Güler Legacy / Kariyer / Tufan Ersöz, Tutku Açık, Gürol Karamahmut

In this Turkish YouTube panel hosted by Muratcan Güler, former professional basketball players and coaches Tufan Ersöz, Tutku Açık, and Gürol Karamahmut discuss their playing careers, injuries, surgeries, and the transition from athlete to coach or media analyst. They share memorable games, personal anecdotes, and practical advice for younger players. The conversation also explores coaching philosophies, with Tutku Açık emphasizing self‑reflection over role‑model imitation and highlighting the importance of observation, communication, and staying true to one’s own character on the bench. The session concludes with light‑hearted banter, gratitude, and plans for future, more comedic episodes.
Chapters
Ağırlıyorum belki o yüzden gözünü alıyorum.
Ooooooo Şey söyleyeceğim. Kim konuşuyorsa o ekranı geliyor bana.
Genelde öyle oluyor.
Telefonda bağlanınca özellikle.
Telefonda yana kaydır bütün ekran görebiliyorsun galiba. Yapabildin mi?
Evet evet şu anda sıra sıra kaydıra kaydıra görüyorum merkezi.
Arkadaşlar hoş geldiniz. Öncelikle bugün kariyer günü olduğundan dolayı ufak ufak kendi kariyerlerinizden bahsederse seviniriz. Sonuçta üçünüzün de eee apayrı hikayeleri var. Bunu izleyecek olan genç basketbolcu arkadaşlar da hem de Güler Lekası ekibindeki insanlar da hem ne zorluklardan geçtiğinizi ben de sonunda hafif bir toparlayacağım sizin üçünüzün kariyeri adına. Kendinizden bahsederse seviniriz. Önce Girold'a başlayalım.
Hemen zor bana at zaten ilk ben başlayalım.
Onun bütün zorluklarda sen mücadele ettin en çok.
Eyvallah kardeşim.
Tuğfa'na şimdi şey burada.
87 yılında Feste basketbolu başladım. Modadaki spor okuluyla birlikte. 10 yıllık... Efes'te 10 yıl oynadım alt yapılarda. Daha sonrasında 98 senesinde Muratpaşa'ya transfer oldum. İlk profesyonel takım orasıydı Antalya'da. 2 sene Antalya'da oynadım. Sonrasında takımları saymaya kalkarsam burada yayın yetmeyebilir. O yüzden orayı biraz hızlı geçeceğim. Anadolu'da çoğu takımda oynadım. Antalya'sının bandırması Samsun'dan. Yani çok yerde oynadım. Mersin'den Erdemir'ine kadar. Daha çok yani bu oynadığım 19 yılın neredeyse sadece 3 yılda İstanbul'da oldum. Hani bize diyorlar ki işte bedelli askerlik yaptınız, siz askerlik yapmadınız ama benim hayatım sanki askerte geçmiş gibi oldu. Aileden uzakta mücadele, hayat mücadelesi devam ettirdik. Hepimizde yaşadık bunları belli dönemde zaten. Tutkuyu hiç saymıyorum zaten. 14 yaşında, 13 yaşında ayrıldığı için ailesinden. Nitekim 18-19 yıl profesyonel oynadıktan sonra daha çok TBA'da oynadım. TBA'dan Süper Lig'e 5 tane takım çıkartma şansına ulaştık. Sizlerle birlikte çok güzel bir takım senelerimiz oldu. Arkadaşlığımız zaten orada iyice pekişti. Şampiyonluklar yaşadık. Çok fazla da daha üstüne söyleyebileceğim bir şey yok. Yani 18-19 yıllık profesyonel hayatımın çoğu Anadolu'da geçti. Daha fazla da başarılar hep TBA tarafında oldu. Yani şu anda Anadolu'da bakıldığı zaman aslında emek tarafına bakıldığı zaman Anadolu'daki basketbolda süperlikte oynayan çoğu takımda da emeğim vardır diyebilirim.
Senin özellikle şundan bahsetmek istiyorum. Kendin de söyledin ama 19 senenin 19'u ayrı takımda geçti. Yani ne kadar... İyi bir takım oyuncusu olduğunu biz aramızda biliyoruz ama sen nedense her sene takım değiştirmek. Ekip olarak belki başka takıma da gittiniz ama genelde takım ve kulüp değiştirmek zorunda kaldın. Buraları nasıl atlatabildin kendi hikayenin içerisinde?
Bir bakıma aslında işte TBL oyuncusu yani süperlikte oynama şansı çok fazla olmadı. Oralara çok... Kendimi kanıtlayamadım hiç açıkçası Süper Lig tarafında. TBL'de de ya Süper Lig'e çıkan takımlarda oldum veya final oynayan takımlarda bulundum. Daha sonrasında akabinde de hep bir sonraki sene Lig'e çıkmaya aday takımlarda hem ekonomik olarak hem daha çok oynama şansı bulacağıma inandım. O yüzden de her sene Süper Lig'e çıkacak takımlarda bulunmak. Daha değerli hissettirdi beni. Yani Süper Lig'de 4 takımda bulundum. Ama 4 takımda her zaman bir görev adamı olduk. Ama öbür tarafta, TBL tarafında kendimi daha değerli hissettim. Hem takımda son dönemlerde yapmış olduğum kaptanlıklar, oyunculuk, daha çok sorumluluk alma. Süper Lig tarafında da her ne olursa oynasam da oynamasam da her zaman o enerjimi sahaya yansıtabildim. O yüzden o yabancı sayısında çok artması da çok fazla süre bulamadığımdan dolayı. Hep daha çok TBL'yi seçtim işten açıkçası.
Sen de sonuçta sahada keyif alanlardandın. Kenarda oturmak yerine sahada olayım, takıma sahada katkı verebileyim diye mücadele ediyordun.
Hocam senle de Antalya'da beraberlik o zaman TBL'yiydiniz, siz Süper Lig'deydiniz. Mesela Mersin'de oynadım, Tekel'de oynadım Süper Lig tarafında. Galatasaray'da bir dönem oldu, orada sakatlığım oldu ama oynamadığım dönemde de ben her takımın o keyif... Dünyasında onun içinde olmaktan çok keyif alan bir insanım. Oynayıp oynamamak çok hiçbir zaman dert etmedim kendimce. Ama işinin bir tarafında da daha değerli hissetmek istiyor insan kendini. O yüzden de oralarda hem yetenek olarak hem de kendi ispatlam olarak çok fazla işin içerisine giremedim işin üstüne.
O zaman senden Tufan Ersoy'a geçelim. Tufan sen kariyerinde... Ben kendi düşüncemi açıkça söylemek istiyorum. Bizim jenerasyonun bence ofensif anlamda en yetenekli oyuncularından bir tanesiydin. Tabii ki bir tutka açık değildin ama yine de çok yetenekliydin. Kariyerinde ikinci dönemi dersek, 25-30 aralığında gerçi bütün kariyerin boyunca çok sakatlıklarla uğraştın ama bu sakatlıklarla uğraştığın dönem ve biraz da kariyerinden bahsedersem sevinirim.
Bir kere senin modere edip bir soru aldığım yayın beni ayrı olarak heyecanlandırdı Muratcan.
Sıkıntı var mı şimdi? Hocasensin bu konuda tabii.
