Güler Legacy Yaz Kampları 2019 | Ekrem Memnun Söyleşisi

Former basketball coach Ekrem Memnun spent 30 years developing Olympic and World Cup medalists. He argues that imagination and self-directed play build mental strength, that daily discipline matters more than talent, and that fear and overthinking are the real obstacles most players face.
Chapters
Antrenörlüğümü yapmış olmasının yanında kendisini abim olarak gördüğümden dolayı da şanslı olduğumu düşündüğüm Ekrem Ağabey'izimle birlikte. Ekrem Ağabey hem bize biraz kendisini ve şu anda aktif olarak antrenörlük yapmıyor ama spor adına ve performans adına yaptıklarını biraz anlatacak. Hem de demin de bahsettiğim gibi sporun içerisinde... Paylaşmaya çalıştığı değerleri anlatmaya çalışacak. Bunları muhtemelen de çok güzel hikayelerle de birleştirecek. Bu noktada sizden de ara ara sorular gelirse, bizden de belki sorular gelecektir bir noktada, paylaşabilirsiniz. Ekrem abi söz sende. Teşekkür ediyoruz yeniden geldiğin için.
Ben teşekkür ederim. Biz başlarken, ben başladığımda... 11 yaşında falan basketbolda tanıştığımda 11 yaşına kadar futbol oynuyordum. Tanıştıktan sonra çok sevdim. O kadar çok sevdim ki nasıl anlatayım kendi başıma topumu alıp salona ya da açık sahaya gidip saatlerce tek başıma hayal kurup oynayabileceğim bir oyun. Benim için öyleydi. Saatlerce sıkılmadan. Topumu alırdım, arkadaşım da yoktu. Benim büyüdüğüm yerde herkes futbol oynardı. Bana deli diye bakıyorlardı. Basket mi oynanır? Öyleydi o gün orada. Ben çok sevdim. Böyle manyak bir oyun ki, öyle güzel bir oyun ki. Topunu alıp, hayal kurup, sayısız saniyeyi hayal edip, sayısız şeyi canlandırıp mutlu olabilirsin. Ben o zaman çocuktum. Aranızda bazı artık genç adam olmuş arkadaşlar da var. Ama küçükler gibiydim. Mesela bunun ileriki hayatımda, antrenörlük hayatımda öğrenip insanlara öğretmeye çalıştığım bir tekniği bana kendi kendine öğrettiğini bu oyunun o zaman bilmiyordum. Başarılı olmak için bir sürü psikolojik zihinsel durum var, bir sürü teknik var. Siz şimdi yaşınız bazılarınızın küçük, bazılarınız anlayabilecek durumda. Pek kafanızı bulandırmak istemiyorum. Yaşınız büyüdükçe anlayacaksınız. Canlandırma, hayal kurma, o hayalini uygulamaya geçirmek hayatta yaptığın bütün işlere bunu doğru kullanmayı öğrenirsen bütün işlere fayda sağlayacak bir şey. Ben o gün, bu oyun bana bunu kendi kendine öğretti. Bu oyundan öğreneceğiniz o kadar güzel şey var ki. Ama öğrenmek istiyorsan paylaşmayı öğreneceksin. Takım içerisinde bütün takımın hepimizin kazanıp kaybetmesini belirleyecek, üzerine aldığın bir sorumluluğu ait olduğun arkadaş grubu, insan grubu için yerine getirmek için elinden gelen her şeyi yapmayı öğretecek. Burada öğrendiğiniz şeyler hayatınızın ilerleyen kısmında bugün farkında mısınız değil misiniz? Bazılarınız