
Gülen Gündüz Yılmaz and Levent argue that heartbreak is beneficial when you face it directly instead of avoiding it through drinking or distraction. Pain breaks down your ego and lets you rebuild healthier patterns. Reading about change doesn't work; you have to feel it and process it, ideally with a coach or mentor watching you from outside.
Chapters
Merhaba ben Gülen.
Ben de evet.
Bugün aşk acısı çekmek sağla zarar mıdır yoksa yarar mıdır? Bunu işlediğimiz bir video hazırladık size.
Aşk acısından nasıl kendime bir fayda devşiririm?
Bunun öncesinde şeyi söylemek istiyorum. Bu acıdan kaçınmanın kendisi zaten sağlıklı bir durum değil. Çünkü kaçındığın hiçbir şeyi olduğu gibi zaten göremezsin.
Ama sen diyorsun ki sen otur buna bir bak. Ya ben ona devamlı bakarsam Müslüm Gürsüs dinlemeye başlarım. Devamlı ona bakarsam. Ama çok da bakmamam gerekiyor. Nasıl bakacağım ben ona?
Kitaplar bize bilgiyi sunan şeyler. Burada istediği işim ve dönüşüm duyguyla olur. O duygunun içinde kalıp o duyguya bakmakla olur. Merhaba ben Gülen. Bugün aşk acısı çekmek sağla zararlı mıdır yoksa yararlı mıdır? Bunu işlediğimiz bir video hazırladık size.
Aşk acısı bence faydalı. En iyi sonuca gidebilmemiz için şöyle bir durup düşünmemiz gerekiyor. Durup düşünmemiz için de bir şeyimizi gazlaması gerekiyor. Yoksa o güzel popumuzu böyle bir eyleme geçirecek durumumuz yok.
Evet. Bugün biraz buralara değineceğiz. Biz o yüzden bu videoda öyle standart, geleneksel aşk acısından kurtulmanın beş adımı, aşk acısından şöyle zır diye nasıl kurtulursunuz bunları anlatmayacağız. Tam tersine aşk acısını çekmenin esas faydalarına gireceğiz.
Aşk acısından nasıl kendime bir fayda devşiririm. Yaş 25, aşk acısı çekiyorum. Yaş 22, aşk acısı çekiyorum. Daha hayat bitmedi ki, 40 sene var.
Şimdi bu videoya nasıl denk geldin bilmiyorum. Belki abonesindir, onu da bilmiyorum. Sana böyle farklı farklı içerikler üretmemizi istiyorsam senden de mini minnacık ricalarımız var. Bir kere abone olmadıysan lütfen abone ol. Ve zile de bas ki yeni videolarımızın bildirimleri sana gelsin. Ve sonra da bu videoyu beğendiysen beğen. Bu videoda neleri hissettiysen, neleri düşündüysen lütfen bize yorum yap. ve daha da önemlisi bu videoyu lütfen sevdiklerinle paylaş ki bu tarz farklı bilgiler çok daha fazla insana ulaşabilsin.
Ya şimdi tabii gençken anlamadık biz bunu ama açıkçası benim çok ciddi faydaları varmış. Tabii bunun fayda olacağını veyahut da benim bundan faydalanmam gerektiğini anlayana kadar oldu yaş 35. Onun yerine ben genç arkadaşlara tavsiyem şu daha böyle 17-18'deyken aşk acısı faydalanırım arkadaşından. Çünkü önünde senin 40-45-50 senelik bir serüven var. Buradan nasıl faydalanırız?
Evet. Şimdi ben konuya giriş yapacağım. Ben acı konusunu seviyorum. Çünkü kendim de bayağı bir bu acı konusunun bana öğrettikleriyle ve oradaki gerçeklerle barışmam benim de bayağı bir zaman aldı. Şimdi ilk söylemek istediğim konu şu. Acı hayatın ayrılmaz bir parçasıdır sevgili arkadaşlar.
No pain no gain.
