
In this presentation Gülen Gündüz Yılmaz guides participants through a series of experiential exercises and conceptual explanations aimed at understanding how personal change and transformation are rooted in the regulation of the nervous system. She begins with a brief "orientation" practice that uses the five senses to bring attention to the body and calm the nervous system. She then deconstructs four common myths about change – the idea that problems are singular and solvable, that quick‑fix pills or single authoritative solutions exist, that the inner critic simply labels us lazy, and that we already know the solution but do not apply it. Using these myths she argues that human beings are complex adaptive systems, much like computer algorithms, and that linear cause‑effect thinking is insufficient. She introduces neuroplasticity as the biological basis for identity change, explaining that altering behavior, awareness, and nervous‑system regulation reshapes synaptic pathways and thus the self‑concept. The talk emphasizes layered awareness: observing the "inner child" parts, the adult rational part, and the hidden protective parts without judgment, and cultivating compassion toward each. Practical regulation tools are presented, including a simple physiological breathing technique, real‑time grounding exercises, and the importance of repeated practice to create new neural shortcuts. Finally, she highlights co‑regulation – the calming effect of supportive relationships – and encourages participants to integrate these practices gradually into daily rituals, acknowledging that change is a gradual, individualized process.
Chapters
Beş Duyu meditasyonu olarak da geçiyor, oryantasyon olarak da geçiyor. Farklı isimlendirmeleri var. Ve biz bu İçimdeki Çocuk ana programında baya bir bunu tekrar tekrar tekrar tekrar yapıyoruz. Şimdi yine Beş Duyu'yla değil ama çok minnak Yapacağız. Oriyantasyon şöyle. Şimdi bir kedi düşünün. Bir kedi odaya girdiği zaman önce bir ortamı ne yapar? Kolaçan eder. Ve bulunduğu odada kendini güvende hissetmeye çalışır. Hatta yerini de ona göre bilirler. Biz insanlar biraz bu tarz aslında bizi rahatlatacak, regüle edecek pratikleri unutabiliyoruz. Bu onunla ilgili. Kedi olacağız aslında. Ve bir kedi olarak şu anda içinde bulunduğumuz odayı gözlerimizle tarayacağız. Eğer gözlerimiz bir noktada durmak istiyorsa, bir şeyler hoşuna gittiyse, dikkatini çektiyse gözlerimiz orada durabilir. Daha uzun zaman harcayabilir. Odada gözlerimizi gezdiriyoruz. Belki içeriden dışarıya, dışarı doğru bakabiliriz birazcık. Belki dışarıdan içeriye ve belli bir obje üzerinde, belli bir renk üzerinde yoğunlaşabiliriz de. Evet. Şimdi... Biraz nereye yani dokunma duygusuyla bir temas edelim. Bakın bakalım elleriniz şu anda neye temas etmek istiyor? Belki oturduğunuz sandalyeye, koltuğa. Belki sandalyenin kolçağına. Ve belki kendi teninize temas etmek istiyor. İki, ellerin parmakları birbirine değiyor. Bir bakın bakalım bu dokunma hissi nasıl geliyor? Yumuşak mı? Sert mi? Nasıl hissediyorsunuz? Bir bakın bakalım. Ve şimdi nasıl hissediyorsunuz? Bir bunu fark edin. Şu an sinir sisteminiz daha bir rahat mı? Daha bir sakinledi mi? Bunlar çok mini minnak egzersizler. Sinir sisteminizde sakinleştirdiğini, dinginleştirdiğini bildiğimiz. Sinir sisteminiz bir parça, belki çok yoğun bir gün geçirdiniz Ayşe gibi, belki o kadar da sakinlemediniz henüz, belki biraz kalp çarpıntısı devam ediyor, huzursuzluk devam ediyor. Bunlar da okey. Ama bir parça regulasyon sağladık, bir parça dinginleştirdik sistemimizi. O zaman da yeni konseptleri ya da eski konseptleri tekrar dinlemeye kendimizi açtık. Öğrenmeye bir parça daha açık hale geldik. E hadi o zaman başlayalım diyorum. Şimdi benim bahsetmek istediğim konu Şu, bizim bugün değişim ve dönüşümün nasıl olduğunu özellikle de sinir sistemi açısından konuşacağız biliyorsunuz. Değişim ve dönüşümle ilgili hepimizin gerek kolektif bilincinde gerek kolektif bilinç dışında inandırıldığı bir takım mitler var, bir takım efsaneler var. Bunları ben dörde böldüm. Bunlar aslında farklı şekillerde de söylenebilir. Yani bunu inandırdığımız 21 mit falan şeklinde de bölebilirdim. Şimdi dört grupta anlatacağım bugün. Şimdi bir tanesi şu. Biz değişim ve dönüşümle ilgili hani bir sorun var diyoruz. Bir kere sorun var mantığından yola çıkıyoruz. Ve o sorunu da tespit ettiysek çözeriz gibi bir mantığımız var. Halbuki gerek biz bir insan olarak, gerekse ikili ilişkilerde, o ikili ilişkinin oluşturduğu sistem olarak, gerekse takımlarda o takım olarak son derece kompleks organizmalarız. En basitinden şöyle örnek vereyim. Bazılarınızın bildiği gibi ben bilgisayar mühendisliği okudum. Şimdi bilgisayarda hani algoritma olarak baktığında aslında sorun bir tanedir. Bazen ama bir algoritmada bile hani şunu aldın şunu vereceksin diye yazdığımız bir bilgisayar