
Gulen Gunduz Yilmaz explains why change fails and presents ARIA, a four-step model: Attention, Reflection, Insight, Action. Real change costs emotional discomfort, not effort. Gestalt theory says you change by fully understanding where you are now, not by forcing yourself to be different.
Chapters
Şimdi ben değişim süreçleriyle ilgili daha böyle temel olarak bir şey paylaşacağım sizinle. Hepimiz hayatımızda bir takım şeyleri değiştirmek istiyoruz. Bazılarında yol alıyoruz, bazılarında da pek yol alamıyoruz. Şimdi şöyle hardcore bir şey söyleyeceğim, hazır mısınız? Değişim isteyip o değişimi gerçekleştiremediğimiz durumlarda biz aslında değişimi istiyoruz ama bunun bedelini ödemek istemiyoruz. Ana bedel şu, bu zorlanmanın içinde kalmak. Şimdi mesela spor yapma falan da bu çok bares değil mi? Şimdi karın kasın olsun istiyorsan değil mi? Kaslarını da zorlayacaksın. Şimdi kim istemez ki güzel karın kasları olmasını? İstemeyen birisi herhalde yoktur diye tahmin ediyorum. Doğru muyum? Şimdi ben de bu bedeli ödemiyorum mesela o karın kasları için. Değişim süreçlerinde içimizde bir sürü dinamik ve bir sürü konforsuz duygu oluyor. Korku oluyor, sabırsızlık oluyor, kaygı oluyor. Duygusal ihtiyaçlarıma yeme yoluyla karşılıyorsam orada, çocuklukta, ergenlikte edindiğim stratejiler varsa oralarla yüzleşmem gerekiyor. Ve bu yüzleşmeler öyle güldük gülistanlık değil. Bu zorlanmayı şefkatsiz bir yerden kendimizi ittirerek yaptığımızda da denklem çalışmıyor. Bunu da biliyoruz değil mi? Kendimizi kilo vermeliyim diye yaptığımız diyetlerden sonra daha da çok kilo alma mesela en bariz örnek değil mi? Ana bedel zorlanmanın içinde kalmak dedim ama kendini ittirmeyi kastetmedim. Bir sürü konforsuz duygunun içinde kalmayı kastettim. Bunu şuna bağlayacağım. Değişim için kişinin kendisini anlaması gerekir. Şimdi burada da bir tane size yeni teori patlatacağım. Hazır mısınız? Gestalt'ın paradoksal değişim teorisi, Gestalt's paradoxical theory of change. Olmadığını olmaya çalışarak değil, ne olduğunu anlayarak değişim gelir. Olmaya çalışarak değil, olduğunu tam olarak anlayarak değişim gelir ve bu değişim kendiliğinden gelir, doğal bir süreç olarak gelir. Burada bir eylemsizlik halinden bahsetmiyoruz. Çok aktif ve zorlandığımız ve yorucu bir eylem halinden bahsediyoruz. Çünkü kendini anlamaya çalışmak, kendinle yüzleşmek bayağı efor sarf ettiren bir şey. Tam olarak bizde ne oluyor? Dış dünyada ne oluyor? Dış dünyada olanın bana etkisine, buralara dikkatimi yöneltip anlamaya başladığımda ve sahiplendiğimde. Sahiplenmek şu demek. Tam olarak burada bu oluyor. Çünkü sonuç odaklılığı ittirdiğin zaman yine olmadığını olmaya çalışıyorsun. Anlamadan, içgörü geliştirmeden, eyleme geçtiğinde tekrar başladığın yere geri dönüyorsun. O yüzden değişim eşittir sevgili arkadaşlar, farkındalık. Değişim eşittir öğrenme. Öğrenme eşittir öğrenmeyi öğrenme. Yani bu döngüyü, bu circle'ı öğrenme. Değişim eşittir Kendinle yüzleşme, değişim eşittir, konforsuz duygu. Şimdi sevgili arkadaşlar, konforsuz duyguda kalabilmek falan diyorum da, şimdi onu şuradan duyarsanız çok üzülürüm. Gülen konforsuz duygularınızda kalacaksınız dedi. Bunu eleştirel ve otoriter bir yerden duyma ihtimalimiz oluyor. Hoca böyle söylüyor diye. Onu içimizdeki eleştireli bebeğin anlayıp öyle o bilgi. Oradaki önemli nokta şu, bu konforsuz duyguyla kalabilmek dediğim şey o duygunun girdabına kapılmak değil bir. İkincisi de belli bir regulasyonun varsa farkındalık geliştirirsin. Belli bir regulasyonun varsa öğrenmede kalabilirsin. O yüzden regulasyonun olduğu bir yerden gidiyorum. Oradaki duygulara bakıyorum. Oradaki parçalara bakıyorum. İçimin dinamiklerine bakıyorum. Algıda seçiciyiz. Bunları lütfen not alın. Bunlarla lütfen anlaşalım. El sıkışalım. 