Güler Legacy / Kariyer / Doğuş Balbay ve Gökhan Şirin

In this interview segment hosted by Sinan Güler, former Turkish basketball players Doğuş Özdemiroğlu and Gökhan Şirin discuss their personal career journeys, focusing on the impact of early shooting development, the optimal timing for Turkish athletes to move to the United States for high school and college basketball, and the comparative strengths of European versus American basketball training systems. Doğuş emphasizes that if he had refined his shooting at ages 16‑18, his career trajectory could have been dramatically different, potentially leading to NBA opportunities. Both guests advise that players should complete their Turkish high‑school education before moving abroad, unless their English proficiency is insufficient, in which case attending the final year of high school in the U.S. is recommended. Gökhan adds that the quality of high‑school basketball in the U.S. is generally lower than the Turkish development system, suggesting a later transition. The conversation then shifts to logistical matters: the desire to resume summer camps after the COVID‑19 pandemic, the distinction between the Turkish Basketball Super League (BSL) and the Turkish Basketball First League (TBL), and plans for future gatherings. The tone remains conversational and supportive, with a forward‑looking optimism about rebuilding training activities and league play.
Chapters
Beyler o zaman çok uzatmadan başlayalım. Nasılsınız? Nasıl gidiyor karantina? Gökhan'la biraz konuştuk demin de doğuş senden başlayalım o yüzden.
Karantina günleri. Yani bu negatif zamanları evde ailemizle vakit geçirerek paylaşarak pozitife çevirmeye çalışıyoruz. Maalesef üzücü haberleri de takip ediyoruz ama tüm dünyada. Ama bir şekilde hepimizin hem manevi olarak hem maddi olarak tüm ülkenin zarar gördüğü bir olaydan en azından sahada çıkmaya çalışıyoruz. Biz de mümkün olduğunca evde kalarak en az zararla bu virüsü atlatmaya çalışıyoruz. Ama çok fazla açıkçası yapacağımızda bir şey yok. Sadece beklemedeyiz. Herkesin yaptığı gibi biz de beklemedeyiz yani.
Siz şu an karşıdaki evde misiniz?
Yok biz Maslak'tayız.
Maslak'tasınız. Aile keyifler yerinde onların da değiller.
İyi çok şükür herkes iyi onları da söylüyorum tembih ediyorum sürekli. Mümkün olduğunca evde kalmalarını gerekirse biz ihtiyaçlarını karşıladım. Evde kalsın zaten herkes gibi ve çok şükür herkes iyi.
Yok hanımcığım sen de iyisin. Senin de ailen iyi. Biraz konuştuk ama yine de sana da sormak istedim.
Ve yani evden mümkün olduğu kadar çıkmamaya çalışıyoruz. Market falan filan. O yüzden inanılmaz günlerden geçiyoruz ama yapacak bir şey yok. Yani kurallara uyup inşallah en kısa zamanda geçecek bu zaman.
İnşallah. Dodo bu G'nin kolye ne olacak peki sence?
Abi ucunda ne var ben onu göremiyorum. Dolar işareti falan yoktur inşallah.
Yaptırmıştır kesinlikle. Kesin vardır öyle bir şeyler.
Abi yani kız arkadaşım dediği yani o yüzden.
Tamam canım.
Yok bir şey demeyelim şu anda.
Yok özür dilerim. Yani lafı da tenetmiyoruz. Biz sadece hafif böyle yakalayabilirsek.
Buradan beğendiğinizi düşünüyorum buradan yani.
Senin her şeyini beğeniyoruz diye gökhan'cığım. Beyler şimdi burada işte bir tanesinin... Senin her şeyini beğeniyoruz diyorum.
Sağol.
Geneliyle burada işte genç sporcularımızla gülerlek ist tarafındaki siz kamplara daha önce de gelmişsiniz. Görmüşsünüz ortamı. Hem de işte antrenör ekibimizle beraber. Böyle akşamları bazen de gün üzeri buluşup sohbet ediyoruz. Bu noktada da sizin bir tarafından benim de ara ara anlatmaya çalıştığım haliyle diğer sporculardan farklılaştığımız ortam tabii ki de Amerika'da gördüğünüz eğitim ve onun aslında hepimize kattıkları. Biraz bunlardan başlayarak ben bir giriş yapmak isterim. Sizin hikayelerinizi dinleyerek ve işte Amerika'ya nasıl gitmeye karar verdiğiniz ve Amerika sürecinde özellikle karşılaştığımız zorluklardan bahsederek başlayabiliriz. Ondan sonra zaten kendi hikayelerimizde de girdiğimizde ve diğer sorular da geldiğinde konu biraz daha farklılaşır.
Sinan, ara ara senin sesin yine gidiyor.
Gider.
Yapacak bir şey yok ama şey, dediğim gibi Dodo en azından senden başlayalım. Amerika'ya ilk gitmenin karar verdiğinde neler düşünüyordun? Nasıl bir süreç oldu gidiş özellikle gitmeye gitme yolunda nelerle karşılaştın engel olarak ve o dört senelik süreci de kısaca özetlersen seviniriz.
Tabii ki öncelikle tabii ki genç yaşta burada Fenerbahçe A takımıma yükselmem biraz lise hayatımın aksamasına neden oldu. Özellikle lise ikili şu işte antrenmanlar dolayısıyla dersleri kaçırıyordum. Tabii o zamana kadar da hep eğitime önem veren birisi olduğum için lise döneminde bu aksamaları yaşandığının farkına vardım ve üniversitede daha da zor olacağını düşündüğümde alternatif yollar aradım sporu ve basketbolu yürütebileceğim. O vesileyle Amerika tek opsiyon gibi gözüküyordu ama tabii ki... Çok fazla kontağım yoktu Amerika ile ilgili, kimseyi tanımıyordum. Ama işte milli takımlarda, uluslararası tutumlarda gösterdiğim performanslarla ve orada tanıştığım insanlarla hızlı geçiyor toplularım. Ve Texas Üniversitesi'nden teklif geldi ve ben de bu teklifi tabii ki atlayarak kabul ettim. Resmi ziyaretimden sonra Texas Üniversitesi'ni çok beğendim ve... Oraya gitmekte kargıldım. Tabii ki önündeki en büyük engellerden bir tanesi dil problemiydi. Dil problemi benim için belki ilk başta zaman kaybı gibi gözükse de yani çünkü dilde bir problem yaşamazsaydım, TOEFL ve SAT sınavlarını verebilseydim. 2006 yılında direkt işte Kevin Durant'ın da Texas'a katıldığı... Fakat sınavları geçemediğim için okula kayıt olamadım. İngilizce ameliyatı olmadığı için. Texas Üniversitesi koşturuda beni prep skola, hazırlık okuluna yani liseyi burada bitirmeme rağmen orada bir senelik hazırlık okuluna gitmemi ve hem basketbol eğitimini de orada görmemi istediler. Tavsiye ettiler ve onların tavsiyesi üzerine Brewster Akademi'ye gittim. 300 kişilik yatılı bir okul. Özel bir okuldu. Benden başka hiçbir Türk yoktu. Kısa süre içerisinde orada yaklaşık 6 ay, 6,5 ay gibi bir süre içerisinde gereken İngilizce sınavlarını hem SAT'yi hem TOEFL'ı yeterli puan alıp 2007 senesi için Texas Üniversitesi'ne resmi olarak kaydım yaptırmış oldum. Ve 4 yıllık Texas Üniversitesi serüvenim o şekilde başlamış oldu. Başka detaya gireyim mi? Yoksa size vereyim.