algoritmasında bile bir problem olduğu zaman o problem tek bir yerden kaynaklanmayabilir. Yani son derece teknik ve son derece sıfır ve birlerle çalışan bir sistemde bile bir tane sorun olarak baktığında çözemezsin. Değil ki konu insan olduğunda hiç çözemezsin diyorum. Şimdi ikinci mit şu. Hap çözümler vardır. Bir hap içersin geçer. Yani değişim dönüşümden örnekler. Benim duygusal yeme problemim var. Ne yapayım? Ya da ben artık ilişki istiyorum. Ne yapayım? Sevgilimle şöyle şöyle bir problemim var. Orada nasıl konuşmalıyım? Hani sanki tek bir doğru var ve o doğru sana, üçüncüye geliyorum burada, otoriteden geldiğinde oradaki sorunu çözeceğiz. Ben otorite figürü olarak gördüğüm kişi. benim gibi çok çözüm verme konusunda istekli değilse o zaman ne yapıyorum? Otorite figürünü değiştiririm. Bana doğruları söyleyecek birisini bulacağım. Şimdi bütün bunlar aslında hayata batının aydınlanmacı, entellektüel bakış açısının bir sonucu olarak geliyor. Newton fiziği de buradan hareketle geliyor. Descartes'ın düşünüyorum öyleyse varımdan geliyor. Bu mantıkta yani batının işte 17. yüzyıllar, 18. ve 19. yüzyılda iyice kuvvetlenen o rasyonel mantığında Neden sonuç mantığı var? Yani nedeni tespit et, neden değişemediğinle ilgili, o zaman çözersin diyor. Ama biz biliyoruz ki kompleks sistemlerde bu bir bilgisayar programa dahi olsa konu böyle çalışmıyor. Değil ki insandan bahsedersek, değil ki insanların olduğu sistemlerden bahsedersek, yani gerek ikili ilişkiler, gerek takımlar, gerekse şirketlerden bahsedersek, ülkelerden bahsedersek, durum böyle değil. Durum son derece kompleks ve haft çözümler olmadığı gibi soruna dair bir tane sorun, bir tane çözümü de yok. Şimdi bu bakış açısının dördüncüsüne geleceğiz. Bu hepimizin de bir iç sesi zannediyorum. İç sesimiz bize diyor ki hap çözümü de söyledin. Aslında çözümü de biliyorsun ama uygulamadın. Demek ki sen tembelsin. Demek ki sen yetersizsin. Demek ki sen şusumusun. O zaman ne yaparsın diyor bu iç ses. Tembellik sorununu çözersen diyor. O zaman tamamdır diyor. Bu tanıdık geldi mi sevgili arkadaşlar? Bu dinamik. Değişim dövüşüm süreci Gerçekte biyolojik olarak nasıl işliyor peki? Şimdi baya iddialı bir laf değil mi bu? Size işin biyolojisini anlatacağım diyorum. Ama gerçekte de öyle. Yani şu an insanın biyolojisinin, sinir sisteminin, beyninin nasıl çalıştığıyla ilgili elimizde baya bir artık beri var. Psikolojide şu ana kadar zaten yeni bir bilim. Hani işte 100-130 yıllık falan bir geçmişi var. Yanlıştan beni düzeltirsiniz chatte. orada bir takım araştırmalarla yapılan ve belli doğruluğu da olan teoriler baya bir dönüşüyor. Neden? Çünkü artık sinir sistemini ve beyni anlamak için MRI gibi yeni teknolojiler var elimizde ve buradan hareketle bir takım eskiden doğru bildiğimiz o Newton fiziği dediğim hani şu nedeni bilirsen şu sonuca gidersin diye basit matematik probleminde, basit fizik probleminde çalışan teorilerin yerine yeni teoriler geliştiriliyor. Şimdi burada size anlatacağım bir bu gösterimi yapacağım bir de daha düz bir gösterimi yapacağım o da şurada. İsterseniz buradan hareket edelim önce sonra yukarıya gidelim. Eğer kimlik değişimi istiyorsam kendimde Daha doğrusu hayatımda bir değişimi istiyorsam kimliğimle ilgili bir değişim yapacağım. Bunun için davranışlarımı değiştirmem gerekiyor. Bunun için farkındalığımda bir değişim olması gerekiyor. Bunun için de sinir sistemi regulasyonu gerekiyor. Şimdi bu daha kapsayıcı bir yaklaşım. Ben o yüzden bunu seviyorum. Ama öbürünü de hazırlamak istedik sizde ki daha da düz bir gösterimde olsun. Şimdi bu mantıklı geldi mi? Bu anlamlı geldi mi? Şimdi haydi gelin en üstten başlayalım. Kimlik değişimi. Kimlik, her gün yaptığımız davranış ve eylemlerin toplamıdır. Eylemlerinizdeki bu değişiklikler de birikerek artar. Şimdi şurayı bir kapatayım size bakayım. Şimdi bu aslında çok açık bir şey değil mi? Hani niye bunun eğitimi yok diye bir şekilde. Ama birazdan bunun ayrıntılarına geleceğim. Şimdi kimliğin biz bir kere sabit bir şey olmadığını artık biliyoruz. Kimlik kesinlikle sabit bir şey değil. Burada yazdığımız yani bu slide onu söylüyor aslında. Ve ikincisi, evet Mine'yi yakaladım burada, ikincisi değişimin birbirinde olmadığını da söylüyor. Yani ben bir günde hayatımda istediğim değişiklikleri, dolayısıyla o kimlik değişikliklerini yapmam mümkün değil. O yüzden hani doğruluğu apacık bir şeyi bir üzerinden geçerek anlatmak istedim. Kimlik değişimi tanımı gereği bir günde oluşan bir şey değil. Peki haydi devam edelim. Gabor Mate'nin bazı kızın bildiği bir lafı var. Kimlik dediğimiz şey diyor, bunun çoğu sabit özellikler değil, çocuklukta edindiğimiz boşa çıkma mekanizmalarıdır diyor. Şimdi bu biraz tabii taraflarımıza belki birazcık dokunuyor olabilir değil mi? Biraz da öyle şey dokunaklı bir cümle aynı zamanda. Fakat şunu söylemek istiyorum. Bu o kadar doğru bir cümle