
Why departments fight: a manager shows how an urgent order exposed tribal brain reactions, status anxiety, and unconscious bias. Harvard's Implicit Association Test measures these prejudices. The fix is seeing colleagues as people with feelings, not task machines.
Chapters
Arkadaşlar sizi topladım. Sadece 10 dakika vaktim var. Hemen konuşmak istiyorum. Bu 1 milyon TL'ye eksiğiniz var bu kez. Nerede bu sipariş? Hani gelecekti? Otelde son dakika getiriyor. Bir türlü işlemi alınmıyor. Sistemde yok şirkette falan diyor. Son dakika getiriyor. Ben getirdim. Bir gün önce getirdim. Çatlamışım zaten müşteriden imzayı alacağım. Bir dakika, bir dakika. Kemal siz finansal olarak girmiyor musunuz ya? Hangisine girelim ki? Siz kendinizde konuşmuyorsunuz. Hep ben de sizi toplayıp bir adaya getireceğim. Hadi okul öğretmeni gibi. Son dakika getiriyor her şey. Ben konuşamıyorum artık. Arkadaşlar bir şey diyeceğim, bir şey diyeceğim. Siz bakın. Hangilerini yedim ben? Ondan sonra döneyim sizinle video yedim arka tarafta. Fiyansım bende. Oturayım ben kesin o zaman. O mu oldu? Departmanlar arası kavga videosu ile karşınızdayım. Farkındaysanız Roleplay'imize bir başka misafir sanatçı katıldı bugün. Onun sayesinde departmanlar arası kavgayı size gönül rahatlığıyla şöyle böyle canlı canlı bir yaşattık efendim. Normalde tabii şirketlerde bu denli böyle hararetli kavgalar yaşanmayabiliyor. Biz daha böyle kibar kibar, daha böyle ustaca laf geçirmeli, ima etmeli falan yapıyoruz o kavgaları. Ama özünde bunlar kavga ve bizim baya bir şirket olarak verimliliğimizi ve verimliliği hadi bir kenara alalım aynı zamanda psikolojimizi etkiliyor. Peki ne oluyor da biz bu gruplaşmalara giriyoruz? İşte finansçılar şöyle, satışçılar böyle falan gibi lafları söylerken biliyoruz kendimizi. Bunun temelinde ilkel beynimiz yatıyor. Biz maymunlardan bir tık daha sadece evrimleşmiş canlılar olduğumuz için İlkel beynimiz aslında en ufak durumlarda bile çok rahat tetiklenebiliyor. İlkel beynimiz o kadar çok şeyi tehdit olarak algılıyor ki. Mesela işte sen bu işi doğru yapmadın dendiğinde bize hop biz statüden tetikleniyoruz. Statüden tetiklenmek ne demek? İşte eski kabileleri düşünün. İlk çağlardaki ya da malmün kabilelerini düşünün. Herkesin bir statüsü var ve o statü doğrultusunda sana yemek verir gibi yiyecek veriliyor. Şimdi birisi, başka bir departmandan birisi, bizim pozisyonumuzla ilgili, ya sen de şunu yapmadın falan dediği anda hop biz statüden ilkel beynimizi tetikliyoruz ve ondan sonra da sadece kaç savaş ya da donak alt tepkilerini verdiğiniz ilkel beyinden hareket ediyoruz. O bütün bilgisayar komisyonların olduğu mantık, muhakeme, yaratıcılık, oraların olduğu bizim ön beyin tarafımız devreye maalesef giremiyor. O nedenle biz bir yöneticiysek ve farklı departmanlarda da bağlıysa o departmanların arasındaki Bu tarz dinamiklere bizim uyanık olmamız ve bu doğrultuda da yani o dinamiklerin oluşmayacağı şekilde de mümkünse eylemlerde bulmamız lazım. Şimdi işin zor kısmı da burada. Ben nasıl olacaktan bu departmanlar arası dinamiklerin bir parçası olmayacağım, hatta tam tersi doğrultuda davranan bir insan olacağım? Bunun için ben hangi konularda taraf oluyorum? Hangi konularda bazı insanlara, bazı davranış şekillerine daha meyilliğim, onları kayırıyorum, bazılarını daha