değil büyük ihtimalle. O kadar çok işinize yarayacak ki nasıl olduğunu bile anlamayacaksınız. Ama bunları doğru yaparsanız, sizi yetiştiren antrenörleri doğru dinlerseniz, kendi hayal gücünü kullanırsanız, gücünüzü kullanırsanız, bir de bu oyunu çok sevmeye devam ederseniz. Şimdi belki içinizde yaşayanlar olmuştur. Niye buraya geliyoruz? Niye salona geliyoruz? Ya da niye topumuzu alıp açık sahaya gidip oynuyoruz? Çünkü çok seviyoruz. Bizim burada olmamızın tek sebebi hepimizin bu oyunu çok sevmemiz. Belki yarışmayı çok seviyoruz, kazanmayı istiyoruz, bilmem ne yapıyoruz ama bu oyunu çok seviyoruz. Sadece yarışmayı sevsen atlet olurdun, futbol oynardın, başka bir şey yapardın. Demek ki bunu çok sevdiğiniz için arkadaşlarınızın çoğu tatildeyken, denize avuza girerken, yazın bu sıcağında buraya gelip bir şeyler öğrenip kendinizi ileri götürmek istiyorsunuz. Fedakarlık yapıyorsunuz. Bir şey öğrenmek için fedakarlık yapıyorsunuz. Bakın bu da hayatınızın geri kalan kısmında size... Şimdiden bir şey öğretmeye başlıyor. Bir şeyde iyi olmak istiyorsan bazı şeylerden fedakarlık yapacaksın. Şimdi siz havuza girmeyi, denize girmeyi bilmiyor musunuz? Biliyorsunuz. Arkadaşlarınız gibi bilgisayarın başına, laptop'ta, telefonda vakit geçirmeyi bilmiyor musunuz? Tabii ki biliyorsunuz. Ama ondan fedakarlık edip, buraya gelip çok sevdiğiniz bir oyunda daha ileri gitmeyi öğrenmek istiyorsunuz. Şimdi bir sürü fedakarlık yapmışken buraya gelip bir amaç için geliyorsunuz. Onu o amaç için doğru kullanmazsanız da enayilik etmiş olursunuz. Zamanınızı boş harcamış olursunuz. Yani bu bize hepimiz çok büyük oyuncu olacağız demek değil. Şimdi başladık hepimizin hayali büyük oyuncu olmak. Hepimiz çok büyük oyuncu olamayabiliriz ama hepimiz kendimizin en iyisi olabiliriz. Kendi yapabileceğimizin, kapasitemizin en iyisini yapabiliriz. Bunu bizim elimizden kimse, kimse, kimse alamaz. Şimdi bir soru sorayım mı? Sana sorayım. Hayal kurmanı elinden alabilecek bir şey var mı bu dünyada? Efendim? Sana soruyorum. Evet. Ne? Yok. Yok. Tamam. Hayal kurmamızı engelleyecek hiçbir şey yok. Düşünmemizi engelleyecek hiçbir şey yok. Hayal kurun. Ama gerçekçi hayaller kurun. Sonra da bunun peşinden gidin. Tabii ki hepimiz oyuncu olmak istiyoruz. Olamayabiliriz. Çok büyük oyuncu olmak istiyoruz. Michael Jordan olmak istiyoruz. Kendi olabileceğimizin en iyisi olabiliriz. Şimdi bunun sonunda, bunun sonunda bu kadar emek vereceğiz, çalışacağız, oynayacağız, kazanacağız, kaybedeceğiz. En sevdiğimiz oyun yaparken... Bazen eve mutsuz gideceksiniz. Oluyor mu öyle? Oluyor evet. Neden öyle oluyor? Kaybedince mutsuz gidiyorsun. Başka antrenmandan ya da maçtan sonra eve mutsuz gitme sebebini söylemek isteyen var mı? Söyle. Ama herkes duysun. Kötü oynamış oluyorsun, mutsuz gidiyorsun. Sen