ki yani ben mükemmelliğçiyim diye bir kimlik özelliği mesela var. Kendinize biçtiğiniz. O aslında çocuklukta hayatta kalmak için kendinize giydiğiniz bir kimlik. Gelin bu slide'a bakalım. Hayatımızda istediğimiz tüm değişimler kimlik değişimiyle gerçekleşir. Yani bu değişimler ister daha çok para kazanmak olsun, ister kilolar gitsin olsun, ister sevgilim olsun, ister evliliğim düzelsin, ister bu müdürle çalışmak istemiyorum olsun. Bunların hepsi aslında kendimizde gerçekleştireceğimiz kimlik değişimiyle ilgili. Burada İki tane konudan bahsetmek istiyorum. Bir tanesi burada yazan konu. Diğeri de bu değişikliklerin davranışla, kümüle olarak, üzerine artarak geleceğiyle ilgili bir konuyu anlatacağım ileriki slide'larda. Ama önce şunu anlatmak istiyorum. Şimdi kimlik değişimini yapabilmek için sen bir gün içinde, bir haftanın içinde, bir ayın içerisinde, belli bir programı bitirdiğinde aldığın yolu net olarak, somut olarak görebilmek, onurlandırmak ve kutlamak durumundasın. Bunu yapamadığında kendini hala duygularını belli edemeyen bir insanım diye adlandırman çok çok muhtemel. Ya da kendine ya ben hala böyle böyleyimler çok mümkün. O yüzden biz İÇ'e ana programının yani içimdeki çocuğun o üç yıllık programının içinde bu pratiğe geliştirmeye inanılmaz önem veriyoruz. Bunu nasıl mı yapıyoruz? Çok çeşitli pratiklerle yapıyoruz. Ama size bir tane minnak tüyo vermem gerekirse. Şükür pratikleri mesela buna çok yarar. Yıl sonunda değerlendirmelerde. Bu yılın sonunda ben hangi döngülerde ilerledim? Neleri kendime kattım? gibi yıl sonu değerlendirmeleri. Ya da kendinize tespit ettiğiniz herhangi döngülerde. Yani ben neleri geliştirdim şu ana kadar? ve neleri de geliştirmek istiyorum. Bunları somut olarak söylediğimde yani ben aslanım, kaplanım, harika bir insanım ya gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Çok somut olarak yaptığım davranış değişikliklerini ve kimlik değişikliklerini görüp kendime söylemekten bahsediyorum. İşte mesela hala içine kapanık biriyim. Romantik ilişki kurmak benim için zor. Şimdi mesela bu bir kimlik özelliği ve diyorum ki benim kimliğim şu anda böyle. Ve bununla ilgili davranış değişikliği yaptıkça kendime onu söylüyorum. Ben burada bu davranış değişikliklerini geliştirdim. Şu anda geçen sene olmayan üç tane çok yakın kadın arkadaşım var. Kırılganlıklarımı paylaşabildiğim mesela. Kimlik değişimine örnekler vermek istiyorum konu iyice somutlatsın diye. Bunlar da kendimle ilgili örnekler olmuş bu arada şu an fark ediyorum. Şimdi 40 yaş öncesi Gülhan duyguları bastırma konusunda uzman bir insan olup duygularını bastırdığı için de duygularını yumuşaklıkla ifade etme gibi bir becerisi olmayan bir insan iken şu anda ben duygularını bastırmadan çoğu zaman yumuşaklıkla ifade eden bir insan olarak kendime tanımlıyorum. Destek ve sağlıklı sınırlarım var. Sınırlarımı yumuşaklıkla ifade ediyorum. Böyle hayır ya hayır dedim gibi bir yerden değil. Bu bana çok uygun olmadı çünkü şu şu ihtiyaçlarını sanırım karşılamak benim için daha öncelikli gibi bir yerden. Üçüncü olarak da duygusal ihtiyaçlarımı karşılamak için değil, farkındalık ve sağlıkla yemek yerim. Bu da artık kimliğimin bir parçası. Ama bunlar sanmayın ki %100 yaptığım şeyler. Zaten %100 yapma gibi bir hedefim de yok. Çoğunlukla böyle. O yüzden bu kimliğimin bir parçası diyebilirim. Duygularımızı yemiyoruz. Yaşasın ideal ana ve baba. Şimdi sevgili arkadaşlar bu kimlik değişimine gidebilmek için yani hayat değişimine baktık. Hayat değiştirmek için kimliği değiştirmemiz lazım dedik. Peki bu kimliği nasıl değiştireceğim? Oradan nöroplastisite. Bunu bu sefer söylemeyi başardım. Bir türlü söyleyemediğim bir kelime bu. Daha bunun Türkçesi varsa kullanılan birisi çete yazsın ben de onu da kullanayım çünkü bunu söylemekte çok zorlanıyorum. Banyo lifine benzeyen bu gürsel beynimizi sembolize ediyor. Şimdi nöroplastikse ne demek? Bu plastik değişebilir manasında kullanılıyor. Nöroplastikse bizim beynimiz ve sinir sistemimizin biyolojik yüzeyde artık değiştiğini, dönüştüğünü ve nasıl olduğunda değişip dönüştüğünü biz artık biliyoruz. Yani giden belli bir yaşa kadar beyin gelişiyor ve sonra orada stoplanıyor gibi teoriler vardı. Şimdi artık bunun böyle olmadığını gayet biliyoruz. Peki, benimki de aynı bu renk. Ha şuraya gelmeden biraz nöroplastik de konuşayım, biraz yüzünüze bakayım. Şimdi bu sinir sistemindeki ve beyindeki değişiklik, duygular plastik mi? Yani buradaki plastik manası değişebilir, dönüşebilir manasında kullanılan bir kelime. Buradaki değişim-dönüşüm gerçekten biyolojik düzeyde bizim beyin hücrelerimiz Beyin hücrelerimizi birbirine bağlayan bağlantı noktaları, sinapslar düzeyinde gerçekleşiyor. Ben duygusal yemek yemeyi çocuklukta öğrendikçe içimi diyelim ki bir iç sıkıntısı basıyor sevgili arkadaşlar. O iç sıkıntısı bana şunu söylüyor. Sıkıntı var, git o zaman buzdolabına