
In this conversational YouTube episode, hosts Gülen Gündüz Yılmaz and Çiğdem explore the history and cultural politics of clothing. They begin by recalling traditional Turkish fabrics such as basma, pazen, wool, linen and silk, then trace the rise of synthetic materials (nylon, polyester, acrylic, polyamide) and their marketing as modern, convenient alternatives. The dialogue frames the widespread adoption of ready‑made, synthetic apparel as a form of "brainwashing" that shapes consumer choices through branding, labeling (e.g., "vegan", "organic") and perceived status. They discuss health and comfort differences between natural and synthetic textiles, sharing personal anecdotes—including how wool garments alleviated COVID‑related joint pain and how polyester caused skin irritation in hot weather. The hosts stress the importance of reading garment labels, questioning blended fabrics (e.g., 50 % cotton / 50 % polyester), and recognizing hidden synthetic content in products marketed as natural. They also touch on traditional dress practices (belly‑covering belts, ankle‑exposing styles) and argue that modern fashion trends may conflict with ancestral wisdom about body protection. Economic considerations, such as the price gap between genuine natural fibers and cheap imitations, are examined, concluding with a call for viewers to reflect on their clothing choices, resist consumer brainwashing, and possibly adopt healthier, more sustainable dress habits.
Chapters
Sevgili arkadaşlar, beyin yıkama tarihinin giyim bölümüyle karşınızdayız. Bu videoları çekerken biz herhalde bayağı böyle coşuyoruz ve eğleniyoruz. Umarım sitede geçiyordur. Beyin yıkama tarihinde giyim. Nereden girelim?
Nereden girsek acaba Gülen? Ben de işte onu düşünüyorum.
Basma fistan... Evet oradan mı girsek? Ben tekrar seslendireyim mi türküyü? Bana da eşlik eder misiniz sevgili Muhammet Bey? Evet. Basmada fistan giyemem aman. Sonra?
Bilmiyorum.
Zeytinyağlı. Zeytinyağlı yiyemem aman. Basmada fistan giyemem aman.
Diye devam ediyorsun değil mi?
Evet.
Basma deyince benim babam bu arada şeydi, marifaturacıydı. Ve çocukluğumda da şanslıydım o konuda galiba. Çünkü biz hep babam oradan kumaş getirir. O zamanın kumaşları da baya pamukluydu. Terziler dikerdi. Ama bizde neye özenirdik biliyor musun? Neden bizde hazır giyim almıyoruz?
Evet, evet. Çünkü o zamandan başlamış bunun empoze edilmesi. Hazır giyim, iyi. Ve o doğal kumaşları almak, hissetmek, seçmek ve ondan tamamen o doğal kumaşlardan kıyafet diktirmek de tukaka bir şey. Şimdi bu aslında baya saçma bir şey ama bu olmuş. Nasıl oluyor? İşte beyin yıkamayla oluyor. Zaten onu konuşacağız.
Yani gidip de böyle kumaşı alan falan baya hani daha tabir caizse tırnak içerisinde köylü diyebileceğimiz ama daha modern hayata geçiş yapmak ve kendini bir seviye olarak da atlatmak istiyorsan Hazır giyin giymek daha şey geliyordu, havalı geliyordu diye.
Daha havalı. Şimdi eskinin kumaşlarına bir bakalım. O eskinin kumaşlarını seninle bir oturduk yazdık. Eski kumaşlar. İşte basma var, pazen var, yün var, kürk var, keten var, ipek var. Bu kumaşlar aslında üretiliyor. Çok çok uzun, yüzyıllardır üretilen kumaşlar. Hatta belki binlerce yıldır üretilen insanların ve giydiği kumaşlar. Sonra diyorlar ki yok ya naylon diye bir materyal var çok güzel bir şey. Herkes naylon giysin. Daha 70'li yıllarda baya böyle süper kahramanlara da naylon giydirilmesinin arkasında acaba neler var?
Bu 80'ler modası da öyledir ya parlak parlak daha naylonlusu böyle şeyler. Kumaşlarla yapılan kıyafetler daha böyle şey görünüyordu.
