
Gülen Gündüz Yılmaz and Zehra explain hissizleştirme, emotional numbing that starts in childhood when feelings aren't validated. Breath-holding, distraction, and self-soothing habits block basic needs like hunger and connection, affecting digestion and heart function. They recommend monitoring breath and body-emotion journaling to notice when you're ignoring your own signals.
Chapters
O öfkeli hissetmemiz ailemiz tarafından onaylanmamışsa, öfkelendiğimizde biz dayak yemişsek ya da ailemiz bize küsmüş ve bizimle konuşmamışsa o zaman biz o öfke hissiyatına karşı kendimizi hissizleştirmeyi seçeriz. Nasıl yaparız bunu? Köy, kabile, kasaba ortamlarından bireyleşmeye gittik. Ama bireyleşmeden her şeyi de adreslemeye çalıştığında işte kocaman bir yalnızlığın içinde, kendi sorunlarınla, kendi problemlerinle ben yapabilirim, hani benim gücüm sınırsızlarla kalıyorsun. Merhaba ben Gülen. Yine Zehra ile beraber Soru Cevap formatında karşınızdayız.
Merhaba. Bugün çok harika bir konuyu konuşacağız. Öncesinde bizim YouTube'daki izlenmelerimizle beğenilerimiz arasında çok ciddi bir fark var. Bu konuyla başlayalım istiyorum ben.
Şimdi benim anladığım bu kanaldaki videoları seyreden insanların çoğu burada bir kendi iç sürecine, bir kendi iç prosesine giriyor. Bir duygular yaşıyor. Ve o duygulara girdikten sonra da orada bir beğeni yapası ya da yorum yapası gelmiyor. Benim anladığım böyle bir şey var. Başka nedenler de olabilir bu arada. Bu beğene basmama ve yorum yapmamayla ilgili. Ama maalesef şurada şöyle bir gerçek var. YouTube'un algoritması aynı şekilde Instagram'ın da algoritması şu şekilde çalışıyor. Ne kadar beğeni alıyorsa bir video, ne kadar izleniyorsa ki izleme sayıları ile ilgili çok şükür şu anda kötü bir yerde değiliz. Ama ne kadar beğeni geliyorsa, ne kadar yorum geliyorsa o zaman o kadar çok insana YouTube bu videoları önüne çıkarıyor. Şimdi burada şöyle bir gerçek daha var. Daha insanları kutuplaştıran, daha şu şöyledir, bu böyledir diye konuşan videoların izlemeleri de aynı zamanda beğenileri de yorumları da daha yüksek oluyor. O nedenle eğer bilinçli bir tüketici olarak ben ve benim gibi daha hayatın büyümesine, daha sevginin büyümesine destek olan içerik üreticilerini desteklemek istiyorsanız O zaman bizleri izlediğinizde de beğene basmayı ve minik de olsa belki de bir emoji ile de olsa yorum yapmayı atlamamanız önemli. Öbür türlü sadece benim gibi içerik üreticilerine faydalanıp ama desteksiz bırakmanız değil söz konusu olan aynı zamanda YouTube'da, Instagram'da daha polarize eden daha kutuplaştıran, içerik üreticilerini destekleyen bir şekilde çalışıyor algoritmaları. Yani sizin burada beğene basmamanız, yorum bırakmamanız benim gibi içerik üreticilerinin giderek aslında bu dünyadan çekilmesine, çünkü Youtube göstermedikçe biz de bu içerik üretmeyi devam ettiremeyeceğiz günün birinde. Yani buradaki eylemsizliğinizin aslında dünyanın istediğiniz değil de daha istemediğiniz tarafa gitmede bir katkısı var. Özetle bu içerikler size ulaşsın istiyorsanız o zaman hem benim videolarımı hem de sizin izlediğiniz ve fayda elde ettiğiniz diğer içerik üreticilerinin videolarını lütfen beğenin, lütfen emoji bırakın ki YouTube bunu algılasın. Biz de bu videoları çekmeye ve hak ettiği bir şekilde çokça insana ulaştırmaya devam edebilelim.
O zaman şimdi soruma geçmek istiyorum Gülen. Bugün sana hissizleştirme, duyarsızlaştırma ile ilgili takipçilerimizden gelen bir soruyu aktarmak istiyorum. Biz ne oluyor da kendimizi hissizleştiriyoruz, duyarsızlaştırıyoruz? Biraz bunlardan bahseder misin?