Etrafında yani o okulda Türk yoktu dedim. Yani etrafında Türk yoktu dedim. Ben bir oradan şey yapmak isterim. Bu seni pozitif mi negatif mi etkiledi diye düşünürsün. Ben bunun pozitif katkılarını gördüm kendim. Hiçbir Türk'le yakın olmamanın ama senin için nasıl gelişti bu hikaye?
İlk etapta inanılmaz zorlandım. Çünkü İngilizce seviyem çok düşük olduğu için. 300 kişilik bir okulda hiç kimsenin Türkçe bilmemesi beni tamamen yani neredeyse diğerlerinden izole etti ilk başta. Çünkü kimseyle konuşamıyordum, derdimi anlatamıyordum. Biri bir şey sorduğunda cevap veremiyordum. Fakat hemen yani çok çabuk adapte ettim kendimi ve kısa süre içerisinde işte ilk başta kendimi ifade etmeye ondan sonra da... Daha çok söylenenleri anlamaya başladım ve benim için uzun dönem için çok inanılmaz faydası oldu o 6 ayın ve orada hiç Türk olmaması çünkü çok kararlıydım oraya daha çok benim dil öğrenmeme ve insanlarla oranın kültürüyle adapte olmama daha faydası oldu orada hiç Türk olmaması diyebilirim. Avantaj sağladı yani kesinlikle.
Gökhan senin serüvenin nasıldı?
Abi ben aslında altyapılar bitti benim. Ondan sonra gitme fırsatım oldu. Fakat aslında daha önceden yıldız takımda gidebilirdim Amerika'ya. O zamanki milli takım turnuvalarından sonra böyle bir iki teklif gelmişti. Fakat o zaman sıcak bakmadık ben ailem ve menajerim. Hani daha erken olduğunu düşünüyordum. Sonra genç takım sezonu bitince ben daha Arşıl Akadeyken... Darşofaka o zaman FSP senle birleşince ve FSP senle süre alamayan oyuncular daha çok Darşofaka'da böyle bir oluşum içine girince ve bana tekrar teklif gelince ben gitme kararı aldım. Bir de Doğuş'un dediği gibi benim de İngilizce'ye gireceğim. Yani ben liseler 3 seneden 4 seneye çıkmıştı daha önce yani ve ben... Lise 3'ü yeni bitirmiştim. Lise 4, 4 lisede de son senem vardı. O yüzden TOEFL sınavına girmeden önce lise sona gittim Amerika'ya Maryland'da. San Meriz Rhycoon'da okudum. Daha sonra oradan üniversiteye geçmek daha kolay oluyor. Yani SAT ve ACT sınavlarında yeterli puan alındı mı girmesi daha kolay oluyor. Yani öbür türlü TOEFL'la falan uğraşacaktım. Ve hem de bir sene lisede bir alışma sürecim, İngilizceyi iyice öğrenme sürecim oldu. Ben bir tane bir Türk basketbolcu arkadaşım Görkem Sönmez'le beraber gitmiştim. O da o zaman Efes Lisan Altyapısı'ndaydı. Yani ilk iki üç ay yanında bir Türk olduğu için ve en yakın arkadaşım olduğu için benim için daha kolay geçti adaptasyon olarak. Çünkü başka bir ülkeye, başka bir kıtaya, başka bir kültüre gidiyorsunuz. İlk bir alışma süreci bana iyi geldi fakat bir yerden sonra yani devamlı Türkçe konuştuğumuz için okul bize bir tane bir profesör tahsiltti ve biz yani birebir özel ders almaya başladık İngilizce çözmemiz için. Üçüncü dördüncü aydan sonra biraz böyle açılmaya başlayınca artık o senenin sonuna doğru beşinci altıncaya doğru İngilizce ile çözdükten sonra tamamen alışmıştık yani. Sonra sene sonunda Charlotte Üniversitesi'ye geçtim. Orada devam ettim eğitimime.
Peki sen Amerika'dan erken döndün. Üniversiteyi bitirmedin. Hatırlamıyorum tam olarak. Görkem'le seninle beraber dönmüş müydü?
Birinci sorum bu oldu.
Evet.
İkincisi de ikiniz beraber bu karar vermekte ne etkili oldu?
Ya aslında ikimizin de... Ayrı ayrı gelişti olaylar. Benim yani şöyle orada Charlotte'daki 15 senedir orada olan koçun ayrılmasıyla başlayan bir süreç oldu. Yeni gelen koçla ve daha sonra benim eski koçum başka yere transfer oldu ve beni North Carolina State'e istiyordu aslında. Fakat baktık ki oraya gidersem bir 14 ay, 15 ay oturmam gerekiyor. Yani sahaya giremiyorsun. Orada redshirt diye bir olay var. Transfer olunca aynı divijonda. Bir sene oynayamıyorsun. Ve onun üstüne menajerim de Türkiye'de fırsatlar olduğunu söyleyince bu kararı aldım. Görkem'in de hani ondan bağımsız o kendi kendine gelişti yani. O da böyle öyle bir karar verdi yani. Onun sürecini tam hatırlamıyorum ama benimki böyle gelişti.
Sonra da esasında ikinizin de aynı döneme denk geliyor gelişiniz.
Evet.
Efes'te buluştuk, bir araya geldik. İkiniz için de aslında çaylak sezonunuzu öyle önemli bir takımda geçirmek zorlayıcı olmuştur tabii ama bu süreçte size neler yardımcı oldu bir bunu sormak isterim. Bir de ne zorluklarla karşılaştınız Amerika'dan döndüğünüz anda ilk seviye ilk baştan? Öyle bir seviyede oynamaya başlayarak.
Ben başlayayım isterseniz. Açıkçası beni en çok şaşırtan profesyonel hayatta, yani sadece Efes'ten bahsetmiyorum, profesyonel hayatta yapılan antrenmanlar ve onların seviyesi. Yani üniversiteden sonra işte profesyonel hayatta yapılan 1 saat, 1,5 saatlik idmanlar, gerçi 2 saatlik idmanlar. Beni çok şaşırtmıştı ve açıkçası çok kolay gelmişti. Çünkü üniversitede yaklaşık 3-3,5 saat %100 tempo ile yaptığımız antrenmanlardan sonra bir anda 4 yıllık öyle bir tempodan çıkıp bir anda böyle bir tempo daha çok 5'e 5 ağırlıklı dirilerin az olduğu bir tempoya girince Ne oluyoruz dedim yani bu kadar kolay mı hakikaten? Ama tabii ki seviye çok yüksek. Üniversite kalitesinden daha fazla. Ama antrenman düzenleri yani çok şaşırtmıştı beni ilk geldiğimde adaptasyon sürecimde. Onun dışında işte sizler Amerika dönüşü bizim işimizi kolaylaştırsınız. Yani takımın haberi olarak hem bir takımda hem... Efes'te oraya ortama çok çabuk adapte olduk sizler sayesinde. Çünkü hemen aranızı aldınız bizi yani çok güzel bir arkadaşlığımız oldu. Hala da biz bahsediyoruz yani o zamanki tabii ki Türklerin de çoğunluk olması takımlarda bir avantajdı. Gerçekten çok güzel ortam oluyordu. Sizlerin de sayesinde o saha dışındaki... Saat içindeki o bir an önce o kazanma şeyine girdik yani. Benim için çok kolaydı o geçiş açıkçası. Gökhan?