söyle. Çok hata yaptığım için. Duymuyorum. Sakatlandın, mutsuz gidiyorsun. Atışlarını kaçırdın, mutsuz gidiyorsun. Başka? Bir daha söyle. Olur ben yaşlıyım kulaklar... Kendini antremandan, mutsuz gidiyorsun. Yapabileceklerini yapamadığın için. Neden yapabileceklerini yapamıyorsun? Efendim? Özgüven eksikliği için. Sen, şimdi bak çok güzel böyle gidelim, hoşuma gitti bu. Neden yapabildiklerimi daha iyi yapamadığım için mutsuz gidiyorum diye eve. Öbür soru neden yapamadın diye sor. Neden yapamadığını düşünüyorsun. Buradan cevap geldi bir saniye. Özgüven dedi. Başka neden olabilir? Konsantrasyon eksikliği. Konsantrasyon eksikliği. Başka? Tereddüt. Efendim? Tereddüt. Emin değiliz. Heyecan. Yeterince çalışma. Süper. Başka? Bunlar söyledi her şeyi. Buyur. Korku. Korku. Neden korkuyorsun? Hata yapmaktan korkuyorsun. Süper. Harikasınız ya. Doğru. Başka bir şey daha var. Sen neden sen üzülüyor musun lan? Mutsuz gittiğin var mı eve? Neden? Kaybedince. En sevdiğim oyundan eğlence almadığım için. Heh! En güzel şeyi söyledi. Tam onu söyletmek istiyordum. Arkada ama biraz barsana herkes duysun. Şu bilgi için at burayı. En sevdiğim oyundan eğlence almadığım için. En sevdiği oyundan oyun oynarken eğlenemediği için mutsuz gidiyor. Bak bence bu çok önemli bir şey. Sevdiğin oyundan eğlenmeni elinden kine alıyor? Kaybetme, hata yapma korkusu, ne? Cesaretsizlik, bir sürü bir sürü bir sürü şey. Buyur sen dedin ya. Sürü alamama. Yani antrenör yüzünden, bunlar yüzünden. Antrenör mü onlar?
Onlar gönüllü. Gönüllüler. Yeşiller antrenör.
Onlar bizden, onların günahı yok. Özür dilerim. Benim yüzümden, antrenör yüzünden. Az oynatıyor. Ya da sen kendini arkadaşından daha iyi zannediyorsun, öyle düşünüyorsun ama antrenör onu oynatıyor. O da seni mutlu ediyor. Ya da maçı oynuyorsun, 30 dakika gidiyorsun geliyorsun top eline değmiyor. O da oluyor mu? Olur bunların hepsi olur. Başka? Tamam. Koç da öyle der. Şimdi koçlar hakkında eleştiri yapmıyoruz. Çünkü koç benim ya. Koçlar en iyi. İşin gırgıra. Bir sürü sebepten mutsuz gidiyorsunuz, gidebiliyorsunuz. Hayatınızda en sevdiğiniz oyunu oynarken, en sevdiğiniz işi yaparken mutsuz oluyorsun. Saçma değil mi bu? Hem en seviyorsun hem de mutsuz oluyorsun. Yani bir saçmalık var bunda. Bir sürü şeyin bu konuştuğumuz sebepler var ya bunların en sevdiğiniz oyunu oynarken mutsuz olmanıza sebep olmasına niye izin veriyorsunuz? Bir şey tamam başka bir soru sordum ama. Korku, stres, yapabileceğimi yapamadım, az süre aldım. Oldu bu oldu. Bunlar mutsuz olun. Peki niye bunların en sevdiğin oyundan üzgün gitmene sebep olmasına izin veriyorsunuz? Mental olarak hazır değilsin. Peki kim yapacak, nasıl hazır olacaksın? Mental olarak çalışarak. Ya bence harikasınız ya söyleyeyim mi? Bak vallahi diyorum hiç abartmadan. Ben şimdi başka bir iş yapıyorum. Ben 30 yıl antrenörlük yaptım. Tamam mı? Bu konuştuğum konular var ya. Bunlar abicim sadece sizin sorunlarınız değil. Bak ben 8 tane... Benim 8 tane olimpiyatta altın madalya kazanmış oyuncu buldum. Toplamda olimpiyat, dünya kupası, Avrupa kupası madalyası almış. Avrupa şampiyonası, dünya kupası, olimpiyat, altın madalya, gümüş madalya, bronz madalya. 