Gestalt temas mekanizmalarından İç İçe Geçme Nedir?

Gülen Gündüz Yılmaz, Gestalt terapisinde "tam temas" hâlinin ne olduğunu ve iç içe geçmenin sağlıklı ile sağlıksız biçimlerini açıklıyor. Çocuklukta yaşanan travmalar sinir sistemini teması kaçırmaya eğilendiriyor, ama Pavlov'un köpek deneyimi gibi tekrarlanan olumlu deneyimlerle yeniden öğrenilebiliyor.
Chapters
Ya biz çoğunlukla bu aşkı romantik ilişkideki partnerle yaşayacağız gibi pompalanıyor ya bütün bilinç dışımıza filmlerle vesairelerle. Aslında tam temas hali aşkın kendisi. Bunu müzikle de yaşayabiliriz. Kendimizi yalayarak da yaşayabiliriz. Ve bunları kendimiz farklı şekillerde, farklı temas şekilleriyle deneyimledikçe o zaman karşımızdaki insana da o romantik aşk manasında açılabilmeye başlıyoruz. Bunlar böyle paket olarak geliyorlar. Aşk dediğimiz şey aslında bir olma hali. Yani iki insan olarak, iki aile benlikten çıkıp o aşkı yaşadığımız haller tek benlik, tek varlık olduğumuz anlar. Ve biz bunu yaşayabilmek için karşımızdaki insanla Farklı temas hallerinde de bu birlik duygusunu yaşadıkça o insanla da o birlik duygusunu, o aşk duygusunu yaşamak için kendimize izin veriyoruz. Bunlar paket olarak geliyor. Temas hali bizim için bir sürü zaman zor değil mi? Bir sürü zaman zorlanıyoruz. Karşımızdakine kendimizi kapatmak istiyoruz. Bir şey yapıyor, yani böyle kaşını kaldırıyor teması. Kapatmak istiyorum. Çünkü çocukluktan öğrendiğim şeyler var. Çocukluktaki travmatik deneyimlerim var. O travmatik deneyimleri çözmedikçe yetişkin hayatımda da o travmatik deneyimleri tekrarlamaya devam ediyorum. O deneyimlerden de sinir sistemi tabii ki kendini korumaya almak istiyor. Bir kabuk örmek istiyor. Bu temas halinden kaçmak istiyor. Bunda da bir yanlış diyeceğimiz bir durum yok. Tam temas edemiyorum, Allah cezamı versin. Bu da eleştirilebilir. Temas edemediğim zaman bunu fark edip kendimi tekrar temas haline getirebilir miyim? Hikaye bu. Tam temas hali içinde olmamamızı sağlayan şey de bizim mevcut sinir sistemimiz. Yani o sinir sistemi koparmak istiyor bir sürü zaman teması. Oysaki tam temas hali böyle bir şey. Kafa yapan bir şey değil mi? Mesela tam temas hali içindeyken insanın canı, bilmiyorum, alkol ister mi? O talin içerisindeyken şu anda gideyim dedi, kadayıf gömeyim ister miyiz? Hayır değil mi? İşte burada beyninize bunun aslında mümkün olduğunu öğretme ve onu zorlamadan yavaş yavaş onu tam temas haline doğru çekme. Nasıl olacak bu? Tabii ki pratiklerle olacak. Bunu pratik ederek. Yani bunun için bayağı bilinçli stratejiler yapacağız ki onu yapalım. Yoksa default modumuz kendiliğinden gerçekleşen, o doğal durumumuz teması koparmak üzerine kuruyor. Bize bakım verenler ve travmatize bir geçmişten geldikleri için bizimle tam temas kurmayı bilmiyorlar. O yüzden biz bebeklikten temas kurmayı onların bizimle teması şeklinde öğreniyoruz. Ve beyinlerimiz de o şekilde gelişiyor. Beyin şöyle bir organ. Bir de işin kötüsü diyeyim. Ama bunu da bilmemiz gerekiyor. Beyin şöyle bir organ. Kötü deneyimleri hatırlama üzerine evrimleşmiş bir organ. Hani şeyden bahsediyorduk ya, tehlikeleri yakalamak üzerine evrimleştiğimden bahsediyordum. Ve aynı zamanda korku içeren, tehdit içeren olayları bunları mutlaka hatırla diye kaydetmek üzerine çalışıyor sistem. Şuradan örnek vereceğim. Mesela Pavlov'un köpeği deneyini hatırlıyor musunuz? Şey yapıyorlar, yiyecek veriyorlar köpeklere, yiyecek vermeden önce de çan çalıyorlar. Bunu defalarca yapıyorlar. Defalarca yaptıktan sonra sadece çan çalmayı köpek direkt işte tükürüklenme vesaire heyecanlanma gibi yiyecek gelme tepkisi veriyor. Korku dolu deneyimi bir sürü zaman bir kere iki kere yaşamamız yeterli ama Pavlov'un köpeğindeki gibi olumlu bir deneyimi hatırlayıp aa bu iyi oluyor demesi beynin Pavlov'un köpeğindeki gibi defalarca onu deneyimlemesiyle oluyor. Yani tekrar tekrar iyi deneyimleri kendime yaşatacağım ki beyin onları öğrensin. Ve beyin şöyle bir şey, o sinir yolları aynı sinir yollarının üzerinden geçiyor. Aynı patikaların üzerinden geçiyor beyin. Hep aynı düşünceleri üretmeye çalışıyor. Yani