşünüyorum. Bir kız çocuğu, Yola çıkıyor ve önüne çeşitli olasılıklar çıkıyor aynı şekilde. Elif de olabilir, Ebru da olabilir, Evren de olabilir, Güliz de olabilir, her kimse. Bunlardan herhangi biri olabilir. Önce bir kız çocuğunun içinde doğduğu ilklim ortaya koyuyor kitap. Orada bakıyorsun nasıl bir aileye doğdun. Onu gördüğünde sanki diğer seçenekleri alıyorsun, böyle bir aile değilim. Bu aile beni nereye taşır? Elif olmaya taşır. Elif oldum, ne tür kararlar alırım? Elif ve aynı zamanda Cansu oldum. Yani iki seçenek çıktı karşıma. O iki seçenekten şu kararları verirsem Elif'in yolculuğu, bir seçeneklere karar verirsem Cansu'nun yolculuğu falan gibi. İçeride böyle bir dinamizm var. Her bölümün sonunda da o bölümde örneğin değerlerden Bahsettiğimiz zaman onunla ilgili de bir çalışma dosyası, çalışma sayfaları, pratik bölümü var. O aslında genç kadınlar için çok önemli. 17-28 yaş ama bir şey daha söylemem lazım. Bir de şu 38-40 yaş civarı, sen daha görmemişsindir ama karşılaştıracaksın.
Ben merak ediyorum neler yaşayacağız.
Bu 38-40 yaş civarında kendini yeniden tanımlama zamanı geliyor ya herkeste, tekrar her şeyi sorguladığın falan... Bence o yaş grubunu da çok iyi yakalayacak diye düşünüyorum. Yani o anlam arayışını... Evet. Kendinin olduğu yeri tekrar bir gözden geçirmeye falan baktığında oraya da çok hizmet ediyor kitap. Tabii sadece kadınlara da söylemeyelim. Kadınları anlamak isteyen, o kadınların yolculuğuna destek olmak isteyen erkeklerin de okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Joseph Campbell'ın Kahramanların Sonsuz Yolculuğu modeli. İçinde genel mesajlar, bir akış var, gerçek hikayeler var. Aynı zamanda da pratik uygulamalar var. Bence güzel şeylerden biri de şu, en son yaptığımız. Son sayfalarda Elif hangi kitapları ve filmleri tavsiye ediyor? Öneriler bölümü, başka isimler de hatırlayayım. Demet hangi kitapları tavsiye ediyor filmleri gibi. Bunun şöyle güzel bir tarafı var. Kariyer günlerinde sıkça gidiyorsunuz, görüyorsunuz orada. Ne okuyayım, ne izleyeyim? Ne izleyeyim'i genelde sormuyorlar çocuklar. Ne okuyayım, hangi kitapları okuyayım diye. Artık orada soruluyorum, bilmiyorum ama.
Az kaldı.
Ama bir şey istiyorlar. Böyle bir reçete, bir şey okuyayım ve hayatım değişsin diye. Bence 12 kadının koysunlar alt alta okudukları kitapları, izledikleri filmleri. Ortak kitap ve filmler varsa, 3'er tane, 5'er tane, onları izlesinler, okusunlar. Bir fikirleri olur sizin gibi biri olabilmek için, nereye bakmaları gerektiğiyle ilgili.
