
In this Turkish YouTube conversation, host Gülen Gunduz Yilmaz and guest Levent explore the popular question of "how to stop being emotional." They argue that the premise is flawed: emotions are not divided into "good" (comfortable) and "bad" (uncomfortable) categories, and trying to suppress uncomfortable feelings only blocks the experience of comfortable ones. The dialogue touches on societal gender norms that label men as "should not cry," personal anecdotes of vulnerability, and the psychological model of the "inner vulnerable child" and the "ideal parent" within each person. They explain how unmet needs of this inner child lead to the creation of emotional armor, which protects against pain but also prevents authentic love and connection. Rather than eliminating emotions, they advocate recognizing and meeting the underlying needs (through an internal ideal mother/father figure) and allowing both painful and joyful feelings to coexist. The conversation ends with an invitation for viewers to reflect on which emotions they permit themselves to feel and to discuss in the comments.
Chapters
Yani işte insanların birbirlerini sevdiği, karşılıklı işte bir sevgi yaşadığınız, öyle aşk falan ben öyle bir ilişki aramıyorum, aşk ilişkisi aramıyorum.
Tıpkı bir önceki videoda söylediğim gibi yani acıyı hissetmeyeyim, öfkeyi hissetmeyeyim ama canlılığı, neşeyi hissedeyim. Böyle bir şey yok. Yani sen ne kadar konforsuz duyguları hissetmeye kendine izin verirsen konforlu duyguları da o kadar hissedersin. Merhaba ben Gülen.
Ben Levent.
Bugün yine duygularla ilgili bir konuyla karşınızdayız.
Evet, duygusal olmaktan nasıl kurtuluruz?
Şimdi İnstagram'dan gelen sorularda bu duygusal olmak konusuyla ilgili bayağı soru geliyor. Canlı yayın sorularına da geliyor. Aynı zamanda hangi YouTube videolarını çekelim diye sorduk. Ona da gelmiş. O yüzden biz de dedik ki Levent'le bu konuda video çekelim.
Ben bir şey itiraf edeyim mi?
Haydi et, et.
Ben bu soruyu anlamadım. Yani niye kurtuluyoruz? Bir balık Burcu'ya erkeğim olarak yıllarca Burcun nedir diye sorulduğunda balık dediğimde ayy sen çok duygusalsın. Yani gibi tepkilerle karşılaştım. Sonra ben bunu düşündüğüm için de, ya ben duyguları yaşıyorum ya. Yaşıyorum yani ben duyguyu. Öyle bir bıraktığım noktada mesela rakilerin sonunda ağlarım yani direkt.
Ama sen de bir takım duygularını sonuçta toplum önünde göstermemen gerektiğiyle ilgili herhalde senin de doldurmuşlardır. Öyle değil mi? Hani erkekler ağlamaz.
Biliyorsun ben çok sağlam ağlarım yani.
Evet sen ağlıyorsun ama daha öncesinden bahsedelim mesela. Hatta son derece cinsiyetçi bu konuda. Değişler de var biliyorsun. Karı gibi ağlama falan diye.
Ya tabii öyle bastırmalar oldu. Ben hangi ara kurtuldum onlardan bilmiyorum ya. Yani ben yine bir şey yapmışımdır. 18-20 gibi bir şeyler yaptığımı hatırlıyorum ben. Ama bende baya uzak bir tarihte kaldı onlar. O yüzden aklıma bu bir sorunmuş gibi gelmiyor. Bir şey bulamıyorum yani bununla ilgili.
Gündelik dilde aslında duygusal olmayı mesela öfke gibi bir duyguyu tanımlarken kullanmıyoruz. Genelde duygusal olmayı daha kırılganlığımızla ilişkili duygular için kullanıyoruz. Yani keder hissettiğimizde, hüzün, üzüntü hissettiğimizde bu kadar duygusal olma deniyor. Ayırımı da bir fark etmemiz gerekiyor. Halbuki öfke de duygu, bu kırılganlıkla ilişkili duygular da duygu. Hepsi duygu yani. Şimdi duyguları perspektifimizi değiştirmemizden bir önceki videoda aslında baya ayrıntılı bahsettik. Bu duygusal olmayla ilgili söylenen şeyde de ben öncelikle o videoyu seyredin diyeceğim sizlere. Çünkü orada baya duyguları bastırmak ve bastırdığımızda ne oluyor? Onlar bir şekilde patlıyor. Onlardan bahsettim. Şimdi ama bu kırılganlıkla ilgili yani işte üzüntü, keder ve onların sonucunda bize gelen o ağlama hissi... Bunlarla nasıl çalışabiliriz? Bunlardan bahsedelim.
Aklıma kendimle ilgili şöyle bir örnek geldi. Hani hiçbir şey hatırlamıyorum falan diyordum ya. Doğru mu, olur mu bilmiyorum da direkt söyleyeyim. Ben çok kırılgan bir insandım. Onu hatırlıyorum. Çok kırılırdım. Mesela bir yere davet edildim mi, edilmedim mi? Bunu gözlemlerdim. Davet edilmediysem bir kırılırdım. İçimde bir değişik bir hissiyat oluşurdu şurada. O kırılganlığı hissederdim yani. Kafama takardım. Sonra çok fazla beklentimin olduğunu keşfettim. ve beklentimi düşürerek ondan kurtuldum. Sonradan da kırılacağım bir şeyler yaşamamaya başladım sanki yani önüme gelmemeye başladı. Tabii bu bir tane örnek yani kırılganlıkla ilgili veya bilmiyorum başka şey ne olabilir? Buna benzer bir şey mi söylediğim?
