Art of Existence Yaklaşımı- Zehra Dörter moderatörlüğünde!

In this moderated conversation, Gülen Günduz Yılmaz introduces the Art of Existence (Varoluş Sanatı) brand and its educational philosophy, explaining a strategic shift from short, theme‑based workshops to a comprehensive three‑year program for individuals and organizations. The program integrates emotional regulation, nervous‑system work, and the concept of the "inner child" with practical tools such as breath work, essential‑oil aromatics, and body movements. Gülen outlines the program’s phases: an initial experiential year, a second‑year group‑coaching and coaching‑skill development stage, and a third‑year application phase where participants become coaches or mentors. The discussion also covers the brand’s bilingual positioning (English name for international reach in the UK and Germany), the intention to bridge perceived spiritual practices with biological explanations, and the goal of fostering resilience, self‑awareness, and purposeful contribution in personal and professional life. Zehra Dörter probes the inner‑child concept, the emotional‑catharsis approach, and the practical implications for daily life, while Gülen emphasizes a non‑cathartic, awareness‑based engagement with emotions. The conversation ends with mutual appreciation and a reaffirmation of the program’s holistic, integrative vision.
Chapters
Merhaba ben Gülen. Uzun zamandır bu fonda özel video çekimiyle sizlerle buluşmuyorduk. Genelde eğitimlerden video kesitleriyle buluşuyorduk. Bugün Art of Existence, varoluş sanatı markamızın eğitim yaklaşımıyla ilgili ve aynı zamanda bir topluluğumuz da var Art of Existence adı altında. Bununla ilgili size bilgilendirme videoları çekmek istedik.
Gülen, farklı eğitimler veriyordun. Kurumlara ayrı, bireylere ayrı. Birçok eğitim ismi vardı. Şimdi Art of Existence çatısı altında bunları topladığını söyledin. Peki, Art of Existence nasıl doğdu?
Benim kurumlara da, bireylere de verdiğim eğitimlerin özündeki yaklaşımlar, araçlar oldukça benzerlik gösteriyordu biliyorsun. Duygularla temaslı, sinir sistemimizi nasıl regüle edeceğimizi kurumlarda da yaptığımız eğitimlerde anlatıyordum ve uygulamalı olarak deneyimler yaratıyorduk. Aynı zamanda bireylere yönelik eğitimlerin de yaklaşımları, araçları aynıydı. Bireylere yönelik tabii farklı eğitimler de vardı. Hani belli temaları içeren. Mesela dişi özlüğümüzle çalıştığımız afrodite eğitimleri vardı. Öyle belli temalar etrafında eğitimler de vardı. Şimdi ben önümüzdeki ay evli oluyorum. Bunu da çeşitli ortamlardan söyledim. Annem de, bunu söyleme kızım, nazar değdirirsin kendine falan dese de bunu söylüyorum çünkü gerçekten bu yaşın da böyle getirdiği farklı bir mentalite oluyor. Bu ay özgü değil bu bahsettiğim ama birkaç senedir gerçekten daha uzun madeli olarak belli bir dönüşüm yolculuğunu paylaştığım bireylerle ve kurumlarla çalışmak istediğime karar verdim. Bu nedenle de 1-2 günlük eğitimlerden ziyade daha böyle uzun vadeli programlarla çalışmaya karar verdim. Bu yolu, bu dönüşüm yolculuğunu yapmak isteyen bireylerle ve kurumlarla çalışıyorum. Şimdi varoluş sanatı demek, Art of Existence. O varoluş sanatı da sanırım şeyi gösteriyor. Yani gerçekten hayatta ben ne yapabilirim, varoluşumu nasıl kutlayabilirim, onurlandırabilirim, bu dünyaya benim katkım ne olabilir diye derdi biraz daha oraya gitmek olan insanlar. ve kurumlarla çalışmak istediğim için hem bütün her şey böyle birleşti hem de markanın ismi de Varlu Sanatı oldu. Şimdi diyeceksiniz ki neden İngilizce? Bu markanın hali hazırda İngiltere'de, Almanya'da ulaştığımız insanlar ve kurumlar var. Yani sadece Türkiye ile sınırı kalmayacak bu marka. Giderek biz İngiltere başta olmak üzere Avrupa'da da büyüyeceğiz. O yüzden marka ismi olarak ağırlıkla İngilizce ismi Art of Existence ismini kullanıyoruz.