sen, aa bu insanda tehlike var, aa bu insana küseyim tepkilerini öğrendikçe o tepkiyi veriyorsun. Öğrendikçe o tepkiyi veriyorsun. Bu beyinde de beyin hücrelerinin birbirine bağlanması şeklinde gerçekleşiyor. Sen farklı beyin hücreleri, farklı sinapslarla bağlansın istiyorsan, o olumlu deneyimi tekrar tekrar yapman gerekiyor. İç içe geçme ne? Benle diğer bir varlık arasında benlik sınırlarının kaybolması durumuna iç içe geçme deniyor. Yani ben o diğer varlığı kendi uzantımın bir parçası olarak deneyimliyorum. İç içe geçme bu. Bu tabii ki temas konusuyla birebir alakalı bir konumuz. ve tüm mekanizmalar gibi iç içe geçmenin de sağlıklı olduğum, sağlıksız olduğum, iç içe geçmeye, iç içe geçmek benim için sağlıklı olacakken ona direnç gösterdiğim ya da iç içe geçmenin son derece sağlıksız olmasına rağmen o varlıkla iç içe geçmeye çalıştığım durumlarda oluyor. Şimdi iç içe geçmeye kitapta güzel örnekler var. Mesela yeni doğan bebekle annesi. Şimdi zaten bebeği düşünün annenin içinde Sonra dışarı çıkıyor. Bebek bayağı bir ay sonraya kadar kendini anneden zaten ayırt edemiyor. 3-4 aylıktan sonra algılamaya başlıyor ki ben anneden ayrı bir varlığım. Yemek yemek yine iç içe geçmeye değilecek örneklerden biri. Şimdi ben mesela şu çayı içiyorum. Şu an o çayla ben bir oldum. Artık bu ayrı bir şey değil yani. Bu arada yeni bilgiler edinmek de iç içe geçmeyi örnek. Yeni bilgiler edinirken bilinçli bir şekilde iç içe geçmeye müsaade edersek bu güzel bir şey. Çünkü o bilgileri alıyorum ve içime yutuyorum onları. Başka örnekler. Şimdi kaynak meditasyonu yaparken o esrikik hali var ya, kendimizden geçme hali var ya, o hal işte adına isterseniz Allah, isterseniz evren, isterseniz kaynak diyeyim. Bütün onunla birleşme hali, bütünleşme hali. Orası da içişe geçmek. Cinsellik dedik. O cinsellikte gerçekten o zirve deneyimi yaşadığımız zamanlarda karşımdaki nerede başlıyor, ben nerede bitiyorum? O zamanda onlar yok. Peki, iç içe geçmenin sağlıksız yaşandığı durumlara da biraz örnek verelim. Şimdi takım tutmada bir iç içe geçme söz konusu, değil mi? Fenerbahçe kazanınca ben seviniyorum. Kaybedince üzülüyorum. Orada bir aslında Fenerbahçe kazandıkça kendimle Fenerbahçe'yi bir olarak tuttuğum için orada Fenerbahçe yüceldikçe ben de yüceliyorum. Bu şekliyle Fenerbahçe kazandığı sürece iyi. Ama fena bahçe kaybedince o zaman öfkeleniyorum mesela, deliriyorum. İşte orada da sağlıksızlık söz konusu. Ve zaten kendimden başka bir varlığın başarısına, yaptıklarına endeksli bir hayat kurduğumda o iç içe geçme her daim sağlıksız diyebiliriz. Bunu tekrar söyleyeyim, Gökçe Gündüz de yazsın. Kendimden başka bir varlığın yaptıklarına endeksli bir hayatım varsa, o iç içe geçmenin sağlıksız olduğu yer. Bu örnekleri verelim mi? Çoğaltalım mı? Sevgilimin işteki başarılarına mesela çok önem veriyorsam, çocuğumun okuldaki başarısını kendime dert ediyorsam, çocuğumun, sevgilimin yaptıkları bende utanç yaratıyorsam, hep buralarda iç içe geçme var. Benim çocuğum niye böyle diye düşünüyorsam, benim kocam niye böyle davranıyor, karım niye böyle davranıyor, Öyle değil, şöyle davranmalı. Buralar iç içe geçme. Yani iç içe geçme de... Şimdi şunu da altına çizmek istiyorum. Karşımdaki öyle değil de böyle olsun dediğim her nokta İç içe geçmenin olduğu nokta. Elalem ne der cümlesi? Bütün hani elalem dediğin sınırları belli olmayan varlıkla iç içe geçiyorsun cümlesi. Biz cümleleri bazen beni çok sinirlendiriyor. Kendin için konuş. Evet ya değil mi? Ebeveynler de babamız. Aynen. Ya da işte çocuk biz bilmem ne içmeyiz. Benim zamanımda şey vardı. Çocuğa mesela ev sahibi soru sorar. Yavrum çay içer misin? Annen cevap verir. Biz içmeyiz. Bizim ailede bilmem ne olmaz. Sen kaç yaşına gelsen de bizim çocuğumuzsun. Çocuğunun düşük notlarını saklama. Çocuğunun okuldaki kendi hızına saygı duyamama. Belki matematikte kötü. Belki tamamen resme resme ilgisi var. Bununla okey olamayıp benim çocuğum matematikte de iyi olmalı. Benim çocuğum şu andaki notlar kaç bilmiyorum. 10 üzerinden 10 almalı.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









