
Gülen Gündüz Yılmaz and Muhammed act out a workplace argument where both feel ignored and undervalued but blame each other instead of saying so directly. The scene shows how hidden accusations build tension, then demonstrates how naming feelings instead can lead to clearer conversation.
Bilal, geçen hafta işleri bitirebildin mi?
Ya canım, bitiremedim ben. Ya yarın ya öbür gözü söz sana bitireceğim. Biliyorsun çok işler vardı bu ara. O çok işler olunca da işte yani senin işlerine... E işler var da ben
ona söz verdim, bu hafta resim edecektim onları.
Evet, anladım ama işte...
Ama sen böyle yaptığın zaman ben kendimi görmezden gelinmiş hissediyorum ki.
Ya işte ama sen de böyle deyince ben de hiç böyle anlaşılmamış hissediyorum kendimi ya. O kadar çünkü... Yani biliyorsun herkesin işini yetiştirmeye çalışıyorum zamanında.
Herkese işini yetiştirmeye çalışıyorsun. Fakat birilerine demek ki böyle yapıldığı için utanmış hissediyorum ben. Benim işlerim değersizmiş gibi hissediyorum.
Ama niye öyle diyorsun ya? Şimdi sen de öyle deyince ben kendimi gerçekten iyice böyle duyulmamış, anlaşılmamış hissettim yani.
Hayır ben seni anlıyorum fakat sen bunun sonunda ikmal edilmiş hissediyorum ben bu işleri yapmayarak ve bu işlerde yapılması gerekiyor.
Ama sen de yani benim bu kadar işim gücüm var bilmem ne yani Gerçekten şu an çok ihanete uğramış hissettim.
Sen böyle yapınca sanki ben kandırılmış hissediyorum. Herkesin eşi var. Benim eşim var.
Şimdi sen de böyle deyince ben gerçekten çok görmazdan gelinmiş hissettim. Merhaba da hakikaten duygu sandığımız düşüncelerimiz, duygu sandığımız yorumlarımız, duygu sandığımız yargılarımız." videosu ile karşınızdayım. Biz Muhammed'le baya bir abarttık gördüğünüz gibi. Bir sürü şeyin sonuna hissediyorum, hissediyorum yapa yapa birbirimizle ilgili aslında kendi düşüncelerimizi, yorumlarımızı sonunda hissediyorum da bağlayarak birbirimize böyle söyledik. Normalde tabii bu kadar yoğun bir şekilde bunu yapmıyoruz ya da bu kadar yoğun bir şekilde de bize yapılmıyor. Ama böyle bir sinirimiz bozuluyor, neler olduğunu anlayamıyoruz. Ya da karşımızdakine biz yapıyoruz, onunla böyle bir polemiğe giriyoruz. Ve ne var ki, ben ne istettiğimi söyledim, ne istettiğimi söylediğimde de o da beni hiç anlamadı, diyoruz. Biliyorsunuz ben birçok videoda şiddetsiz iletişimden bahsediyorum. Şiddetsiz iletişimi hem seanslarda hem de kurslarda ve eğitimlerde de çok kullanıyorum. ve şiddetli iletişim kitabına daha önce tavsiye etmiştim. Yine tavsiye ediyorum. Ve o kitaptan size bir takım demin yaptığımız gibi duyduğunuz, zannettiğiniz yorumlar, yargılarda örnekler vermek istiyorum. Aldatılmış hissediyorum. Aşağılanmış hissediyorum. Bastırılmış, duyulmamış, görmezden gelinmiş hissediyorum. Dediğinizde karşınızdakine aslında çok böyle Pasif agresif bir şekilde bir suç diyoruz. Diyoruz ki, sen beni aldattın, sen beni aşağıladın, sen beni görmezden geldin, sen beni duymadın, sen beni köşeye sıkıştırdın, sen beni ihmal ettin, diyoruz. Ama bunları böyle dediğimizin de farkında değiliz, ne yazık ki. Biz bu dili ta çocukluktan öğrendik, bu dili kullanmayı. O yüzden onu değiştirmek de belki bugünden yarına alacak bir şey değil. Güzel yapabileceğiniz şeylerden bir tanesi duygular konusundaki gerçekten söz dağarcığımıza zenginleştirmek. Ben duygu listeleri daha önce de paylaşmıştım. Duygumuzu ifade etmemiz yani bu gizli suçlama ya da gizlice yargı belirtme kelimeleri yerine duygumuzu belirtmek neden önemli? Çünkü ilk başta Ben duygumu gerçekten yaşayıp o duygumu da karşı tarafa bildirdiğimde karşı tarafta benim ne hissettiğime benzer bir his geliştiriyor. Bu nasıl oluyor biliyor musunuz? Aynı nöron denen bir şey var bizim beynimizde. Karşı tarafta bir hissiyat olduğunda benim beynimde o sinir hücreleri nöronlarda aynı şeyi kopyalamayla ilgili bir beyin yapımız var bizim. Dili bu sayede öğreniyoruz. Bir