Daha güzel, havalı görünüyordu. Hepimiz onlardan etkilendik. Şimdi buraya kadar anlattığımı belki birçok bu videoyu seyredenler biliyordur. Benim burada söylemek istediğim nokta şu. Peki acaba şu anda üstünüze giydiğiniz doğal kumaşlardan mı yoksa naylon mu giyiyorsunuz? Ya da onların yeni yeni paketleme isimleri var. Polyester deyince belki naylon kadar... Ay, iğrenç ya. Artık naylon giyen mi kaldı bu devirde? Demiyorsundur ama ne kadar polyesterli, ne kadar
akrilikli Poliesteri de yeni aldılar ama. Poliester de şimdi biraz tukaka olmaya başladı ya. Poliyamit mi?
Poliyamit diyorlar. Yani böyle isimleri değiştirip belki biraz üretim sürecinde de bir takım değişiklikler yapıyorlardır ama yani sonuçta bunlar doğal olmayan ürünler. Hatta daha da güzel paketlemesini buldular. Ne diyorlar? Vegan ürün diyorlar. Hani vegan ürün olunca orada bir sürü zaten linklenen, bağlantılandırılan hikaye var. Hani sen vegan ürün kullanmıyorsan zaten çok iğrenç bir insansın. Keşke ölsem noktası. Gezegene zarar veriyorsun. Ama gezegendeki atalarımızın binlerce yıldır kullandığı ürünler hani gezegene zarar veriyordu. Şimdi bizim ürettiğimiz, kimyasal süreçlerden geçirerek ürettiğimiz ve bolca, hunharca sattığımız polyesterler gezegene zarar vermiyor. Bu hikayeyi şu anda toplumun çok büyük kısmı yiyor. Şimdi biraz şey girdim, normal tarzımın da dışında böyle şey girdim ama gerçekten insanlar da uyansın istiyorum. Bu beyin yıkama tarihinde belki biraz daha böyle coşkulu olacağım.
Çok heyecanlanıyoruz bunları anlatırken.
Bir de kendi kişisel tarihimizde de bu beyin yıkamalara biz maruz kaldığımız için sen ne?
Sonra elerken de kıyafetleri ben bunları neden almışım bayağı bir. İçeriyi o zaman okuduğumu fark ettim mesela. İçeriyi okumadığımı fark ettim çok ilginç bir şekilde.
Evet.
Ne tüketiyorum bilmiyorum yani.
Evet.
Sen bunu derken her şey de geliyor aklıma. Zaten bütün bunlar bir şey ya, hepsi bir süreç, bir paket çözüm gibi ya. Babam sınıfında bir spor hocası vardı mesela, naylon eşofman giyiyordu. Sonra oradan şeye gittim, ben lisede okurken bize dağıtılmış olan okulun eşofman takımı. Nylon yani hani başka bir şey bulamadım. Ürünü tanımlayacak başka bir şey bulamadım ama yani naylon eşofman takımları.
Evet parlak.
Largebert de bizim işte kırmızı olan da vardı falan.
Yani 80'li yıllarda herhalde öğrencilik hayatını geçirenler bilir o eşofman takımları. Şimdi o kadar korkunç görünmüyor bu mağazalarda satılan ürünler ama içinde yine bayağı bir polyamidi, akrili, şu sulusunu bolca içeriyor. Şimdi bizim burada sizinle paylaşmak istediğimiz şey, bunlar sizin kafanızda da, benim kafamda da, Çilin kafasında da o linkler oluşturuldu. O linkleri ama bozmak bizim elimizde. Yani buna bakmak. Gerçekten şu an üretilen endüstriyel giyim ürünlerimi zarar vermiyor. Benim bedenime o kadar iyi gelmeyen bir şey. Dünyaya iyi gelmesi mümkün mü? Gibi sorgulamalara gitmek. Bir de eğer evet ya akrilik niye kullanıyorum ki şeklinde bir uyanış yaşıyorsanız şu anda siz de benim ve Çiğdem'in daha önce yaşamış olduğu gibi o zaman da ne yapmak lazım ona ilişkimde biraz konuşalım.
Evet, biraz zor oluyor çünkü bu hayattan biraz daha kendime, bedenime ilgilenen kıyafetleri artık giyeceğim. Orada onları bulmak da baya bir süreç. Bunları da görmek, bunu da kabul ediyorum.