bak. Ya da git artık daha da kolaylaştı. Git işte şeyden yemek sepetinden keşke söyle gibi. Ve biz bunu yaptıkça da beyinde bir duygu oldu. O duygu beni belli bir tip davranışa yönlendiriyor. Ve ben bunu yaptıkça üzerinden çok geçilen yol gibi düşünün. Gerçekten biyolojik olarak da öyle. O aynı yolu tekrar tekrar takip ediyorum ve o yol düz olduğu için aynı yolu tekrarlama eğilimim var. Evet, can sıkıntısından yeni yemek, dizi izlemek, aynen. Ve benim beynimde yeni bağlantılar kurulma kapasitem var Yasemin'in yazdığı gibi. Ama bunu da bir kerede bana hizmet eden sağlıklı bir davranışı gerçekleştirdiğimde maalesef elde edemiyorum. Tekrar tekrar o sağlıklı davranışı gerçekleştirmem gerekiyor. Evet aynen kısa yol oluşuyor ve o kısa yoldan gidiyoruz biz sürekli. Biyolojimiz buna uygun. Yani bununla ilgili daha da böyle ayrıntıya da girilir de şu anda girmek istemiyorum. Zamanı da verimli kullanmak istiyorum. Ama bu beyindeki kısa yollar, yani bir şeyi yaptıkça tekrarlamak bizim biyolojimizin bir gerçeği. Davranış değişmiyorsa, içimizdeki o sesin söylediği gibi tembel olduğun için değil, beceriksiz, yetersiz, iradesiz, şubu olduğun için değil, bu iki nedenden davranış değişmiyor? 1- Daha farklı katmanlarda farkındalık geliştirmeye ihtiyacın var. ve bununla bağlantılı yani bu ikisi çok el ele gider ya o ya bu değil genelde bunlar çok iç içe geçmiş mekanizmalar bu eylem değişikliğini senin sinir sistemin henüz güvenli bulmuyor. Devam ediyorum. Şimdi farkındalık derken benim Aslında şu anda bu eğitimde de olan sevgili arkadaşlardan bu tanıdık gelen vardır. Şimdi farkındalık derken, ben aslında farkındayım cümlesi çok kuruluyor. Gerek eğitimlerde, gerek seanslarda, gerek farklı sosyal medyada. Farkındayım ama. Şimdi mesela pişi yiyorum. Pişinin bana dokunduğunun farkındayım. Yedikten sonra baya böyle o günüm. Benim düşüp geçiyor. Bunun farkındayım. Aynı zamanda şunun da farkındayım. Benim bütün sülale hamucu. Biz hamur seviyoruz. Şimdi bu farkındalık kıymetsiz mi? Tabii ki çok kıymetli. Başka bir örnek. Artık yeni bir ilişkiye hazırım. Şimdi bu da güzel bir farkındalık. İçinde bir parçanın buna hazır olduğunu fark etmek ve bunu dile getirmek kıymetli bir farkındalık. Ama burada şöyle bir konu var sevgili arkadaşlar. Eğer sen pişi yemeğe hala devam ediyorsan ya da o yeni ilişki bunu isteyen parçana rağmen hayatında baya bir süredir olmuyorsa o zaman diyoruz ki orada farklı farkındalıklara ihtiyacın olabilir mi? Çok istiyorum ama... Peki istemeyenin farkında mısın? Ya da pişi örneğinde pişi yemek isteyen parçanın farkında mısın? O parçanın içinde hangi duygu var? Hangi inanç? Hangi düşünceler? Yani o istediğin davranış değişikliğini sana bir türlü yaptırmayan parçanı görüyor musun? Ve onun duygularına, inançlarına, düşüncelerine, ihtiyaçlarına gözlemci pozisyonundan bakabiliyor musun? Şimdi bu mavi benim pişi, yemek istemeyen, ya artık bana rahatsızlık veriyor, yiyorum ama bütün günüm rezil oluyor, sonra uykum geliyor, karnım şişiyor, o gazdan hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden diyen parçan olsun. Bu da çok da görmek istemediğimiz o parça olsun. Yani Kendimizi böyle gözümüzü açmışız. 7 tane pişiği gömmüşüz parçası olsun. Şimdi burada biz genelde ne yaparız? Bunu yapmam lazım diyen parçayla özdeşleşiriz. Ya da ilişki isteyen parçayla. Ya da farklı bir iş, daha çok para isteyen parça. Bununla özdeşleşiriz ve kendimizi bu zannederiz. Oysa bunu yapmıyorsak, bu davranış değişikliğini yapmıyorsak, buradaki bu parça hayatımızda. Ve biz buna tukaka diyoruz aslında. Bunu bayağı görmezden geliyoruz. O yüzden geliştirmemiz gereken şöyle bir beceri var hayatla ilgili. Gözlemci pozisyonundan bu iki parçaya da eşit mesafeden bakmak. Pişiyle ilgili şöyle bir örnek vereceğim size. Farkındalık anın içinde gelişen bir şey. Yani Ben annemlerin hamuru ne kadar sevdiğini anlattığımda o güzel bir farkındalık olmakla beraber katman katman farkındalık çok yüzeydeki bir kısma. Şimdi pişiyle ilgili benim daha önce de paylaştığım şöyle bir anı var. Biz küçük bir otelde kalıyoruz Cunda'da. Otel sanıyorum böyle 6-7 odalı falan o kadar küçük. Böyle çok butik güzel bir kahvaltı çıkarıyorlar. Ben odanın kapısını açtım kahvaltıya inmek için ve buram buram pişi kokuyor. Ve tabii ki benim beynim ve sinir sistemim kokusundan o pişinin güzel olup olmadığını tabii ki anlıyor arkadaşlar. Niye? Senelerce o kokuya, o kokuyla o kısa yollara ulaşmış şey oluşmuş beyinde. O kokuyu alıyorum. Şimdi o kokunun içimde ne yaptığını fark etmeye başlıyorum. O koku beni nereye götürüyor? O koku beni anneannesinin dizinin dibinde hamur yoğuran, o hamurlar da böyle sürekli minnak minnak yoğururduk. Anneannemin tabii ki bembeyaz olurdu o hamurları. Bu arada haftada iki gün hamur açardı anneannem. Benimkiler böyle siyah siyah olurdu. Direkt o imaja götürüyor aslında beni. Yani o kokudan ben