Şimdi sen fayda konusundan bakıyorsun ve kesinlikle ben fayda konusunda katılıyorum bu arada. Ama faydaya gelmeden bir var olan gerçeklerle bir barışsak mı? Kral çıplaksa çıplak desek mi? Şimdi acı hayatın bir parçası değil mi? Biz hayatımızda çeşitli şekillerde zaten acı çekmiyor muyuz? Önce bir bu gerçekle barışmak ve bu gerçeklik barıştan sonra acaba ne yapabilirim? Ona baksak mı? diye bir soru soracağım.
Yani şunu diyorsun, fast food faydalı değil. Bir şekilde böyle düzgün düzgün, sağlıklı, seni yemek hazırlaman gibi. Aşk açısından hızlı bir şekilde kurtulmak faydalı değil. Onun sana getirdikleri var. Yani onun aydınlık bir tarafı var. Ama bunu herkes göremez. Bunu görmeyi sağlarsan zaman kazanırsın diyorsun gibi geldi bana.
Sen yine faydayı çevirdin. Ve doğru, bu arada doğru. Söylediğin her şeye ben katılıyorum ama bunun öncesinde şeyi söylemek istiyorum. Bu acıdan kaçınmanın kendisi zaten sağlıklı bir durum değil. Çünkü kaçındığın hiçbir şeyi olduğu gibi zaten göremezsin. Çünkü kaçıyorsun. Oradaki gerçekle mücadele edemezsin. Ve aslında yetişkin olma serüveni bir gerçekleri olduğu gibi görme serüvenidir. Öyle değil mi? Gerçekle yüzleşme serüvenidir. O yüzden aşk acısına gelmeden hayatın bayağı bir acılar da içeren, yaslar, kayıplar içeren bir şey olduğu gerçeğini kabul etsek ve en azından şunu desek. Ya ben aslında biliyorum hayatın bayağı acılar, kayıplar, yaslar içerdiğini biliyorum. Şimdi bir parça da bundan bayağı kaçınmak istiyor. Onu da görüyorum desek en azından.
Ben biraz daha realize edeyim bunu. Aşk acısı çekiyorsan ya terk edilmişsindir veyahut da daha ilişkiyi bile başlatamamışsındır. Yani beğenilmemişsindir.
Evet.
Şimdi bunu bir defa söyleyelim. Gerçekler bu. Bunu es geçerek, buna bakmayarak çözüm sağlamaya çalışıyoruz. Böylece ben moralimi yüksek tutmaya çalışıyorum. Bu bir çözüm gibi geliyor. Ama sen diyorsun ki sen otur buna bir bak. Ya ben ona devamlı bakarsam Müslüm Gürsüs dinlemeye başlarım. Devamlı ona bakarsan. Ama çok da bakmamam gerekiyor. Nasıl bakacağım ben ona?
Çok güzel bir yere girdin. Şimdi burada bu acıyla barış, işte acıya bak falan derken kurban mentalitesiyle acıdan kaçınma mentalitesinin tamamen aynı olduğunu söyleyerek konuya girmek istiyorum ben. Zaten düşünün, o kurban mentalitesinin içinde mesela ne yaparız biz? Kendimizi çılgınca spora verebiliriz. Baya bir alkol tüketebiliriz. Değil mi? Alkolde ne yaparız? Aslında hislerimizi bastırmaya, onları hissizleştirmeye çalışırız. Kaçınırız. Ama aynı zamanda o alkolü getirirken de bir kurban psikolojisi de yaşarız. Yani şunu demek istiyorum özetle. Kurban psikolojisi o, ah ben ne çektim, ah ne terk edildim kafasıyla, ondan kaçınma kafası aynı kafalar.
Mağdur pozisyonda kendimizi tutmak iyi değil yani.
Evet ve mağdurla kaçınan pozisyonda aynı. Yani bir mağdursundur bir kaçınıyorsundur. Hatta bir cümle kurarken mağdur başlayıp kaçınıyor pozisyonuna da girebilirsin.
Şeyde bulabiliyoruz bazen, sebep mesela işte paramız yok paramız olsa var ya böyle olmazdı bu iş. Şimdi biz konuyu oraya nasıl evirmeyeceğiz ya? Nasıl evirmeden bunu başaracağız? Neye odaklanmamız gerekiyor?