50 civarında oyuncuyla çalıştım ben şanslıydım. 30 yılda böyle bir sürü büyük başarılı insana denk geldim hayatımda. Bak bu söylediğiniz şeylerin hepsi onlara da oluyor biliyor musunuz? Bu çok insani bir durum. Şimdi ben size bir şey söyleyeceğim ama böyle uyuyormuş gibi yapma dinle. Yardım etmek istiyorum hepinize bir şey anlatmak istiyorum. Bu durumların hepsi sizin elinizde olan şeyler. Niye çok atış kaçırdım? Niye atış kaçırdım? Konsantre değildim. Niye konsantre olmadım? Konsantre olmayı bilmiyorum. Bir şey. Bak bizim beynimiz var ya, maymun gibi. Bizim beynimiz maymun gibi, hele siz daha küçüksünüz. Sizinki böyle şempanze hatta daha feci her yere gidiyor. Çok normal yani normal. Biz yaratılıştan böyleyiz. Şu anda beni dinlerken bile aklın bir yere gidiyor, onu geri çağırıyorsun. Oradan kaçış kaçma diyorsun geri gel. Anda kalmak, konsantre olmak çok zor bir şey. İnanın bana bak. Şu anda oluyor mu bilmiyorum. Aklı IP'de giden var mı? Var lan senin var galiba. Ya var gider biraz düşünün bulursunuz gider yani beynimiz her yere. Benim şu anda kıyafete gider, Sinan'ın oturuşa gider, gider yani. Bu çok normal bir şey ama. Ustalık bu giderken bunu geri çağırmak. Olmuyor mu kitap okuyorsun, ders çalışıyorsun, okuyorsun okuyorsun, ulan okuduğumdan hiçbir şey anlamadım niye bir bakıyorsun. Bodrum'da denizdesin o anda çünkü. Oluyor mu oldun böyle şeyler için? Çok normal. Bak hepimiz oluyor, bana da oluyor. Bu çok normal. Bundan geri gelmeyi öğreneceksin. Bak fark yaratmak istiyorsan önümüzdeki sene 8 olacak var mı içinizde? 8. sınıf. Sen sekiz misin lan? Evet sekiz yaşacağım. Gerçekten. Yaşın kaç sene? 2007'liyim. Erken başladım. Ya ben seni öpeyim ya. Ulan. Ben seni... Vallahi tebrik ederim. Seneye sınav var. Tamam maşallah. Bak seneye sınav var. Sekizler. Tamam mı? Şimdi o sınava bir sürü... Ya da üniversite var, lise son var mı? Tamam, bir tane daha sınav var. Şimdi o sınava sizin gibi bir sürü insan daha girecek. Değil mi? Hazır olmak lazım. Şimdi herkes çok çalışıyor. Aşağıda antrenörlerle konuşuyordum, onlara da aynı şeyi söyledim. Bak, siz seni... Sekizler sınava girecek. Liseye geçiş sınavı. On ikiler üniversite sınavına girecek. Atıyorum... İşte bunu yapmayanlar da yakın zamanda yapacak merak etmeyin. Sıra size de gelecek. Şimdi bu sınava giriyorsun ya çok çalışacaksın. Peki Türkiye'nin başka yerinde sizin gibi bu sınava giren insanlar çok çalışmıyor mu sizce?
Çalışıyor.