Şimdi bu çok güzel bir konu ve biz bunu bayağı biliyorsun içimdeki çocuğun da ikinci seviyesinde çalıştığımız konulardan bir tanesi bu. Öncelikle neden bu konu önemli? Ben bir tık onu istersen anlatayım. Sonra ne oluyor da hissizleştiriyoruz kendimizi, duyarsızlaştırıyoruz? Ona da hemen gireyim. Şimdi ihtiyaçlarımızı karşılamamızın önündeki engellerden biri bu hissizleştirme mekanizması. Ben karnımın acıktığını duyamazsam, bedenimden o duyumu alamazsam karnımı doyurmak üzere harekete geçemem. Aynı şekilde yalnız hissettiğimde orada mesela bağlantıya ihtiyacım var diyelim ki. Yalnız hissettiğimde o hissiyatı ben duyamazsam, orada bir hissizleştirme mekanizması kullanıyorsam çocukluğumdan beri o zaman bağlantı ihtiyacımı karşılamak için de harekete geçemem. O nedenle bizim hissizleştirme ya da duyarsızlaştırma diye Türkçe'ye çevirdiğimiz bu mekanizma İngilizcesi desensitization olarak geçiyor. Bunu da çok zor söylüyorum ama söylemek istiyorum ki İngilizce bilenler de oradan tam kelimenin anlamını yakalayabilirler diye. Bu bedenimizdeki hissiyatlara karşı kendimizi aslında kapatmamız, uyuşturmamız, hissizleştirmemiz manasındaki bir mekanizma. Peki ne oluyor da biz yapıyoruz? Nasıl oluyor da yapıyoruz dedin. Bu çocuklukta öğrendiğimiz bir mekanizma. Yani çocuklukta biz kendimizi öfkeli mesela hissettiğimizde O öfkeli hissetmemiz ailemiz tarafından onaylanmamışsa, öfkelendiğimizde biz dayak yemişsek ya da ailemiz bize küsmüş ve bizimle konuşmamışsa o zaman biz o öfke hissiyatına karşı kendimizi hissizleştirmeyi seçeriz. Nasıl yaparız bunu? İşte gideriz, nefesimizi tutarız. Mesela nefes tutma en çok yaptığımız oradaki duyuma yani bedenden gelen o bilgiye kendini kapatmanın en sık görülen mekanizmalarından bir tanesi.
Çok tanıdık bana da.
Çok tanıdık değil mi? Başka ne yaparız? Oradaki şeyi hissetmemek için hemen başka bir yere dikkatimizi, ilgimizi çeviririz. Ki bu da başka bir mekanizmadır. Bizim saptırma ya da dağıtma adını verdiğimiz. o ikisi el ele gider. Yani ben oradan gelen o üzüntüye, o yalnızlığa, o öfkeye hemen hissizleştirmeye ek olarak kullandığım yani hissizleştirmek için kullandığım saptırma mekanizması ile cevap veririm. Ne yaparım? Mesela karbohidrat yerim. Ne yaparım mesela? İçki içerim. Ne yaparım? Saatlerce dizi seyrederim. Yani hissizleştirme ile de saptırma mekanizması aslında el ele giden mekanizmalardır.
Burada duyguya temas etmemenin yanı sıra duygunun büyük gelmesi de var gibi geliyor bana.
Çok doğru. Yani benim amacım burada duyguya temas etmemek. Çünkü ben o duyguyla ne yapacağımı bilmiyorum. Yani o duygunun bana tehlikeli olduğu öğretilmiş. Ailem demiş ki hayır öfke hissedemezsin, üzüntü hissedemezsin, korku hissedemezsin. Bugün en iyi niyetli aileler bile çocuklarına mesela diyorlar ki Bir şey olmadı, bir şey olmadı. Korkma, korkma, korkma." diyorlar. E çocuk o zaman korkusunu hissetmeyi, o korkusunun mesajını duymayı ve oradan da o duyguyla hem temas halinde kalıp hem de o duygunun girdabına kapılmadan o duyguyla temas kurma şeklini öğrenemiyor. O yüzden de duyguyu ben bastırmazsam zaten duygu o kadar büyük gelecek ki ben onu hiç hiç karşılayamıyorum o duyguyu oluyor.
Bu noktada ne yapmalıyız peki? Nasıl temas edebiliriz ufak ufak da olsa?