Neye odaklanmamız gerekiyor? Hayatın gerçeklerini olabildiği gibi görmeye ve olduğu gibi gördükten sonra ona çözümler üretmeye bir kere odaklanmamız gerekiyor. Onun için de yaşadığımız acıya dışarıdan bir gözlemci olarak bakabilmek çok önem taşıyor.
Şimdi sen böyle söyleyince, tabi ben erkek olarak cevap veriyorum, kadınla nasıl oluşur hiç bilmiyorum, onu sen söyle. Ayrılığı veyahut da hiç birleşememenin, bu ilişkinin oluşamamasının sebebini bulmaya çalışıyorum. O noktayı tespit etmeye çalışıyorum.
Yani sebebini bulursam o zaman bu acıyı da çözerim gibi düşünüyorsun. Aynen.
Tamam bu doğru değil mi?
Bu doğru değil. Neden? Çünkü sen bir ilişkide başka bir yerden ilişkiyi bitirirsin. Başka bir nedeni vardır. Öbür ilişkide başka bir nedeni olabilir. Ama sen orada çektiğin acıda kalabilirsen acının içinde orada bir dönüşüm geçirirsin. Onu da biraz daha açayım. Aslında oradan da şeye geleceğim Levent. Sen no pain no gain diyorsun ya. Acı nasıl kaslarımız acır ve ondan sonra oluşurlar. Aynı şekilde ruhsal olarak da biz insanlar acı çektiğimizde esas büyük dönüşümleri yaşarız. Neden? Çünkü acı çekmezsen adına ego dediğimiz o kendine inşa ettiğin kimlik kendini muhafaza etmek ister. Şöyle daha somut örnekler vereyim. Sen kıskançlık davranışları gösteren bir kadın ya da bir erkeksindir. Ve senin orada aslında içine bakıp benim buradaki ihtiyaçlarımla geçen videoda konuştuğumuz konu. O ihtiyaçlarına odaklanıp o ihtiyaçları da ilişkili konuşmayı öğrenmen gerekiyordur. Yani o ana kadar kıskançlık davranışları sergileyen bir kimliğin vardı senin. Onu artık yıkıp yerine yeni tutum ve davranışları koyman gerekiyordur. Sen o acının içinde kalabilirsen o zaman ve yeterince kalırsan o zaman ego yıkılmaya başlar. Yıkılmaya başlayınca da yerine yenilerini koyabilirsin. Yeni davranışları koyabilirsin. Eğer biz hiç acı çekmiyor olsaydık o egomuz kendine olduğu gibi devam ettirmeye çalışırdı.
O yüzden mi ayrılıklarda terk edilen veyahut da ayrılmayı istemeyip de ayrılan taraf karşı tarafa sebebini soruyor. Sebebini öğrenmek istiyor. Neden bu ilişki bitti? Şimdi ben ilişkilerin çoğunda aynı şeyi görüyorum. İlişki bitirmek çok zor. Karşı tarafı insanlar da kırmak istemiyorlar. Ben sende şunu beğenmedim veyahut da bunu sevmedim demek istemiyorlar. Karşı tarafta ısrarla duymak istiyor. Bu durumda bunları söylemek onların aşk acısını hafifletecek bir şey mi?
Hafifletiyor mu? Biliyoruz hafifletmediğini aslında değil mi?
Hem hafifletmiyor hem de öğrenirsek... Evet.
Mesela o da devam ettirdiğimiz bir davranış biçimi. Yani diyoruz ki ben bunun nedenini öğrenirsem karşı taraftan o zaman rahatlayacağım. Ya da o zaman acıyı daha az yaşayacağım. Bu gerçek mi? Değil. Yani bunu böyle net olarak bildiğimizde aşk acımız azaldı mı şu ana kadar?
Hatırlamıyorum ben. Çok yaşlıyım yani.