Abi ben de Doğuş'un dediklerine ek olarak beni de antrenman tabii ki profesyonel hayatta öyle 3 saat asker gibi antrenman tabii ki çok zor oluyor. Efes gibi o seviyedeki takımlarda. Onu ben de bekliyordum fakat canlı yaşayınca tabii insan bir tık da bir şaşırıyor. Fakat o takımın gerçekten Doğuş'un dediği gibi birbirini çok tanıması, yıllardır zaten sizin o Türk grubunun uzun zamandır oynaması mülk takımlarda ve yabancı oyun üzerinde çok uyumlu olması benim özellikle işime çok yaramıştı. Ve çok çok daha... Kısa sürede adaptasyon sağlayıp kendimi geliştirmeye odaklanabildim en kısa zamanda.
O takımda şimdi iki tane hikaye yani böyle hikayelere girebileceğimiz dönemleri şey yapacağım ama o takımda evet Türkler olarak çok güzel şeylerimiz olmuştu bir tarafından ama benim gördüğüm siz özellikle ikiniz yabancılar arasında en yakın olduğunuz oyuncu Stanko'yu gibi geliyor bana. Hem onunla belki de çok eğleniyordunuz, ondan dolayıydı. Hem de yani bilmiyorum böyle bir farklı bir şey vardı aranızda gibi geliyor.
Gözlerim yaşandı valla şimdi abi.
Abi bak karantina sürecinde aynı eve koy, yemin ederim. Bir sene iki sene kalırım karantinada hiçbir şey olmaz.
Ya inanılmaz bir karakterdi o yani şimdi anlatmakla bitmez yani çünkü gerçekten yürüyüşünden tutup işte merhaba deyişine... Melek gerçekten Hırvatistan'da zaten yetiştiği yerde ufak bir çok ufak bir kaza var. Efes'e geldiği ilk dakikadan itibaren Gökhan'la ben de çok yakın arkadaş olduk onunla. İşte kendisi çok potansiyelli bir oyuncuydu yani. Avrupa'nın o zaman en iyi yüzünden bir tanesiydi ve ciddi şükretildi vardı. Biraz da işte onun geçmişte, biz tabii ki Stankovar'ı hiç çok iyi tanımadığımız için işte geçmişte ne yaptığını, buralara nasıl geldiğini falan sorduğumuzda açıp hep videolarını gösteriyordu. Şu anki Baskonya'da.
Barcelona.
O hikayeleri işte sabah akşam nasıl antrenman yaptıklarını yanılmıyorsam işte koç kimdi? Geçen sene Beşiktaş'ın koçu şu anda Yılmaz Koyun'un koçu. Evet. O koçun işte ne kadar çıldırdığımızı. Yani biz Gökhan'la ben o stankonun etrafında olmaktan mutluluk duyuyorduk yani bizi çok güldürüyordu. Çok güzel geçiyordu onunla vakit açıkçası.
Abi ben valla yani antrenamandan sonra öbür antrenaman hemen gelsin de yani gideyim göreyim soyunma odasında muhabbet edelim. O kadardı yani benim durum ve hala onunla son iki üç seneye kadar görüşmeye çalışıyoruz. En son bir benim bildiğim bir CM'di bir takımda. O zamandan beri hiç haber alamadım. Bilmiyorum herhalde oyunculardan o seviyeden ayrıldığınca bir trive mi girdi artık ne yaptı bilmiyorum da.
Mesafe koydu arana. Transfer de etmiyor seni.
Mesafe koyması lazımdı evet. Abi aynen yani para dönem geldi şimdi.
Abi o çok yoğun şu anda o kasabaya büyük ihtimal büyük yatırımlar yapmış. Herhalde nüfusu da arttırmaya çalışıyorlar orada.
Bir diğer kişi de bahsetmek istediğim Adnan Güler. Şimdi baktığında işte... Ado! Ado! Baktığında doğuş kaçıncı sene oldu şimdi Efes'te?
Dokuz bitti abi işte.
Dokuz bitti. Yani benim tanıdığım bildiğim süreç içerisinde Efes'te oynamış en uzun... Türk oyuncuları en uzun oynamış oyunculardan bir tanesini herhalde şu anda.
Yani A takım seviyesinde öyle olabilir abi. Ender abiler falan var altyapıdan yetişen ama bilmiyorum A takım seviyesinde...
Altyapıların saydığında Enderler belki şeydir tabii ama üst profesyonel seviyede en uzun diye düşünüyorum. Adnan'la ilgili hikaye bitmez tabii. Ama işte biz kaç senedir, ben de işte en son 11 sene önce girdim Efes'e. 11 senedir emekli olacağım diyordu. Bu sene oldu artık. Efes'in de bence yoğun bir sezon içerisindeki bütün şeylerinde işi kolaylaştırma insanlardan biriydi. Sadece yaptığı işle değil, verdiği keyifle.
Evet kesinlikle yani Adnan abi de hem kulübe verdiği, yıllarca verdiği yemekleriyle hem de... Bizim üzerimizdeki emekleri çok çok fazla yani bizim hayatımızı kolaylaştırıyordu açıkçası. Çünkü ben diğer takımlardan duyuyorum yani nasıl işliyor işler, işte malzeme sorunların görevleri yaptıkları hem Türkiye içinde hem yurt dışında konuştuğum kişilerle sohbetimizde dönüp dolaşıp Ado'ya geliyor laf ve Ado'nun gerçekten Oğullar Efesi için yaptıkları ve Şu ana kadar gelmiş tüm oyuncuları hiçbirine ayırt etmeden yaptığı hizmetler gerçekten takdir aşağıya ve biz bütün yaptığı hizmetler için zaten daha özet bilimimizden gelince ona göstermeye çalıştık. Tabii ki son 15 senedir herhalde yok abi ben bırakacağım emekli olacağım diyordu. Ben gidiyorum diye çıkıp gittiği böyle soyunma odasından kapıyı çarpıp gittiği çok oldu ama ertesi güne geliyordu. Ama bu sefer şakası gerçek oldu yani. Bir sabah kalktığımızda kendisi bununla polisimi toplayıp çekti gitti yani.
Abi biliyorsun onun kronik bel ağrısı var.
Ya benim ağrıyor ya. O çok yoruldu gerçekten.
Abi onun da o bela arasında hikayesini biz sorduk artık dedik ki ya kardeşim bu bela arası neden böyle yani sürekli nedir ne değildir şu bela arasını bir söyle bakalım nerede çıktı bu bela arası. Valla bu Sinan abi sen hatırlarsın işte Oktay abi zamanı. Bir yatırdık değil mi sen ya da iki sene Ayhan Şahin'le oynadın.