beynimde ne oluyor? Bedenimde ne oluyor? Hangi hisler geliyor bana? Onları takip etmeye başlıyorum. Orada aslında gelen şey, geçmişe dair güven ihtiyacını anneannesinin dizinin dibinde karşılayan çocuğa gidiyorum ben. Anneannem rahmetli, öleli 23 yıl oldu. Ben artık 5-6 yaşında güven ihtiyacını anneannesinden almak belki de durumunda olan çocuk değilim artık. O ihtiyaç için sonsuz strateji geliştirme kapasitesi olan 49 yaşında bir kadınım. Bütün bunları fark ettiğimde, ha ben oraya gidiyorum, ha burada güven ihtiyacı var dediğimde pişi benim için herhangi bir obje olmaktan öteye gitmiyor. ve orada da irade uygulamak durumunda da kalmıyorum. Yani farkındalık dediğimiz şey bu içerideki kişi yemek isteyen çocuğu da görebildiğimde ve ikisine de buradan bakabildiğimde gerçekleşiyor. Ama biz ne yapıyoruz? İnandırıldığımız mit ne? Bunu yapmam lazım diyoruz ve kendinizi iradesiz olduğumuz için, açgözlü olduğumuz için, o burun teki olduğumuz için Alakasız şeylerle suçluyoruz. Bunun için bayağı bir beceri seti geliştirmek gerekiyor ve bunu da tekrar tekrar tekrar pratik etmek gerekiyor. Amma ve lakin bunu yaptığımızda gerçekten beynimiz değişiyor. Beynimiz değişince kimliğimiz de değişiyor. Farkında olduğunuz kısmı da mutlamak çok değerli. ''Aa bunun farkındayım.'' demek de çok kıymetli. Öte yandan farkındalığı geliştirmeye yönelmek, odağını oraya vermek de değişim dönüşünü istiyorsak olmazsa olmaz demek istiyorum aslında. Ve farkındalıkla ilgili birkaç tane örnek daha vermek istiyorum. Şimdi bedenimde ne olup bittiğinin farkında mıyım? Yani o pişi kokusunu duyduğumda içeride neler oluyor bedende? Ya da can sıkıntısı, o can sıkıntısı duygusunu yakalayabiliyor muyum bedenin içinde? Şimdi maalesef modern insan olarak, kadınlar olarak, erkekler olarak biz bedenimizden yani bedenimizi hissizleştirmek üzere bir eğitim alıyoruz. Gerek aileden, gerek okuldan, gerek de toplum tarafından. O yüzden bedenimizle bağlantımızı kopararak çocuklukta hayatta kalabiliyoruz. Ağlama hissi geliyor sana. Ağlama deniyor. Korkuyorsun. Korkma. Aa bunda korkulacak ne var? Sen artık kocaman çocuk oldun. Artık küçük bebek değilsin ki. Büyük çocuk oldun sen. Kocaman. Yedi yaşındasın artık. Korkma deniyor. Ve çocuk olarak o korku yani duygular bedende hissedildiği için bedenle bağlantıyı yavaş yavaş koparıyorsun. Şimdi biz ana programda bayağı bir bedende Ne duyum hissediyorsun? Duygun ne oluyor? Onunla ilgili alıştırmalar yapıyoruz. Ve orada söylenen şöyle şeyler var. Yani bedenimle hissiyatım o kadar kopuk ki, birimizin galiba sesi açık, onu kapatabilir mi? Arkadan, gitti. Bedenimizdeki duyumları tespitle ilgili pratikler var programın içerisinde. İşte diyoruz ki mesela, günde üç kere saatini kur, 30 saniye bir bak bakalım bedeninde ne oluyor diye. Çok uzunca süre sadece tuvaletinin geldiğini ya da sadece acıktığını ya da sadece ne kadar hareketsiz olduğunu fark eden bizim katılımcılarımız var. Keza ben de 40 yaşından önce beden temasını tamamen kapatmış bir insandım. Bedeninde ne olup ne ettiğini bilemezsen ne oluyor sevgili arkadaşlar? O can sıkıntısı mesela. Can sıkıntısını yakalayamadan kendine telefon açmış sütlaç siparişi verirken buluyorsun. Anlamlı geldi mi söylediğim? Yani o yüzden bedeninde ne olduğunun farkında değilsen oraya farkındalık geliştirmeye ihtiyacın var. Sonra ihtiyaçların sıralanması, kendi şartlarım, çevre şartları, bunların arasındaki temas, bunların arasındaki uyum, bunları görebiliyor muyum? Yoksa çocukluktan öğrendiğim bir takım şeylerle, mesela bunu daha gündelik dile dökelim, birilerinden bir şey isteyememek, kendi kendime yapayım demek mesela. Orada esnek ve yaratıcı bir şekilde ihtiyaçlarımı karşılayabiliyor muyum? Başka bir farkındalık. örneği vereceğim. Bu arada bu farkındalık geliştirme ile ilgili biz programda aylarca çalışıyoruz. Çünkü çok farklı noktalardan farkındalık geliştirmeye ihtiyacımız var. Bu becerileri geliştirmeye ihtiyacımız var. Bunlar sadece minnak örnekler. İhtiyaçlarımı yargılıyor muyum? Yoksa gereksiz, saçma, tembellik diyerek bunları yargılıyor muyum? Dinlenme ihtiyacımla ilgili buna örnek verebilirim. Çalışkan olarak hayatta kalmış, sınavında belli bir yerde olarak hayatta kalmış çocuklar dinlenme ihtiyacını bırakın önceliklendirmeyi çoğu zaman yakalayamazlar bile bedenlerinde. Tanıdık geliyor mu bu? Evet. Şimdi mesela, şimdi ben video çektiğim zamanlar, şimdi eğitimlerden kesitler şeklinde video paylaşıyoruz artık. Öncesinde video çektiğim günler, şunu kapatayım biraz daha sizi göreyim. Bayağı bir yorgun oluyordum o günün sonunda sevgili arkadaşlar. Ve yorgun olduğum günün sonunda aslında tam yorgunluğumla da temas etmeyip o yorgunluğu bastırmak için sağlıklı olmayan stratejilere başvuruyordum. Mesela tatlı yemek, mesela alkol içmek gibi. Bunlar size de tanıdık mı bilmiyorum. Ya da canınız sıkıldı işte, iş ortamında, ödül