Evet, harika. Yani çok kolay okunan bir kitap gerçekten. Çünkü o metodoloji muhtemelen bu akışı sağlıyor. Ve içine de mutlaka dokunduğunuz bir kitap. Size dokunan, sizin de içine girebilmenizi sağlayan bir kitap. Şimdi başarıyı konuştuk, birazcık üstünden geçtik ama o konuyu biraz daha sormak istiyorum. Başarı ve başarısızlık. Hani başarılar hep yüceltiliyor, başarısızlık daha az. Ben yıllar evvel bir başarısızlık hikayeleri konferansına çağrılmıştım. Çok hoşuma gitmişti. Bir yandan başarısız görünmüş olmak iyi bir şey değil tabii ama işin şakası. İnsan başarısızlıktan öğreniyor. Hatta başarısızlıklardan öğreniyor. Bunu biliyoruz. Kasım ayında World Business Forum'a gittim biliyorsun New York'tan. Ve orada Çok enteresan bir yaklaşımdan söz ettiler. Tam da senin az önce bahsettiğin gibi iş yaşamına bilim insanı gibi yaklaşın. lider olarak da bilim insanı gibi davranın. Bu ne demek? Yaptığınız her şey aslında bir teorinin test edilmesidir. Dolayısıyla başarısızlık diye bir şey olamaz. Bir hipotez koyuyorsunuz ortaya işe yarayacak mı, yaramayacak mı ona bakıyorsunuz. Yaramadıysa bir sonrakine geçiyorsunuz. Yani senin anlattığını orada da anlattılar. Bilimsel bakış açısıyla yaklaştığın zaman aslında o başarısızlık hissini de biraz daha çözüyorsun. Çünkü hayatı bir deney. Sen nasıl değerlendiriyorsun? Yani senin tanımların ve o 12 kadından gelenlerle de belki hani o tırnak içinde koyalım başarısızlığı nasıl böyle güçlü bir şekilde göstermek mümkün? Başarısızlıktan nasıl öğrenmeli insanlar?
Şimdi en başta bir başarı tanımını ileride de konuşuruz demiştim. Kadınların ortak başarı tanımı şu... Ne geldikleri roller, ne elde ettikleri gelirler ya da statü... Hepsinin son noktada geldiği yer başka kadınların hayatına dokunmak. Başka insanların hayatına dokunmak. Başarı iki türlü düşünüyorum ben. Bir tanesi hayat başarısı. Hayatın hakkını vermek yani, hayat başarısı. O bence başka insanların hayatına dokunmakla ilgili. Yani son ölüm anında geriye dönüp baktığında bir anlam arıyorsan hayatında bu elde ettiğin küçük zaferler değil. Değil mi? Bir şey var olmana değecek. Bu dünyadan bir herif geçti. Dedirtmek istiyoruz hepimiz yani. Kimse unutulmak istemiyor. Orada da işte başka insanların hayatlarına dokunduysan, o zaman zaten unutulmuyorsun yani. Onların hikayelerinde yaşıyorsun ya. O yüzden ortak başarı tanımında bunu gördüm ben. Yani daha kendinden büyük amaca hizmet ediyor olmak diye düşünüyorum. Daha küçük başarılar var tabii. Bir hedef koyuyorsun, o hedefin sonuçlarını alırsan bu başarı. Ama sonra şeyi düşünüyorum, başarısızlıkla ilgili düşünüyorum. Yani ben başarısızlık... Kelimesinin tam karşılığını bulamıyorum Elif ya. Yani benim sözlerimde yok deyip böyle büyük bir laf etmeyeyim de. Mesela Ergün sen ne zaman başarısız oldun ya da hangi anlarda başarısız hissediyorsun kendini diyecek olsam bunun bir cevabı yok bende. Hayır çok olmuşumdur da genel tanımlamaya göre. Ben kendi tanımlamama göre şimdi onu düşünüyorum. Yani şu mesela başarılı mı başarılı mı, başarısızlık mı değil mi? Bence değil ama. Sayesde Network'in genel yapısını biliyorsun. İçinde mesela bizim üç tane ödül programı var. Liza, Bossa ve Best Team to Join. Tamam mı? Liza ve Bossa jüri oylarıyla verilen ödüller. Mesela benim çok içime siniyor çünkü jüriyi seçiyoruz, onların kararları, sadık kalıyoruz falan. Best Team Teacher oyunu da son 3 yıldır veriyoruz. Ama mesela bu yıl vermeyeceğiz. Onu kapatıyoruz. Best Team Teacher oyunu vermeye devam etmeyeceğiz. Çünkü halk oynamasıyla verdiğiniz bir ödül. Ve böyle hani şey var ya, good feeling mi deniyor ona? Yani böyle içimdeki... God feeling. İçimdeki şeyi... O duygu iyi değil yani onu halk oynamasıyla vermek. Jüri olduğunda birileri buna bir karar veriyor ve sen onu seçmekle sorumlusun. Diğer tarafta manipüle edilebilir başka şeyler olabilir falan. Her seferinde acaba dedim 3 senedir doğru şekilde verdik mi verdik. Üzerimize düşeni yaptık mı yaptık ama jürinin olmadığı bir ödül sistemi mesela içime sinmiyor. Şimdi bunu 3 senedir yapıyor olmak Ve şu anda bırakıyor olmak bu bir başarısızlık mı? Yoksa, evet bunu denedik, bu haliyle dönüştüremedik, dönüştüremediğimiz ve içimize sinmeyen bir şeyden vazgeçiyorum.