Şimdi duyguyla yeni bir temas biçimi öğrenmek baya bizim kendimizle ilgili, ilişkilerimizle ilgili, bedenimizle ilgili yani çok noktadaki ilişkimizi radikal manada değiştiriyor. O nedenle duygumuza temas etmeyi öğrenmek, o temastan o duygu ne oldu da geldi, hangi ihtiyacı bu bana söylemek için geldi, onu anlamak ve ihtiyacı karşılamayı öğrenmek Baya bir eğitim gerektiriyor. Şimdi ben bu kanalda çok duyguyla temas üzerine konuştum. Bir duygu meditasyonu videosu var. Orada da usturuplu bir şekilde, duygunun girdabına kendini kaptırmadan bir duyguya temas var. Ama bu videolar ancak bir başlangıç. Ya da benim kitabımı okumak da oradaki mentaliteyle, yeni bakış açısıyla ilgili sadece bir başlangıç. Bizim bu yeni dili öğrenmek için, o radikal bakış açısı değişikliğini yapabilmemiz için bir müfredata ihtiyacımız var. Bir kolaylaştırıcıya ihtiyacımız var. Ve bizimle aynı yolculuğu paylaşan da bir de yol arkadaşlarına, bir topluluğa ihtiyacımız var. Bunların hepsi olduğunda evet benim bakış açım değişiyor. Ama kendi kendime hele ki kitaplardan bunu salt öğrenmem mümkün değil.
Evet yani bu konuya değinmen gerçekten bana da çok iyi geldi çünkü Biz yetiştirilme tarzı olarak hep konforsuz duygularımızı bastırmayı, onları görmemeyi öğreniyoruz. Toplumda da şu an hala işte benim çocuğum mesela yere düştüğünde acımadı, acımadı diye sakinleştirmeye çalışıyor insanlar. Böyleyken de konforsuz duyguyla tek başına temas etmek gerçekten güç. Biz bir de konforsuz duygularımızın hepsinin adını da bilmiyoruz. Yani bana göre mesela vücudumda sıcaklık hissettiğim her duygu öfkeydi. Ama orada bambaşka aslında duygular da varmış öfkenin dışında. Ben içimdeki çocuk eğitimiyle birlikte bunları öğrendim. Ve onları öğrenirken de yanımda benim gibi başkalarının da olduğunu görmek ve güvenli bir alanda konforsuz duygularla temas etmek gerçekten çok ciddi dönüşüm yaratmıştı hayatımda. O yüzden hem bir kolaylaştırıcının olması hem de yanında sana eşlik edecek bir ahalinin olması içimizdeki çocukların kendini rahat bir şekilde açmalarına kolaylık sağlıyor.
Bu tarz gelişimi kitaplardan öğrenmek ya da sadece tek taraflı olarak bilginin aktarıldığı video gibi ortamlarda öğrenmek mümkün değil. Çünkü bizim orada öğrendiğimiz, kendi üzerimize yapıştırdığımız bir kimlik var, davranışlar var, davranış sistemleri var. Tüm bunları değiştirirken içimizdeki çocuk da korkuyor. Yani o nedenle o güvenli ortamın içinde ancak bu tarz dönüşümleri bizim gerçekleştirmemiz söz konusu. Şimdi modern dünyada da şöyle bir şey var. Her şeyi tek başıma yapabilirim. Biz sarkacın öbür tarafına gittik. Yani köy, kabile, kasaba ortamlarından bireyleşmeye gittik. Ama bireyleşmeden her şeyi de adreslemeye çalıştığında işte kocaman bir yalnızlığın içinde kendi sorunlarınla, kendi problemlerinle ben yapabilirim. Hani benim gücüm sınırsızlar. kalıyorsun. Bunu kendimiz de yapmayalım. Bu gerçekten seni güvende hissettirecek bir kabilenin içinde mümkün aslında gerçek değişim.
Öbür türlüsünde biraz da şey var sanırım. Bilgiyi alıyoruz ama bunu tek başına uygulayamıyoruz ve orada içimizdeki ses yükseliyor. Bunu da yapamadın. Bunu da öğrendin bak hiçbir şey olmadı. Senden zaten hiçbir şey olmaz ki gibi çok tanıdık sesler yükseliyor o noktada.
Evet. Çok söylenen bir cümledir bu. Bilgiyi sen eğer davranış değişikliğine dönüştürmüyorsan, farkındalığını davranış değişikliğine dönüştürmüyorsan, orada gerçekten kendini dövme geliyor. Pişmanlık geliyor. Umutsuzluk ve inançsızlık geliyor. Sonra özgüvenini kaybediyorsun. Özgüvenini kaybediyorsun, evet.
Gülen, peki biz hissizleştirme yaptığımızı nasıl anlarız?