Herkes çok çalışıyor. O zaman çok çalışmak... Yani çalışmamak diye bir şey yok zaten. Çok çalışmak sınavı kazanmak için bir özellik değil. Öbürlerine geçmek için. Zaten birincisini... Zaten çok çalışacaksın. Basketbol içinde, sınav içinde, ne işe... Zaten yani çalışacaksın, o bitene çalışacaksın, konu yok. O bitti. Herkes çalıştığı için çok çalışmak bir fark yaratmıyor artık. O zaman ne yapacaksın? Fark yaratmak için. Konstantin Usta'mıyorum. Zihnim kayıyor. Yok şu oluyor, başarmamaktan korkuyorum. Bir öyle dediğim biraz önce başaramamaktan korkuyorum dedi. Bunların hepsi abicim, ben sizin abiniz sayılırım, bunların hepsi sizin kontrolünüzde olup geliştirebileceğiniz şeyler. Ama bunlar böyle ben bunu geliştireceğim, mutsuzluğa izin vermeyeceğim, başaramamaktan korkmayacağım ya da aşırı özgüven, ben zaten başarıyorum. Her şeyi yaparım. Tabii ki yapalım. Ama onun altını doldurmak lazım. Bunların hepsi sizin elinizde. Hepsi. Sadece çalışacaksınız. Şu arkadaş dedi ki... Ben gerçekten şu anda çok etkilendim sizden. Ben çünkü böyle bir iş yapıyorum. Bana insanlar para veriyor bu eğitimi almak için. Onları böyle sizin gibi konuşturamıyorum biliyor musunuz? Dürüstçe söylüyorum. Yani müthiş bir şey yaptınız. Ne demiştin sen? Zihinsel antrop... Bu özelliklerin hepsi çalışarak gelişir. Ama çalışarak gelişir. Korkmamayı öğrenirsin. Konsantre olmayı öğrenirsin. Bir şeyi yaparken sonuçlarına değil, işi yapmaya odaklanmayı öğrenebilirsin. Ne söylediğimi anlıyor musunuz siz? Anlıyor musun lan sen? Doğru söyle. Biraz sert mi girdim acaba diyorum. Ha? Yani bir bütün bu konuya şundan geldik. En sevdiğim işten en sevdiğim oyundan eve döndüğümde üzgün oluyorum. Bu hiç hiç hiç olmaması gereken bir şey. Şimdi siz Bizim yaşımızda olmadınız. Küçüksünüz. Biz sizin yaşınızda olduk. Yani biz sizin oturduğunuz yerde olduk. Yani ben şu anda sizin neler hissedebildiğinizi falan tahmin ediyorum. Ulan bir tane adam gelmiş. Buraya bir şeyler anlatıyor. Yorgunum bir an önce topu verseler alayım topu potaya atayım diyenler var. Çok normal. Ben biliyorum yani biz de oradaydık. Şimdi abicim bakın. Hepiniz hepimiz başarılı olmak istiyoruz. Ne yaparsak yapalım insanın içgüdüsel olarak doğamızda var. En iyi bizi yapmak istiyoruz. İyi yapmak istiyoruz, başarılı olmak istiyoruz. Peki bu kendiliğinden mi oluyor? Yani başarılı olmak bir şeyde diyelim basketboldan konuşalım. Siz bir takımdasınız. Şimdi bugün sezon başlıyor, hayal ediyoruz. Şampiyon olmak istiyorsunuz. Şampiyonluk ne zaman? Sezonun sonunda. 10 ay sonra şampiyonluk maçı. Şampiyonluk bugün buradan bakınca öyle uzak ki, ay kadar uzak, böyle teleskopla görebiliyorsun. Şampiyon olmak istiyorum ama uzak, bir sürü maç kazanacağım, onu yeneceğim, her şey yolunda gidecek. Şampiyonluk böyle anca teleskopla gözüküyor. Yaşadınız mı bilmiyorum. Şampiyon olmak için, başarılı olmak için yapmanız gereken oraya ulaşmak için hedef büyük ya şampiyonluk ya da neyse o hedef. Hepinizin hedefi ayrı. Senin