Aynen öyle.
Tamam, yani bir de belki üç yıl sonra tekrar bunu yapacağız ama hani şey var ya böyle coğrafya kaderdir gibi, bence zaman da kader yani. Zamanı gelmemiş olabilir. Doğru zaman olmayabilir bunun için. Şey geliyor aklıma işte. 300 yıl önce dünya yuvarlaktır desen, başın derde girebilir. Şimdi düzdür dediğin de derde giriyor. Zamanlama da çok kritik. O nedenle başarısızlığı ben kabul etmiyorum. Yolları denersin, bütün yollar biterse vazgeçersin. Ama karşıda bir toplantım var, Aradolu yakasından Avrupa yakasına gideceğim. Birinci köprü kapalıdır. Geri mi döneceğim? Hayır, ikinci köprü, üçüncü köprü, Marmaray, vapur... Neyse hepsi kapalıysa online. Yeter ki oradaki hedefim tanımlı olsun. Ama karşıya hava almaya gideyim dersem, yani hedefim çok tanımlı değilse... ...o zaman tabii ki yol kapalı deyip geri dönebilirim. Yani hedefimin gerçek bir hedefi olup olmadığından emin olduktan sonra... Bütün yolları denerim yani. Bu da bana başarısızlık diye bir duygu yüklemez. Tüm yolları denedim. Elimden gelenin en iyisini yaptım. Ona rağmen sonuç bu oldu. Demek ki buna devam etmemiyorum. Demek ki yeni yollar denemeliyim. Ben böyle görüyorum.
Evet, evet. Zaten bir nebze yılmazlığı da tarif ediyorsun. Dayanıklılığı da tarif ediyorsun. Aslında Deepak Chopra çok bu örneği verir. Trafik örneğini. Yani siz yolda eve giderken aynen dediğin gibi. Trafik, kırmızı ışık yandığında durmuyor musun? Duruyorsun. Sarıda yavaşlamıyor musun? Yeşilde geçmiyor musun? Birazcık koşullara kendini nasıl adapt ettiğinle de alakalı. Ve tamamen bakış açısı. Aslında. Şimdi sen söylerken şunu düşündüm. Yani sen dedin ya, 3.8 milyon genç kadına bu kitabı ulaştırma hayalim var. Şimdi bu bir hayali, bir hedef olabilir. Ama sen şu an zaten 3.000 kıza ulaştın. Eğer bu tarafı obses olursa insan, yani 3.8 olmam lazımdı ama daha 3.000. Şu an Türkiye'de 1.000 basımı aşabilen, birinci baskıyı geçebilen kitap sayısı çok azken... Üçüncü baskı bitmek üzere. Kendini başarısız bile hissedebilir insan. Yani hani aslında dinleyenlerin belki o görecelilik perspektifinden de bakması, gençlerin özellikle kadın erkek bakması da çok önemli. Yani doğru hedefi koyuyor muyuz? Ve şu anki halimizi de bir miktar o öz şefkatle sarıp sarmalıyor muyuz? Gerçek başarıları takdir ediyor muyuz gibi? Hani tek bir reçete versen, kendini böyle düşmüş hisseden, Henüz de hazinesini bulamamış genç bir kadına, yeni üniversiteden mezun diyelim, tam ortası olsun 17-28'in, ne gibi bir reçete verirsin? Tüm dinlediklerin, bildiklerin, gördüklerin ışığından.