Peki ben şunu merak ettim. Bizim bu yolculuğumuzda aslında hep bahsettiğimiz içimizdeki çocuk, içimizdeki ebeveynler diye parçalarımızdan hareketle bir yolculuktan bahsediyorduk.
İsim nasıl oldu da buraya geçti?
Evet, isim nasıl oldu buraya geçti ve hani şimdi içimizdeki çocuk ona temas etmiyor muyuz? Hani o süreç nasıl oluyor?
Bu çok güzel bir soru Zehra. Eminim bu videoyu seyredenler de içimizdeki çocuğa ne oluyor diyenler olabilir. İçimizdeki çocuk gerçekten belli bir dönüşüm istiyorsak hayatımızda, organizasyonumuzda, dünyaya katkımızda benliğimizin anahtar bir parçası. Şimdi bunun altını vurgulamak isterim çünkü bizim birçok zaman davranışlarımızı, iletişim şeklimimizi, hayatımızda yapmak istiyorum deyip yapmadıklarımızı o içimizdeki çocuk yönlendiriyor. O yüzden onu bir anlayacağız ki sonra işte çalışanlarımızla, müdürümüzle, sevgilimizle, ilişkimizle içimizdeki çocuk ya da içimizdeki ergen yönlendirmesin bizim davranışlarımızı. Öte yandan şimdi programın içine baktığımızda yani program üç yıllık bir program. İkinci yılında biz artık biliyorsun koçluk programına giriyoruz. Grup koçluğu programına giriyoruz. Yani programda o kadar farklı yerlere temas ediyoruz ki içimizdeki çocuk dediğimizde tam olarak yansıtmıyordu aslında programın içeriğine. İkinci olarak da şunu söylemek istiyorum. Senin de muhtemelen deneyimlediğin gibi İçimizdeki çocuk deyince şöyle bir algı oluyor. İşte biz burada zırıl zırıl ağlayacağız. Kendimizi böyle yerden yere vuracağız. İşte böyle çocukluğumuzda o da olmadı, bu da olmadı falan filan diye onları konuşacağız gibi bir algı oluyor. Halbuki bu program ve içimizdeki çocuk programları baştan beri dayanıklılık arttırmak üzerine programlar. Ve bizim program yaklaşımımızda böyle o duygulara katarsisle yani yoğun bir şekilde o duygulara girelim, çok ağlayalım, öfkemizi böyle orayı burayı yumruklayarak çıkartalım gibi şeyler yok. Tam tersine benim çok videomda da vurguladığım gibi, eğitimlerde de vurguladığım gibi duyguya biz temas etmiş olmuyoruz. Duyguların böyle girdabına kapılıp Allah Allah öyle kendimizi paraladığımızdan. Burada duyguya temas senin farkındalıkla temas edip anladığın ve aynı zamanda da hissizleştirip o duygudan kaçmadığın zaman mümkün oluyor. O nedenle içimizdeki çocuk kelimesi buradan da bir olumsuz çağrışımlar yansıtabiliyordu bazılarımız için. Biz burada bu üç yıllık programda adım adım duygulara teması, düşüncelerimize teması, İçimizdeki farklı parçaların ne zaman ne konuştuğunu, ne zaman neye ihtiyacı olduğunu anlamakla ilgili uzun bir yolculuk yapıyoruz. Ve ikinci ve üçüncü yıllarda da bunu artık öğrendiklerimizde koçluk yeteneklerine döndürdüğümüz için Bu koştuk becerileri ile gerek profesyonel koştuk yapabiliriz, mentorluk yapabiliriz ya da o koştuk becerileri bize çocuğumuzla ilişkide, yöneticimizle ilişkide, çalışanlarımızla ilişkide bize çok çok çok yardımcı araçlar. Aynı zamanda onları da öğreniyoruz ve uygulamayı öğreniyoruz. Hani böyle bir program olarak baktığımızda da Art of Existence, varoluş sanatı ismi çok daha programda ne olduğunu yansıtıyor diye düşünüyorum. Bilmiyorum sen ne fikirdesin? Senin de fikirlerini hem ben duymak isterim hem de videoyu izleyenler duyabilirler.