böyle ittiriyorum? Onları bilmem gerekiyor. Ve insan olduğumuz için de çok çok çok çeşitli şekillerde bazı şeyleri biz daha kayırıyoruz. Bazılarını kayırmıyoruz. Zannediyorum Harvard'ın bir testi vardı. Farklı şekillerde sen ne kadar ayrımcısın, ne kadar az ayrımcısın, onu ölçen bir testti. Onun linkini de koyarım eğer bulursam aşağıya ve o testi yapabilirsiniz eğer İngilizce olarak yapmak istiyorsanız. O testte insan şunu görebiliyor, ben aslında farklı mesela etnik gruplara hiç ayrımcı değilim zannederken, ayrımcı çıkabiliyorum o testten. Şimdi bizde, kimimizde çok etnik durumdan ayrımcılık gibi bir durumumuz yok bizim. Ama bizde farklı hayat şekillerini kayırabiliyoruz mesela. Eğer içki içmeyi, pro içmeyi seviyorsak, içki içtiğiniz, pro içtiğiniz insanlardan bir kendinize grup oluşturup onlarla takılıyoruz. Ve aslında o ayrımcılığı şirket içinde tetikleyen insanlardan biri olmayı seçiyoruz. Hiç de farkında olmadan. Şimdi şunu dediğinizi duyar gibiyim. Evet, ben sonuçta belli insanları daha çok seviyorum şirkette. Ne yapacağım ki? Diğer insanları zorla seveceğim mi? Ya da diğerlerini daha maz seveceğim? Tabii ki öyle bir durum da çok söz konusu değil. Ama ne yapabiliriz? Şunu yapabiliriz. Şunda olabilir odamız. Ben acaba insandan insana mı ilişki kuruyorum karşımdakiyle? Yoksa onu X işi yapmakla görevli bir nesne olarak mı görüyorum? Genelde o zaman kendim de nesne olarak görüp nesneden nesneye ilişki kuruyorum. Nesne derken yani bunun alt açılımları ne? işte görev, sonuç odaklılık vesaire gibi şeyler bunun altında. İnsa olarak bakmanın içeriğine. Burada ben sürece bakıyorum, duygulara bakıyorum, karşımdaki ne hisseder diye bakıyorum. Ve ben ancak ikisini birden yapabildiğimde, yani bu iki odağı da kaçırmadığımda şirkette hem olumluluğun yüksek olduğu hem de verimliliğin yüksek olduğu bir ortam yaratabiliyorum. Burada yönetici olmak durumunda değilsiniz. Farklı departmanlarla sürekli ilişkide bulunan bir departmanda çalışan da olabilirsiniz. Aynı şey sizin için de geçerli. Diğer departmandakilere, acaba ben daha çok nesne olarak mı bakıyorum? Şu görevi yapmadılar, onu yapmadılar diye. Yoksa onları, bir ana baba evladı, kendi sorunları, kendi başa çıkmakta zorlandığı duyguları, durumları olan bir insan olarak mı görüyorum? Onun da benim gibi çocukluk travmaları oldu. Bunun farkında mıyım? Yani onu bayağı insan olarak görebiliyor muyum diye baktığımızda gerçekten o insana bakış açımız değişiyor. Ve o zaman da böyle çatır çatır kavga etmekte ya da onlara böyle küstüm oynamıyorum yapmakta çok İlerleyemiyoruz. Oturup insanlar insana bir diyalog oluşturup, o diyalog içerisinde kendi çözümlerimizi oluşturabiliyoruz karşılıklı. Bir de şunu unutmamak lazım. Eğer ben gerçekten sonuç odaklı görevlerin mükemmelen yerine getirildiği bir organizasyon yaratmak istiyorsam, o zaman insan odağını hiç kaçırmamam gerekiyor. Ve hatta ben şöyle düşünüyorum, işlerin aslında yaratıcılıkla, verimlilikle yapmasının yolu yüzde belki 20 buradan geçiyor, yüzde 80 buradan geçiyor. O yüzden hem insan odağını hem de nesli odağını kaçırmadığınız güzel bir hatta biliyorum bu yılda. Bu videoyu beğendiyseniz kanalıma abone olmayı, videomu beğenmeyi ve ayrıca yorum yapmayı sakın unutmayın, tamam mı?
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









