
Gülén Gunduz Yılmaz explores anger through biology and psychology, showing how it signals boundary violations and protects your resources. Suppressed emotions can cause physical illness like ALS or cancer, while healthy anger means feeling it, naming the need, and letting your nervous system settle. Anger points to your own boundaries, not the other person's fault.
Chapters
Şimdi öfkeyi bir genel hatlarıyla konuşalım o zaman. Şimdi bir duyguları hatırlayalım sevgili arkadaşlar. Biyolojik alarm sistemi duygular. Hatırlıyor muyuz bunu? Yani ne diyordu bana temel olarak? Konforsuz duygu dediğimiz bizim. Bu eğitimde şiddetsiz iletişim terminolojisini kullanıyoruz burada. Negatif duygu demiyoruz. Konforsuz duygu. Neydi? Şurada bir ihtiyacın var, karşılamadığın henüz. Onu sana söylüyorum diyordu. Konforlu duygu da ihtiyacını karşıladın. Aferin sana diyordu. Alarm sistemiydi. Şimdi burada eğer bedenimde oluşan duyumdan ben o duyguyu yakalayabilirsem oradan da ihtiyacımı yakalayabilirsem oradan stratejiye geçiş yapabiliyordum. Bazen de şöyle olabiliyordu. İlk başta duyuma gidemiyorum da bedenimde bir şey oluyor. İlk başta yargıyı yakaladığım yerden de duyuma gidebilirim. Yani şunu kastediyorum, işte kocamı yargılıyorum. Şurasını da böyle böyle yaptı falan filan diyorum. O yargılıyı yakaladığımda, yargıya gözlemciden bakıp, ha burada bir şey oluyor ya, şu anda bedenimde ne oldu acaba? Duygum ne acaba ya da? Oradan da geçiş yapabilirim. Yani bazen yargıyı fark ederek doğru döngüye geçiyorum. Ama yargıda kalırsam, kocam da böyle yaptı, bana şerefsiz bir insan, çünkü yaparsam orada o işte ızdırap tuzağında halaylarca. Burayı hatırladık. O zaman şurayı da hatırlayalım. Bizim duygu konusundaki default yaklaşımı ne? Eğer buralarda çalışmalar yapmadıysak, buralarda work'ümüzü yapmadıysak, yani çalışmamızı yapmadıysak, o zaman bastırıyoruz, bastırıyoruz duyguyu ve sonra patlatıyoruz. İki türlü patlatma yapıyoruz. Ya içe patlatıyoruz. Böyle yapınca balonlar çıktı. İçe patlatma ya da dışa patlatma. İçeri patlatmada ne var? İşte mide hastalıkları olsun, ALS tarzı hastalıklar olsun. Bu tarz hastalıklar yaşıyoruz. İçeri patlatırsak duyguları. Gabor Mate'nin çok güzel bir kitabı var. Ben bu grupta bahsettim mi bu kitaptan? Bahsetmedim. Vücudun hayır dediğinde linki bulup birisi gönderirse de sevinirim. Şimdi Gabor Mate bir tıp doktoru ve duyguların hastalıklarla ilişkisi konusunda yazıyor. Kitapta da birçok çok somut bilimsel araştırma örneğiyle hangi hastalıklarla hangi duygular ve hangi patenler arasında ilişkiler var diye çok bariz bir örnek olduğu için ELS hastalarıyla ilgili bir örnek sizinle paylaşacağım kitapta geçen. ELS hastalarıyla çalışan kliniklerde bakım verenler yani işte hemşireler, hasta bakıcılar inanılmaz doğru bir oranda gelen insanın ALS hastası olup olmadığını tahmin edebiliyorlar. Diyorlar ki, bu insan yeterince nice değil, yani yeterince nazik, kibar, daha doğrusu şöyle diyelim, çok nazik ve kibar değil bu, bu ALS değildir diyorlar. Başka şeyler de söylüyor. Anket, anketi doldurtuyor sana. Orada psikolojik patternlerini anlamaya çalışıyor bilimsel araştırma. Meme kanseri miyim, değil miyim? Teşhisi için geldin. o anket sonucuyla o teşhisi baktıklarında kitapta tam yüzdesi vardır da inanılmaz yüksek bir oranda o aslında senin psikolojik