Şimdi çoğunlukla galiba hepimizin ilk başladığı yer yaz kıyafetleri oluyor. Çünkü yaz kıyafetlerinde hepimiz biliyoruz ki polyester bir de üstüne dar dar yapışan bir kıyafeti Türkiye'nin sıcak bir yerinde giyersen ne olur arkadaşlar? İşte kaşınırsın, isilik olabilirsin, sivilce yapabilir bedeninde. Bir de terin Oha ben ne biçim ter kokmuşum şeklinde de bedenin aslında bir tepki verir. O kimyasalı vücudundan atmaya çalışıyor aslında bedenin. İşin maalesef ki olan yeri eğer o kokuyu da sen yine kimyasal deodorantlarla bastırırsan o zaman o kokuyu duymazsın ama vücudun onu atamıyor da olabilir. Öte yandan çoğumuz bu olayı yakalayıp yazın demek ki keten giymek lazım, pamuklu giymek lazım gibi bir yere çoğunlukla ilk adım buradan başlıyor.
Tutmak da daha kolay ya yazlık şeyleri bu alanda. Keten mesela bizim ülkemizde çok bulunan bir şey. Keten kıyafetlerde. Dediğim gibi yaz en kolay başlanacak mevsim aslında.
Bu arada Çiğdem, benim yine keşfettiğim bir şey de son 2-3 yıldır görüyorum bunu. Artık yazlı kıyafetlerin, hatta o pamuklu tişört diye almaya giriyorsun mağazaya ve bir bakıyorsun ki aynı tişörtü yapmışlar. Bir tanesi %100 pamuklu, bir tanesi %50'ye 50. 50 pamuk, 50 polyester. Yani oraya bile polyesteri acaba nasıl sokuşturabiliriz? Yapıyor şu anda markalar maalesef.
Orada bir de şöyle bir şey var, benim dikkatimi çeken. Bazen insanlar %50 polyesterli olan ürünü de tercih ediyor, bakımı daha kolay.
Evet, bozulmuyor diye.
Yani yıkıldığında mesela daha kolay kuruyor.
Ütüyü o kadar ihtiyaç duymuyor.
Yamulmuyor. Yamulmuyor, çok kolay bir şekilde. Uzun süreli kullanım için de daha uygun. Böyle bir şey de, algı da var.
Evet, bu söyleniyor. O yüzden de hani markalarda daha çok bu tarz ürün üretmeye yöneldiği falan da söyleniyor. Şimdi ben de orada şunu söylemek istiyorum bu videoyu izleyenlere. Endüstriyel ve yapay ürünlerin kullanımı daha kolay olabilir. Ama bunun bizim sağlığımıza etkisi olduğu için aslında biz sonra hastalıklarımız için harcadığımız zamanlar, enerji kayıplarını düşündüğümüzde belki de oradan düşünsek orada bir kolaylık sağlıyor muyuz gerçekten diye de ben soru sormak istiyorum. Çünkü şunlar biliniyor. Yani yünün gerçekten sağlığımıza etkisi binlerce yıldır biliniyor. Binlerce yıldır yazılıyor. Benim de COVID döneminde geçirdiğim bir hikaye var. Onu da paylaşayım. Neden bu doğal ürünlerin vücudumuza sadece ter yapıyor? Bunun ötesinde sağlığa etkisini biraz konuşalım. COVID'de eklem ağrısı oldu benim vücudumda. ve hem Covid'i geçirirken hem de sonrasında kıyafetle uyudum ve gün kıyafet üzerimden çıkaramadım. Bu arada iki tane gün pantolonum vardı o dönemde, başka da yoktu. Onları baya dönüşümlü, hatta bir tanesi böyle parçalandı şey yapmaktan, giyilmekten. Sadece onları giyebiliyordum. Onları giydiğimde eklem ağrısı ya tamamen gidiyor ya da çok az oluyor. Onu üzerimden çıkarıyorum. Başka bir şey giyiyorum ve eklem ağrısı başlıyor. Dedim ki bu tesadüf mü, ben böyle bir şey mi kurdum kendi kafamda. Sonra araştırdım. Yok, bedenimin bana söylediği zaten insanların binlerce yıldır bildiği bir şey. Hatta medikal yün falan diye de satılan yünler var. Yani onu da öyle paketlemişlerdi. Ama bizim zaten annelerimiz, anneannelerimiz de bunu bilirdi. Böbrekleri ağrıdığında, karınları, yumurtalıkları, rahimlerini korumak için hep yün bağlama olayı vardı. Yani kendini yünle bağlarsın, yün giyersin, yün çorap giyersin. Şu anda benim ayağımda da yün çoraplar var. Çılgınca yün çorap aldım böyle renk renk. Sana da hediye ettim. Herkese de yaymak istiyorum. Hani bunu gerçekten herkes yaşasın istiyorum. Şu anda üzerimde görmüş olduğunuz ceket ve giydiğim bluz da baya... Bu %100 yün. Bu bluz da aslında baya %70 falan yün galiba. O yünü gerçekten giydiğimde bedenime iyi bir şey yaptığımı ben anlıyorum. Tabii bunu şu an anlayabiliyorum çünkü bedenimle artık bağlantı içerisindeyim. Çok şükür. Hani bunu 10 yıl önce falan bu bedenime iyi geliyor, öbürü çok kötü geliyor o kadar anlamıyordum. Ama en kötü ne yapıyorduk? O polyester ağırlıklı takım elbiseleri herhalde eve gelince ben ilk onları üzerimden çıkarırdım. Onların zaten öyle çok yumuşak bir hissi de yok. Yani bir şekilde beden atmak istiyor aslında onları. En azından onu yapıyormuşuz. Çok şükür diyelim.
