
Gülen Gündüz Yılmaz explores how childhood body awareness gets suppressed by family and culture through numbing strategies like food and TV, leading to disconnection from emotional needs. She teaches body scanning exercises and explains how comfort foods trigger inner child needs for safety and affection. The talk suggests replacing old coping patterns with conscious rituals like breathing, movement, and social connection to meet those needs differently.
Chapters
Önce bahsetmek istediğim şey şu. Biz küçük bir çocuk olduğumuzda bedeniz, bedenden ibaretiz ve aynı zamanda full bedendeyiz. Şimdi burada ne demek istiyorum? Biraz açayım. Çocukken biz ilk başta salt, sonra da giderek azalan bir şekilde ama yine bedensel duyumlarımızın farkındayız. Zihnimizde geçmişle ya da gelecekle ilgili bir şey kurmuyoruz. O anın içerisindeyiz. Ve o anın içerisinde bedenimizden gelen duyumlardan başka da bir şeye bakmıyoruz aslında. Acıkınca ağlıyoruz. Sarılmak arzusuyla, o ihtiyaçla yanıp tutuştuğumuzda yine ağlıyoruz. Bedenimizde ne oluyorsa o bize ihtiyaçlarımızı söylüyor küçüklük bekken. ve o ihtiyaçları karşılasınlar diye de çeşitli tepkiler, genelde de işte ağlama ya da uzanma falan gibi tepkiler veriyoruz. Sonra giderek koşullanma başlıyor. Yani önce bize temel bakım verenler, anne babamız. Daha sonra da kültür bizi koşullandırmaya başlıyor. Şimdi ilk koşullandırma nereden başlıyor? Biraz ondan bahsedelim. İlk koşullandırma Ama daha doymadın ki. Arkandan ağlayacak o köfteler gibi. Bedenimizde aslında duyumlarımız bize doyduğumuzu söylüyor. Ama daha doymadın ki denerek, arkandan ağlayacak o köfteler denerek ya da bedenden gelen duyumlara kendimizi kapatalım ve yemeğe devam edelim diye önümüze televizyon konarak Bedenden gelen o duyguları bastırmak, hissizleştirmek üzere aile bizi koşullandırıyor. Aynı zamanda bedenden gelen duyumlar salt bu kadarla da bastırılmıyor. Ağlama bakayım, anneye öfkelenilmez. Burayı da yanlış almışım. Anneye öfkelenilmez şeklinde. Öfke duygusunun, o ağlamaya eşlik eden üzüntü ya da yas duygusunun okey olmadığıyla da ilgili koşullandırma mesajları alıyoruz biz. Ve bunlarla başa çıkmanın yolu hissizleştirme ya da duyarsızlaştırma dediğiniz mekanizmayla bedenden gelen duyumları biz kendimize kapatıyoruz. Ve bu duyumlar yetişkin hayatımızda çoğu zaman o kadar büyüyor ki bizim bunları uyuşturmak için daha da güçlü mekanizmalara ihtiyacımız oluyor. Oradaki o hissizleştirmeyi yapabilmek için içkiye başvuruyoruz, hamur yemeye başvuruyoruz ya da televizyon seyretmeye başvuruyoruz ki o gelen duyumlara kendimizi kapatalım. İçimizde olan bitenle bağımızı mümkün olduğunca kopartalım. Peki buradaki problem ne? Yani biz tabii ki büyüyeceğiz ve tabii ki aileden ve toplumdan yani kültürden gelen koşullanmaları bir yandan tabii ki öğrenmek zorundayız toplumda bir arada yaşayabilmek için. Öte yandan burada büyük bir problem var. O problem de şu bedenden gelen duyumlar duygulara işaret ediyor ve o duyum ve duygulardan bizim Her türlü yani hem fiziksel hem duygusal ihtiyaçlarımıza işaret ediyor. Yani bunların arasında kırılmaması gereken, kırıldığında da ihtiyacımı anlayamayacağım bir bağlantı var. Şimdi gelin ona bakalım. Yani ihtiyaçlarımızı bize bedenimiz söylüyor. Duyum dediğim bedenimde hissettiğim bir şey. Mesela tam böyle göğsümüzün üzerine arada oturan bir ağırlık olurdu mesela. O ağırlık derin bir keder olabilir. O keder bana yas ihtiyacımı söyleyebilir. Eğer ben bu bedendeki duyumun farkındaysam, duygumun farkındaysam ve oradan ihtiyacıma gidebiliyorsam, o ihtiyacı karşılamak üzere sayısız, sonsuz strateji geliştirebilirim. Eğer ideal babam, ideal babaydı geçen haftadan hatırlarsanız, O stratejileri bulan, ihtiyacı da bu arada tam olarak netleştirip bulan, sonra farklı stratejilerle onları karşılama yoluna giden, eğer ideal babam gelişkinse bir sürü strateji üretebiliyor. Bu