paternin o hastalık teşhisiyle match ediyor. Ve Gabor Mateo diyor ki inanılmaz çok aslında birbirini doğrulayan araştırma var duygularla hastalıklar konusunda Ama maalesef diyor şu anda uygulayıcılar yani uygulayıcı doktorlar bu araştırmaları üzerinden hareket ettikleri bir yerde değil modern tıp ama bu şey olarak bilinen bir durum diyor. Yani kliniklerde bunların uygulanması ortalama 20 yıllık bir süre deniyor bu arada 18-20 yıl sonra bilimsel araştırmalar tam olarak uygulanmaya başlanıyor hastanelerde, kliniklerde deniyor. Bunları neden söyledim? Şimdi öfke konusu da bedenimizde çok yoğun olarak hissettiğimiz bir duygu sevgili arkadaşlar. Dışarı püskürtenlerimiz var. Dışarı püskürttüğünde de bunu bazen bariz şiddet olarak püskürtüyorsun. Yani sözlü ses yükseltmeler, sözlü suçlamalar vs. olarak püskürtüyorsun. Bazen fiziksel şiddet olarak püskürtüyorsun, bazen de daha saklı şiddet olarak da püskürttüğümüz oluyor bu arada. Hani göz temasını kesiyoruz mesela karşı tarafla. Alay kinaye, daha hani örtük şiddetlerde yapıyoruz. Yani baya ilişkilerimizde önemli bir duygu, öfke. Gabor Maten'in bu arada ister bu kitabını okuyun, ister YouTube'da da çok fazla, baya uzun söyleşileri var Gabor Maten'in. Bir saatlik, iki, iki buçuk saatlik. Onları da izlemenizi tavsiye ederim. Baya somut örneklerle bunların nasıl, biyolojide nasıl işlediğini anlatıyor. Yani o yapılan bir sürü bilimsel araştırmayı aslında bizim gibi halkla buluşturuyor kendisi. Peki sağlıklı yaklaşım neydi? Onu da hatırlayalım mı? Sağlıksız, sağlıksız yaklaşımı konuştuk. Sağlıklı yaklaşım da şu. Hissizleştirmeden, hissizleştirme yapmadan, bastırma yapmadan ama girdabına da kapılmadan ben o duyguyu hissetmek ve bana söylediği ihtiyaca da kulak verebilmek istiyorum. Yani gözlemciden temas edeceğim. O duyguyu da bedenimde hissedebilecek kadar bir dayanıklılığım olsun istiyorum. Bir resiliyansım olsun istiyorum. Onu da hatırladık mı? ve bedenimde o hissetmeyi de istediğim zaman küçültüp, istediğim zaman büyütecek şekilde o temasın dozunu ayarlamak istiyorum ki ya duygudan kendimi koparma ya da tamamen böyle Allah Allah diye delirme olayına girmeyeyim. Delirerek sonra Adana'da bir güneşi ateş etme fenomeni var. Hatırlayan, yani bileniniz var mı? Yani oraya da gitmeyeceğim. Hani İdil'in bahsettiği gibi kendimi böyle bastırıp tetiklenmemeliyim, öfkelenmemeliyim gibi bir yere de gitmeyeceğim. Gözlemciden sağlıklı temas etmek istiyorum. Bu temasın sonrasında peki ne yapmak istiyorum? Bakın burası çok önemli. Burayı lütfen not alınız. Burayı chat'e de yazınız lütfen. Proses ettikten sonra da sinir sistemimde bir deaktivasyon yaşamak için de kendime izin verebilmek istiyorum. Yani öyle bir paten geliştirmek istiyorum. Hani güneşi ateş ettim belki, o noktada bile kendimi regulasyona, deaktivasyona tamamen full gevşemeye geçirebilir miyim? Bu arada bugün bunu deneyimleyeceğiz. Yani öfkeyi hissedeceğiz, küçülteceğiz, büyüteceğiz, onun kontrolünün bizde olduğunu deneyimleyeceğiz ve sonra ihtiyacı da duyduktan sonra öfkenin ağzından full gevşemeye geçeceğiz, bedeni ful rahatlatmaya geçireceğiz. Bu da bizim bilmediğimiz bir şey, defaultta. Yani biz öfkeden yükseliyoruz yükseliyoruz ve baya orada kalıyoruz. Birçok mekanizmada uyguladığımız, işte içki içmek olsun, kendimi profiterole, revaniye, mantıya