hedefin Boğaziçi'ne mi girmek? İzmir Üniversitesi'ne girmek. Hedefin değil mi? Oraya gidersen başarılı inşallah olacak. Tamam mı? Ama şu anda teleskop. Oraya ulaşmak için yapmamız gereken günlük böyle küçük küçük işler var. Dersleri iyi çalışacak, konuları dinleyecek, zihnen kendini iyi hazırlayacak, fiziğini iyi hazırlayacak, bütün konuları bilecek, sabah akşam test çözecek, en zor testleri çözecek, bir sürü bir sürü iş var. O sırada 12. sınıfta işte sınıfı geçmek için hala iyi notlar alacak. Basket oynayacak. En büyük hedefe ulaşmak için. O teleskopla görüyoruz. Bunların hepsinin mikroskopla bakacağımız küçük işler var. Bak birine teleskopla bakıyoruz. Bir de oraya ulaşmak için yapacağımız şeyler var. Soruları çözeceğim, düzgün uyuyacağım, düzgün besleneceğim, onu yapacağım, konuları dinleyeceğim, ocağı dinleyeceğim, konsantrasyonum kaybolmayacak. Onların hepsine tek tek mikroskopla bakın. Küçük şeyleri bak küçük şeyleri doğru yapmadan şimdi bugün anlıyor musunuz? Bazılarınız bu ne diyor diyor. Değil ama ileride anlayacaksınız. Inşallah bugün anlarsınız. Inşallah şu anda anlarsınız, zaman kazanırsınız. Küçük şeyleri iyi yapmadan hiçbir şey yapamazsınız. Bak küçük en küçük şeyleri iyi yapmadan Büyük hiçbir şey yapamazsınız. Bir soru daha sorayım. Sabah kalktığında yatağını kendi yapan kaç kişi var? Çok iyi.
Beni bile şaşırttı.
Doğru söylüyor musunuz? Bakarız. Yarın gelir bakarım ha. Tamam. Bak dinleyin. Dinleyin bitireceğim. Dinleyin. Tamam bitireceğim. Dinle. Hocayım ya kızgınım. Şaka bir yana. Yatak yapmak var ya. Siz şimdi askere gitmediniz. Daha küçüksünüz. Askerlikte artık zaten herkes gitmiyor, bedellim oldu bir şey oldu. Herkes askere gidiyor bu ülkede, gidiyordu. Birinci şey, sabah kalktığında ilk yapacağın iş yatağını yapmak. Ama yatağı öyle yapacaksın ki, askerde, komutan geliyor böyle çavuş mavuş senin üstün, parayı atıyor, para sekiyor, yastık doğru yerde, battaniye doğru yerde, yedek battaniyen katlanmış, öğretiltiği iş... Doğru yerde. Köşeler düzgün, gergin çarşaf. Nevresim ne varsa. Bunu yapmadın mı? Ceza yiyorsun. Bir daha yaptırıyor. Bir daha yaptırıyor, bir daha yaptırıyor. Sen bazen mükemmel yaptığını zannediyorsun ceza yememek için. Geliyor, bir tane hata buluyor. Zorla arıyor arıyor bir yerinde toz buluyor. Sana ceza vermek için. Bunları niye yapıyorlar biliyor musun? Seni zihinsel olarak kuvvetlendirmek için yapıyorlar. Yatağını bile doğru yapamayan bir insan, hepsinin amacı var ha, manyak olduğu için yapmıyor kimse. O komutan kızıyor ediyor ya, manyak olduğu için yapmıyor. Size bir şey öğretmek için yapıyor. Yatağını bile doğru düzgün yapamayan bir insan hayatta hiçbir şey yapamaz diye düşünüyor. Bir tane görevin var, yatağını yapacaksın, kuralları belli. Bunu bile doğru düzgün yapamıyorsan önündeki büyük şeyleri nasıl yapacaksın? Bunu yapacak disiplinin yoksa nasıl yapacaksın? Toz buluyor ya yatağında, gelip fırça atıyor, bir daha yapacaksın ceza veriyor, koşturuyor, gel bir