Yok hiç sıkıntı yok. Gayet güzel bir girizga. Üzerine çok da güzel bir soru. Gürol'un ufak konuşmasından sonra ben de şöyle katkıda bulunayım. Bir kere bir tutku açık olmak kolay değil tabii ki. Yani başka yere bakıp başka yere pas vermek. Sağdaki diğer 9 oyuncuyla beraber türbündeki insanların da ne giydiğini görmek falan onlar zor işler. Kendimle alakalı evet ben daha çok ikiye ayırıyorum kariyerimi. Bir tanesi basketbol ve rakiple. Basketbolu anlama, öğrenme, geliştirme ve oynadığın rakibe karşı bunu uyarlama kısmı. Bu ayrı bir savaştı benim için. İkinci mücadelemde hep bir sakatlık vardı. Yani 18 yaşından başlayarak, 18 yaşında iki dizimin opere edilmesinden başlayarak yaklaşık 31 yaşına kadar, yani 13-14 yıl kariyerimin her döneminde çok farklı problemlerle uğraştım, ciddi problemlerle uğraştım. Yani Rıdvan Hoca'ya Rıdvan değil mi ne? Ciddi rakip olabilirim. Hani sekiz operasyon var vücudumda. Iıı dolayısıyla bunların da birçoğu zor operasyonlar. Iıı yani hem sakatlık ııı yani o sporcu yaralanması sakatlık ismini ne koyarsan koy. O tarafla mücadele ederken bir yandan da tekrardan basketbolun içinde kalmak rakiplere ııı rakiplerle karşı takım oyuncularıyla rekabet etmek belli acıları çekerken kendinle mücadele ederken bir de Rakiple mücadele etme kısmı beni çok yordu ve zorladı bir noktada. Ama şunu önerebilirim, bir kere hayatın her döneminde farklı mücadelerin içerisinde oluyoruz. Şu an olduğu gibi. Dolayısıyla bunları reddetmek yerine kabullenip çözüm üretmek adına savaşmak, basketbolun içinde ve hayatın içinde kalmaya çalışmak. Yaptığımız yani bizim ekip halinde buradaki herkesle beraber tutku sen Sinan yani Muratcan Gürol bizim küçük ekiple beraber buradaki herkesin eminim ki yaptığı ve yapacağı en doğru şeydir diye düşünüyorum. Benim 13 sene aktif anlamda basketbol oynayabildim üst seviyede ama bunun 3-4 senesi çok zor ve son periyoda yani sakatlıklarla beraber son periyoda girilme aşamasıydı. Özellikle Galatasaray sezonunun yani Galatasaray yıllarının sonunda iki bin dokuz iki bin on yıllarından sonra son geçirdiğim diz operasyonundan sonra bir ufak bir oyun edinme maceram oldu. Iıı hala bırakmak yani basketbolun beni bıraktığını idrak edememiştim. Aslında bir yerde de işte demin söylediğime geliyor. Olayı kabul etmek gerekiyor. Iıı bir noktadan fazla daha ııı işleri fazla çalışarak, fazla uğraşarak rencide edebiliyorsunuz. Dolayısıyla o seviyeye gelmek insanın kariyeri boyunca birçok keşkesi olabiliyor. Benim keşkelerim biraz da sakatlıklarla alakalı. Yani o seviyeye gelmeden basketbolun beni bıraktığını kabul etmem biraz zaman aldı. Ondan sonra, yani bu 3-4 yıllık süreden bahsediyorum. Ondan sonra anladım ki artık fiziyim, üst seviyede oynamaya müsait değil. O yüzden İTÜ gibi o dönemin bir alt liginde oynayan Yücel Pilat'in antrenörlüğünü yaptığı takıma gittim. Sadece kendimi denemek, bu işin olup olmayacağını hissetmek adına, yani pemen pes etmemek adına orada da bir kendimi denemek istedim. Ama gördüm ki... Ne yaparsam yapayım artık dizlerim üst seviyede basketbol oynamaya izin vermiyor. Önce bunu bir kabul ettim. Tabii ki o geçiş süreci çok farklıydı. Çok zordu. Neden? Çünkü 5 yaşından beri ailenizin, annenizin, babanızın, bütün sosyal çevrenizin, edindiğiniz kültürün size vermiş olduğu en büyük oyuncak, en büyük hediye basketbol topuydu ve basketbol oyunuydu. Bundan bir anda mahrum... Kalıyor olmak psikolojik olarak kolay bir iş değildi. Burada tabii ki yakın arkadaşlarımın ve ailemin desteğiyle o 6-7 yıllık süreyi geçmeyi başardım. Yani akabinde sadece o dönemin Lig TV'si, şimdi BeInSports, o dönemin Lig TV'si tabii ülke coğrafyasında kariyer planlamak bizim ülkede, Türkiye'de çok kolay olmuyor ne yazık ki ama... Biraz işin içinde şans da olmalı diye düşünüyorum. Yani ben kendimi şanslı sayıyorum o anlamda. Çünkü kariyerimin bittikten, yani bitmesiyle beraber 2010-2011 gibi Murat Murat Hanoğlu'ndan ve Volkan Günak'tan, sevgili Volkan Günak'tan bir davet aldım. Sadece o hobi olarak gelip maçlarla alakalı görüş, ekran önünde maç programları, maç önü programları tamamen hobi olarak. Tabii ki basketbolun içinde kalmak istiyordum ama ne şekilde kalacağımla ilgili çok kararsızlıklarım vardı. Yani burada takım yöneticiliği, idareciliği olabilirdi, antrenörlük olabilirdi. Ki antrenörlük planladığım bir şey değildi ama kendi içimde istediğim bir kimlikti diye düşünüyorum. Ama iş beni oraya doğru yönlendirmedi. Yani kafanızda farklı planlar ve hedefler varken bir anda kendinizi başka bir noktada bulabiliyorsunuz. Benim de biraz öyle oldu. Orada tahminin davetinden sonra Lig TV'ye konuk olarak, hobi olarak gidip gelmeye başladım. Ondan sonra çok iyi feedbackler almaya başladım. Yani bu işin, bunu bir hobi olarak değil de işe dökebiliriz. Hem konuşma tarzım, hem empati yeteneğim, tabii ki sağdan geldiğimiz için, yani bu hepimizde olan bir şey. Tabii bunu dile getirmek çok kolay olmuyor bazen. Ama, yani çok... Çeşitli olumlu geri dönüşler aldım ve bir anda 2012'den sonra bu iş farklı projelerle beraber mesleğe dönüştü, işe dönüştü. Bunu sonuçta tabiri caizse paraya dökmeye başladık. Tabii ki herkes benim gibi veya bizim gibi şanslı olmuyor. Sevdiğiniz, paylaşmaktan en çok keyif aldığınız işi ki bu eğer basketbol olsa başkalarıyla paylaşmak. Ekran önünde paylaşmak, anlatmak benim için çok keyifli. Dolayısıyla işte iki bin ondan beri yani yaklaşık on senedir, dokuz on senedir ııı basketbol üzerine konuşuyorum, araştırıyorum. Iıı yayınlarda, maçlarda hem Avrupa Kupası maçlarında hem üç sene ııı dört sene Eurolik üç tane Final Four anlattım. Iıı hem Avrupa Kupası hem Türkiye Ligi maçlarında ııı olabildiği kadar işin içinde kalmaya çalışıyorum ve bundan çok keyif alıyorum. Benim de hikayem kısa ve biraz uzattım ama yani kısa dedim ama kufan diyorduk şimdi yani.
Özlemişsin gerçekten onu hissettim.
Mikrofonu gerçekten özlemişim ben de tam onu diyordum şimdi ama teşekkürler.
Ağzına sağlık. Burada bir şey belirtmek isterim sonuçta sen şans geldi diyorsun ama o şansı da her zamanki gibi iyi değerlendirdin. Önemli olan senin oradaki yeteneğin ve sebat etmendi. Bu konuda da iyi çalıştığını düşünüyorum ben.
Şimdi geçenlerde... Doğru söylüyorsun. Çok kısa ekleyeceğim. Tabii sabır işi benim değmediğim ama senin şimdi söylediğin en önemli nokta. Yani ne yaparsan yap, hedefini ne olarak koyarsan koy. Koç, antrenör, yönetici veya ekran önü yorumcu. En önemlisi... Sabretmek ve belli bir para akışını hayatı idam ettirmek üzerine gereken para akışını kazanana kadar da bunu bir şekilde manipüle etmek çok önemli.
Bir de tabii şu andaki bence en önemli benzerlik senin sakatlık dönemlerinden sekiz kere ameliyat oldun diyorsun. O sakatlık dönemleriyle şu andaki yaşadığımız dönem benzer şeyler bulunduruyor. Tabii ki sakatlıkta bazı zorluklar var ama Sen kişisel olarak bunları evde kalarak yaşıyordun. Onlardan her seferinden geri dönebilmek de ayrı bir başarı konusu. Geçenlerde bahsettiğim gibi yine burada oynamaktan en çok zevk aldığım tutku açığa dönmek istiyorum. Tutku sen de Gürol'un da söylediği gibi hepimiz başka şehirlerde oynadık belki ailelerimizle uzak kaldık ama Burada hakikaten çok çalışarak, çok emek vererek çok önemli yerlere, şampiyonluklar yaşayan takımlara ulaştım. Sen de biraz kendinden bahsedersem seviniriz.