gömmek olsun, deaktivasyon için kullandığımız stratejiler. Anlamlı geldi mi? Peki. Şimdi öfkeye geçiş yapıyorum. Bunlar zaten hani hatırlamalar üzerinden geçmelerdi. Buraya kadar konuları artık bu grup hakimdi. Şimdi hadi öfkeye geçelim. Şimdi öfkeyle ilgili ilk söyleyeceğim şey numara uno. Söylüyorum. Doğal agresyon vardır. Doğal agresyonlar vardır. Şimdi natural aggression diye bir şey var sevgili arkadaşlar. Bütün hayvanlarda var. Biyolojide var. Bunu reddedemeyiz. İlk bunu bilerek başlayacağız. Şimdi bunu neden böyle altına çize çize söylüyorum? Ben kendim bizzat iyi öfke kontrolünü çok iyi yaptığımla övünen bir insandım kurumsal hayatta çalışırken. Joker Face diye de ün yapmıştım baya. Hatta beni hani böyle birazsa tetiklemeye uğraşan çok insan olurdu. Şey yapmazdım, hiçbir tepki vermezdim. Bu bana yani o dönem o kadarını yapabiliyordum. O kadarını yapabildiğim için de hani o stratejide hiç hizmet etmedi de diyemem. Ama tabii sağlıksız bir sürü şeyini yaşadım. Çünkü o kadar kendini sık sık sık Sonra da işte deaktivasyon için ne yapıyorsun? İşte penli arabiyata yiyorsun. Dört peynirli pizza yiyorsun. Bir gin tonik. Bu haftanın yorgunluğu bir gin tonikle, şampanyayla geçsin falan filan. Bunları izliyordum. Şimdi öfkenin kontrol edilmesi gereken bir şey olmadığını söylüyorum size. Öfkenin doğal bir şey olduğunu söylüyorum ama bakış açısı olarak da son derece radikal bir bakış açısı değişikliği söylüyorum. Diyorum ki öfke karşındaki insanla ilgili değil. Algoritmaya bakacağız diyorum. Şimdi benim bu konuyu hani size anlatırken notlarımı aldığım şeyin başında ne yazıyor okuyabiliyor musunuz? Ters mi yazıyor? Şurada ne yazıyor okuyabiliyor musunuz? Öfkeyi hoş geldin, sefalar getirdin diye bakmak istiyoruz öfkeye. Şimdi öfkenin peki biyolojik amacı ne? Öfkenin biyolojik amacı sevgili arkadaşlar sınırlarla ilgili. Yani öfke deyince aklımıza hemen sınırlar gelmeli. Bu doğada nasıl cereyan ediyor? Yemek kaynakları, güvenli alan yani teritorisine, o güvenli bölgesine, burası beni mi? Hayvan orada bir ihlal olduğunda, sınırlarla ilgili bir sorun olduğunda, ooo şeyleri patlattı bilgisayarım. Evet, bu yakışırdı bu söyleme. Hayvan o esnada öfke hissediyor ve işte gorilse Allah Allah Allah falan diye buralarına vurmaya başlıyor. Peki işte yemek dedik ki sınırlar yani yemek kaynakları benim yemek kaynaklarıma sen girdin, benim güvenli alanıma girdin. O sınırlara bir ihlal oldu. Hayvan bunu hissetti. Peki modern dünyada nasıl? Modern dünyada bizim yaşadığımız hayat tarzında bu arada dünyada çok fazla yani bu yemek ve güvenli alana erişemeyen milyarlarca insan var aslında. Biz orada değiliz ama dünyamızda hala bu devam ediyor bir sürü bölgede. Bizim yaşadığımız hayat şeklinde ise bizim belki yemek kaynağından o kadar sınırlarımız ihlal olmuyor da bizim kaynaklarımız ne? Zaman, para, dikkat, enerji, regulasyon gibi kaynaklar var ve oralarda sınır ihlali olduğunda tetikleniyoruz. Yani öfkenin bize verdiği şeyler alarmlar, sınırlar ve kaynaklarla ilgili. Ama daha temel yerden de tetiklenebilirsin, temel yerden de öfkeyi hissedebilirsin. Trafikte falan hissettiğimiz çok daha temel bir yerden, daha hayvan içgüdülerimizi alevlendiriyor. Yani orada fiziksel alanımıza giriyor. Bize tehlike yaratıyor önümüzde kıran bir şoför. O yüzden de orada tetiklenmemiz