Tamam mıdır o sene?
Tamam mı sen de oynadın? Orada oynarken sanıyorum daha aşağı fıkhının arkadan girişi varmış ve bütün malzemeleri merdivenlerden indiriyormuş. O da tek başına. O koca koca kasalar tabii ki kaç kilo? 60 kilo ve 50 kilo mu artık neyse içindeki malzemelerle birlikte. Abi diyorum ben sakatlığı nereden geldim? Ya kardeş o iki yılımız var ya diyor. O iki yıl o merdivenlerden tek başıma tut çıkar tut çıkar. Valla belimiz gitti diyor.
Oyuncuların da dili olsa konuşsa yani.
Evet.
Peki doğuş, şimdi bizim hem oyunculara, sporculara sözü vermeden önce son bir soru daha soracağım. Bunu direkt sana soracağım çünkü Gökhan kendince böyle farklı cevaplar vermeye çalışıyor konuyla alakalı. Bizim birebirler hakkında bir iddiası var Gökhan'ın. Senin bir yorumun var mı birebirlerimiz hakkında?
Duyamadık abi.
Ben kesildi.
Duyamadık.
Evet, birebirlerimiz hakkında böyle Gökhan biraz atıp tutuyor da. Senin mi konuyla alakalı bir yorumun var mı? Bize en çok izleyen olarak.
Öncelikle o birebirler hakkında şunu söylemek istiyorum. Şimdi sizin birebirleriniz, bir dakika bir dakika. Sizin birebirleriniz antrenmanlardan önce ısınmasız yaptınız. Yani sahaya giriyorduk. Sinan abi, ben Gökhan. Genelde ilk girenler biz oluyorduk. Kerem abi de bazen diğer potada şük çalışıyordu ama... Siz direkt böyle korakor, işte smashlar olsun, üslükler, bir yanda hiç ısınmadan böyle bir yanda orada birebire başlıyorsunuz ve ben de bunu zevkle izliyordum. Tabii ki... Atıyordu atıyordu ama. Bazı mı? Sinan abinin de egzantrik basketleri. O şapkadan tavşan çıkarıp attığı basketler falan şok ediyordu tabii ki beni. Ama ben sizi zevkle izliyordum. Tabii ki genel toplam kazananı şu anda hatırlamıyorum. Yani siz sayıyordunuz da. Ben toplam kazananı hatırlayamıyorum da.
Bu da politikaya katılıyor ya.
Hafızamda şey var abi yani. Yaptığınız güzel hareketler işte. Hatta Sinan abiyle hep onu konuşuyoruz. Sinan abi, o zaman biz de tabii ki ısınmadan rahat rahat çıkıp çift duruyoruz, ters sürüyoruz bilmem ne. Sinan abi de diyordu... Şu an vuruyorsun. Aynen şu anda ben ısınmadan gidip yani şemberi çekmeye çalışıyorum. Çekeceğim mutlu oluyorum yani. Acayip ya.
Bana da abimler ve Kerem abiler özellikle söylüyordu. Bir gün gelecek uğramamaya başlayacağım diye. Hızlı geliyormuş öyle ısınmadan vurunca tabii. Süper, olcan birkaç soru da sormam lazım.
Doğuşta muhabbetini yaptık.
Ha söyle canım.
Bu hani bir zaman gelecek artık böyle direkt idmana girer girmez maç vuramayacaksın. Sen hep diyordun bize, biz de doğuşta son iki üç senedir diyoruz oğlum ben bugün antrenmanda yarım saat aldı ısınmam falan diyorum. Böyle idmana giremiyorsun falan yani. Seni çok andık bu konuda.
Bir yaştan sonra?
Maalesef vurdu ya. Asıl Enar ne zaman vurdu biliyor musun? Geçen gün evde squad champ yapayım dedim. Ayaklarım yerden kesilmiyor. Ne oluyor dedim ya. Bunalıma girdim zihinsel olarak.
O en kötüsü.
Kırkında o da geliyor.
Hazır ol.
Zihinsel olarak hazırla kendini. Öbür türlü zaten gelecek yani.
İnşallah kırkından sonra da bugünleri şey yaparız. Murat Çınar böyle söylemişti diye.
Sinan bu arada senin bir tane 2008-2005 orada tip tankın var. Yani zıplayamıyorum diyordun da o zamanlar rüzgar gibiymişsin.
O zaman evet enteresan. Bu sene de bir tane tip tankım var aslında. Doğuş Özdemiroğlu'nun Airball'unu böyle yalandan içine bıraktığım.
Abi benim solumdaki abi kimdi ya? Oğulcan Akçe. Kenan İmizalıoğlu gibisin valla maşallah. Sürekli dönüyorum bakıyorum Kenan İmizalıoğlu gibi bakıyor da kim? 500 biner ister.
Sözü zaten ben şimdi Oğulcan'a bırakacağım.
Teşekkür ederim.
Çok sağ olun.
Oğulcan iyice... Buyur.
Yok söyle abi.
Yok yok Oğulcan iyice havaya girecek diyecektim de.
Çok abi. Niye havaya giriyor?
Kızlardı. Evet biraz.
Oğulcan'cığım sorular için hem YouTube'da eğer varsa gelen soru hem de Muratcan bir tane soru sormuş. Onun arkasından da diğer sporcularımız da soru soracaktı muhtemelen.
Evet onu da bitirelim. Baran'a Kürker sormuş. Doğuş abi X imajını hatırlıyor mu? Anıt adında anlatsa güzel olur. Ben buna bir ekleme yapacağım. Sizin garanti milli takım için Sinan abiyle beraber videonuz çekmişti. İlk sımacını kaç yaşında vurduğunu galiba 13 yaşındayken vurduğunu söylemiştin.
Doğru doğru evet 13 yaşında vurdum da. 13 çok iddialıymış ya. 13-13 abi de üzerinden işte kaç yıl geçti 16-17 yıl geçmiş yani. Nerede vurduğumu tam hatırlamıyorum ama ya Caferadır ya da Bayrampaşadır yani.
Bayrampaşa mı?
Antrenman evet Bayrampaşa o kantine yakın taraf olabilir o biraz alçak gibi. 13-13 ya ben zaten işte 15 yaşındayken zaten alt takım yükseldiğimde baya işte ters ters çift ters sısmacımı 13'te vurdum hatırlıyorum. Yani ana olarak anlatamayacağım çünkü gerçekten o kaç sene geçti üzerinden yani hatırlamıyorum açıkçası.
Ben doğuşum milli takıma ilk geldiği yaz kampını hatırlıyorum. O kamp sırasında işte antrenman sonrası nasıl vurulur, o olur, bu olur derken doğuş o zamanlar çok güzel bacak arası sımaçlar vuruyordu. O zaman ben demeye başladım hem biraz da böyle yavaşlatmak için biraz rekabeti yumuşatmak adına oğlum yavaş yavaş azalacak bunlar dikkat etmek lazım gibilerinden ama yani atletik konusunda halen de korumuş olman. Bu gücünü ve bu ne derler yetkinliğini çok önemli bir özellik.
Gökhan'dan öğrendim abi.