Yani şöyle düşünüyorum, reçeteyi benim bildiğim doktorlar yazabiliyor. O yüzden ben reçete yazamam ama beraber aslında bu işin kitabını yazdık. Dolayısıyla kitap okumalarını tavsiye ediyorum. Yaklaşık 3 saat falan sürüyor yani okumak. Dolayısıyla reçete diyorsanız eğer kitabı okumayı tavsiye ediyorum. Benim kitabımı okuyun ruh haliyle değil de Elif. Yani hem okunması kolay hem de bu 12 hikayeden mutlaka bir karşılığını bulacaklar yani aradıkları şeyin diye düşünüyorum. Bir de aslında başka bir şeyi de söylemek istiyorum. Hakikaten okumaları tavsiye ederim ve bizim sosyal medya tarafının da takip etmelerinde fayda var. Çünkü bu röportajların belli bölümlerini yayınlıyoruz. Yayınlamaya da devam edeceğiz parça parça. İşte bunun podcastleri vs. falan devam edecek süreç. Aslında kitabı ben kapı bir portal gibi düşünüyorum. Yapmak istediğim şey benim kitap yazmak değil ki temelden. Ben kendime yazar 3.8 milyon kadına ulaşırım ya da 1 milyon da yeterli benim için. 1 milyona ulaşırsam evet ben yazarım derim göğsümü gere gere ama... Aslında bu kitap bir portal, öyle tanımlıyorum. Neye hizmet ediyor? Benim de kendimden büyük bir amaca hizmet etmem lazım yani başardım diyebilmek için. Orada da bu genç kadınların yaşam yolculuklarında onların dönüşümlerine katkı sağlayacak bir vakıf kurma niyetim var gelecekte. Ama onun öncesinde Hazineni Keşfet diye bir topluluk oluşturduk. Hemen oluşturduk zaten. Kitap çıktı aynı hafta. 11 tane galiba öğrenci vardı. Onlarla bir araya geldik. Niyetim onlara mentorluk, burs, staj ve birbirleri arasında güçlü bir network sağlamak. Bursu ikinci plana atıyorum. Şundan dolayı... Asıl mesele yani asıl ihtiyaçları olan şey rol modelleri görmek ve onlardan destek... Sen de yapabilirsin diye duyulmaya ihtiyaçları var. Burs çünkü gerçekten ihtiyaç sahibi olanlar için. O gün toplantıda kızlara da söyledim. Onlara burs dağıtmak bir şey değil yani. Herkes burs veriyor, bir şekilde alabilirler. Zaten ne vereceğiz yani? Belli rakamlar paylaşılıyor ama... Ama asıl konu şu, ihtiyaç sahibi veya yetenekli bir arkadaşları varsa ve maddi koşullarından dolayı okuyamadıklarını görüyorlarsa, o zaman Nazire Nikeş ve topluluğu oraya hemen müdahale etmeli ve onun eğitimine devam etmesini sağlamalı. Anlatabiliyor muyum? Orada sorunun olduğu yere dokunmalı. Piyango falan değiliz yani. Para dağıtacak şeyimiz yok.
Tam da onu soracaktım. Sen tabii Sürdür'le birlikte bir dünya markası olduğun için. Hazineni, keşfeti nasıl sürdüreceğiz? Neler yapacaksın diye aslında biraz giriş yapmış da olduk. Kitapla birlikte üniversitelerde buluşmalar. Aslında bunu bir platforma dönüştürüp daha fazla o zaman insana ulaşmasını da sağlamak. Başka ne planların var?