Herkese selam. Öncelikle iltifatlar için teşekkür ediyorum arkadaşlar. İyisiyle iade ediyorum size. Benim tabii hikayem size göre biraz daha farklı. Sizin de bildiğiniz gibi 13-14 yaşlarında ben Antalya'da henüz basketbolu başlama yaşım 11-12. Bir hobi olarak tabii ki ilk başta başlıyorsunuz. 13 yaşındayken devlet okulundayken bana kolejden bir teklif geldi. Burslu tam burslu kıyafetini ayakkabına kadar karşılayan. Bir teklif geldi. Ilk kendimi anladığım, kendimi keşfettiğim an o andır benim için. Yani basketbola demek ki ben Antalya'da belli bir yerlere gelmişim diye insanların dikkatini çekmişim. Ki beni Bursa'da olarak bir kolej istiyorlar diye ilk kendimi keşfettiğim andır. Sonra da o benim için bir milad oldu. Ondan sonra eee kolejde transfer oldum. Bir sene kolejde oynadıktan sonra İstanbul takımlarından teklif almaya başladım. Ailecek oturduk, düşündük. Çok kişiye danıştık ama çekirdek aileyle hep beraber düşündük. Ama son kararı ben verdim. Bir şekilde İstanbul'a gelmem gerektiğini düşündük. Çünkü basketbolcu olmak istiyorsam o zaman çünkü Antalya'daki şartlar, antrenman sayıları vesaire çok azdı. Daha profesyonel bir yere gelmek için açıkçası çok iyi araştırıp bence de doğru bir seçim yaparak Ülker Spor'a ben transfer oldum. 94 senesinde. Iıı çok zorlu bir dönemdi benim için. Çünkü benim iki tane kardeşim var. Tabii o yaşta anne babadan ayrılmak ııı Antalya'dan İstanbul'a geçmek hiç bilmediğiniz bir yer hayatınız boyunca gitmemişsiniz. Hiçbir akrabanız yok. Iıı işte İstanbul'da ııı üç tane ııı bir arkadaşımın oturduğu bir evde ben de dördüncü kişi olarak değişik bir hayata başladım açıkçası. Ilk bir hafta çok zordu. Zaten üçüncü, dördüncü gün dönmek istedim. Yapamadım. Işte bir şekilde ikna ettiler. Işte haftayı atlattık tabii burada yöneticiler, idareciler bu konuda çok tecrübeli olduğu için gelen sporcular genelde hep aynı tepkiyi veriyorlarmış. Yani özellikle benim yaşımdaki sporcular hep geri dönmek istiyorlarmış. Eee onun da bir ikna yöntemi var. Bana idare diye diye işte bir ay, iki ay bir şekilde alışma bölümünü yapana kadar beni ikna ettiler. Kariyerim benim böyle başladı. Sonra hepinizin de bildiği gibi ülkelerden A takıma çıkış yaşım işte 17-18'de başladı. Oynayamadım, oynayamadım, oynayamadım. Ta ki 20 yaşına gelene kadar. Sonra beni kiralık olarak kolye transfer oldum. Maydanoz kolyecilere. Çünkü dakika almam lazımdı. Oynamak için de bir yerlere gitmem lazımdı. O zamanki antrenörüm Çetin Yılmaz böyle bir şeyi öngördü. Aslında ben ilk duyduğumda çok kızmıştım. Ama sonuçları alınca ne kadar haklı olduğunu kendisine de defalarca söyledim. Bir sene orada oynadıktan sonra tekrar ülkelere döndüm ve kariyerime hem Muratcan'la birlikte uzun yıllar beraber oynayarak böyle bir şans elde ettim. Biz burada hepimiz çok iyi arkadaşız fakat hep beraber oynama şansını bulamadık maalesef. Tufan'la ve Gürol'la milli takımda oynama şansı buldum ama Muratcan'la birlikte hakikaten çok güzel günlerimiz geçti. Başarılarımız da vardı beraber kupa kaldırmanın da zevkini yaşadık ki bu her sporcunun elde edebileceği bir şey değildir. Açıkçası kariyerimde çok iniş çıkışlar yaşadım. Performans dolayısıyla dış etkenlerle ne bileyim sakatlıklarla dolayı bir sürü iniş çıkışlar yaşadım. Çok yere düştüm ama belki saniyeler saatler sürdüğü yerde kalmam ama hiçbir zaman Yerden kalkmadığım olmadı. Sakatlıklar da yıldıramadı beni bir şekilde. Ben kariyerimin sonuna kadar yapmak istediğim şeyleri en azından belli bir kısmını yaptığımı düşünüyorum. Hani tufan bu açıdan biraz şanssızdı. O maalesef ki sakatlıklara yenildi. Ama ben bu konuda kendimi şanslı görüyorum.
Daha doğrusu sen de açıkçası... Belki bir tufan kadar değil ama sen daha çok sakat sakat oynamayı becerebilen oyunculardandın.
Ameliyatlarda kalpleri saymıyorsak, benim ya sayıyorsak 7-8 benim de onları saymıyoruz değil mi?
Onları sayma bence. Senin iğneler var bir de, kasık iğneleri.
Tabii onlar var. Onları sayarsak geçmişindir. Tufanla mücadele edemeyiz de.
Tufanla mücadele edemeyiz ama.
Allah'a şükür.
Hiçbirimize Allah sakatlık vermesin ama bunlar kariyerin içerisinde var. Hepimizin başına geldi.
Hepimiz bu zorlukla mücadele ettik.
Olan senin de dediğin gibi yerden kalkabilmek yenildikten sonra sakatlıktan da sonra biz seninle en güzel anıları evet kupa kaldırmak da çok keyifli ama maç kaybettikten sonra da ayağa kalkabilmek bence çok önemli bunları da beraber başardık bir sürü de anı vardır yani şimdi aklıma iki tanesi geldi en kısasından bir tanesi Beşiktaş'ta Euroleague senesi sezona nasıl bir başlangıç yapmıştık Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı kazandık. Yürülikte top 16'ya kaldık. Top 16'da sistem düzen değişmişti ve çok zorlandığımız bir sene olmuştu. 14 tane üst seviye takımla maç yapınca gerçekten çok zorlanmıştık. Orada beraber kalabilmek, Maccabi deplasmanında 47'dikten sonra lig maçına konsantre olabilmek bunlar zordu.
Çok önemli.
Bir de şey aklıma geldi, enteresandır. Telekom'da Türkiye Kupası'nı kazanmıştık mesela. Ondan sonra gidip bandırmada tabiri caizse bozgun oynayıp 35-40 sayıla yenilmiştik. Ama oradan da yine takım halinde ayağa kalkabilmeyi başarmıştık açıkçası.
O sene final oynadık değil mi?
Türkiye Ligi'nde sonrasında final oynadık. Ki o bandırma deplasmanından sonra kazana gitmiştik hatırlarsan.
Evet, evet.
İki gün yollarda kart fırtınasından dolayı bandırmadan çıkamadık. Oradan kazana gitmek durumunda kalmıştık. Güzel yıllardı. Sinan senin eklemek istediğin bir şey var mı? Soru ya da başka sorulara mı geçelim?
Ya ben şimdi Beşiktaş ve... Gene senin ses gidiyor.
Abimle her zaman...
Bizim abimle her zaman espriyle yaklaştığımız bir pozisyon var o maçta. Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında.
Abime... Ha seni yenmiştik değil mi ya?
Doğru pardon.
Evet ya beni yenmiştiniz.
O pozisyonu hadi biz abimle gerçekten farklı şekillerde yaşıyoruz da sen birincisini ne kadar ne kadarını hatırlıyorsun o pozisyonu ikincisini olduğunda ne düşünmüştün? Bir o aklıma geldi şu anda sormak için.
Pozisyonu anlatırken sesin gitti Sinan onu kaçırdım.