Sen bizden öğrendiysen biz o zaman kimden öğrendik? Yok. Bıraktın.
Bıraktım.
Ucundan yani.
Abi beni biliyorsun. O yüzden... Abi sakatlık dönemi oldu benim. O yüzden... Biliyoruz. O dönem çok zorladı. Yani sonrasında son bir iki senedir... Özellikle bu sene hani... Böyle eskisi gibi hissetmeye başladım. Eskisi dedim 20 yaşlı deyince hani 25 yaşlar falan gibi...
Ben de oynadığım zamandaki gibi yani.
Evet. Yok abi sen de daha geçtin. 23 abi buyurun.
Abi kısa bir soru geliyor şimdi size. Çalışması en eğlenceli antrenör? Anadolu Uymaz sormuş.
Ya şimdi bu iş profesyonel bir iş. Çok fazla eğlence kısmı yani eğlenecek bir durum çok fazla yok açıkçası ama ben... Levent Topçakal yönetiminde Avrupa Şampiyon olduğumuzda 16 yaşta 6 milli takımda yani Levent abinin yönetim şekli ve koştuğu inanılmazdı ve çok keyifliydi açıkçası. Çünkü kendisi biraz rahat yani çok fazla set sepet işte katı kurallar saha içerisinde özellikle katı kurallar olmadığı için böyle çok. Eğlenceli geçiyordu açıkçası bizim için sahada hem basketbol oynamak hem ondan direktif almak. Hatta maçın en kritik yerinde yerlerinde mol aldığında falan, bizim bu molaya ihtiyacımız yok diyordu. Siz sadece dinlenin, bizim söyleyecek bir şeyimiz yok. Zaten çıkıp oynuyorsunuz aslanlar gibi diyordu. İnanılmaz, aslında keyifliydi onun için oynamak Levent Toprak'a için ama... Genel anlamda baktığımızda profesyonel hayatta açıkçası böyle çok... ...işime gelmiyor açıkçası benim. Gökhan abi senin?
Ben de yani Levent Topçakal'la Orhun Eni'yi diyebilirim. Hani onlar da nispetli ama tabii altyapıda olmasının da verdiği bir avantaj olabilir onlar için ama hani... A takımı çıkınca özellikle yani üst seviyede öyle çok eğlenceli bir antrenör olabileceğine ben pek ihtimal vermiyorum. Çünkü hani çok ciddi bir ortam yani. Ve hani benim diyebileceğim o bizim Efes'te olduğumuz sene Ufuk Sarıcan ayrılmasından sonra Züros gelmişti. Hani onunla nispeten biraz daha böyle herkes daha rahat ve daha eğlenceli zaman geçirmişti diye düşünüyorum. Bilmiyorum doğuşta Sinan abi katıldın bana ama.
Öyle Teros'un, Zuros'un geldiği dönem hatta yani onun antrenörlük yöntemi bence bizim çalıştığımız antrenörlerden çok daha farklıydı. İşin temelinde çok şey öğretme çabasındaydı yani. O yüzden keyifliydi. Bir de enteresan bir şekilde yarım dönem kalmış olsa bile yani bugün bile halen iletişimde kaldığım bir antrenör zaman zaman konuşup sohbet edebilecek fırsatlar yakalıyoruz. O yüzden de böyle saha dışında da oyuncularıyla bir ilişki kurma çabasında olan sayılı antrenörlerden biriydi.
Berta'nın bir sorusu var az önceki maç muhabbetleriyle alakalı. Trabzon'daki bir All-Star'da maç yarışmasında Sinan Abi'nin asistiğiyle olan bir maç varmış. Planlar... Daha öncesinde yapılmış mıydı diye soruyor.
Konuşmuştuk açıkçası ama hiç denemedik. Öyle hatırlıyorum Sinan abi. Yanlışsa düzelt beni ama hiç denemedik o sunacı. Ama konuşmuştuk yani böyle bir şey yapabiliriz diye. Yani biraz spontane geçti.
Spontane olmuştu. Denediğimizi ben hatırlamıyormuş bende.
Yani Sinan abinin üzerine sıçramak gibi. Çalışmadık açıkçası ve hatta orada karar verdik diyebilirim yani yapacağımıza.
Doğuş abi sana özel bir soru var. Anadolu Efes ciddi performans yükselişindeyken ve Avrupa'da zirvedeyken böyle negatif bir durum nasıl bir hayal kırıklığı yarattı? Takım bu motivasyonunu kaybeder mi?
Şimdi tabii ki her zaman karşılaştığımız bir durum değil maalesef bu ve takımın motivasyonu kaybolur mu kaybolmaz mı şu an bir şey söylemek erken yani ligler devam edecek mi etmeyecek mi onu bile bilmiyorken fakat gerçekten bu kadar güzel geçen bir sezon sonunu iple çektiğimiz bir sezonun şu anda bu şekilde askıda olması bizi üzdü derinden yaraladı fakat Yine ne sağlığa dönüştüğümüzü düşünmek zorundayız. O yüzden çok fazla şu anda basketbol ön planda değil ama güzel giden bir şey vardı. Sonunu bekliyorduk. Belki o sene bu sene diyorduk ama kısmet değilmiş. Yani şu anda hala beklemedeyiz. Biz sonuçta bir iki yıldır beraber oynayan bir ekibiz. Çekirdek kadromuzu geçen seneden de koruduk. O yüzden belki bir iki ay bilmiyorum ne kadar uzun sürecek ama ufak dönemler bizi belki çok etkilemeyebilir. Özellikle mental olarak, fiziksel olarak bilemiyorum ne olacağını ama mental olarak belki takım kimyasını, o isteği kaybetmeyiz. Ama neler olacağını göreceğiz yani hep zaman çözecek bunların hepsini. Ama tabii ki hayal kırıklığı, üzücü. Çok güzel gidiyordu. Ama her şeyde bir ömür vardır belki.
Geçen güzel hocam sorusu var. Yaz kamplarındaki sporcularımızdan biri. Gökhan abi ve Doğuş abi üniversitede ders ve antrenman temposu yoğunlukları nasıldı? Bundan biraz bahsedebilir misiniz?
Yani ciddi yoğundu. Şöyle mesela en son benim şöyle bir durum var. Bizim bir Atlanta seyahati vardı. Orada iki takımla beraber iki takımla maç yapıp geri dönecektik ve bu dört günlük bir seyahatti. Biz dört gün sonunda gece yarısı böyle sabaha karşı iki gibi döndük ve sabah sekizde benim dersim vardı. Ve saat yedi elli geçe koç beni arıyordu. Hani derse geleceksin değil mi? Bak hani dün gece iki de geldik ama bunun hiçbir önemi yok. Sabah sekizde derste olman gerekiyor diye. Hani buradan yola çıkarak orada çok ciddi herkesin programına göre... ...onun... ...hazırlanıyor. Ona göre özel ekstra yapmak isteyenler sabah altıda beşte kalkıp bile herkese program hazırlanabiliyordu. Orada iç içe giden bir program olduğu için... Ne dersi aksatıyorsunuz ne antrenmanları aksatıyorsunuz ama tabii ki ben antrenmandan çıkıp koşa koşa direkt ayakkabılarımı giyip antrenmana girdiğim çok oldu. Ama sistem orada müthiş olduğu için ikisi beraber yürüyor.