Şimdi bu çok güzel bir soru. Bir de insanın kendi kendine bulması için de aslında zor bir soru. Çünkü hissizleştirme yaptığımda ben o delilere kendimi kapatmış olduğum için hissizleştirmeyi ne kadar nasıl yaptığımı da maalesef anlayamıyorum. Orada şuna bakabilirim. Ne kadar nefesimi tutuyorum? Buraya bir farkındalık getirebilirim. Çünkü nefes tutmada hep böyle... Yani bedenden gelen veriye kendini kapat şeklinde bir şey var. Nefes tutmayla ilgili bir farkındalığımı oraya getirebilirim. Bu yapacağım şeylerden bir tanesi. İkinci yapabileceğim şey... Ben bedenimde neler oluyor diye bir günlük tutabilirim. Her gün sadece 3 dakika. Bugün bedenimde ne oldu? Bugün duygum ne oldu? Çünkü olaylar gelir aslında aklıma. Kocamla bir tartışma yaşamışımdır. O olayda ben acaba nefesimi tuttum mu? Bunu geriye yönelik olarak da çünkü bulabiliriz. Çünkü eş zamanlı olarak hissizleştirmeyi çok yoğun kullanıyorsak o anda eş zamanlı olarak bulamayabiliriz. Belki böyle bir günlük tutmak benim işime yarayabilir. Orada ben acaba ne hissettim? Acaba orada benim bedenimde ne oldu diye ona bakabilirim. Şuradan anlayabilirim. Tuvaletim geldi, son anda tuvalete gidiyorsam... Bu çok güzel bir hissizleştirme örneğidir. İnanılmaz susadım, susadığımı son anda fark ediyorsam... Demek ki orada da hissizleştirme örneği. Bu da bana. Yani burada bedenimden gelen verilere kendimi nasıl, ne şekilde kapıyorum? Buna dair farkındalık geliştirebiliriz.
Peki hissizleştirme bizim hayatımızı nasıl etkiliyor? Şu anda nefesimizi tuttuğumuzu fark ediyoruz ama bunun yarını, öbür gününde bizim hayatımızda neler oluyor?
Şimdi bir kere bedenimizde çok önemli bunun etkileri var. Yani nefesini tuttuğunda onun yani iç organlarına da etkisi var, sindirim sistemine etkisi var, solunumuna zaten inanılmaz etkisi var, kalbine etkisi var ve bunlar burada direkt fizyolojik etkilerden bahsediyoruz. Ben şimdi onun ayrıntılarına girmek istemiyorum ama bunu merak edenler araştırabilir. Sonuçta nefes en temel şey yine zaten tutuyorsun. İkinci en önemli hayatının etkisini bedeninden gelen verilere kendini kapadığında ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde karşılamaya da kendini kapatırsın. Yani biraz önce bahsettiğim bağlantı ihtiyacını anlamazsın. Kaygın mesela güven ihtiyacını sana söylüyordur. Sen güven ihtiyacını karşılayamadığın için kaygıların büyür, büyür, büyür, yumak olur ve iyice zorlaşır o duyguya temas etme. Bir de ihtiyaçlarımızı karşılamadığımızda şöyle bir durum daha var. Katkımız neyse biz onu da tam manasıyla sunamıyoruz. Çünkü ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamayan bir insan, ister bir mesleği olsun, o mesleğindeki diğer insanlara katkısı olsun, ister bir anne, bir baba olarak çocuklarına nasıl bir hizmet sunuyor, oradaki katkımız da ihtiyaçlarımızı karşıladığımız oranda büyüyor, zenginleşiyor.
Yani ben tam bir şekilde burada, şu anda burada olmuyorsam yaptığım hiçbir şeyi de tam bir şekilde sunamıyorum demek oluyor.
Evet. Daha kısıtlı bir yerden hizmet mi sunabiliyorum maalesef?
Gülhan bu videoda hissizleştirme ile ilgili çok güzel örneklerden bahsettin ve bedenimizdeki bize mesajlarından da onları nasıl fark edeceğimizden de bahsettin. Ben şimdi şunu merak ediyorum. İzleyicilerimiz acaba kendilerinde fark ediyorlar mı? Hissizleştirmeyi ne şekilde yapıyorlar? Bunları yorum olarak yazmalarını bekliyorum.
Bir de bekliyorum dedi çok güzel oldu ancak. Bekliyorum.
Buraya gelecek o yorum.
Evet ültimatomunu duydunuz Zehra'nın. Lütfen yazınız diyorum. Hissizleştirme ile ilgili farkındalıklarınızı yazarsanız harika olur. Hepinize güzel bir gün dilerim.
Hoşçakalın.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