olarak, tırnak içinde ödül olarak kendine Gidip işte ben diyeyim Keşkül, siz diyeyim Brownie. Herkes ne seviyorsa. Hak ettim ya demek değil mi? Evet, dinlenmeye ihtiyacımı yakalamayıma da çok hüzünleniyorum. Ben de hüzünleniyorum çünkü ben senelerce o dinlenme ihtiyacımı, eğlenme ihtiyacımı inanılmaz bastırdım ve ne tezaptır ki kendi yapmak istediğim, yani sağlıklı bir insan olmak, fit olmak, daha duygusal regulasyonu, yumuşak, daha esnek bir insan olmak, bütün bu ihtiyaçları karşılayıp karşılayamama becerimizle çok alakalı. Yani dinlenme ihtiyacını karşılamayı, yani tespit edemiyorsan doğru zamanda zaten karşılayamıyorsun. Neden tespit edemiyorsun? Çünkü bedenindeki o duyumu fark edemiyorsun. Fark etsen de azıcık fark ediyorsun ve içeride konuşan sesi fark edemiyorsun. O ses diyor ki karpuz yata yata büyür diyor. Yani farkındalığın katmanları açık oldu mu sevgili arkadaşlar? Farkındayım ama yok orada daha farkındalık geliştirmemiz gereken özellikle bedenimizde ne olup bittiği ile ilgili geliştirmemiz gereken farkındalık bayağı var. Belli bir noktadan sonra da bu farkındalık geliştirme baya zevkli bir şey oluyor. Hani öyle yine burada da farkındalık geliştirmem gerekiyormuş, Allah kahretsin beni gibi bir yerden değil. Zevkle gerçekten farkındalık geliştirebiliyoruz. Farkındalığımızın kısıtlı olduğu duruma da şefkat geliştirebiliyoruz diyeceğim. Özetle, farkındalık dediğimizde şunlardan bahsediyoruz. O anın içinde farkındayım. Yani sütlaç siparişi vermeden önce ya da işte ilişki istiyorum ama bir ortama girdiğim zaman yüzümde bayağı kaygılı bir ifade var. O kaygılı ifadenin farkında mıyım? İçimde olan bitenin, içimde o ortama girdiğim zaman, karşımda bir ilişki ihtimali yaşayacağım insanların olduğu ortamda acaba ben kendi içimde neler yaşıyorum? O anda bunun farkında mıyım? Ya da insan ilişkilerinde, karşımdaki insanları tehdit olarak algılayıp bir savaşma tepkisi geliyor içimden, onu fark ediyor muyum? Yani farkındalık anın içinde gelişir. Farkındalıkta değişimi isteyen parçama da istemeyen parçama da eşit mesafeden bakabilirim. Yani birine esas evlat, öbürü de evlat değildir. İkisine de şefkat. pişileri gömen tarafıma da şefkat. Çünkü o beş yaşındaki çocuk zaten ona şefkat göstermeyip ne yapabilirim ayrıca. Değişim arzuma tutunmuyorum. Şu anda olana bitene kabul veriyorum. Bu çok çok önemli bir şey. Eğer davranış değişikliği istiyorsanız değişim arzusuna tutunmak tamamen ters teper. Bunlar tanıdık mı sizlere? Ve son olarak farkındalık hem içimde olup bitene hem de dış dünyada olup bitene sakin, dingin ve tarafsız bir yerden bakabildiğimde ve bu ben ve dış dünya arasındaki temas sınırına da oradan bakabildiğimde gerçekleşiyor. Size bir iyi bir de kötü haberim var. Şimdi kötü haberi söylüyorum. Farkındalık sinir sistemimiz rahat ve dingin olduğunda yani duygularımız sinir sistemimiz, beynimiz regüle iken gerçekleşen bir şey. Eğer bir disregülasyon yaşıyorsan, ona da birazdan gireceğim, disregülasyon hangi şekillerde olur diye, o zaman tam farkındalıktan bahsetmek mümkün değil. O yüzden de hayat değişimi, kimlik değişimi, davranış değişimi, farkındalık değişimi, en altta sinir sistemi, regülasyonun değişimi var. Biyolojimiz, insan biyolojisi, daha doğrusu canlı biyolojisi, ne olursa ol, hayatta kal, yeter ki hayatta kal üzerine programlanmış bir biyolojen. Bu nedenle de bizim beynimizin dikkati nerede yanlış var, nerede tehlike var, onun üzerine kurulu. Her şeyi, hemen her şeyi tehdit olarak algılamaya yatkın bir beyin ve sinir sistemimiz var. Bu arada iyi ki de öyle. Şimdi bunun bize hizmet etmeyen bir sürü yanı olabilir. Ama ve lakin nasıl hizmet etti? Bu sayede bir sürü insan, biliyorsunuz cinsi çok güçlü bir cinsi değil doğanın içerisinde. Beraber olma, beraber plan yapma, program yapma şeklinde aslında hayatta kalmış canlılarız biz. ve her şeyi tehdit olarak algılayan ataların torunlarıyız. O sayede ayakta kaldık. Öncelikle onu da kutlamak lazım. Yaşasın sinir sistemimiz, yaşasın atalarımız demek lazım. Ama ve lakin bu sinir sistemi bir sürü hayatta istediğimiz değişikliğe karşı da bizi korumak amaçlı aynı davranışları tekrarlamaya da yönlendiriyor. Bunu da bilmek lazım. Yani biyolojimize karşı savaşamayız. Biyolojimizi anlayıp, bir yetişkin olarak anlayıp, onun özelliklerini bilip tanıyarak ona göre hayatımızı şekillendirmemiz mümkün. Şimdi biyolojimiz hem nerede yanlış vara odaklanıyor, hem de şu söyleyeceğim şeye de çok önemli. Sinir sistemi geçmiş deneyimlerle şekillendi ya, orada kısa yollar oluştu ya, O yüzden geçmişte öğrendiği ama o anın içinde geçerli olmayan olası tehditlere karşı da koruyor beni. Mesela işte 5 yaşındaki küçük Gülen annesinden korunmak için anneannesinin eteğine saklanıyor. Böyle bir tehlike çok uzun zamandır yani 35 senedir, 40 senedir yok. Ama hala o tehdite karşı sinir sistemi beni pişirerek koruyor. Ya da çocukken