Evet Gökhan'ın söylediklerini tekrar etmeyeyim ben de iyi özetledim. İşte bizim de benim de mesela hikaye olarak anlatacağım hep de sürekli anlatıyorum bunu çünkü benim çok Benim için çok ilginçti bu hikaye ve çok şaşırmıştım. Tamam, rehber öğretmenlerimiz var. Gerektiğinde bize yardımcı oluyorlardı. Gerektiğinde takıldığımız bir ders olursa anında bize özel ders ayarlıyorlardı. Böyle bir avantajımız vardı sporcu olarak. E-Tut dersimiz çok önemliydi bizim için. Fakat şunu söyleyeyim, tabii ki çok seyahat ediyorduk. Konferans dışı maçlar için işte... New York Kolesi öncesi uçuşlarımız oluyordu ve bu Texas'tan genelde 3-4 saatlik uçuştu. Bu hikayeyi hep anlatıyorum. Uçakta 4 saatlik, 4,5 saatlik bir vaktimiz oluyor ve rehber öğretmenlerimiz de bizimle birlikte uçakta oluyor. Tüm not defterlerimiz, kitaplarımız yanımızda. Kendileri hostes gibi koride orada yürüyor. Zaten işte olanaklar biraz orada fazla olduğu için okulumuzda. Uçak bize aitti, daha doğrusu özel uçakla uçuyorduk. O yüzden herkes istediği gibi hareket edebiliyordu ve rehberlerimiz orada hostes gibi koridorlarda geçip işte bize soruyorlar, ilk iki saat uyumak mı istiyorsunuz yoksa ilk iki saat etüt yapıp kalan derslerinizi tamamlamak mı, işte bu kompozisyonu bitirmek mi istiyorsunuz ya da iki hafta sonra bu test... Ve ona göre 1,5-2 saatlik sürede gerçekten hangi derste ne kadar aşama kaydettin onları takip ediyorlardı birebir. Yani bu 4 saatlik uçuş süresini bile en verimli şekilde eğitim olarak değerlendirmeye çalışıyorlar ki bu hem okulun hem de sistemin ne kadar disiplinli olduğunun bir göstergesiydi bana göre ve ben çok şaşırmıştım açıkçası.
Deneyiminize paralel olarak Ebru soruyor. Türkiye'de eğitimi sporun bir arada yürütülebilmesi için neler yapılabilir sizce diye.
Bu aslında çok pardon bu yani oturulup belki aylarca tartışılacak bir konu. Yani çok basit bir konu değil açıkçası. Çünkü Amerika'daki sistem İşte liseden sonra hatta lisede de yani basketbolu çok iyi olan okullar, tenisi çok iyi olan okullar, Amerikan futbolu iyi olan okullar. Yani bu arkadaşlar zaten lise hayatında belli bir eğitim ve spor seviyesine gelmiş oluyorlar. Öyle bir sistem var ki liseler arası zaten basketbol turnalarında ya da Amerikan futbol turnalarında. Bir nebze zaten profesyonel hayata adım atmış oluyorsun. Çünkü çok çekişmeli maçlar, çok kıran kıran mücadele oluyor. Lisedir arası basketbol ya da futbol her ne sporsa. Aynı zamanda da zaten lise takımı olduğu için eğitimini o lisede tamamlıyorsun ve sporunu yapıyorsun. Aynı şekilde bu sistemi üniversiteye taşımışlar. Lisede iyi performans gösterenler çok çok... Iyi okullara gidebiliyor, teklif alabiliyor. Ya da bazı derslerde ya da not olarak yetersiz olanlar daha farklı okullara gidiyor. Aynı okulda eğitimi devam ediyorsunuz. Hem üniversitenizin, üniversite liginde, konferansında mücadele ediyorsunuz. Yani farklı bir lig yok. Sen okuldan çıkıp işte... Evye gidip üstünü değiştirip hadi ben bilmem ne takımında gidip oynayacağım diye bir sistem yok. Yani hepsi birbirine adapte olmuş durumda. O yüzden yani Türkiye ile şu anda kıyaslamak açıkçası çok doğru olmaz. Öyle bir şeyin Türkiye'de nasıl olur ya da gerçekleşir mi o çok büyük bir soru işareti. Ama Keşke öyle bir imkanımız olsa yani buralarda.
Ben şöyle düşünüyorum, böyle bir sistemin Türkiye'de uygulanma ihtimali dahi yok. Çünkü Türkiye'de spor kulüplerinin altyapıları var. Yani bütün tamamıyla o sistemin değişmesi çok çok zor. Fakat ben hep şunu söylüyorum. Yani bu an özel dersle çocuklarını belli bir eğitim seviyesine getirebilirler. Fakat ya da kulüpler bu ortamı sağlamalılar. Şöyle ki hani antrenmandan önce, antrenmandan sonra veya neyse bir şekilde çocuklara bu eğitimi verebilirler. En kötü, en kötü yani en kötü ihtimalle bir yabancı dil öğretilebilir. Ki A takım seviyesine çıkan bir çocuk yabancı dil bilmesi gerekiyor bir yerden sonra. Bunu konuşabiliyor, anlaşabiliyor olması lazım. İhtimalle bu yabancı dil çocuklara özel derste verilebilir ama eğitimin o sistemin buraya gelmesi imkansıza yakın bence yani çok zor.
Teşekkürler. Antrenörlerimizden Mahmut Şimşek'in sorusu var. Doğuş bir platformda Amerika'da koç kısıtlama getirip şu tatmamı yasaklamıştı dediğini duymuştum. Koç kısıtlama yaptığı zaman kentsel olarak koçundan ya da dışarıdan destek alıyor muydu? Alıyorsa nasıl bir destek alıyordun?
Açıkçası öyle bir destek almadım. Koçumun verdiği karara saygı duydum ve daha iyi yapabildiğim neler varsa Hada onları ön plana çıkarmaya çalıştım. Bu da bana zaten ödül olarak geri döndü son senemde ve Big 12 konferansının en iyi savunmacı seçildim. Yani söylediğim gibi aslında... Koçum bana o kısıtlama getirmesi belki çok büyük dezavantaj gibi gözükse de ben yapabildiğim iyi şeyleri yapmaya devam etmeye çalıştım. Üzerine koyarak daha iyi, hatta en iyi olmaya çalıştım. Ve hiç pes etmeden son senemde bunun da ödülünü aldım. Fakat psikolojik olarak bir destek almadım açıkçası.
Stanko'nun ayhanı varmış onu anlatmanızı istiyorlar.
Yok anladınız.
Hatırladığım kadarıyla maç içinde Stanko oyundan çıktı. Bayağı maç da böyle hani çok bizim için kolay geçen bir maç değildi sanırım. Bir dakika şey mi? Trisest mi? Yani şey böyle bir hareket mi yapıyordu doğrusu? Yoksa direkt düştüm ya tam hatırlamıyorum şu an.
Yok ya o sandalyeler sandalyeler şeydi direkt düştü otururken direkt otururken kırıldı.