Ben hatırlıyorum aşk acısı. Yani istediğin kadar nedenini öğren. İstediğin kadar tüm ayrıntılarıyla olay sana açıklanmış olsun. İstediği kadar şu olsun yani mesela bir sefer söyledi, iki sefer söyledi, üç sefer söyledi bu ilişkin iyi gitmediğini. Sen duymadın dördüncü sefer hadi bay bay dedi. Bunlar yaşansın. O aşk acısı hafiflemiyor. Aşk acısı ancak şu şekilde hafifler. Sen egonun o hangi parçalarını yıkıp kül edeceksin, yerine yenilerini inşa edeceksin, onu anlayıp o dönüşüm yolculuğuna başladığında o acı gerçekten hafifliyor.
Hangi parçayla uğraşacağını nasıl tespit edecek? İlişki bitti.
Valla bunu kendi başına bence yapmak zor. Neden diyeceksin? Çünkü biz insanlar kendimize gözlemci konumundan, tarafsız bir pozisyondan bakamıyoruz. Gayet olayın içindeyiz ve bizim destek almamız gerekiyor. Yani birisinin, sen de çeşitli eğitim ve seanslarda bunu yaşadın. Yani bak burada bir şey oluyor, bunu görüyor musun? Levent demesi gerekiyor birisinin. Yani o yüzden burada profesyonel desteğe başvurmak önemli. Ama bizim geleneksel olarak yaptığımız şey ne? İşte içki içiyoruz, seyahatlere çıkıyoruz, gidenin arkasından o da zaten şerefsizin tekiydi diyen arkadaşlarımızı etrafımıza topluyoruz. Yani bu yöntemlere başvuruyoruz. Ve sonra olan şey ne? Bir sonraki ilişkide de benzer şeyleri yaşıyoruz. Yani benzer derken, yüzeydeki olayın çok benzemesine gerek yok. Bazen o da benziyor da. Yine ilişkinin içerisinde çok farklı bir ilişki yaşadığımızı hissetmiyoruz. Yani bir önceki ilişkide kendini böyle güvensiz hissediyordun ya da tutkusu düşük hissediyordun. Aynı şeyi bu ilişkide de yaşıyorsun. Aynı şeyi bu ilişkide de yaşıyorsun.
Çünkü sen aynısın.
Çünkü sen aynısın. Bizim zaten dış dünyayla kurduğumuz ilişki kendimizle kurduğumuz ilişkinin bir modeli.
Ben bir hesap yaptım.
Geliyordu bir rakamlar.
Şimdi birincisi ilişkini arkadaşınla konuşmak çok tehlikeli. Yanlış öneri sunabilir. Buluşuyorsun, zamanın gidiyor. En önemli şey ve dünyada en satın alamayacağın değer zaman. İkincisi herkes bir buluşmada 40-50 lira harcıyor. Bir buluşma 2-3-4-5-6-7-9 ay ve halen neyi çözümleyeceğini bilmiyoruz. Valla ben çok böyle kitap okuyarak da çözümleye çalıştım ama yine kendime gözlemci olarak bakamadım. Ben ne zamanki seninle çalıştım. Orada senin bana profesyonelce beni hiç kayırmaya çalışmadan ve belki de binlerce tecrübeyle sorduğun 3 soru tabi belki beni bitirdi, down etti. Arkadaşlarının yapamayacağı bir şey bu arada bu asla. Ve bu durumda ben çözümledim. Yani bizim sorunum çözümleyip sana yeni bir Levent yaratmam.