Abime ben bir tane foil yapmıştım kastı foil.
Maçın sonuna doğru foil şey attı hatta çok kritik foil atıyordu o muydu?
Ben attım foilü.
Evet tamam işte çok kritik foil attın maçın sonunda. Doğru değil mi onu mu hatırlıyorum?
Evet. Sinan'cığım o maçı tutku şöyle hatırlıyor çok pardon araya giriyorum ama tutku duvar pasları olarak hatırlıyor. Bir de maçın en skor eriydi.
Basketbolun yeni bir şeyi getirdim değil mi o maçta? Duvar pası var. Sinan oynamamam lazımdı normalde o maçta. Kasığımda bir sakatlık vardı. Klasik. Ondan sonra yani bir şekilde çıktık tabii zaten 13 dakika falan oynadım ben. Daha fazla oynayamadım. Maç skorer olduk ama o yani tamamen... Tesadüfi bir gündü yani benim için. 13 dakikada 14 sayımı öyle bir şey yapmıştım ama mümkün değil yani. Beni bilen biliyor zaten. 14 sayıları bile 30-35 dakikalardan çatıyoruz. Benim açımdan çok şeyim maçtı yani. Çok zorlandım ben o maçı. Sonunda sürüne sürüne çıktım ama maçın kahramanı burada yani. Şu anda ekranda konuşmamana rağmen senin ekranın yanıyor. Ondan dolayı mı acaba?
Burada girmek istiyorum araya. Biz şimdi dördümüz çocukluktan 14 yaşından beri arkadaşız. Hepte arkadaşlığımızı kurduk hatta bence son dönemde daha da pekişti arkadaşlığımız bunu herhangi bir sofra muhabbetinde anlattığı zaman kesinlikle maçın en iyi oyuncusu kendisi hiçbir zaman bana şey yapmıyor şu an canlı yayındayız diye tabii ki maçın en büyük adamı burada falan filan diyor da yok yok yok o maçta hakikaten zaten hakikaten aklım vermek lazım o iki tane çok dört tane kritik volüm vardı yanlış hatırlamıyorsam vardı bir şeyler ya maçın kazancını saklıyorum artık o girene kadar kalpten gidiyor üç yüzte yüzde Ave dikince evet biraz zaman alıyordu.
Onun dışında sorulara geçebiliriz genel halinde.
Oğulcan?
Abi soruyorum. Tutka abi sana bir soru var. Youtube'dan gelmiş Ozan sormuş. Tutka için koçluk kariyerindeki gelecek planları nedir?
Valla aslında gelen anına sporcu iken de çok planlıydım. Koçken'de çok planlı olmak isterim ama işin bu tarafını geçince gördüm ki Koçken plan yapmak biraz zor. Yani Necayet abi bizden daha iyi bilir. Çünkü çok daha tecrübeli, bu yollardan çok geçti. Ama Koçken plan yapmak çok zor. Yine de kendi açımdan işte hemen hemen geçen sene iki tane takım çalıştırdım. İşte Galatasaray'a adımca antrenörlüğü yaptım. Bir de BGL takımını çalıştırdım. Herkesten duyduğum şu, bir an önce çalıştırmaman doğrultusunda hep uyarılar alıyorum ama ben o açıdan öyle düşünmüyorum açıkçası. Ben basketbolu bırakmış, yeni bırakmış, koçbolu yani koç gibi düşünebilen sporcuların bir an önce yani bir sene bile o zaten bırakmaya yakın yaklaşık 20 sene bir basketbol oynuyorsunuz. Bıraktıktan sonra bir sene bile hemen antrenörlüğe başlayıp o tecrübe üzerine ikinci üçüncü senede antrenörlük yapabileceğimi düşündüm. Dolayısıyla benim kariyerimdeki planlama bu yüzden şeye geçtim zaten. Bursa'ya geçtim. Mesela benim de budur. Çünkü yavaş yavaş ilerlemek istiyorum. İşte geçen sene üçüncü dördüncü asistanken bu sene birinci asistan oldum. Transferlerde neler olup olmadığını çok daha iyi gördüm. Transferlere müdahalem oldu. Orada bizim tabii head coach'un da benimle iyi arkadaş olması ve bana bu konularda özgürlük tanıması çok önemliydi. Planlamam açıkçası bir an önce bir takım çalıştırıp gidebileceğim yerlere kadar kendime hiçbir zaman hedef koyarken sınırlı hedef koymuyorum. Hep ulaşılabilir hedef ne varsa benim için hedef odur. Dolayısıyla antrenörlükteki hedefim de ulaşılabilir ne varsa oraya kadar gidebilmek.
Bununla bağlantılı bir soru var. Evrun'un sorusu. Hem altyapı hem de alt takım staflarında yer almış biri olarak tutku açık hangi antrenörlüğün zor olduğunu düşünüyor diye.
Aslında antrenörlük başlı başına zor ama tabii altyapı antrenörlüğü biraz daha zor, biraz daha emek istiyor. Çünkü çok detaylı gitmeniz lazım. En azından benim görüşüm bu. Ben şimdi çok zorlandığım bir sene oldu çünkü iki takım birden çalıştırmak, İstanbul, trafik vs. Hakikaten çok zorlu bir sene geçti benim için. Ama ben özellikle altyapıdaki oyuncuların inanın bana bir adımını sağa mı basıyor, sola mı basıyor, işte dribblingi yaparken açısı oradan oraya mı gidiyor, yani o kadar çok detay alakalı kafamı yordum ki ve yormam gerektiğine inandım ki çünkü gelişim çağları ve bazı şeyleri doğru yapmaları lazım. O çağda, o yaşlarda... Bazı şeyleri yanlış yaparlarsa ileride düzeltmeleri çok zor oluyor. Dolayısıyla altyapıda çalışmak bu bakıma biraz daha zor. Daha çok emek istiyor. Ama tabii üst yapıda daha hazır oyuncular geldiği için özellikle yirmi dört, yirmi beş yaşından sonra tabii ki öğrenmenin yaşı yok. Eee onu ayrı parantez açarak söyleyeyim. Ama tabii ki altyapıdaki oyuncuların azaran biraz daha kolay. Idare etmesi zor. A takımda.
Ben babama bir şey pardon araya girdim. Babamın kariyeriyle benzer noktası senin söylediğine yakın. Çünkü babamın dönemi tabii ki bizimkinden biraz daha farklıydı. Ancak babam antrenörlüğe o kadar hızlı bir geçiş yaptı ki oynayabileceği zaman ona nasıl açtan teklif geldi. Antrenör olur musun abi diye. Babam da direkt antrenörlüğe devam etmişti açıkçası.
Necati abi ilk sene ilk sene de mi yaptın hemen?
Tabii tabii.
Yani sezon bitti.
Takım kurdu.
Evet.
Babam anlatsın.
Ben ne kadar araya zaman girerse mesela Muratcan için örnek veriyorum. Ya geçen sene bıraktı.
Işte iki sene oldu artık.
Ya iki sene oldu. Iki sene ne kadar yani iki sene oldu. Ya bence bu ara çok hemen bir an önce basketbolun içinde kalması lazım. Zaten takip ediyor ama içinde kalmak çok farklı bir şey. Yani antrenman yapmak, antrenman yaptırmak, oyuncuyla iletişime girmek, transferler, geleceğerler, ilişkiler yani o kadar çok şey var ki hemen bence hemen bir an önce başlaması lazım. Herhangi bir şey.
Ben sana katılıyorum. Yani zaten Muratcan'ın da söylediği gibi benim o sene bırakma niyetim yoktu. Yani yaşım oldukça geçmişti. Gerçi şu anda Hem Muratcan hem Sinan o yaşları geçtiler ama benim bırakma niyetim yoktu. Oynamaya devam ediyordum. Aynen Muratcan'ın söylediği gibi NASAŞ'tan bir teklif aldım. Gelir misin takım kuralımı işte şöyle şöyle yapacağız böyle böyle yapacağız. Nasaç'ta ve işte bugünün şartlarında BSL dediğimizlikte koştuk yaparken buldum. Ligi beşinci bitirdik. Ondan sonra yarı playoff yarı finalinde yani çeyrek finalde dördüncüyü eledik. Beşinciyi ondan sonraki maçta da yarı finalde o senenin şampiyonu FSE eledik. Ama kupada da tam tersi çeyrek finalde FSC'leyip Final Four'a gittik kupada ve final oynadıydık. Öyle bir sene geçtiydi. Yani ben sana katılıyorum. Özellikle senin orada vurguladığın yani zaten oyunu bilerek oynayan ve o konuda bazı Oyun oynarken de kendine yatırım yapan, kendini geliştiren oyuncuların bu konuda devam etmesinin bence basketbolumuz için de, Türk basketbolu için de faydalı ve önemli olduğunu düşünüyorum.