Şimdi şöyle bizim hepimizin içinde kırılgan bir parça var. O da kırılgan çocuk. O kırılgan çocuk ne kadar yaşımız büyürse büyüsün içimizde yaşamaya devam ediyor. Ama içimizde eğer ideal bir baba varsa O çocuğun duygularını dinliyor, o çocuğun ihtiyacını karşılıyor ve o zaman içimizdeki kırılgan çocuk o anda dönüşerek ihtiyacı karşılandığında güvende hisseden, mutlu hisseden, canlı hisseden bir çocuğa dönüşüyor.
Niye güzel bir şey mi? Her şey babaya çıkıyordu.
Her şey babaya çıkıyordu.
Ve niye seneler önce babaya çalıştığımı anlıyorum yani.
Biz büyürken annemizden, babamızdan ya da bize bakım veren diğer kişilerden gördüğümüz ebeveynlik çok bir ideal ebeveynlik olmadığı için biz onlardan gördüğümüz ebeveynliği kendi içimizdeki çocuğa ve ergene uygulamaya devam ediyoruz. Yani onu eleştiriyoruz. Ona diyoruz ki mesela sen buraya davet edilmedin. Buraya davet edilmediğine göre sende bir problem var diyor mesela içimizdeki eleştiren ebeveyn. O zaman içimizdeki çocuk kırgın. oluyor. Eğer içindeki eleştirene bebeğin böyle bir şey söylemiyorsa, içindeki ideal baba veriyorsa çocuğa o güveni, o sevgiyi, o zaman birisi tarafından davet edildim, edilmedim. Yani dış dünya odaklı, dış dünya bağımlı hikayeler yaşamıyoruz. Ama bu şu demek değil. Yani onun bir altını çizerim. Şimdi ben kırılganlığımı kapatayım dediğimde o zaman hissetmeye de kendimi kaparım. Ben hiç hissetmeyeyim derim. Ve acıyı hissetmediğimde tıpkı bir önceki videoda söylediğim gibi yani acıyı hissetmeyeyim, öfkeyi hissetmeyeyim ama canlılığı, neşeyi hissedeyim. Böyle bir şey yok. Yani sen ne kadar konforsuz duyguları hissetmeye kendine izin verirsen konforlu duyguları da o kadar hissedersin. Duygusal olmak, olmamak diye bir şey yok. Hepimizin duyguları var. Duygularını çok bastıranlar var. Duygularını çok yukarıda yaşayıp o duygu dalgasında boğulanlar var. Bir de duygularının mesajını öğrenip, duygularının hangi ihtiyaçlarını söylediğini anlayıp, o ihtiyaçları ideal anneden, ideal babadan karşılayan insanlar var. Yani o yüzden buradaki bakış açısını bizim külliyen değiştirmemiz lazım. Konu, duyguyu çok hissettim mi, çok bastırdım mı değil. İkisi de sağlıklı değil.
Şöyle bir şeyler ben duyuyorum. Ya ben aşk istemiyorum. Yani şimdi daha böyle bir alt seviyede, hani işte insanların birbirlerini sevdiği, karşılıklı işte bir sevgi yaşadığımız, öyle aşk falan ben öyle bir ilişki aramıyorum, aşk ilişkisi aramıyorum. Bunu niye söyler bir insan? Niye bir insan aşk aramaz?
Ya işte orada yine içimizdeki kırılgan çocuk, içimizdeki o kırılmış ergen kendini kapatmayı öğreniyor. Bunu belki 16 yaşında ilk aşkıyla öğrendi. Belki 24 yaşında başka bir şeyler oldu. O şekilde öğrendi ama bir şekilde öğrendi. öğreniyor ve diyor ki ben burada kapatayım kendimi, korumayı alayım. Ama kendini acıya karşı koruma altına aldığında o zaman kendine bir zırh örüyorsun. Zırhtan nasıl sevgiyi yaşayacaksın? Bu mümkün değil. O nedenle şeyin altını ben çok çiziyorum. Bizim zırhlarımız, o çizdiğimiz O kendimize giydiğimiz zırhlar aslında sevgiyi almamıza engel. Yani çoğunlukla şunlar soruluyor işte, sevgili şöyle bulur muyum? Ya da işte hep bu adamlar bana denk geliyor vs. falan. Çünkü sen öyle bir zırh örüyorsun ki kendine. O zırhtan zaten sağlıklı bir sevgi sana akması mümkün değil. Konu orada düğümleniyor. Tüm bu duygularımızı dinleyebilmek, onlara ideal anneden alan açabilmek, ideal babadan o duyguların işaret ettiği ihtiyaçları karşılamak öğrenilmesi gereken bir süreç. Bu videolar umarım size faydalı oluyordur. Ve bu videoda da içinizde neler canlandı? Hangi duyguları yaşamaya kendinize izin veriyorsunuz? Hangi duyguları yaşamaya izin vermiyorsunuz? Onları yorumlara yazarsanız harika olur. Çünkü duyguları konuştukça ve onlara izin verip vermediğimizi de uluorta açık açık konuşunca orada bir takım şeyler dönüşmeye başlıyor. O yüzden yorumlarda buluşalım diyorum ben.
O zaman yorumlarda buluşuyoruz.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