Stanko bir de 2.16 hani iri bir adam.
Yavaş yavaş oturuyor evde yavaş yavaş.
Ve belinde de sıkıntısı var. Yani yavaş yavaş oturmasına rağmen yer yerinden oynamıştı orada ya. Maçın içinde dağıldık yani resmen.
Stanko'dan konu açılmışken ben bir tane Yine hikaye söyleyeyim çok çabuk. Şimdi Ayhan Şahin İstanbul'un da eşisi İstanbul'u çok iyi bilmiyor. Yeni gelmiş yani Türkiye'ye ve o zaman işte Duşko Savanoviç de bizim takındaydı ve işte Duşko Savanoviç, Stanko Baraç bunlar hep aynı dili konuştuğu için eşleri de çok yakın birbirine. Ama Stanko da işte değişik bir çocuk yani. Bilmiyorum eşiyle falan iletişimi nasıl. Biz maçımızı oynadık. Ondan sonra maçtan çıktık. Herkes evlerine gidiyor tabi. Stanko da evine gitmiş. İşte bazen tabi ki ailelerin yanına gidiyoruz sahada. Aileler oluyor maçtan sonra. Onlara selam veriyoruz işte. Öpüyoruz, kokluyoruz neyse. Stanko eve gitmiş tabi ki. Sonradan öğreniyoruz. Duşko savunma için eşi, Stanko'nun eşini de maça getiriyor ve maçı izliyorlar. Maçtan sonra da hep beraber gidecekler ama... Stanko eşinde...
Ama burada şöyle bir detay var. Bandit'le oynuyoruz ve Stanko hep böyle çok sert oyunculara karşı çok sıkıntı yaşıyordu. Çok korkuyordu onlardan ve... Orhun abi de Bahamut'tan antrenör o zaman. Stanko her oyuna girdiğinde Cemal Nalgay'ı oyuna sürüyordu. Cemal Nalgay'a resmen kırdı Stanko'yu ve Stanko iki sayıla çıktı. Mentor olarak aramızda değildi o gün yani.
Kafa bitik. Daha sonra tabii ki Stanko eve gidiyor. Yarı yolda arıyorlar. Stanko neredesin? Hadi bekliyoruz seni. Eşi arıyor. Hadi bekliyoruz biz maç bitti. Çıkacak mısın oyun bulusuna? Stanko tabii ki onu İngilizce söylemek lazım ama tabii ki... Başlıyor küfürlere, unuttum diyor ben bilmiyordum diyor senin salonunda olduğunu diyor. Tekrar salona dönüyor ve eşini alıyor. İnanılmaz hikayeleri var yani.
Eski sporcularımızdan şimdi gönüllerimizden Muhsin Yıldırım'ın sorusu var. Birebir de tuttuğunuz zaman en zorlandığınız şey ne?
Sinan abi seninki belli zaten hani.
Gökhan'cığım seninki belli değil diye merak ettim.
2012 yani.
Abi benim yani gerçekten o senin koltuk altı atışlarında bir çözüm bulamıyordum doğruya doğru. Hani beni o konuda çok zorluyordun. Hala da zaten.
Onu çözen işte bir Pau Gasol var bildiğim. Oynadıklarım arasında. Atamadığım.
Onun da zaten iki tane NBA şampiyonluğu var abi yani.
Bir de Sertac acayip yakalıyor onları aslında. Çok geride kalıyor. Onları fenako oluyor.
Doğru, alttan attığı için o da yere yakın kalıyor ya.
O da sıçalıyor.
Sertac'e laf yok burada.
Sekün bizi taşıdı bu sene ya. Valla.
Sekün makine gibi. Riken Mort gelir.
Benim valla ben hep Canva Walker diyorum da bu sene Sinan abi de bilir. Sizin gardınızın ismi neydi abi? Bu sene sizin maçta tutamadım yani adam. Ciddi ciddi her oyuna girdiğinde bana atak etti ve sayı attı üzerinden bir şekilde. Çok farklı bir maç da verilmişsin yani. Çok ilginç bir maç oldu.
O da şeyinlarken sen tutabilir miydin peki?
Farklı takımda olsanız.
Açık sahada imkansız abi. Açık sahada imkansız. Ama yani STS tücumunda bir nebze zorlardım onu diye düşünüyorum ama açık sahada imkansız yani. Yani maç ortamında demek daha doğru olur. Zor, çok zor tutmak. Çok zor.
Abi ben bununla bağlıyorum. Erman'ın bir sorusu var. Oyun stillerini geliştirmek için spesifik olarak bir oyuncuyu kendilerine feyz alıp onu mu çalıştılar yoksa genel olarak herkesten ve her maçtan bir şeyler toparlayıp kendi oyun tarzlarını mı ortaya çıkarmak için uğraştılar?
Evet Gökhan.
Yani bir kişi diyemem ama genel olarak herkesten her şey her durumdan illa bir şey çıkarıp oyuma ekleme taraftarıyım ve bunu yapmaya çalışıyorum. Yaz antrenmanlarında ona göre sezon içinde oynadığım maçları izleyip neleri yapmışım neleri yapamamışım bunları görüp ona göre çalışmalar yapmaya çalışıyorum. Bence bu daha sağlıklı.
Hepimizin tabii ki idol olarak böyle izleyip büyüdüğü işte oyuncular var hatta onların hareketlerini yapmaya çalıştığımız zamanlar oldu ama Gerçekten bu çok kolay değil yani. Gerçek hayatta belki bire sıfırken yapabiliyorsunuz ama maçta uygulamak çok çok kolay değil açıkçası. O yüzden daha çok bende mesela kendi maçlarımdan ya da antrenmanlarımdan daha çok nerede zorlanıyorum, nerede bir şeyi iyi yapmam gerekiyorsa zaten kendinizi tanıyorsunuz, biliyorsunuz ve sahada zorlandığınız kısımları da biliyorsunuz. Ona göre zaten kaçlarınız anlıyor, özellikle üniversite yıllarında bunu çok yapıyorduk. Eksiklerinizin nerede ne, pas hatası olabilir, hücumda yaptığınız bir hata olabilir. Bunları görüp bunun üzerine hemen zaten ertesi gün ya da belki aynı gün çalışmaya başlıyorsunuz. Yani görüntülü analizlerle artık gelişen teknolojiyle çok kolay bir şekilde kendinizi düzeltebilirsiniz.
Alper Patır sormuş YouTube'dan. Bireysel olarak çalıştığınız zihinsel antrenman koçunuz var mı? Sizce staf içinde mental antrenman mentörü olmalı mı?
Bence olmalı. Çok önemli. Ki biz Okten Mahmut'uyla bir dönem Anadolu Efes'te bunu uygulamıştık takıma. Bireysel olarak sanırım 3-5 kişi yapmıştı o dönem ama takınca birkaç kişi yapmıştık. Amerika'daki bu alana çok büyük ilgim arka çekimden beri. Çünkü annem de kuantum fiziği olsun bununla çok ilgili. Ben 15 yaşından beri bu tarz kitaplar ve işte ne bileyim annemin o terapileri bana uygulaması, incelemeler falan pozitif düşünceye daha çok... Küçüklüğümden beri annem beni öyle yetiştirdiği için. Ben o konuda mentor olarak daha çok annemle irtibat halindeyim. Profesyonel bir destek hiç almadım çünkü yarıda dönmeme rağmen işime yarabilecek şekilde bazı dersler gördüm Amerika'da. Ve daha çok kişisel gelişim ve psikoloji üstüne kitapları tercih ediyorum. Biyografileri tercih ettiğim için bu alanda da iletişimim annemle daha çok genel.