Aslında yün batar dediği bir algı da vardı bende ama, şimdi bu yeni nesil yünlerde, yani aldığımız şeylerde, yok öyle bir batmak falan yok aslında. Demek ki o başka bir şeymiş. Yün diye aldığımda daha önceden. Batmadığım için içeriğine şu anda bir söyleyemiyorum.
O gerçek yün müymüş? Yün diye aldığımız? Acaba onun içinde ne kadar? Çünkü şu anda da alırken bir şeyi üzerinde yün yazıyorlar. Ama özel olarak belirtilmemişse o baya aklilik yünü falan olanlar olabiliyor. O yüzden şunu şöyle yapmak gerekiyor. Etiketi çok iyi okumak ve etiketin üzerindeki bilgiyi de sorgulamak gerekiyor. Ben online alışveriş yaparken orada %100 yün yazıyorlar. Ben mutlaka sorarım o satıcı soruları bölümüne. Bunun peki yünün içeriği nedir? bir sürü zaman oradan akrilik yünü falan gibi cevaplar gelebiliyor. Gerçekten bunu böyle sorgulamak lazım. %100 yün yazıp onu da böyle çok hani %100 yündür falan diye bağlandıra bağlandıra anlatıp eve geldiğinde çorap %50'si akrilik olduğunu da gördüm ben. O yüzden gerçekten etiket okuma aşırı önemli. Sorgulamak aşırı önemli. Araştırarak bulabiliyoruz. Şu anda AVM'lere girdiğinizde birkaç marka var. yün, keten gibi kumaşları gerçekten ağırlıklı çalışan. Geriye kalan markalar bayağı kolestere dönmüş durumdalar.
Türev ürünler bayağı üretiyorlar. Hatta çocuklarımız da onları giyerek büyüyor. Benim kızım da. Eğer farkında olup geliştirmesem, bakmasam, okumasam falan. Bayağı çocuk ürünleri de kolester içeriği çok yüksek. olan ürünler değil.
Organik diye satılan, bebekler için çok iyi diye satılan ürünlerin içinde de polyester görüyorum ben. O beni işte biraz şey yapıyor, aa falan diye. Orası gerçekten regulasyonumu zor koruduğum bir yer oluyor.
Zor bir konu bu çünkü yorgana bakıyorsun, yorganın öyle bir hikayesi var. Biliyorsun sana da anlatmıştım. Ama şimdi tekrar şey oldu. Bir yandan da sevindirici. İşte aslında bu ağır yorgan iyidir. Sende bayağı bir regulasyonunu sağlar deyin. Bayağı ağırlaştırıcı, ağırlık bağlanmış yorganlar satılıyor. Ama bu eskiden zaten yün yorgan vardı. Böyle bir şeydi.
Ve ağırdı.
Ya da %100 pamuklu yorgan vardı bizim orada. Daha çok pamuk üretmeni olduğu için. Ama şimdi biliyorsun makineye atıp yıkayabileceğin daha polyester, elyaflı, elyaf diyeyim.
Evet. Kolaylık ihtiyacımız için sağlık ihtiyacımızdan vazgeçmemiz çok acıklı. Bir de yine daha çok kıyafet almak için. Yani şimdi insanlar diyorlar ki daha ucuz. Yani sonuçta gerçek günler, gerçek kaşmirler, pahalı ürünler. Ama eskiden de zaten insanların yüzlerce kıyafeti olmuyordu. Bu nedenle az kıyafet oluyordu. Yani şimdi de daha az kıyafetin olabilir eğer ona o kadar bütçen yok diyorsan. Daha az kıyafetin olsun ama sonradan sağlığına o parayı harcama.
