
Muhammed tells Gülen his analog camera is broken. Instead of listening, Gülen interrupts with sarcasm, personal stories, and unsolicited advice about his career and what to buy. The skit shows how quickly we stop hearing someone and start pushing our own agenda.
Ya Gülen geçen gün analog fotoğraf makinem bozuldu.
Ayyy inanmıyorum. Gerçekten mi? Ay yazık sana ya. Sen çok seviyorsun analog makine olaylarını. Ne yapacaksın şimdi sen? Ne yapacaksın yani? Valla ben senden çok üzüldüm yani.
Ya Gülen analog fotoğraf makinem bozuldu geçen gün.
Analog mu? Sene 2017 ya Muhammet'cim. Analogla sen uğraşıyorsun böyle. Vaktini falan harcıyorsun. kariyer mariyer yapacağım, hani kariyerinde ilerleyeceğim diyorsun bir yandan, bir yandan da bu analoglarla vakit harcamıyor musun sence? Yani, ne diyorsun? Vakit harcamıyor musun sence?
Ya Gülen, geçen gün analog patrol almaya inan bozuldu.
Ya seninki de bir şey mi? İki haftadır elektrik süpürgemiz bozuk. Yenisini mi alayım, tamir mi ettireyim falan filan diye düşün düşün düşün bir türlü de karar veremedik. İki gündür yani eve böyle videdayla falan silmeye çalışıyoruz. Valla içime fenalıklar geldi yani.
Ya Gülen geçen gün ağlama fotoğrafına inan bozuldu.
Hı bozuldu. Tamirci mi arıyorsun peki yoksa yenisini mi alacaksın? Çünkü benim ikisi için de Eminönü'nde farklı yerler önerebilirim sana. Hangisi?
Bozuldu sadece.
Bozuldu. Ne yaptıracaksın? Ama ya tamir ya şey değil mi? Ne yani yaptıracaksın?
Şu anda üzülüyorum. Düşünmedim ki.
Yani tamir istiyorsan çünkü benim çok çok iyi bir adam var yani. Kaç senelik. Eğer şey istiyorsan da gayet uygun fiyatlı böyle yurt dışından falan da getiriyor. Öyle bir yerim de var yani. Aklında bilir misin? Merhaba ben Gülen. Bugün, dinleme nasıl yapılıra, en güzel nasıl başlayabiliriz, dinleme nasıl yapılmamalı ile başlarız diye düşündük. Ve Muhammed'le size böyle küçük bir parodi hazırladık. Muhammed'in suratını görmeliydiniz kamera arkasında. Kendisi rol olduğunu, bunların oyun olduğunu bilmesine rağmen yüzündeki ifadeyi size çok göstermek isterdim. Evet, biraz abarttığımız doğru ama biz bunların hepsini belli şekillerde, belli ortamlarda yapıyoruz. Ve karşımızdakine bu kadar böyle şey olmasa da, sert olmasa da yine olumsuz duygular yaratıyoruz. Dinleme hem önemli bir koştuk becerisi, hem önemli bir yöneticilik becerisi, hem de önemli bir dostluk becerisi aslında. çoğu zaman ihtiyacımız olan bizi dikkatle tüm benliğini, tüm varlığını vererek dinleyen bir insan. Tüm benliğimiz, tüm varlığımız karşımızdakinde olduğunda bizim aslında teselli vermek, övüt vermek gibi ihtiyaçlarımız pek olmuyor. İhtiyaçlarımız dedim. Çünkü teselli verirken, övüt verirken biz kendi ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışıyoruz. Odağımız kendimizde, karşımızdakinde değil. Mesela teselli vermeye mi daha çok eğiliminiz var? Muhtemelen o durumun sizde oluşturduğu, işte üzüntü, acıma vesaire gibi duygularla başa çıkamadığınız için hemen karşınızdakinin durumunu değiştirmek istiyorsunuz. O yüzden teselli veriyorsunuz. Yani karşınızdakinin olduğu durumla bir kabul içerisinde olsanız, O zaman onu dinlersiniz, o zaman ona meraklı sorular sorarsınız, durumunu anlamaya çalışırsınız, ne hissediyorsun diye sorarsınız vs. vs. Bunları yapmıyor, teselli veriyorsanız ya da otomatik olarak böyle bir övüte gidiyorsan o zaman karşınızdakinin durumunu değiştirmek için içinizde güçlü bir dürtü var demektir. Şimdi aktif dinleyebilmek için karşımdakini ben işte bu güçlü dürtüyle bir tanışıklığımın olması lazım. O güçlü dürtü nereden geliyor? Ben hangi duygularımla baş edemiyorum da karşımdakine hemen öğüt verirken ya da çözüm üretirken buluyorum kendimi. Özellikle kurumsal ortamda ben çok görüyorum, birisi yöneticisine gittiği zaman yönetici konuyu hemen anlamaya çalışıyor ve ondan sonra da kendisi çözüm önerilerini karşısındakine söylüyor. Ve öyle