çok daha fazla oluyor. Yani orada yine güvenli alanıma girdi den tetikleniyoruz. Goril gibi tetikleniyoruz yani. Anlamlı geldi mi bu? Belki sırada da oradan tetiklenebiliriz. Çünkü sırada da hani bu benim zamanımı aldı falan gibi bir yerden değil de yani orada da bir goril gibi benim alanıma girdi gibi bir yerden tetikleniyor olabiliriz. Ben çok tetikleniyorum. Neye göre çok neye göre az. Şimdi burada da bizim radikal bakış açımızda ne farklı? O tetik objesi, o insandan dikkate, kendi sınırlarıma peki, kendi ihtiyaçlarıma ben nasıl karşılayacağımı çevirebilir miyiz gibi bir nokta var orada. Yani o başka insandan alıyorum dikkati ve ben kendi sınırlarımı yani kendi hayatımı nasıl düzenleyeyim ki bu duyguyu konforlu bir duyguya dönüştüreyim. Stratejiler geliştirmeyi zaten bu grup senin gibi bir sürü stratejimiz vardır. Şimdi biz onları bu bakış açısıyla daha da büyüteceğiz. Daha hayata daha da oradan bakacağız. Öfkeyi biz bu şekilde, öfkeyle olan ilişkimizi dönüştürdüğümüzde sevgili dostlar hayatımızda yaratıcılığı davet ediyoruz o nedenle. Yani yaratıcılık şu demek, yaratıcı bir şekilde stratejiler oluşturarak hayatını kendin yaratmanı kastediyorum burada. Hani artık Ali'nin, Veli'nin, Ayşe'nin ne yaptığıyla ilgilenmediğimiz, ben ne yapacağım, ben hayatımı nasıl yaşamak istiyorum dediğimiz bir yere geçiyoruz. Yaratıcılık eşitir koruma, yani kendi hayatını, kendi sınırlarını korumanın sorumluluğunu almak. Bu da yepis yeni bir kimlik demek. Yani benim için bu hani işte poker face, poker suratı olmaktan çıktığım, öfkemi de ifade ettiğim, hangi insanlarla ne şekilde nasıl görüşmek istiyorum, görüşmek istemiyorum, bütün bunların cevaplarına oturup uzun uzun tefekkür ettiğim bir hayat. Öfkenin mesajını duyamadığımızda ve onunla bu şekilde bir Farklı ilişki kuramadığımızda hayatımızı yaratıcı bir şekilde yaratamayız diyorum. Kendi gücümüzü başkalarına devrederiz. Yani öfkeyi hissettiğimde onun üzerinde yani bedende onu hissetmeyi öğrendikten sonra tabii ki. Çünkü bedende hissetmeyi öğrenmeden öfke çok büyüdüğünde onu yakalayabiliyorum. Ben küçükken hissedip tefekkür geliştirmek istiyorum. Tefekkürde nelere bakacağım? Ben neye evet neye hayır diyorum. Sınır çizmeye bakacağım. Ama sınır çizme de buna şöyle sınır çizeyim, buna böyle sınır çizeyim değil. Yani sınır çizmek genelde başka insanlara ne dediğinle ilgili gibi anlaşılıyor. Halbuki sınır çizmek de benim hayatımı nasıl yaşamak istediğimle alakalı. Başkalarını suçlamayı bırakmak demek bu. Yani ben hayatımı nasıl yaşamak istiyorum? Neyi yapacağım, neyi yapmayacağım? Nereye gideceğim, nereye gitmeyeceğim? Neyi konuşacağım, neyi kiminle konuşacağım, neyi konuşmayacağım? Baya bir hayatının sınırlarını çizmeyi tekrar şekillendirmek demek bu çalışma. Sevgili eşim yaptığım yemeği beğenmedi. Ya da dedi ki, ay bugün de mi sebze yiyeceğiz dedi. Ben dışarıdan lahmacun söyleyeceğim dedi. Ama ben de o yemeği hazırlamakla ilgili uğraşmışım. Ve içimde Allah Allah diye bir öfke peydahlanıyor. ya işte ben o kadar toplantımın arasında bu fasulyeyi ayıkladım falan diye ya ona püskürtüyorum ve veya diyeceğim içeri püskürtüyorum diye nefesimi de tutuyorum şöyle bir iyicene ve bütün akşamı öyle bir şeyle geçiriyorum o duyguyu proses edemeden tutarak geçiriyorum Şimdi bu olay ne kadar benim sevgili eşimle