Senden böyle dinleyince aslında içimdeki çocuktan Art of Existence'a geçiş sürecinde de yer almış biri olarak programın aslında ne kadar büyük ve ne kadar çok şeye hizmet ettiğini, ne kadar çok şeye dokunduğunu bir kez daha hatırladım. Ve bu açıdan baktığımda da evet içimdeki çocuk adı gerçekten programı biraz daha kapsamadığı, küçük kaldığı bir yerde görünüyor şu an gözümde. Ve bu çatı hem daha güvende hem de daha konforlu hissettiriyor bana şu an.
Çok güzel. Bir de şunu da anlatmak isterim aslında Zehra. Bizim birçok zaman içinizde böyle bölünmüş birbirleriyle çok da fazla konuşmayan hatta çatışabilen parçalarımız oluyor. Ben bunu en fazla da kariyer odaklı insanlarda görüyorum. Bir yandan böyle kariyer odaklı bir hayat, bir yandan da bu hani işte duygular muygular vesaire deyince buralar böyle hatta spiritüel alan olarak etiketlenebiliyor. Halbuki duygular, beden, sinir sistemi gayet biyolojik olgular. Şimdi ben bu programlarda bu tarafları da birleştirmeye baya bir ilgim var, özenim var. Çünkü bu tarz bölünmüş hayatlar yaşadığımızda baya içimizde o parçalar çatışıyor. Ay bunlar da çok spritüel falan gibi konuşuyor bir parça. Mesela hemen örnek verelim. Biz şimdi eğitimlerde baya böyle kokuları kullanıyoruz. Yani esansiyel yağları kullanıyoruz. Tütsüleri ama gerçek tütsüleri falan kullanıyoruz. Bunlar böyle mistik, spritüel falan gibi algılanabiliyor. Benim özen gösterdiğim şey bu iki dünyayı da birleştirmek. Hem kendim için bu birleşimi istiyorum. Hem de öğrencilerim için, danışanlarım için, çalıştığım kurumlar için bunu istiyorum. O nedenle de bu mistik gibi görülen dünyanın biyolojik aslında açıklamaları var. Biz acaba bunları birleştirebilir miyiz? Yani gündelik hayatımızda da, kariyerimizi bir yandan devam ettirirken, kariyerimizde daha büyük etkimiz olsun, şirket olarak bizim dünyaya katkımız daha büyük olsun isterken, çünkü bizim bu dünyanın araçlarına ihtiyacımız var. Yani biz o kokuları da kullanacağız. o çok basit nefes alma araçlarını da kullanacağız ya da bedenimizi şöyle şöyle hareketler yaparak canlandırmayı da öğreneceğiz ki o materyalist hayat diye etiketlenip spritüel tarafımızın belki de dışladığı tarafla bu iki parça evlilik yapacak ve biz o zaman içimizde daha az çatışmalı bir yerden hayatta var olacağız.
Bu söylediklerin bende şeyi canlandırdı. Aslında beş duyumuzla algıladığımız duygularımızı bir bütün olarak farkındalıklı bir yerden bakmak ve o duygulara, oradaki ihtiyaçlara koçluk yapmak gibi bu yolculuğun bizi götürdüğü yer.
Evet, değil mi? Yani yolculuğun götürdüğü yerlerden en en önemlilerinden bir tanesi senin söylediğin. Çünkü o gündelik hayatın içinde, o kariyer peşinde biz koşarken ya da annelik ya da babalık peşinde koşarken biz bedenimizin bize verdiği sinyalleri okuyamıyoruz. Zaten çocuklukta onları bize bastırmayı öğrettiler. Duygularımızı anlayamıyoruz. O zaman da ne zaman kime sınır çizmem gerektiğini bilemiyorum. Hayatımı neye göre düzenlemem gerektiğini bilemiyorum. Aşırı yorgunluk oluyor bende. O yorgunluk öfkeye dönüşebiliyor mesela. Ya da o yorgunluğu kahveyle ya da alkolle, o stratejilerle ki o stratejiler çoğunlukla bana bayağı hizmet etmediği noktalara taşıyorum kendimi. İşte ben eğer bedenimde ne olduğunu anlayabilirsem, duygularımın ne olduğunu anlayabilirsem o zaman farklı, çok farklı bir hayat yaratabiliyorum kendime.
Gülen çok coşkulu ve neşeli anlattın. Ben çok içselleştirdim bu söylediklerini.
Öyle mi anlattım? Çok güzel.
Çok teşekkür ederim.
Ben de sana çok teşekkür ederim. Bu güzel kolaylaştırıcıların için.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