olunca ne oluyor? İşte delegasyon olmuyor. Delegasyon olmayınca yönetici sürekli çok çalıştığından şikayet ediyor. Ya da elemanlarının yeterince iyi olmadığından şikayet ediyor. Ama dönüp kendine baksa ve kendisi acaba hangi duyguyla baş edemediği için o çözümleri sıralıyor ve o durumda da karşısındaki insanları geliştirmiyor, ona bakmıyor. Karşımızdakini geliştirmeyi de geçtim. Bir insanın başka bir insanı tüm benliğiyle dinlemesi kadar aslında güçlü bir durum yok bence. Karşımızdakinde tamamen olabildiğimizde onunla bambaşka bir bağlantı kuruyoruz. İlişkimiz başka bir boyuta taşınıyor. Bu arkadaşlık ilişkilerinde de geçerli. Aynı zamanda ast-üst ilişkilerinde de geçerli. Tamamıyla karşınızdakini dinlerseniz, onu insan olarak görürseniz O zaman hem sizin için hem de karşınızdaki için işler çok daha kolaylaşıyor. E peki ne yapacağız? Ben önce yine kişisel farkındalığınızı biraz daha güçlendirmenizi önereceğim. Acaba bu teselli vermeye öğüt vermeye, çözüm üretmeye ya da kendinizden bahsetmeye durumlarından hangilerini daha çok yapıyorsunuz? Hangi duygularla bunları yapıyorsunuz? Bir bunlara göz atın. Mesela bugün bir insan sizlere bir şeyler anlattığında bir dinleyin kendi içinize hangi duygular oluşuyor bende, hangi davranışlarda bulunuyorum? Bir onları tespit etmeye çalışın. İkinci yapabileceğiniz şey Susmak ve sadece dinlemek. O dürtü gelecek ya içinizden, böyle yapsın, şöyle yapsın falan filan diye. O dürtüyü dinlemeyin bu sefer. Karşınızdakini dinleyin. Sessizlik içinde, belki soru bile sormadan, sadece o insanı dinleyin. Ve bu durumun böyle bir garip karşılanacağından da korkmayın. Benim gözlemim şu, bir insan bir insanı dikkatle dinlediğinde konuşan insan konuşmaya devam ediyor. Çünkü gerçekten dinlendiğini anlıyor. Şimdi diyelim ki bu ikisini yapıyorsunuz. Üçüncü olarak da sorular sorabilirsiniz. Bu soruları tıpkı bir çocuk merakıyla sorun. Çocuk merakıyla sormak şu demek, Cevabını bildiğiniz, yönlendirdiğiniz, acaba şöyle mi böyle mi falan filan diye böyle bilmiş teyze havasında soruyorsanız o çocuk merakıyla değil, kendi enerjinizden anlayabilirsiniz. Koştukta buna güçlü sorular falan diyoruz ama bilmiş teyze enerjisiyle mi o soru geliyor yoksa o gözlerini açmış çocuk merakıyla mı geliyor soru? O enerjiden anlayın güçlü soru sorup sormadığınızı. Şimdi diyebilirsiniz ki, peki insanlara hiç mi çözüm önermeyeceğiz biz? Hiç mi yardımcı olmayacağız? falan diyen bir ses olabilir, aklınızda küçük. Evet, yardımcı olabilirsiniz, çözüm üretebilirsiniz. Ama onun için de izin alın. Yani deyin ki, ya ben sana belki bir çözüm önerebilirim. İster misin bunu duymak? deyin. Karşınızdaki nezaketen evet diyebilir. Onu da anlayın. Eğer nezaketen evet diyorsa, aslında sizin çözümünüzü duymak istemiyor olabilir. O zaman da hiç öneriniz, çözümünüzden falan bahsetmeyin. Bir başka bahsetmek istediğim konu da, bir şeyleri anlatan insan olarak ne yapabileceğimiz. Ben bir şey anlatıyorum. Karşımdaki mesela teselli verme, öğüt verme vesaire eğilimindeyse ben ondan ihtiyacımın ne olduğunu belirtiyorum aslında. Bu özellikle eşimle olan ilişkide yaşadığım bir şey. Kendisi pratik çözümler hayatıma getirme konusunda usta bir insan. Ve ben bu durumdan çok çok memnunum. Ama arada sadece dinlenmek istiyorum. Çözüm duymak istemiyorum. Sadece böyle duygularımı, bazen de sızlanmak istiyorum. Yalan değil. O zaman da diyorum ki, bana çözüm üretmeden beni dinler misin? Bunu yapmak da bizim sorumluluğumuzda. Yani karşımızdakine bize nasıl davrandığında mutlu oluruz, onu söylemek de bizim sorumluluğumuzda. Bugün farklı bir dinleyici olmaya ne dersiniz? Bahsi geçen bir ya da birkaç yöntemi seçin ve onu dinlemek için size bir şeyler anlatan insanlar üzerinde uygulayın. Hepimize aktif bir dinleyici, ve aktif bir anlatan olduğunuz güzel bir hafta diliyorum.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