Şimdi bu mental problem spor dünyasında aslında belki birçok oyuncuda var fakat bunu dışarıya vuran oyuncular çok az. Son zamanlarda Kevin Love yanılmıyorsa, Demar Drozd'un bazı oyuncular mental olarak breakdown olduklarını çöktüklerini. Basına açıkladılar. Ve bence birçok oyuncu bu aynı şeylerden geçiyor diyebilirim. Fakat Türkiye'de henüz takımların stafına öyle bir mental koç ya da psikologlar resmi olarak eklenmişti. Tabii ki belki dışarıdan yardım olanlar vardır ama... Ben ilerleyen zamanlarda bunun da daha çok oturacağını ve işin mental kısmına da daha çok önem verileceğini düşünüyorum. Şu anda öyle bir şey yok fakat ilerleyen zamanlarda nasıl takımlarımıza yavaş yavaş diyetisyenlerimiz monte ediliyor. Spor psikologlarımızın da yavaş yavaş entegre olacağını düşünüyorum ilerleyen zamanlarda. Resmi olarak ben, sonra tabii ki Gökhan'ın söylediği gibi bir oktay bağlı bir zamanda bir spot psikolojimiz oldu ama sonra devamı gelmedi ama ilerleyen zamanlarda görebiliriz bence.
Arif sormuş, Doğuş abi atletizmin üstüne bir dış hüt yüzdesini artırsaydı kariyeri nasıl etkileyeceğini düşünüyor bu durumu?
Tabii ki pozitif anlamda çok daha farklı yerlerde olabilirim. Şut problemini ben eğer 18, 16, 17 yaşlarında bir oturtabilseydim eğer kariyerim gidişat çok farklı olurdu ama ona bakarsanız ben geçen sene de görüldük de az şut kullanmamana rağmen %50'ye yakın şut attım. Yani bu da benim kariyerimi bir anda değiştirmede açıkçası. Bir anda kendimi NBA'de ya da bir yavaşlıkla... 16-17 yaşlarında bir oturmuş bir yüzden olsaydı ya da şütör olarak anılsaydım belki çok daha farklı yerlerde olabilirdim. O şekilde yani başka geçen seneki verdiğim örneği veriyorum tekrardan yani şu anda çok çok farklı bir yerde değilim. Önemli olan bunu küçük yaşta oturtmak açıkçası.
Son bir sorumuz var. Efes altyapısında U13 takımında oynayan Erteker sormuş. Amerika'ya kaçın sınıfta gitmiştiniz? Sizce bir sporcu için ideal zaman ve yaş ne olmalı?
Ben liseyi burada bitirip liseden mezun olup gitmiştim. Fakat benim zamanımda lise 3 yıldı Türkiye'de. Liseyi burada bitirdikten sonra Amerika'ya gittim ve açıkçası ideal bir yaş olabilir. Yani henüz yeterliyse Amerika'daki üniversitelere kabul olacak şekilde liseyi burada bitirmenizi, lisedeki buradaki altyapı basketbol eğitimini almanızı tavsiye ederim. Çünkü daha erken gidip oradaki... Lise basketboluna çok fazla adapte olmanız size basketbol açısından çok bir şey katmayabilir açıkçası. Ben çok fazla övmek istemiyorum Amerikan lise basketbolunu. Fakat buradaki eğitim olarak, basketbol eğitimi olarak özellikle detaylar kısmında hem müdafaa hem hücum bence Avrupa biraz daha ileride o konuda yani. Basketbol ve eğitimi bir arada götürmek istiyorsanız bence İngilizceniz de yeterli seviyede ise liseyi bir şekilde burada bitirip hem altyapı yaşınızı burada doldurmanızı hem de lise diplomunuzu aslında tam tersi İngilizceniz de yeterli seviyede değilse kesinlikle lise son sınıfı en azından Amerika'da okumanızı tavsiye ederim.
Ben lise sonu okumak için gittim Amerika'ya. Ve hani Doğuş'un dediğine ek olarak bunu birebir yaşamış biri olarak hani genç takım senemi bitirip gittiğimde orada gördüğüm seviye yıldız takım seviyesindeydi. Yani buradaki öğrencilerin hani lise 1, lise 2'de gitmesini kesinlikle tavsiye etmem. Çünkü benim orada gördüğüm Lisedeki antrenmanlar olsun, maç kalitesi olsun bence bizim buradaki altyapıdaki imkanlardan çok daha aşağıda. Ve hani, yani lise sonu bitirip, liseyi burada bitirip Amerika'ya gitmek daha mantıklı. Bir şey diyecektim fakat unuttum.
Çok teşekkürler. Abi yavaş yavaş kapanış için Muratcan abi ve Necati abi sözü... Size verebiliriz.
Çok teşekkür ediyoruz arkadaşlar. İyi ki geldiniz. Ağzınıza sağlık. Tekrar inşallah yüz yüze görüşebiliriz.
Her zaman. İyi ki varsınız abi. Biz de şükür ederiz.
Evet bir an önce bu yaz kamplarındaki beşe beşlerimize geri dönelim diyorum ben. İnşallah şu virüsü atlattıktan sonra.
Ne güzel dedim. Bu sene zaten 10. senemizi kutlayacağız. Kamplar da bir genel haliyle belli olsun ve bu süreç tamamlansın. Sizi yeniden davetimizi bir şekilde ulaştırırız ve şimdiden düşüncenin için bile teşekkür ederiz.
Gökhan'ı ben tutacağım yalnız.
Ben Gökhan'la ayrı birebir yapacağım bir de orada.
Sinan abi bir şey diyeceğim. Eğer ligler... Böyle tescil edilirse o konu kapanmış olacak gibime geliyor. Bunu da edebilir miyiz abi?
Yani BSL, TBL arada fark var şu anda. En azından tekrardan bir sahaya çıkıp oynamamız lazım.
Oynuyoruz abi oynuyoruz.
Var mı açıksa abi buluşalım yarın istiyorsan.
Abi nerede ya hiç plakacak falan hiç kumuda fark etmez nerede istiyorsa tamam.
Gençler çok teşekkür ediyorum geldiniz.
Abi biz teşekkür ederiz.
Babam muhtemelen selam vermek ister ama babamın mikrofonda galiba bir problem var.
Konuştu demin ama sesi gelmedi gene.
Necati abinin gülüşü yeter oradan ya. Saygılar saygılar Necati abi. Sağ biz de öpüyoruz anlıyoruz biz seni.
More from Sinan

Yaz Basketbol Kampı Nasıl Seçilir? Sinan Güler, Güler Legacy hakkında Sıkça Sorulanları Cevapladı

NBA League Pass'de bir süre önce başlamış olan #NBAHoopCities de sıra İstanbul'da