Bu çok güzel bir şey oldu ya Gülen. Hoşuma gitti. Yani kolaylık mı, sağlığın mı?
Sağlığın mı? Ya da işte orada bir çok kıyafetim olsun diye işte Zara'dan, Mango'dan vesaire böyle yüzlerce kıyafet alıp giymek mi? Yoksa sağdan bedenine iyi gelen kıyafet giymek mi? Bu da yetişkinlik, evet. Şimdi şöyle de bir düzeltme yapalım. Bu bahsettiğimiz gerçek yün, gerçek keten ürünler birçok markayla aynı fiyatlara satılıyor. Bazı daha ucuz markalarında iki buçuk katına, iki katına falan satılıyor. Yani bütçeniz ne olursa olsun alabileceğiniz ürünler. Burada aslında bütçenizi neye yönlendirmek istediğinize göre değişiyor bu kararlar. İki pantolon yerine bir pantolon alabilirsin. Daha çok bütçeyi buraya ayırmayı tercih edebilirsin. İlaca parayı ayırmak yerine. Yani burada çok seçim var. Seçimsiz olduğunuzu düşünüyorsanız işte orada da yine beyin yıkama tarihine bağlayacağım ben olayı. Seçimsiz olduğunuzu da birçok etki altında kaldığınız mesaj belirliyor. Özünde de siz belirliyorsunuz. O mesajları incelemek, sorgulamak, orada ne oluyor, bunun sonuçları ne oluyor diye üzerine tefekkür ettiğinizde başka seçimlere doğru yelken açıyorsunuz. Şöyle bir konu daha var girmek istediğim. O da işte beli yukarıda hani krop denen kıyafetler. Aynı zamanda ayak bileklerini açıkta bırakan giyim tarzı. Yani çoraplar kısa ve kışın dışarısı 5 derece, dışarısı 10 derece ayak bileklerimiz açık gibi bir giyim tarzı modası var. Bu arada yakın zamana kadar ben de bu etki altındaydım ve özellikle bu kısa beli açıkta bırakan giyim tarzını da 21 yaşlarımda, 30 yaşlarımda da bayağı giyerdim. Bu arada babam sürekli o beli açıkta olayına gıcık olurdu ve niye böyle giyiniyorsunuz diye adam söylenirdi. Çok haklıymış sevgili babacığım. Biliyormuş oradaki kadın bilgiyi. Şimdi yine konuyu şeye bağlamak istemiyorum diyeceğim ama bağlayacağım. Hani küresel güçlere bağlamayacağım desem de oraya bağlanıyor. Çünkü insan şunu düşünmeden edemiyor. Kadınlar bellerini açıkta bıraktıklarında rahimlere, yumurtalıklara bundan etkileniyor. Yani rahim dediğimiz organ yumurtalıklar sıcak durması gereken organlar. Artık modenta kabul ediyor bayağı bir süredir. Ama bütün o kadim öğretilerde ve annelerimiz, anneannelerimizin de bildiği işte demin söylediğim burayı açmak bir yana dursun, burayı ekstradan korursun. Bütün o geleneksel giyim tarzlarında da yani işte Balkanlara da baktığında, Rusya'ya da baktığında, Türkiye'ye de baktığında nedir o geleneksel kıyafette? Burada bir kuşaklar olur. Beli saran kuşak olur. Yani bizim atalar, beli ayrıca sarıyorlar. Biz ise açıyoruz. Ayak bilekleri de aynı şekilde. Yani oradan da baya önemli. Kadim öğretilerde işte enerji noktaları, meridyenler diyebiliriz. Modern öğretilere de işte lampaları diyebiliriz. Onlar geçiyor ve yine ayaklarını tam olarak korumadığında onun da bir sürü hastalığa seni götürdüğünü bütün atalarımız söylemiş. Şimdi küresel güçlere bağlamamak bu noktada çok zor. Ama belki de bu kolektif bilincin tamamen insanın kendi bedeninden uzaklaşmasının bir sonucu da olabilir. Hani belki zihnimiz yok ya biz aslında masumuz, biz akıllıyız, o kadar da aptal olduğumuz için değil bizim beynimizi yıkadılar demek de kolayımıza da belki gidiyor olabilir.