1. Algına güvenme. Yargılarına inanma. Yani bir de bunlar var. Yani bütün bu neuroscience vesaire falan araştırmaların hepsi zaten bunu söylüyor. Yani biz böyle yargılarda bulunup, işte sen haklısın, ben haksızım, bunu böyle yapman lazımdı, dur ben sana bir geri bildirim patlatayım da gör, işte bu böyle böyle falan filan diye konuşuyoruz ya, algılarımız o kadar seçici, o kadar sübjektif Bunları drop edelim. Bunları bir kenara koyalım. Bunu söylediği bu. İki, her şeyi algılamak değil. Yani orada onu da görmek, bunu da görmek falan filan değil buradaki hikaye. Dikkatini bilinçli olarak sen kendin nereye yöne atabiliyorsun? Hikaye bu. Şimdi onunla ilgili başka bir model paylaşacağım sizinle. Arya diye bir model. Bu kadar dikkat dağıtıcı varken hayatımızda hem modern dünyanın dikkat dağıtıcıları hem de benim kendi beynimin içindeki dikkat dağıtıcıları. Benim beynimin içi diyor ki, bunu mükemmel yapmadın, şunu şöyle yapmadın, böylesin, şöylesin, suçlu hisseden bir parça var. Yani içeriden atak var, dışarıdan atak var. Bütün bunların içerisinde sen kendi dikkatini senin için doğru yere yönetebiliyor musun? Öğrenme buradan geliyor. Öğrenmenin sonucunda değişim başlıyor. O zaman sevgili arkadaşlar, buradan arya'ya geliyoruz. arya bunların baş harfi. Şimdi ilki attention, dikkat, odak. En önemli kaynağımız dikkat. En önemli sermayemiz. Burada odaklanmış bir dikkat ya da dikkatle odak diyebiliriz. İki kelimeyi de kullanarak bundan bahsediyoruz. Şimdi çoğunlukla dikkatimiz tehlikede. Beynin fabrika ayarı bu. O yüzden de dikkatimiz tetik objesinde. Tetik objesi bu eğitim boyunca bayağı sıkılıkla kullanacağımız bir terim. Tetik objesi şu demek. Bilmem kim bana bunu yaptı. Ya da Allah benim belamı versin. Şöyle tembelim, böyle bilmem neyim. Yani dışsal yargı ya da içsal yargıda beynin fabrika ayarları. Biz ne yapmak istiyoruz? Dikkatimizi objektif, nesnel, mesafeden, şefkatli, meraklı, hafiflikle tam olarak burada ne oluyor? Onu görmeye getirmek istiyoruz. Yargının olduğu yerde bilinçli bir odaklılık, bilinçli bir dikkattan bahsetmek söz konusu değil. Şimdi ben bunu yaptığımda tam olarak burada ne oluyoru anlamaya çalıştığımda bir saniyede, bir günde, bir haftada, belki bir yılda belli konularda hiç görüye geçemeyeceğim. Aha moment! Aha! Ana! Of! gibi bir şeye geçemeyeceğim. Orada tefekkür süreci var. İngilizcesi reflection. Reflection, kendine yansıtma. Yani burada ne oluyor? Benim içimde ne oluyor? Benim dışımda ne oluyor? Bunu tefekkür etme. Aradaki bağlantıları görme. Ondan sonra gelecek üçüncü aşama, insight. Bilinçli bir şekilde, seçici bir şekilde dikkatimi yöne attım. Dikkatimi yargıdan çektim. Mesafeli bir şekilde dinamitleri anlamaya yöne attım. Sonra da gördüğüm üzerinde derin düşünmeye, tefekküre giriyorum. Yazıyorum, çiziyorum. Koçumla, terapistimle konuşuyorum. Arkadaşımla konuşuyorum. Ondan sonra bazı konular için anında, bazı konular için bir günde, bazı konular için üç yılda, bazı konular için daha da uzun sürede içgörüler geliyor. Derin kavrayışlar geliyor. O derin kavrayışlar beni eyleme yöne atıyor. Buradaki eylem şu demek. Ben bir eylemde bulunuyorum. Bu bir aslında deney. Sonra o eylemin sonucunda ne oldu? Aynı döngüyü tekrar başlatıyorum. Eylemin sonuçlarına aria formülüyle tekrar bakıyorum. Yani değişim eşittir, ne dedik? Öğrenme. Öğrenme eşittir, farkındalık dedik. İşte bunun için aria modeli, geç dağıt modelini çalışıyoruz biz ikinci modülde. Geç dağıt modeli aynı modelin daha ayrıntılısı. Hepsi aynı şeyi söylüyor. Hepsi bunu söylüyor. Yani önce sen yargısız, sübjektif olmadan bakacaksın. Onu analiz edeceksin. O analizlerin içinde kalacaksın. Tefekkür pratiklerin olacak. Oradan içgörüler gelecek. O içgörüler zaten seni stratejileri hayata geçirmeye götürecek zaten. Biz genelde ne yapıyoruz? Biz genelde en son aşamada debeleniyoruz. Şunu yapsam, bunu yapsam oralarda debeleniyoruz. Halbuki sıra bu. Art of Existence eğitimlerinden kısa bir kesit paylaştık sizlerle. Eğer bu içerik sizde minnak bir farkındalık, minnak bir hissiyat yarattıysa lütfen yorumlarda bizimle paylaşın. Yeni içeriklerde görüşmek üzere.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