tehlike olduğunda çok uzaklardan sadece birisinin yüzüne baktığımızda o tehlikeyi algılayabiliyoruz. Yani insanın hayatta kalması için karşılıkıyla duygudaşlık yapması çok önem kazanmış. O yüzden işte haksızlığa uğradığımı hissediyorum deyip kendi düşüncelerimi bildirdiğimde böyle bir duygudaşlık olmuyor. O arada bir entelektüel tartışma ya da kimin haklı Kimin haksız, kimin doğru, kimin yanlış olduğu ile ilgili son derece verimsiz aslında konuşmalar oluyor. Bana çok söylenen şeylerden bir tanesi, duygularımı karşı tarafa bildirdiğimde ben savunmasız kalır mıyım? ya da iş ortamında duyguların yeri var mı? falan gibi şeyler çok söyleniyor. Ben de diyorum ki, iş ortamında eğer verimli çalışmak istiyorsanız, verimlilik sizin için önemliyse, bu tartışmalar inanılmaz verimlilik yaratıyor. Halbuki duygu bazlı konuştuğunuz zaman farklı bir frekans var ve esas verimli çalışma da orada mümkün. Şimdi peki ne yapacağım? Bir, söylediğin senin bakış açın, yorumun, Düşüncense, bunun böyle olduğunu bil. Bu ne demek diyeceksiniz. Biz bir sürü zaman kendi olayla ilgili bakış açımızı tek gerçeklik zannediyoruz. Karşımızdakinin halbuki konuyla ilgili bakış açısı farklı olabiliyor. Yani bu haksızlık dediğimde, bu benim açımdan haksızlık olabiliyor. Onun için de son derece adil bir durum olabiliyor. Bunun böyle olduğunu bildiğimde, ya bu benim bakış açım diyorum. Karşımdakinin bakış açısına da saygı duyuyorum. ve farklı bir diyalog başlatabiliyorum. İkinci olarak duygumu bildireceğim. Şimdi duyguyu burada sahiplenmek çok önemli. Duyguyu sahiplenmek şöyle oluyor. Karşımdakinin davranışı ya da olayla ilgili koşullar benim aslında duygumu tetikleyen unsurlar. Duygumu yaratan benim, üzülen benim ya da öfkelenen, kızan benim. Onlar sadece, onların o davranışı bir tetik. O yüzden karşımdakini suçlamadan karşımdakine duygumu bildiriyorum. Şimdi bir örnek vereyim. Bu örneği biz eğitimlerde çok veriyoruz. Senin böyle böyle böyle yapman beni çok üzdü dediğimde ellerim bile bu şekilde karşı tarafı gösteriyor. Yani beden aslında yalan söylemiyor. Bu durumu yapıyorsun ve beni inanılmaz kızdırıyorsun dediğimde de aslında duygumu sahiplenmiyorum Duygumdan sen sorumlusun diye karşı tarafa dönüyorum. Ya sen bunu bunu yaptığında ben gerçekten hayal kırıklığına uğruyorum dediğimde eller otomatikman bana dönüyor, kendime dönüyor. O yüzden üzdüm, üzdü gibi kelimelerle üzüldüm kelimesi arasında inanılmaz fark var, enerji farkı var. Burada aslında hala ben gizli sıçramalara devam ediyorum. Ben buraya bir üçüncü madde daha yazacağım. O da yine duygumu sahiplenmeyle ilgili aslında. Benim duygumu bildirmekle ilgili sorumluluğum var sadece. Çünkü istiyorum ki karşıdakiyle benim sürekli bir iletişimim, bir ilişkim olsun. O yüzden amacım senin duygunu mu bildirmek yoksa ben bu duygunu söyleyeyim, o da hemen bu durumu fix etsin amacıyla mı söylüyorum? Bu his arasında acayip fark var ve enerjisel olarak da kesinlikle hepimiz bunu hissediyoruz. Ve biliyor musunuz, bu aslında şununla çok el ele gidiyor. Ben de başkalarının duygularını sahipleniyorsam, yani başkaları işte kızdığında, üzüldüğünde, hayal kırıklığına uğradığında, kurtarıcıdan hemen ben onun duygusunu böyle geçireyim, iyileştireyim, ona self-hack vereyim, canım öyle düşünme falan gibi bir haleti ruhi içindeysem, ben de Başkaları aslında benim duygumu sahiplensin istiyorum. Ben üzüldüğümde hemen onu fix etsinler istiyorum. Oradan karmaşa çıkıyor. Halbuki duygular bana ait, duygular karşımdakine ait. Bizim sorumluluğumuz bana ne olduğunu, benim içimde ne yaşadığımı karşı tarafa bildirmek ki orada ilişkiniz daha sağlam temelleri olursun. Bu videoyu seyredmezseniz, beğen butonuna basmazsanız ve kanalıma abone olmazsanız, kendimi çok sürüsüz male uğramış ve hiç takdir edilmemiş hissedeceğimden lütfen bu söylediklerimi yapın.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