Evet ve acının da faydası bu. Yani bunu aslında daha basit olarak da şöyle anlatabilirim. Sen karnın böyle guruldamaya başlayıp orada böyle bir açlık hissi de sana acı verir ya özellikle o açlık hissini uzattıkça sana acı verir. Ve ne yaparsın? Gidersin, oradaki ihtiyacını giderirsin. Yersin. Aşk acısı da aslında böyle bir duygu. Sana diyor ki orada, Gülen değiş, Levent değiş. Sen o mesajı duymayıp, vay efendim işte Fatma gitti, vay efendim Mehmet gitti falan diye böyle kendine acıdığında ya da oradaki acıdan kaçarak o acıyı böyle hissizleştirmeye çalıştığında kendine iyi bir şey yapmıyorsun. Ha bu arada şunu da kastetmiyorum. Acı o kadar yoğundur ki. Sen arada o acıyı hissizleştirmek için içki de içiyorsundur. Birtakım seyahatlere de çıkıyorsundur. O kadar dayanılmazdır o acı. Hani onları hiç yapmayın demiyorum. O tarz kaçınma mekanizmaları da acıyı bir parça böyle dayanılır kılmak için sana hizmet edebilir. Ama sağ dost stratejilere başvuruyorsan, o egonun değişmesi gereken yerlerini değiştirmiyorsan, o zaman acıyı çektiğinle kalıyorsun. Yani acı kaçınılmaz, acıyı her türlü çekiyoruz da acıdan kendini dönüştürmek var, acıdan kendini dönüştürmemek var. Madem çekeceksin, bari kendini dönüştürerek o acı süreçlerinden geç diyorum ben.
Yani doğru mentorla çalışırsak aslında Bunu çok kısaltabiliriz ve fayda sağlayıp tekrar aynı şeylerle karşılaşmamaya doğru bir yol gidebiliriz gibi geldi. Ki zaten ben hayatımda bunu yaşadım. Çok zaman kaybetmeye gerek yok. Kendin bildiğin metotla zaten başarısız olmuşsun. Aynı metotla yine olacaksın ve çözemeyeceksin. Aynı sınavla karşılaşacaksın. O sınavı geçirebilecek bir eğitim, eğitmene ihtiyacım var. Bir mentora ihtiyacım var. Maalesef benim kendi tecrübemi paylaşayım. Çok üzgünüm ama bu arkadaşlar da olmuyor, kitaplar da olmuyor. Belki 70 tane kitap boşa gitmiştir yani bende.
Ya şeyle, bilgiyle dönüşebileceğini zannetmek de zaten modern insanın bayağı bir yanılgısı. O da aslında hep anlatıyorum ya hani eril düşünce bizi yönlendiriyor diye. Hani çok kitap okuyarak kendimizi çok değiştiririz, dönüştürürüz. Evet bir yere kadar değişip dönüşüyorsun da onun arkasında esas dönüşmen gereken şeyler kitaplarda yatmıyor. Çünkü kitaplar bize bilgiyi sunan şeyler. Burada ise değişim ve dönüşüm duyguyla olur. O duygunun içinde kalıp o duyguya bakmakla olur.
Kitap senin duyguna bakıp sana özel bir cümle kuramıyor. Aradığın şey o kitaplarda değil. Aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın.
kitaplardaki bir cümle seni böyle inanılmaz etkiler ama orada da bak bir duygu yaratıyor ve sen eğer bu tarz eğitimlere geliyorsan, bu tarz mentorluklar alıyorsan o zaman kitapların sana yaşattığı duyguları da duymayı öğreniyorsun. İşin böyle bir kısmı var yani kitaplar tukaka demek değil. Ben de aşırı kitap okuyan bir insanım. ama sadece o işin o kısmını yaptığında o zaman değişim dönüşüm falan kesinlikle olmuyor. Hani şeyler vardır ya çok kitap okuyan, çok entelektüel ama bakarsın kendi birebir ilişkilerinde bir sürü sorun yaşıyordur. Kendi işinde bir sürü sorun yaşıyordur. Onların nedeni de öyle. Yani burası okey de şuraya bakman gerekiyor. Yani kalbe bakman gerekiyor. Bizim geç dağıt yaklaşımında çok söylenen bir cümle vardır. Ben onu tekrarlamak istiyorum. Duygu yoksa değişim yok denir geç dağıt yaklaşımında. O yüzden ben bunu söyleyerek bitirmek istiyorum. Acı da bu duyguların belki de en kıymetlisi. O yüzden acı yoksa, değişim.
Değişim.
Acı yoksa, dönüşüm. Yok diyerek ben bitirmek istiyorum bugünü.
Ya aklıma geleni söyleyeyim de çok kitap okuyarak iyi futbol oynanmıyor. Yani bir antrenör ihtiyaç var.
Aa çok evet.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