kırılganlığımı ifade ettiğimde, ağlamamı ifade ettiğimde hem ailem hem toplum bu deneyimi hoş karşılamadıysa o zaman ben romantik ilişkinin içinde de kendimi açamıyorum. Şimdi sisteme diyor ki bu tehlikeli, biz bunu denedik. Bu olmuyor, bu çalışmıyor diyor. Şimdi biyolojinin böyle çalıştığını anlamak çok mühim. Benimle misiniz buraya kadar? Şimdi gelin biraz daha inceleyelim. Disregülasyonla neyi kastediyoruz? Halim yok, parmağımı kaldıracak halim yok diyorsan, kendini donmuş, hareketsiz atıl istediyorsan, bu arada çok olan bir şey. Ben bayağı şirketlerde de görüyorum bunu. Gözler bayağı boş bakıyor bir sürü zaman. Kişilerin sistemi o kadar tetiklenmiş ki, o kadar donmada ki sinir sistemi, yüzlerinin arkasından onu görebiliyorum. Savaşma tepkisi geliyorsa içimden, gidelim buralardan dayanamıyorum diyorsan, orada sinir sistemimiz disregüler. Ve bununla da ilgili pratikler geliştirip, yani ne zaman disregülasyona giriyorsun, ne oluyor sende içinde, buraya farkındalık geliştirmek de bayağı her gün yapılarak yavaş yavaş yavaş yavaş yumuşak yumuşak geliştirdiğimiz bir beceri seti. Şimdi disregülasyon varsa biyolojimiz şöyle sevgili arkadaşlar, beynin ilkel bölümleri devrede. İlkel bölümler devrede olduğunda beynin ön bölümüne kan bile gitmiyor. Bu ön bölümde bilgisayar beyinde biz farklı stratejileri değerlendirebiliyoruz. O gözlemci pozisyonu dediğim İçimde hem bu var, hem bu var. Dışarıda şu var, bu var. Bu koku beni oraya götürüyor, buraya götürüyor. Bu insanın söylediği, bu insan tam olarak acaba ne söylüyor diye soru sorayım, onunla savaşmak yerine gibi çok, çok, çok bolluk içinde strateji geliştirebiliyorum. Regüle İslam. Olanı biteni gördüğüm, anladığım, strateji geliştirdiğim yer burası. Burada sakinlik ve dinginlik deneyimliyorum. Nefesim derin ve rahat ve zaman algım geniş şu demek. Panik içinde değilim. Hemen bir şeyleri çözmem gerekmiyor. Birilerini kurtarmam gerekmiyor. Kendimi de kurtarmam gerekmiyor. Panik olduğunuz durumları düşünün. Orada zaman ne kadar kısıtlı gelir değil mi? Bu da sinir sistemimizin dysregülasyonuyla ilgili başka bir ipucu. Şimdi biraz önce söyledim ama burada bir tekrar sinir sistemi açısından da bunu bir ele alalım. Sinir sistemimizin bütün bu başa çıkma mekanizmaları çocuklukta bizim geliştirdiğimiz başa çıkma mekanizmaları. O yüzden bunlar candır diyoruz. Sakinleşmek için pişimi yedin oh canına değsin diyoruz. Burada geliştirdiğim bütün mekanizmaları kutla Çünkü o sayede sen çocukken, kırılganken, sonra ilk gençlikte, sonra kurumsal hayatın o ilk yıllarında, evliliğinin ya da ilişkilerinin ilk zamanlarında bir şekilde hayatta kaldı senin biyolojik sisteminde. Ve bunları duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için yaptın. Bunlar çok mu sağlıklıydı, çok mu harika stratejilerdi? Hayır. Ama şu ana kadar bunlar hizmet etti. Biz bunları reddettiğimizde, kendimizi dysregüle ettiğimizde yine aşağıya düşüyoruz. Allah beni kahretsin, bunları yapıyorum hala diyoruz. Ve oradan yukarıya, farkındalık geliştirme aşamasına geçemiyoruz. O yüzden önce bunları yaptım. Bunları çok becerikli bir yerden yapmamış olabilirim. Ama şu anda bunları farklı ihtiyaçları, farklı stratejilerle geliştirmek üzerine artık benim içimde bir niyet var diyorum. Şunu söylemek gerekiyor. Değişim sinir sistemi açısından ne kadar büyük algılanıyorsa, bu bir algı çünkü, içimizdeki kutupluluk ve kaos da o kadar büyük oluyor. Şimdi Gabor Mate şunu söylüyor, her konuşmasında neredeyse bunu söyler. Der ki insanlık bağımlılık problemini çözmeye çalışıyor. Konlar monlar vesaireler buralara akıtılıyor. Halbuki konu bağımlılık değil, konu bağımlılığın altındaki acı. Ben de diyorum ki Gülen olarak buna ekleme yapıyorum ve bağımlılığın hangi ihtiyaca hizmet ettiği konu. Bizim buraya farkındalık geliştirmeye ihtiyacımız var. Öbür türlü kilo vermek istiyorum deyip, iradeyle o kiloları verip, sonra 10 kilo verip, 13 kilo geri alanlar var mı grupta ya da bir arkadaşımın babası sigarayı bırakıyor sigarayı bıraktıktan sonra marketlerde satılan şöyle büyük kavanozda şekerler var o şekerleri yemeye başlıyor ve şeker hastası oluyor yani önemli olan bağımlılıktan ya da bana hizmet etmeyen davranışlardan kurtulmak o davranışları değiştirmek değil hangi ihtiyacımı karşılıyorum Bu davranış setiyle onu anlamak, ona gidebilmek için de sinir sisteminin regüle olması lazım. Sinir sistemi regüle değilse çünkü ya donuyorsun ya da savaş kaç tepkisi veriyorsun ve beynin arka ve iç kısımları devreden. Oradan strateji geliştirmen, oradan olanı biteni görmen mümkün değil. Peki hadi Gülen, anlattın da anlattın. Hadi araçlar. Şimdi bir gerçek zamanlı araçlar var. Gerçek zamanlı araçlar ne demek biliyor musunuz sevgili arkadaşlar? Yaptığın anda çalışıyor demek. İyi haber bu. Şimdi fizyolojik nefes diye geçen bir araç var. Hemen size bunu öğreteceğim şimdi. Fizyolojik nefes şöyle. Bir