Zülfan abi, Muratcan Güzel Hocan sana bir sorusu var. Şansının yaver gittiğinden ve fırsatları değerlendirdiğinden bahsetti. Eğitim aldığımı neler yaptın?
mikrofonun kapalı şu an şu an geliyor mu sesim?
evet şu an geliyor Aslında çok güzel soru.
Profesyonel bir eğitim almadım. Çünkü gittiğim yer, yani o anda işte o şansımın yaver gittiği dönem Murat Muraton oğluyla geçtiğim temas sonrası gittiğim yer hakikaten o dönemin duayanları yani bu işi çok uzun süreler yapmış. Ekran önünde bulunmuş hem televizyonculuk adına çok tecrübeli hem de sonuçta ekran önünde bu işi anlatmak insanlara hitap etmek konusu çok farklı bir iş. Yani ben işte Lig TV'ye gittiğim dönem Murat Murat'ın oğlu İsmet Badem ikilisi rahmetli İsmet Badem Nur Gelmen aynı zamanda şimdi ismi aklıma Murat Didin Orada daha önceki ekip işte Can İşbakan, Caner Eler yani bu işi daha önce hem gazetecilik adına hem de ekran önünde yapmış isimler. Yani birçok tecrübeyle abim de Can Sonat aynı zamanda isimler aklıma geldi ki söylüyorum. Yani tecrübeli isimlerin arasına gidip direkt yayınlardan önce ve sonra onların eleştirilerine de maruz kaldım. Dolayısıyla bu kendimi geliştirmem adına... Çok bana yardımcı oldu. Özellikle ilk sene bu anlamda çok zorlandığımı düşünüyorum. Çünkü ne olursa olsun farklı bir dalda bile olsa işe başladığınız anda aslında hala kendinizi basketbolcu, sporcu gibi hissettiğiniz bir süre oluyor. Yani Tutku'nun antrenörlük döneminde de bence şu anda hani çok agresif ve çok istekli olmasının bir sebebi de Aslında oyunculuktan yeni kopmuş olması. Çünkü oyuncuyken düşünebildiklerini çok kısa bir şekilde uygulayabildiği için bunu aynı şekilde oyunculardan da istiyor. Bu çok normaldi. Aynı şey benim de başıma geldi. Yani farklı alanlarda benim de başıma geldi. Kendimi hala o sporcu gibi hissedip konuştuğum, üzerine o şekilde pozisyonları yorumladığım anlar oldu. İşte bunların yanlış olduğunu aslında biraz daha... Daha kapsamlı, daha geniş açıdan bakmam gerektiğini. Sonuçta büyük bir kitleye hitap ediyoruz. Herkes, bütün izleyiciler teknik anlamda basketbola hakim olamayabiliyor. İşi biraz daha basite indirgeyip onları ekran başında tutmanın yollarını aramak çok daha farklı. Dolayısıyla tecrübeli bir ekibin içine geldiğim için profesyonel bir destek almama rağmen her sene biraz daha üzerine koyarak Tabii ki kilometre işi, tecrübe işi ekranın önünde oldukça maç anlattıkça ne kadar çok maç oynarsanız, antrenman yaparsanız o kadar çok performansınız da artıyor. Bu da sporculuğa benzer. Ne kadar çok ekranın önünde kalırsan ve maç anlatırsan o kadar kilometre bazlı gelişime müsait oluyorsun. Ben de sonuçta bir 9 yılı geride bıraktım bu meslekte. Dolayısıyla daha tabii katedeceğimiz ve öğreneceğimiz çok yol var ama... Bu anlamda da belli bir seviyeye geldiğimi düşünüyorum.
Teşekkürler abi. Gürol abi benim sana bir sorum olacak. Bu kadar birincilikten süper lige çıkmış takım içerisinde yer aldın ama hiçbirinde böyle, aslında genelde Türkiye'de sadece senin oyunda değil de altlıktan çıkmış takımlarda nedense o kadro çekirdeğini koruyamama üzerine bir anlayış var. Neden hiç bunun devamı olmadı sende? Süper lig'e çıktıktan sonra?
Ya benim başımda da aslında söylemiştim kendini biraz ıspatlamakla alakalı hani seni orada o seviyede süper lig oyuncusu olabilecek yetenekte görmemekleriyle alakalı çünkü bir yerde yani adın çıktığı zaman yanmışsın yani sen TBL oyuncusu olarak biz o anlamda damga yedik ve daha sonrasında da hiç tercih olmadı yani hem de yani hep çıktığımız zamanlarda yabancıların sayısında çok artması ve o takımla devam edeceğiz takdirde de isteyenler de oldu iki tane üç tane çıkardım sakın iki tanesinde eee bir sonraki sene kalmamı da istediler ama yeterli süreleri alıp keyif alamayacağım için hem ekonomik olarak eee daha iyi şartlarda tevbeyle kalmayı tercih ettim. Yani çünkü dediğim gibi dört sene bir süperlik tecrübem olmuştu. O yüzden de sorumluluk almak istiyordum. Değerli olmak istiyordum. Hani yukarıda da o değeri alamıyordum. Yani bu biraz da biraz da o verilen sorumlulukla alakalı ya. Yani o damga yedim işin açıkçası.
Teşekkür ederim.
Yani mücadelemizle orada kendimizle yani benimki biraz daha farklı. Yani mücadele kısmında hiçbir zaman çok yetenekli bir oyuncu olmadım. Hep mücadele ettim. Takım arkadaşlarımla, antrenörlerimle iletişim çok iyi oldu. Ve kendimi orada da hani şu anda bıraktığım zaman çok arkadaşım arıyor. Abi oynadığımız dönemlerde sen şöyle katkı sağladın bize. Senin sayende bir şeyleri öğrendik yaptık. Çünkü hani biz de basketbolun gerçekten Oxford'un da şey disiplin anlamında Anadolu Efes'te hep yetiştik. Disiplin anlamında çok şey aldık. Yani o yüzden de o disiplini aynı şekilde takıma yansıtmaya çalıştık. Çok değerli arkadaşlarımızla çalıştığımız için de başarılı olduk işin açıkçası.
Çok teşekkürler. Kiro'nun takım oyuncusu olduğu bir kere hemen şuradan belli Güler Legacy tişörtüyle yayına katıldı.
Kurumsal bir dönemdi. Necati abi kızıyor.
Yok kadar önemli bir takım oyuncusu. Ben de öyle bir takım oyuncusu ama yani.
Tufan abi sana bir soru daha var. Erman Aşar sormuş. Sakatlık öncesi şüter olarak en formda olduğu dönemde kendi gelecek kariyerini nasıl değerlendiriyordu? Türkiye'de kalırım diyor muydu? Yoksa Avrupa ya da NBA gibi hedefleri var mıydı?
Yani Avrupa ya da NBA gibi bir hedef kendime koymadım ama yani sakatlık öncesi hatırladım ya kariyerimi... Hep bir bölümünde sakatlık vardı ama hani nasıl söyleyeyim 2006-2008 Galatasaray'la Eurokupta son dört oynadığımız Beşiktaş'ta Galatasaray'ın İtalya'da son dört oynadığı organizasyondan önce sakatlanmıştım. Grup maçları vesaire o Gran Canaria grubu en formda olduğum dönemde o sakatlık tekrardan o büyük sakatlık. Bahsediyorum. Yani bir sürü geçirdim ama o dönemki formum ııı devam etseydi ııı ve bir problem yaşamamış olsaydım ııı seviyeyi çok yukarıya çekebilirdim. Yani ııı kendi görüşüm bu şekilde. Yani ligde ııı Türkiye Liginde şampiyonluğa oynayacak ııı takımların ııı bir parçası olabilecek duruma gelmiştim. Iıı kendime göre ama Ondan sonra zaten 2008'den sonra senaryo tamamen farklılaştı ve bu çabuk değişime adapte olmak zorunda kaldım.