ilgili. Şimdi bizim radikal bakış açımızda şunu söyleyeceğim, hiç ilgisi yok. Ayıklamayaydın o fasulyeyi. O kadar toplantının arasında o fasulyeyi ayıkladın ve yaptın ya, senin orada kocana neyi nasıl söyleyeceğinle ilgili değil, çalışma ve dinlenme, yorgunluğunu küçükken hissetme, o paternlerin bozuk senin bebeğim. Sen oralara bakacaksın. Sen ne zaman, ne kadar çalışacağına yani oradaki sınırlarını anlamaya, onları tefekkür etmeye ve oradaki o bozuk paternlerini dönüştürmeye ihtiyacın var. Saçımı süpürge ettim paternen. Bu arada bu paterne şimdi ben kadın olduğum için eş deyince koca bilmem ne falan aynı patern cinsiyet bağımsız söyleyeyim paternen. Yani bu yemeği bir erkek de sevgilisine yapıyor olabilirdi ya da hani yemek üzerinden gitmeyelim başka bir şeyler. yaptım ama kendimi zorlayarak yaptım. O kendimi zorlayarak yapmamda konu. Orada yani şu sorular bana çok gelir, eğitimlerde de gelir. Şimdi işte kocam böyle böyle yaptığında ben hangi geri bildirimi, hangi ricada bulunmalıyım falan. Yani orada kocada, sevgilide, müdürde falan değil yani konu. Seni o kadar yorgunken, o kadar toplantın varken o fosilyeyi ayıklamaya ne götürdü? Tefekkür orada. Öfke hangi ihtiyaçları söylüyor olabilir? Yani buradaki ihtiyaçlarla sınırlı tabii ki değil ama bu ihtiyaçlara bakmak size bir tip olsun, tüy olsun diye söylemek istiyorum. Dinlenme, şifa yani sağlık, healing, yaratıcılık, kabul, onay, hayallerini gerçekleştirmek. Hedeflerini gerçekleştirmek. O ihtiyacı da bayağı söylüyor olabilir. Bir de yaslarla ilgili, yani yas ihtiyacını da söylüyor olabilir azıcık. Özellikle de çocukluktan ya da aileden getirdiğimiz yas ihtiyaçları olabilir. Buraya çok girmeyeceğim. Yaslara son gün bir giriyoruz. Sonra derinleşme modülünde de ayrıca giriyoruz. O yüzden girmeyeceğim ama öfke baya oradaki ihtiyaçları da bize çok güzel söylüyor ama burasıyla da sınırlı değil. Ama bu da size bir şey olsun. Aklınıza hani buradaki öfke bununla ilişkili olabilir mi diye bir bakın. Öfke şimdi bu söylediğim çok önemli. Julia Cameron'ın Sanatçının Yolu kitabındaki sanatçının Yolu bir yaratıcılığı açma kitabıdır bu arada. 12 haftalık bir çalışmadır. Yaratıcılık modülünde de biz o kitabı ana ders kitabı olarak kullanırız. O 12 haftalık çalışmanın bir haftası öfkedir sevgili dostlar. Yani öfkeyle çalışmadan, sınırlarınla çalışamadığın için yaratıcılığını da çıkaramıyorsun. Julia Cameron diyor ki, öfke bize sınırlarımızı gösteren bir haritadır. Öfke efendi değildir, o bir araçtır diyor. Yani öfkeyle hareket etmek istemiyoruz ama öfkeyi harita olarak kullanıp ondan faydalanmak istiyoruz. Hayatımızda bizi öfkelendiren insanlar yoktur. Biz kendi içimizdeki yıkıcı parçayı o insanlara projekte ederiz. Sevgili Jüliye Kemen'in. Arkadaşlar, sevgililer, akrabalar, işimiz, ülkedeki olaylar, dikkatimizi bu tetik objelerinde kendi patenlerimizi çevirmeyi seçebiliriz. Bu mesajı, yani Öfke'nin bize bu mesajını dinlemeyi öğrenebiliriz. Art of Existence eğitimlerinden kısa bir kesit paylaştık sizlerle. Eğer bu içerik sizde minnak bir farkındalık, minnak bir hissiyat yarattıysa lütfen yorumlarda bizimle paylaşın. Yeni içeriklerde görüşmek üzere.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk

Babayaga. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulation #regulasyon #icimdekicocuk