Söyleyeyim. Yani kitabın çok kişiye ulaşmasının bir artısı o dönüşüm... Şuna ihtiyacım var, dürüstçe söyleyeyim. Kitapta şu bölümü okudum ve şu ilgimi çekti. Bu tam aradığım şeydi. Bunları gerçekten duymaya ihtiyacım var. Kitap muhtemelen 8 Mart'ın da etkisiyle biz 4. baskaya, 5. baskaya geçeriz diye düşünüyorum. Şöyle bir artımız var tabii bizim, çok şirkete ulaşabildiğimiz için... İsim isim söyleyeyim mi buna? 450 kitap alıp tedarikçilerine, iş ortaklarına dağıtan, daha 300 kitap alıp çalışanlarına dağıtan... O yüzden biz böyle 10 günde elif... Birinci ve ikinci baskıyı tükettik. 2000 baskı bitti. Bu iyi bir süre yani yayın için. Hızlı gideriz. Yıl sonuna kadar da zannediyorum 10. baskı yani çifthanelere geçeriz diye düşünüyorum. Ama benim gerçek hikayeleri duymaya ihtiyacım var. Bizim dokunduğumuz hayatları duymaya ihtiyacım var. Hazineni keşfet topluluğu yani bu öğrencilerin yöneteceği. Şimdi onlara devrediyorum böyle yavaş yavaş. Ben başlattım. Topluluğu onlar yönetecekler. Üniversiteyle gideceğiz. Birkaç üniversiteyle görüşüyorlar. Üç üniversiteyle görüşüyorlar. Nisan ayı içerisinde bu üç üniversiteye gidilecek. Kitap kulüplerinden davet var. İşte podcastler vesaire falan derken biz bu hikayeyi çok insana ulaştıracağız önümüzdeki dönemde. Ama asıl mesele dediğim gibi bu mentörlük ve staj tarafını sağlıklı bir şekilde yürütebiliyor olmak. Sosyal medya tarafında da Instagram'da hazineni keşfet net diye böyle bir hesap var ve de link edinde de hazineni keşfet diye topluluk bir hesap var. Onlar takip edilebilir, oraya katkı sağlanabilir. Şöyle bir şey yapacağız çünkü siz 12 kişisiniz ama bu birikimler kitapta sınırlı. Instagram'a geldiğin andan itibaren 12 kadından ben oradaki sayıyı 120 kadına çıkartmak hem Türkiye'de hem de dünyada Liderlik rollerindeki kadın rol modellere birer dakikalık böyle mesajlarla bir video kütüphane oluşturmak arzusundayım. Ona da başladık zaten sizin dışınızda. Ufuk Tarhan'ın en son geldi. Şimdi birkaç kişiden daha gelecek. Orası bir kütüphane yapacağız. Yani hayatlarına dokunmaya devam hep birlikte.
paylaşarak çoğalacağız. Aynen öyle. İyilik yayılsın, ilham yayılsın. Ne güzel, ne mutlu. Çok çok teşekkür ediyorum. Şimdi son soru normalde sağlıklı podcastta hep rutinlere dair soru. O yüzden sana da senin rutinini soracağım aslında. Yani birazcık kendi yaklaşımından bahsettim. Başarısızlık olarak görmediğinden ve her şeyi bir yeni bir deneme olarak gördüğünden bahsettin. Ama böyle yine de bunaldığın anlar, sen de bir insansın Ergün. Bunaldığın anlar oluyordur, kendini böyle hafiften çıkışı göremiyor muyum acaba gibi değerlendirdiğin anlar oluyordur. Buralarda kendini zihin sağlığı açısından da böyle yükseltmek için, o umudunu yeniden bir harlamak için, Yaptığın bir şeyler, rutinlerin var mı? Öyle önerebileceğin ya da bahsedebileceğin onu da sorayım.
Teşekkür ederim, sağ ol. Yani illa şey diyorsun, bir başarısızlığı sahiplen diyorsun.
Ya anlat.
Ben başarısızlık şöyle kabul ederim kendimi. Bir konuyla ilgili elimden geleni yapmadıysam, başarısızlık bu yani. Yaptıysam... Ondan sonra sonuç beklendiği gibi olmadıysa, bu benimle ilgili bir şey değil. Bence başarı, huzurla alakalı bir şey. Ben elinden geleni yaptım. Sonuç kötü ama huzurluyum. Ben başarılı görürüm kendimi. Sadece nerede düşüyorsun dersen, bak o bence kritik bir konu. Senin de tahmin edeceğin ve birçok insanın tahmin edeceğinin aksine ben sosyal bir varlık değilim. Yani çok insan içinde olmayı, insanlarla çok yakın olmayı, kalabalıklar içinde olmayı seven bir profil değilim, dürüstçe söylemek gerekirse. ki dürüstçe söylemek gerekir. Ama yaptığım işlere bakarsan Elif, hep kalabalıklar içindeyim, hep sosyal bir yerdeyim, insanlarla bir aradayım falan. İşte oralarda benim yaptığım işlerin iyi olduğunu, parladığını görüyorum. Çünkü orada benim düştüğüm yer. Anlatabiliyor muyum? Yani ben yalnız kalmayı, içe kapanmayı daha fazla seven ve kapandıkça kapanan bir profilimim. İşte onu aşmaya ihtiyacım var.