Abi bir soru daha var sana. Yayınlarda başından ilginç bir olay geçti mi? Geçti. Mutlaka geçmiştir de geçtiyse paylaşabilir misin diye sormuş Evru.
Evru'ya şöyle anlatayım. İki tane anı var çok çabuk. Bir tanesi İsmet Badem, rahmetli İsmet Badem. Canlı yayındayız. O zamanın Lig TV'si. İkimiz yayın yapıyoruz. Aynı zamanda da bir moderatör var. İsmet abi artık yani hani olayın boyutunu anlatmak istiyor. İşin ruhunu seyirciye anlatmak isterken iki konunu birden hatta onun vefat ettikten sonra Instagram'da fotoğrafını da paylaşmıştım. Iki kolunu birden bu şekilde havaya doğru kaldırıp yayında ııı aslan pençelerini bana doğru açıp üzerime uçma hareketinde bulunmuştu. Ki benim de işte ilk veya ikinci senem ııı yani LİP TV'de ııı canlı yayında yaptı bunu. Beni de böyle bir korkuttu. Bağırdı. Iıı iki kolunu açtı. Sanki bana saldıracakmış gibi ııı bir harekette bulunmuştu. Allah'ım dedim neler oluyor yani İsmet abi ne yapıyorsun demek geliyor. İstiyorum ki yani diyeyim orada abi ne yapıyorsun, iyi misin falan demek istiyorum ama öyle bir şey mümkün değil tabii. Bir tanesi bu, bir tanesi de çok güncel. TİVUS spora geçtikten sonra Müjdat Muratoğlu moderatörliğinde program yaparken yayın esnasında kalemimi yere düşürdüm. Dolayısıyla bir yandan da not alıyorum, kaleme almak zorundayım. Yani bekletemiyorum, reklam da yok. Dolayısıyla o anda kalemi alacağım. Kafaya koydum. Ama müjdata yakın oturuyorum. Müjdat'ın kamerasına girdim istemeden. Yani ana kameraya, moderatörü çeken kameraya. Kafamı ucuyla şöyle sokup bir yandan müjdat alttan ittiriyor. Tabii anlamıyorum onun kameraya da çıktığımı. Çok şey yani çok komik bir görüntü. Onu da paylaşıyorum arada sosyal medyada. Ona baya bir güldük. Yani reklam arasından yüceltiyor ki oğlum ne yapıyorsun benim kamerama indin diyor. Yani çıktın diyor şeyden çıktın diyor. Benim görüntüye girdin falan. Ya dedim ne yapayım abicim dedim yani. Kalemi düşürdüm yani. Bak her yerinde olduğu gibi burada da kalem var. Dolayısıyla iki komikanı bu. İlk aklıma gelen anılar bunlar.
Teşekkürler abi. Tutka abi sana iki soru var onu birleştirerek soracağım. Bursa Sporda Türk oyuncularının rotasyona giremediğini söylemişler. Bunun nedeni nedir? İkincisi de tutku gerçekten harika bir gardtı. Koçluk yaptığı takımlarda bir ve iki numaralı pozisyonlarda oynayan oyunculara özel ilgi gösteriyor mu? Özel oyun kurucu stratejilerini oyunculara aktarıyor mu? Demiş Alper Patır ve Lütfü Gazi olsun.
İlk sorudan başlayayım. Şimdi dakikalar tamamen oyuncunun elinde. Yani biz bu sene biraz dar rotasyonla oynadık. Bunun birçok sebebi var. Bazıları sakatlıkla alakalı. Bazıları da performansla alakalı. Açıkçası Türk oyuncuların ben ilk gittiğim sene daha fazla dakika alabileceklerini düşünüyordum. Özellikle mesela İzzet'in olaya daha çok dahil olabileceğini, daha büyük katkılar verebileceğini düşünüyordum. Iki tane ııı oner günlük, on beşer günlük sakatlıklar yaşadı. Fiziği de zayıf olduğu için geri dönüşü biraz zor oluyor. O yüzden mesela bizim rotasyonumuz bayağı bir daraldı. Zaten ııı bilmiyorum ııı biliyorlar mı? Çok düşük bütçeyle kurulan bir takımdık. Yani Seziligin en düşük ikinci bütçeli takımıydık. Iıı dolayısıyla da ııı hedeflere ulaşabilmek için de bazen normal ııı Eurolik takımları gibi değil de performansa dayalı rotasyon yapmak zorunda kalıyoruz ki ben bunun doğru olduğuna inanıyorum. O gün kimin performansı iyiyse o büyük katkıda bulundu. Mesela Ender'den o bakımdan çok büyük katkılar aldık. İşte Tevfik'ten çok büyük katkılar aldık. Maç kazandıracak katkılar aldık. Diğer konuya gelirsek tabii ki benim elimde olan ne varsa tüm oyuncularıma göstermeye çalışıyorum. Kimi çok istekli oluyor, kimi çok isteksiz oluyor. Gazze'de de Bursa'da da Bursa Sporda da bunu yaşadım. Genelde oyuncular şöyle geliyorlar. İşte YouTube'dan oradan duyduklarından veya ne bileyim sinerji diye bir şey var. Oyuncular girip editlerini izleyebiliyorsun. Böyle gelen gardlar çok oldu. Seni izledim işte Pikerol'u nasıl oynuyorsun? Burada bunu nasıl yapıyorsun diye gelip bana bunu öğretir misin diye olan gardlar vardı. Ben elimden geldiğince öğretmeye çalışıyorum. Tabii herkesin farklı özellikleri var. Genelde de inan bana yaptığım özel şeyleri öğretmek çok kolay olmuyor. Yapması çok kolay olmuyor. Onların yaptığı hareketleri de ben şu an yapmaya çalışsam ben de yapamam. Çünkü belli bir yaştan sonra onu almak çok zor oluyor.
İskender abi ben gireceğim araya bir şey soracağım burada. Hem oyuncu olarak beraber oynadınız hem de şu an antrenör oyuncu ilişkiniz olan bir oyuncu var Ender Arslan. Bir oyuncu var diye şey yaptım böyle biraz büyütmek için olayı. Bir de bir tarafından baktığımda sizin dördünüzün arkadaşlığını incelediğimde senin özellikle işte ender çok benzerinizin olduğunu düşünüyorum. Etrafı böyle çok güzel hem bir arada tutuyorsun hem de komik en komik üyelerinden biri oluyorsun bulunduğun takımların. Bu noktada hem oyuncu iken hem de şimdiki dönemde Ender'le ilişkiniz nasıldı ve neler ön plana çıkıyor bu şeyde ki bu biraz da şeye bağlanıyor. O 1 ve 2 ile olan ilişki ve o oyunculara bir şey gösterme konusunda. Ender bilmiyorum oynadığı yani antrenörü olduğun herhalde en tecrübeli oyunculardan biri farklı bir şey öğretmek gerek kalmıyordur ama yine de farklı bir diyalogda olduğunu düşünüyorum ben.