tane nefes alıyorum burnumdan sonra da ağzımdan üfleyerek ve karnım inene kadar çok güçlü bir nefes veriyorum. Tamamen nefesi boşaltıyorum. Burundan aldığım nefes, eğer iki tane alırsam daha iyi çalışıyor. İki tane alamıyorsam da çok önemli değil. Bu her türlü çalışıyor. Yapıyorum ben. Şimdi hep beraber yapalım isterseniz. Şunu da bir kapatayım. Evet, fizyolojik nefes. Bayağı çok verdim farkındaysanız. Bu arada ben zaten şu anda sakin olduğum için biraz benim kafada kaykıldı. Eğer çok sakinseniz bir kere daha yapın. İki tane yaptıktan sonra daha fazla yapmayın. Bu fizyolojik nefes olarak geçiyor çünkü fizyoloji düzeyinde çalışıyor. Yani senin diyaframın kalbini yavaşlatıyor, kalp beyni yavaşlatıyor. Bu kadar basit. Zaten bu nefes yani iki kere, bilemedin dört, bilemedin beş kere yaptığında seni her türlü regüle ediyor. Yani bir yandan bu kadar basit regüle olmak. Gerçek zamanlı araçlar bunun için mevcut. Şimdi bir oryantasyon yapmıştık baştan. O da yine regülasyonu sağlayan ve gerçek zamanlı çalışan bir araç. Hadi gelin bir araç daha öğrenelim. Buna benim bir danışanım kelebek demişti. Ben de öyle kaldım. Gerçek hani şey ismini de unuttum bunun. Pat pat pat pat vuruyorum. Şu anda bir mayışma oldum hepimizle. Mesela gece diyelim ki yatağa girdiniz. O zaman bile bunu şey yapabilirsiniz. Sakin bir yerden geceye girmek için bütün gerçek zamanlı araçları kullanabilirsiniz. Şimdi gerçek zamanlı Araçlara ek olarak tekrar tekrar tekrar etmek. Şimdi hani 21 günde davranış değişiyor falan diyorduk ya. 21 günde davranış değişmiyor. Farklı farklı bayağı bir araştırmalar var bu konuda. Herkesin farklı davranışlarla ilgili yeni davranış değişimi farklı günler sürüyor. Hatta bir davranış tipine şöyle bir araştırma yapılmış, 300 küsur günde ancak o davranışı oturtan da var, böyle 3-5 günde, 7 günde falan davranışı oturtan da var. O yüzden 21 gün gibi sürelerden bahsetmek çok mümkün değil. Bazı davranış değişiklikleri sizin için büyük olabilir. Sinir sisteminiz bunu çok büyük algılıyor olabilir. Onun için belki 1 yıllık bir süreye ihtiyacınız olabilir. Bazı şeyleri hayatınıza katmak basit olabilir. Siz 3 gün yaptıktan sonra kolaylıkla devam edebilirsiniz. Burada önemli olan Tekrarla ancak bunun yapılacağı, yani bu regulasyonla ilgili araçları da hayatınıza katmanız tekrar tekrar yaptıkça artık normalleşiyor sizin için. Ha diyorsunuz, ben şu anda dysregüle oldum, bunu yakalıyorsunuz ve burada bahsedeceğim araçlardan birini uyguluyorsunuz. Bu tekrarla mümkün. Şimdi tekrar ettiğimde o yeni kısa yollar yaratıyorum beynimde ve sinir sistemimde. Yani depolanmış deneyimin üzerine regule olduğum yeni deneyimler yazıyorum. Aslında şeye yazar gibi, harddiske yazar gibi. Şimdi bu araçları Yani gerçek zamanını sadece üç araçtan bahsettim bu eğitimde size. Bu çeşit çok araç var. Bu araçları ritüeller yaparak uygulayabilir miyim? Sabah, akşam, iş başlamadan, iş bittiğinde, dysregülo olduğunda benim bir ritüelim var mı? Kritik konuşmadan önce, aklımda türlü türlü olumsuz senaryolar üşüştüğünde benim bir ritüelim var mı? Ve son olarak çok önemli bir konudan ko-regülasyondan bahsetmek istiyorum. Yani ortaklaşa geliştirilen regülasyon. İnsan cinsi tüm memeliler gibi beraber olduğunda regüle oluyor. Regüle biri beni regüle ediyor. Biriyle olmak yalnız kalmaktan iyi. Yani o birisi bana kesin zarar vereceğinden emin değilsem yanımda birisinin olması benim sinir sistemi rahatlatıyor. Eğer ben aynı niyete ortak dili geliştirdiğim bir kabileye aidiyet hissediyorsam, içimdeki çocuk topluluğu gibi buraya yaslanabiliyorsam o zaman kendimi çok daha çok daha regüle hissediyorum. O yüzden gerek içimdeki çocuk ana programında gerek içimdeki çocuk topluluğunda biz bu eğitimde anlattığım bütün Araçlar, bütün niyetler, bunları göz önünde alarak program akışlarımız var. Ya da etkinliklerimiz var. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Şimdi içimdeki çocuk ana programı uzun bir yol. Ve sırf eğitime katıldın, katılmadın da değil. Bu pratikleri hayatınıza uygulamanız için programda ödevler var. O ödevleri yaptıktan sonra küçük gruplarda konuşuyorsunuz, ediyorsunuz. Yani bütün bu bahsettiğim sinir sistemi ve beyin değişikliğini gerçekleştirecek yapılar var bu programın içerisinde. Öte yandan bu uzun bir yol olduğu için her birimiz bu suya atlamak istemeyebiliriz. Sinir sistemimize bu yok ya ben şu anda buna bu kadar hazır değilim gibi gelebilir. Eğer böyle geliyorsa da lütfen içimdeki çocuk topluluğunun sizler için hazırladığı bu eğitimlere, bu etkinliklere katılın. Yavaş yavaş yeni kavramları, yeni araçları, minik araçları sisteminizde yavaş yavaş alın, yumuşak yumuşak alın diyorum. sözlerimi sonlandırıyorum. Çok teşekkürler hepiniz katıldığınız için. Umarım bu büyük konuyu böyle basitleştirerek anlatabilmişimdir. İyi ki varsınız.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