Aynen.
Onu aşmaya ihtiyacım var. Onu aştığım zaman her şey yoluna giriyor. Benim düştüğüm yer burası. Belki hani kitaptan yine baktığımızda o düştüğün yerde daha zindan sağlıklıdır. Benim düştüğüm yer biraz asosyal olmak. Ama oradan dönüştürdüğümde kendimi, o zaman bütün kapılar önünde açılıyor, pencereler açılıyor, neyse falan gibi. O yüzden belki öyle de bakmak lazım. Yani sizin, o Joseph Campbell'ın aslında söylediği şey, giremediğin mağarada, yani girmekten korktuğun mağarada hazinen saklıdır, diyor o. Biraz oradan da ilham bu, düştüğün yerde hazinen saklıdır. Neden öyle korkuyorsun? İşte girdiğin içindeki olasılıklardan seni belirsizliklerden neyi beklediğini bilmiyor olmasından korkuyorsun ve giremiyorsun mağaraya ama girdiğinde belki de içinde işte hayat boyu ulaşmak istediğin bir hazinem var yani bu bir insan olabilir, maddi şeyler olabilir. Dolayısıyla benim tarafımdaki konu bu ama başarısızlık tanımında elimden gelen en iyisini yapmadığım her durum benim için başarısızlık. Yaptığım her durum da benim için huzur ve zaten başarı yani orada sonuçlarda değil de daha çok kaynak kullanıma odaklanıyorum diyebilirim.
Harika, harikasın. Zaten aslında o da bir hayatın, huzurun bir anlamda formülü diyelim. Çünkü kontrol edebildiğin şeylere odaklanıyorsun. Kontrol edemediğin, istediğin gibi gitmeyen şeyler olduğunda da hani burada yapacak bir şey olmadığından o Hintlinin şeyini yine andık bak kitapta da var. Then why worry? O zaman hani çok da endişe etmeye gerek yok. Çünkü sen elinden geleni yaptın. Çok teşekkür ediyorum. Öncelikle benim de bu kitabın bir parçası olmama vesile olduğun için. Sonrasında bu kitabı yazdın, çok emek verdin bu kadar. Kadınla uğraşmak da dinlemek onları kolay değil. Uzun saatler ayırdın biliyorum. Hikaye örgüsü aynı şekilde harika ve de bu kadar binlerce inşallah milyonlarca genç kadına da biz de buralardan geçtik. Bak bu da olabilir dediğin için de ayrıca teşekkür ediyorum. İyi ki geldin. Yine gel.
Teşekkür ederim. Hep davetin için, hep güzel sözlerin için. Asıl şunun altını çizmek istiyorum ben son. Sürdürülebilirlikte dedin ya, iyi olduğumu ifade edemem. Bu benim hayatımda aldığım en güzel iltifatlardan biri. Çünkü bu dönemde hakikaten her şey çok... Hızlı geçiyor. Kalıcılık zor. Yani bir şeyi sürdürmek zor. Ben de o konuda çok başarılı olduğumu düşünmüyorum normalde. Eğer öyle görünüyorsa, bu bir aynaysa çok mutlu oldum. Bunun için de teşekkür etmek isterim.
Elbette öyle görünüyor. Yani hem yaptığın diğer işler, işte bu Sez Network bu sene kaçıncı yıl oldu? Yaklaşımını ben senin her konuya öyle görüyorum. Yani 9-10 yıla gelirken. Kitabı da öyle bir dönüştürdün ki sadece bir kitap değil artık ben bile heyecanlanıyorum bir araya geleceğimiz arkadaşlar için. Onları düşündüğüm, onları tanıdığım zaman benim de öğreneceklerim olacağı için. Umuyorum ki daha böyle Yeni kitaplar da gelir. İşte bu Instagram adresi. Umuyorum ki yeni hikayelerin buluşma noktası olur aynı şekilde LinkedIn'de. O yüzden çok samimi bir iltifattı. Samimi düşüncelerimle görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