Ya çok farklı bir diyalog. Bir kere bu sene bizim yaptığımız en büyük iş... Ender'i takıma monte etmek oldu. Bugün bir rapor yazsam söyleyebileceğim en önemli şeylerden biri bu. Çünkü takıma hem abilik yaptı hem çalışma temposuyla ben Ender'le iki sene neredeyse beraber oynadık. İnan bana Sinan hiç böyle idman yaptığını hatırlamıyorum. Bir kere bile idmanda bir adım geri atmadı öyle söyleyeyim. Belki hepiniz şaşıracaksınız burada Ender'le çalışanlar ama normal. Yani yapabileceği en üst seviyede kapasitesi şu anki vücut kapasitesi ne varsa onun her şeyini verdi Ender İdmanlar'da. Şöyle bir korkum hiç olmadı. Yani iyi bir arkadaş olduğumuzdan dolayı acaba suistimal olur mu korkusu hiç olmadı çünkü doğru karakter olduğunu biliyorum. O konuda bana çok yardımcı oldular. Hatta bazen hocam yeter seviyesine kadar geldiler çünkü ben Ender'i hemen hemen son iki ayda... Her idmandan sonra özel alıp çalıştırdım. Yani sadece Ender üzerinde değil ama onunla birlikte 3-4 kişi daha vardı. Özel olarak mutlaka bırakmıyorum. Hatta Ender şey diyordu, ''Hocam bir gün ne olursun haftanın bir günü bir kere bırak.'' diyordu. Ben de onu maçtan bir gün önce bırakıyordum. Bir tek onun dışında her gün ekstra idman yapıyorduk. Her yönden takıma çok büyük katkıda bulundum. Bir sakatlandığı bir dönem var. O idmanda, bir tane idmanda sakatlandım ama o idmanı görmen lazım. Seviyesinin de üstünde bir idman yapıyordu. Yani kendinden geçti bandırmama çöğüncesinde. Ben de koça dedim ki, koç bir gün önce bu arada başladı, deplasmandayız. Ya dedim, idmanı bırakalım dedim. Yeter dedim çünkü aldığımızı aldık. Biraz da gerilmeye de başladı çocuklar. Kendi aralarında rekabete girdiler. Koca da dedi ki, ya bir 10 dakika daha bekle dedi. O arada Ender bir pozisyonda artık yapmayacağı şeyleri yaparken tık sakatlandı. Bir o sakatlığı var. Onu düşürdü. Yine dönüşünü çok iyi döndü. Ama genel anlamda Ender hakikaten her yönüyle hem karakter hem çalışma, örnek kişilik, kaptanlık ııı her yönüyle çok büyük katkıda bulundu. Benim ona tavsiyelerim şu oldu. Çünkü kafasında antrenörlük yapmak var. Iıı bana kimse tavsiye etmemişti ama ben kendi kendime hep hayal ederdim, düşünürdüm. Iıı özellikle de böyle bitmeye yakın kariyerimiz bitmeye yakın son üç dört senede Oynarken koç gibi düşünmesi gerektiğini söyledim. Çünkü hakikaten çok fark ediyor. Yani ne bileyim bir sene iki sene belki onun için çok büyük bir avantajı olacak bunun. O da o konuda çok şey yaptı yani gerçekten. Burada bunu mu yapsak bunu mu yapsak. Çünkü oyuncuyken biliyorsunuz elinize bir pasta veriliyor. Pazırç, çilekli, muzlu nasıl istiyorsanız. Siz bir tek onu yiyorsunuz.
Yani orada...
Arka planda neler oluyor, koşular ne yapıyor? Bu düzen niye böyle, oradan oraya niye koşuyorum? Bunları hiç düşünmüyorsun. Sadece pastanın tadına bakıyorsun. Ama şu işin bu tarafına geçtiğinde başka şeyler var. Onu ancak geçince anlıyorsunuz. Ben Ender'e bunları anlatmaya çalıştım. Aldığını düşünüyorum.
Teşekkürler. Ender'in bana şeyi var. Antrenör olduğumuzda beraber antrenör olacakmışız. Başan tröner ender takımın savunmasından sorumlu olarak asistan koç da ben olacakmışım maç atıyorum 120 sayı 7 takım basın toplantısına gittiğinde ben ofensif olarak her şeyi yapabildim savunmayla ilgili sorumluluğumuz Sinan ona soru soracağını hızlı diyeyim topu bana atacağını iddia ediyordu ama tabi ben trönerlik tarafında çok bir niyetim olmadığı için Kaçacağım bu işten muhtemelen.
Bu Ender herkese farklı farklı sözler veriyor yalnız.
Bana da verdi. Bana da senin yardımcın oldu. Burada da bunu anlamış olduk.
Yani bana da kariyeri bittikten sonra televizyonculukla alakalı bir projede söz verdi. Ne yapacak bu adam anlamadım yani.
Herkese göre şerbet çalıyor işte ağzından.
Bravo buncuk.
Ben en iyisi haftaya Ender'i çağırayım. Ender de biraz anlatsın bize. Hem de verdiği sözleri de bir ortaya çıkartırız olmadıysa.
Çok iyi konu.
Abi hepinize ortak bir soru var. Bütün kariyerini bir takımda tamamlayıp o takımın efsaneleri arasına girmek mi yoksa çeşitli takımlarda oynayıp değişik tecrübeler edinerek kariyeri noktalamak mı? Hangisini tercih ederler ya da önerirler? Muhsin Yıldırım sormuş. Gürol abi senden başlayabiliriz.
Başlayacağız. Zorlar bizden başlıyor zaten. Yani tabii ki herkes ister ya. Yani ben bir Beşiktaşlı olarak yani ne bileyim Beşiktaş takımında hayatım boyunca orada kalıp oynamak istersem ama işte günümüz şartlarında her şey değişiyor. Antrenör değişiyor, staf değişiyor, oyuncu tercihleri değişiyor. Yani ben kendimi şahsen tabii başka takımlarda farklı kültürlerde... Oynamak çok büyük bir tecrübe ama hayatının bir döneminin komple bir formanın, bir takımın oradaki bünyesine bürünmek çok önemli bence. Ama çok da kolay bir şey değil ki. Eski yerde çok oluyordu belki futbol tarafında ama şimdi bu dönemde imkansız diyebilirim.
Çok zor.
Yani altyapısından çıkacaksın. Ömür boyu 35 yaşına kadar artık. Eskiden 30 yaşında yaşlı diyorlardı. Artık yaşlar 40'a kadar çıktı zaten. Bizim efsanemiz Muratcan bu konuda. Yani inşallah bakalım Sinan onu geçebilecek mi onu merakla bekliyoruz. 41 olacak mı Sinan? Yani o yüzden de çok kolay iş değil ama bir takımda ömür boyu oynamak yani bütün kariyerini orada tamamlamak da orada değerli hissettiğin sürece orada kalabilirsin. Ne zaman kendini verimsiz ve değersiz hissettiğin o takımın particip olmadığına istersen. Setin anda da ne yazık ki başka takımlara gidiyoruz.
Tutku abi. Ya aslında benim önemsediğim bir konuydu. Çok da güzel bir soru bence. Iıı ben de uzun yıllar aslında şanslı basketbolculardım. Yani çok takım değiştirmedim. Yani kariyerimin sonunu saymazsak genelde ııı işte Telekom'da beş sene, ülkelerde çok uzun seneler, Galatasaray'da iki sene gibi yani hep böyle gittiğim yerde daha böyle kalıcı olmayı tercih ettim. Benim için arkadaşlarım çok iyi bilirler. Telefonu değiştirmek bile zor gelir ki. Yeni bir ortama girmek, yeni bir arkadaşlar edinmek benim için çok zordur. Ben böyle hep evimde kalayım, misafirlerim olsun. Iıı onlarla birlikte yeni bir hayata başlayayım isterim. Tabii gönül isterdi ki ülkenin altyapısından başlayıp sonuna kadar orada gitmek ama Gürol'un söylediği de çok doğru hayat şartları performanslar, dış etken, iç etken artık ne derseniz kendi kararlarınız bazen mesela benim ülkelerden ayrılmam kendi kararımımdı. Iıı kendi kararınız ya hayat sizi bir yöne itiyor ama yine ııı bu gittiğiniz yeni takımlarda hep yeni şeyler öğreniyorsunuz. Yeni Gürol orada bahsetti çok güzel şeylerden bahsetti. Onların hepsi tamamen arkasındayım. Katılıyorum. Iıı yeni arkadaşlıklar, kültürler yurt dışına gidiyorsunuz yeni kültürler. Bundan çok önemli.