Bak o da başka bir bakış. Şimdi ayak falan diyorsun ya bana da şey derdi annem işte anneannem baban ayakları çıplak dolaşma çocuğun olmaz ileride. Bakar mısın hiç alakadar kuramazdın o zaman. Ya da mesela eğildin belin başında çocuğun olmaz kapat belini.
Evet kapat belini.
Böyle uyarılarda bulunurlardı. Aslında onlar da bayağı böyle ataları Bize aktarıyorlar.
O nedenle bu modalardan da ne kadar etkileniyorum, ona da oturup bakmam gerekiyor. İşte yün çorapla da bağlayacağım bunu. Şimdi o yün çorapları ben bir aldım. İşte bu hani covid sonrası yünün iyileştiriciliğine uyanma şeyim kapsamında. Yün çorapları aldım ve deli oldum yani. Çok çok iyi hissettiriyor, çok iyi geliyor bedene. Sonra Hollanda'da yaşayan kuzenime de götürdüm. Dedim ki bak bir sürü çorap, ben bunların bir kısmını giyeceğim ama istediğin kadarını al. Dedi ki yün batar bana, ben yapamam. Çünkü gerçekten ona da inandırılmışız. Sonra dedi ki bunlar çok güzel ve biz orada onlarla olduğumuz süre boyunca kuzenim o çorapları giydi. Sonra ben daha da fazla çorap aldım. Hem ona hem de teyzeme hediye etmek için. Annesine diyor ki, ben de öyle dedim ama hep bu çorapları giydim. Alalım bu çoraplardan. O yüzden biraz da bu hikayeyi anlatmamın nedeni şu. Bunları keşfedin gerçekten. Gerçekten öyle mi diye. Bir bakın.
Tabii bütün bunların sebebi olarak da başka şeyler. Küresel güçlerle bir çevreye giriyor diyeceğim. Organlık bayağı zavallı. Hani kadınlar da. Mesela bu da onun şeylerinden bir tanesi. Onu nereye bağlanıyor? Başka güçlere bağlanıyor gibi bir teklifler var aslında.
Evet, evet. Yani valla küresel güçler de olabilir. İnsanın, insan evladının şuursuzca hayatını yaşaması da olabilir. Belki küresel güçlere gerçekten bağlamak.
Hayatını tüketmesi değil mi?
Evet, bizim... Şuursuz bir şekilde... Evet, bizim daha kolayımızda gidiyor.
Şuursuz bir şekilde tüketip hayatını da tüketmesi mesela.
Aynen, daha kolay. Ben şunu incelemeyi çok seviyorum. Genelde de hayat seçimlerinde artık oralardan bakmaya çalışıyorum. Gerçekten bu anlatılan hani şu faydalıdır, iyidir, sana ya da doğaya denen şeyler ne kadar vardı kadim toplumlarda? Oradan hareketle bakmaya çalışıyorum. Buradan hareketle bakınca çok daha kolaylaşıyor aslında seçimler. Yani biraz anneanneler, babaanneler, onlar hayatlarını nasıl yaşıyorlar? Ya da işte baktığımızda o mavi bölgelerde, bluzonlarda 100 yaşından fazla yaşayan insanlar bayağı eski tip bir hayat yaşıyorlar. modern olmayan bir hayat yaşıyorlar. Biraz daha onların hayat tarzına geri dönüşü kendim yapmaya çalışıyorum. Tamamen mi yapıyorum? Halen İstanbul'da, büyükşehirde yaşayan bir insan olarak. Benimki de çok limitli. Ama o yolculukta ilerlemeye, ilerlerken de aslında başka insanlara da ilham olmaya çalışıyorum ki böyle bir en azından çevreme ters bir influence yapayım. Ters bir beyin yıkama yapayım.
Bu videolar da böyle başladık zaten.
Beyin yıkama tarihinin ikinci videosunu beraber bitirdik Çiğdem'le. Sizin de bu video hoşunuza gittiyse, devamı gelsin istiyorsanız kanala abone olmayı unutmayın. Bu beyin yıkamada siz nelerden etkilendiniz? Sizin kendi hayat serüveninizde nelerin etkisinde kalarak ne tarz seçimlerde bulundunuz? Bunu da bizimle paylaşırsanız çok mutlu oluruz. Yeni videolarda görüşmek üzere.
Görüşmek üzere.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk

Babayaga. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulation #regulasyon #icimdekicocuk