daha yapacaksın diyor. Bunu başına geldiği zaman ağlayıp, zırlayıp, içine kaçıp, bununla mücadele edip daha iyi yapamıyorsan hayatta karşına çıkan zorluklarla nasıl mücadele edeceksin diye sana eğitim veriyor. Bak küçücük bir yatak yapmak dünyanın en basit şeyi. Her gün anneniz yapıyor ya da evde yardımcı var o yapıyor. Değil mi? Çoğu zaman. Bir kendiniz yapıyorsunuz, helal olsun. Ama sadece burada değil, evde de kendiniz yapın. Yatağını doğru yapmak, bana da bunu bir asker öğretti. Çok basit bir şey. Yatağını yatakta, ne var? Doğru yapacaksın. Beş dakika sürmüyor. Yatağını doğru yapmak ne yapıyor biliyor musunuz? Sana, ben bir şeyi başardım. Duygusu veriyor. Yatağımı doğru yaptım. En küçük şey ama başardım. Ben yaptım. Ben yaptım. Günün geri kalanında yapacağım işler için bak ben istediğim zaman dikkat edince başarıyorum. Yapıyorum. Bunu da başarırım demek için cesaret veriyor sana. Küçücük bir yatak ha. Hiç umrunuzda değil ya. Umrunuzda olmazsa kaybedersiniz. Ben size söyleyeyim. Başka işleri başarmak için cesaret veriyor. Bunu bana askerde bir komutan anlattı. O kadar hak verdim ki ben bunu öğrendiğimde geç gittim askere. 30 yaşındaydım. Çok geç öğrendim. Keşke daha önce öğrenseydim. Bunu başardın ya, bak bir artısı daha var. Günün çok kötü geçti. O gün yaptığın bütün işlerde başarısız oldun. Dersleri iyi dinlemedin sınavdan, soruları çözemedin, onu yapamadın, arkadaşınla kavga ettin. Kötü bir gün geçti. Eve dönüyorsun ya, gece, gün bitiyor. Yapılmış güzel bir yatağın var. Yarın daha güzel bir gün olsun diye uyuyacaksın. Bir de sen başarılı, sen yapmışsın. Bilmiyorum anladınız mı anlamadınız mı ama. Bazıları boş bakıyor. Umut ederim bir işinize yarıyordur. Küçük şeyleri yapmadan istediğin kadar yetenekli ol. İstediğin kadar egon büyük olsun. Ne olursan ol. Küçük şeyleri doğru yapmadan büyük hiçbir şey başaramazsın. Bu kesin. Bak ego. Ego. Egonun ne olduğunu bilen var mı? Sizde yok mu oğlum? Genç adamlarsınız lan sizde ego. Sizde ego... Sizde ol, ben size sordum bunu. Ben gençsi büyüklere soruyorum. Küçükler bunlar küçük daha büyüyecekler. Anladım biliyorsun. Ego var ya ego. Bizde bak koca sizden daha büyüyorsun. Ben bir tecrübemi söyleyeyim abicim size. Bunlar küçük daha. Bunlar biraz daha büyüyecek. Ego aptallığın ağrı kesicisidir. Tamam mı? Tamam mı? Bak ego aptallığın ağrı kesicisidir. Böyle dinozor gibi yürüsün. Bununundan kıl aldırmaz. Tabii ki gururlu olacaksın, aldırmayacaksın. Ama işleri çözmek için akıllı olacaksın. Başka insanlara ihtiyacın var. Kendi başına bir şey yapamazsın. Egon'la o insanları, olmayan Egon'la o insanları ezmeye, küçük görmeye, kendinden uzak tutmaya kalktığın an hayatta hiçbir şey başaramayacaksın. Egon neymiş? Ulan inşallah öğrendiniz bunu bak. En büyük iş bu oldu.
More from Sinan

Yaz Basketbol Kampı Nasıl Seçilir? Sinan Güler, Güler Legacy hakkında Sıkça Sorulanları Cevapladı

NBA League Pass'de bir süre önce başlamış olan #NBAHoopCities de sıra İstanbul'da