Tufan abi. Yani aslında kişiden kişiye değişebilecek bir soru bu. Güzel bir soru. Ama hani iki taraflı bakıyorum şimdi. Bir camia takımının hani ikonik böyle önemli bir figürü olmayı bence herkes ister. Hani bu tarafından bakarsan eğer bir camia takımını... Oynama şansı bulmuş isimler var burada herkes Sinan, Muratcan, Tutku, Gürol Keza aynı şekilde. Yani camia takımında bir figür olmak çok farklı bir his, çok farklı bir duygu. Ama hani şimdiki aklım olsa benim ve kariyerime tekrardan başlama şansım olsa kendime Avrupa'yı, yurt dışını bir noktada hedef koyarım. Sadece iyi para kazanmak veya daha iyi bir kulüpte oynamak için değil. Bir İtalya'da, bir İspanya'da, bir Almanya'da yani basketbolun farklı pazarlarında kendimi gösterip oralarda kendini kabul ettirmek, farklı kültür deneyimlerine erişmek belki bir İtalyanca, bir İspanyolca, bir İsan edinebilmek farklı arkadaşlıklar kurabilmek adına yani gezmeyi tercih edebilirdim. Tabii ki şartlar... Profesyonel koşulda nasıl şekillenecek, nasıl olacak bunu bilemiyoruz. Ama şu anda tek takımda senelerimi geçirmektense farklı kültür ve farklı takımlarda hem Avrupa'da hem Türkiye'de oynayabilmeyi herhalde tercih ederdim. İkisi de çok farklı keyif, çok farklı zevk diye düşünüyorum. İşte bu kişiden kişiye değişebilecek bir soru. Ama işte ben Galatasaray'da 5 sene oynadığım için orada o formayla biraz özdeşleştim. Bu da çok farklı bir keyif. Ama dediğim gibi ben herhalde farklı ülkelerde oynamayı şu anki aklımda olsa hedef koyabilirim.
Araya girebilir miyim burada bir? Tufan o kariyerinin bitiş noktasındaki o Avrupa hayatını kariyerinden sonra zaten şu anda o açığı kapatmaya çalışıyor. Bazı silah. Yani İspanyolca, İtalyanca öğrenmek için çok geç değil ya. Dedi olsay hep Avrupa odasın sen.
Kafama girmiyor, gülüldü saatten sonra.
Önce datça.
Ben de bir şey söylemek istiyorum. Son zamanlarda belki bizim devrimimizde o Musi'nin sorduğu şey çok daha... Yapılabilirdi. Bugün NBA'de dahi üç seviye oyuncuların hiç birisi ne bir Michael Jordan'ın, Larry Bird'in veya Magic Johnson'ın yaptığı gibi Kerem Abdülcabbar'ın uzun yıllar aynı takımda oynamıyorlar. Bugün bakıyorsunuz işte Kevin Durant bile işte neredeyse en önemli oyuncusu olduğu bir takımdan başka bir takıma en önemli oyuncu olarak gidiyor. Oradan da başka bir yere gidiyor iki sene sonra. En önemli şeylerinden bir tanesi de Kawhi Leonard. Yani Toronto'yu şampiyon yaptı, tarihinin şampiyonluğunu kazandırdı. Ve ertesi sene bambaşka bir kulübe gitti. Yani orada o şeyi devam ettirme gibi bir... Efsane değil, devam ettirme gibi bir şey. Bugünün dünyasında da pek gözükmüyor. Bu kolay bir şey değil herhalde bugünün dünyasında. Öyle anlıyorum ben de. Ben de şahsen zorlanıyorum bir takım şeyleri o şekilde görmeye ama bugünün dünyası bence öyle.
Haklısın Tufan. Sağ ol Necat abi.
Abi genel bir soru var Furkan'ın sorusu. Modern basketbolda artık bu modern basketbol denilen şeyde koçların çok fazla maç içerisinde kısa 5 tercih ettiklerini görüyoruz. En prime döneminizde hepinizin Sinan Güler, Murat Can Güler, Tutku Açık, Tufan Ersüz ve Gürol Kara Mahmut aynı anda sahada olsaydı nasıl bir şey izlerdik?
Voleybol oynarlardı. Çok kısa bu.
Bence biz bir yolunu bulurduk ya.
Burası çok kolay.
Top bize geçerse sıkıntı yok da topu alabilmek problem olurdu işte.
Topu kendileri attırmazdık abi.
Ya turfanın tutkunun olduğu sahada bu beşinin içerisinde ikisi. Zaten bir çözüm, bir kesin bir şekilde bulurlardı ya. Yani gerek konuşarak, gerek karşı takımlar farklı muamelelerle yıldırırlardı yani. İkisi biz de rolümüzü bilirdik. Elimizden yeni yapardık sahada.
Siz de attırmazdınız.
Attırmazdık.
Son söz.
Zaten sahada her şeyi yaptığı için Necati abi ona bir şey söyleyemiyorum şu anda. Aramızda farklı olanlar, hepimizin yaptığı bir iki tane iş var. Ama o sahada her şeyi yaptığı için.
Sağ ol canım.
Biz Sinan'la arkadan reboundları toplamaya çalıştık.
Son bir sorumuz var. Tıpkı abi sana geliyor. Antrenörlüğe başlarken kendine rol model aldığı bir antrenör var mıydı? Antrenör olarak kendinde pozitif olarak gördüğü özellikleri neler?
Rol model olarak kimseyi almadım. Tabii çalıştığım antrenörlerin genelde iyi gözlemciyimdir. Öyle olduğunu düşünüyorum. Çalıştığım antrenörlerin iyi ya da kötü birçok şeyini gözlemleyebildim. Ama kendi antrenörüm hayatımda kendi fikirlerim olsun, özel bir karakterim olsun demeyeceğim. Çünkü ben neysem o olacağım antrenörümde. Çünkü bunu fark ettim. Başlamadan önce hep şey, ya ben oturayım. Oyuncular oynasın, çareyim, oyuncu değiştirdi, zan değiştirdim, hiç ayağa kalkmayayım, agresif olmayayım düşüncesi varken işin içine girdiğinizde doğaçlama olarak karakteriniz neyi yürütülüyorsa onu sahaya yansıtıyorsunuz. Dolayısıyla kimseyi de, kimseyi hani böyle idol veya örnek almadım. Kendim olmaya çalışacağım antrenör hayatımda. Pozitif yönüm oyunun içinden geliyor olmam. Kritik anlarda, kritik olmayan anlarda, antrenmanlarda, içeride dışarıda o atmosferi çok iyi bildiğim için oyuncularla iletişimin daha iyi olacağını düşünüyorum. En azından şimdilik. Bunu böyle pozitif yön olarak söyleyebilirim.
Teşekkürler abi. Muratcan abi sorularımız bu kadardı.
O zaman yavaş yavaş teşekkür edelim herkese. İyi ki varsınız, iyi ki katıldınız. Çok sağ olun.
Süper.
Ağzınıza sağlık. Bir dahaki sefere daha komik bir versiyonda buluşmak dileğiyle bence. Çok ciddi oldu.
Evet, baya yayın niteliğinde oldu. Bir dahaki sefere bir hazırlık yapıp işçi biraz komediye dökelim.
Ya Muratcan bir de senin girişin tabii işin ciddiyetini de arttırdı biraz. O ciddi tavrın yine buraya da biraz...
Bence bu arada girmem lazımdı o zaman.
Murat tabii ya.
Tufan girse çok farklı bir şeye gidiyorduk. Sen girince bir an geldik yani. Kariyerinizden bahsedeyim. Daha ciddi falan olunca.
Benim tufan geldi valla o kadar uzun konuştuk ya.
Kısaca konuştun diye siz şey yaptın değil mi?
Daraldın. Bir daha şey olsun ama böyle. Siyasetçiler de var ya beşer dakika, altışer dakika konuşma. Hemen sonra...
Ben daha bir iki dakika istedim.
Dediğim gibi biz az konuştuk. Ya kızım ya. Süpersiniz abiler. Çok teşekkürler.
Biz teşekkür ederiz. Çok keyifli yayında.
Hadi süpersiniz. Teşekkür ederiz. Hepinize çok teşekkürler.
Hadi bay bay.
Bay bay.
Tuba bak tu bay bay.
Bay bay.
Bay bay.
Tuba.
More from Sinan

Yaz Basketbol Kampı Nasıl Seçilir? Sinan Güler, Güler Legacy hakkında Sıkça Sorulanları Cevapladı

NBA League Pass'de bir süre önce başlamış olan #NBAHoopCities de sıra İstanbul'da