stratejilerden bazıları başka insanlardan ricaları içerebilir. Bazıları da kendi başıma gerçekleştirebileceğim strateji olabilir. Bu şekilde, yani ben o bedenden gelen duyumdan ihtiyacı karşılamaya, o stratejileri gerçekleştirmeye kadar gidebiliyorsam, o zaman ihtiyaçlarını karşılama becerisine geliştirmiş bir insan oluyorum. Bu bedenden gelen duyumlara kendimize kapıyoruz dedik. Mesela nasıl kapıyoruz? Çocukken, Yapmayı öğrendiğimiz ilk şeylerden bir tanesi nefesimizi tutmak. Nefesi tuttuğumuzda, sağ nefesi almaya başladığımızda o baya bir duygu kontrolü için başvurduğumuz ve maalesef bize çok çok hizmet etmeyen, baya bir zararları olan bir mekanizma. Bizden nefesimizi tutuyoruz, değil mi? Çoğunlukla benim gördüğüm, şu anda ne hissediyorsun sorusuna, bu tarz eğitimlerde belli bir yol almamış isek, bir şey hissetmiyorum, yok, bir şey yok gibi cevaplar veriliyor. Ya da ne hissediyorsun sorusuna birçok zaman ne düşündüğünü söyleyerek cevap veriyor kişi. Şimdi o yüzden bunun çok da böyle teorik değil de bir parça daha anlamlı olabilmesi için Çok minik bir egzersiz yapacağız hep beraber. Şimdi ve burada, şu anda bedeninizde ne oluyor? Bir onu fark edeceğiz. Rahat mı, gergin mi bedenimiz? Bir ona bakacağız. Çalışma herhalde böyle bir 3 dakika falan sürecek. Şimdi bu çalışma sizi bedeninize yönlendirecek. Yani bedende ne oluyor, ne bitiyor? Ona yönlendirecek. Eğer bedeninizi hissetmek size çok geldiyse ki bu Gayet doğal bir durum. Bu anlattığım koşullandırma nedeniyle biz bedende hissetmeye kendimizi kapatırsak o çok gelebilir. Eğer çok gelirse gözlerinizi açabilirsiniz. Ayağa kalkıp dolaşabilirsiniz. Şöyle bir silkelenebilirsiniz. Ya da geçen haftaki eğitimde, görmüştük hatırlarsanız, uzun nefes vermek bizi bayağı sakinleştiriyordu. O uzun nefesi verebilirsiniz. Çok minik bir egzersiz ama ben yine de bunu söylemek istedim. Çünkü bedende ne hissettiğinizi şu anda bakmak bile çok geliyor olabilir. O yüzden bu minik hatırlatmayı da yapmak istedim. Şimdi eğer arzu ediyorsanız gözlerinizi kapayın. Gözlerinizi kapamak istemiyorsanız o zaman yerde sabit bir noktaya doğru gözler baksın, gözler sabitlensin. Şimdi öncelikle bir omurganıza bakın. Omurganız nasıl? Şu an oturduğunuz yerde koltuğunuz, sandalyeniz, omurganızı destekliyor mu? Bir bakın bakalım. Kalçalarınız nasıl, rahat mı? Ve doğru pozisyonu bulana kadar da şeklinizi değiştirebilirsiniz. Boynunuz rahat mı? Biz bir sürü zaman boynumuzu geriye doğru çok atıyoruz. ve onun daha rahat olduğunu düşünüyoruz ama çok rahat bir pozisyon değil bunun için. Ve onları deneyin. Sırtınıza bir yastık koyabilirsiniz. Şöyle bir omurganız rahat, mümkün olabildiğince dik olana kadar ve kalçalarınızla tam yerinizi bulana kadar şöyle bir hareket ettirin ve sakin sakin sizin için en rahat pozisyonu bulun. Evet. Şimdi dikkatinizi Ayak parmaklarınıza getirin. Ve bir bakın bakalım ayak parmaklarınız şu anda nasıllar? Rahatlar mı? Bir gerginlik, bir ağrı ya da başka bir şey var mı? Sadece keşfedin. Bir merak duygusuyla ayak parmaklarınıza, şimdi burada ne oluyor? Dikkatinizi buraya getirin. Şimdi ayak parmaklarınızın üstüne getirin. Dikkatinizi... Ayağınızın üstüne... Topuklarınıza... Bacaklarınızın altına... Dizlerinize... Bacaklarınızın üstüne getirin dikkatinizi. Merakla bakıyoruz şu anda bedeninizde ne oluyor diye. Kan çıplarınıza getirin dikkatinizi. Nasıllar? Nasıl bir hissiyat var orada? Belki bu minik egzersiz esnasında derin nefesler gelebilir, esnemeler gelebilir. Ona da izin verin. Şimdi karnınızın altına getirin dikkatinizi. Ve bir bakın bakalım. Rahat mı karnınız? Yoksa içinize doğru mu çekiyorsunuz? Şimdi göğsünüze getirin. Dikkat ediniz. Ve bu esnada şuna bakın. Nefesiniz acaba göğüste mi? Karnın altlarına doğru iniyor. Şimdi belinize, fırtınıza ve kulunçlarınıza getirin dikkatinizi. El parmaklarınıza, avuç içlerinize, Kollarınıza ve oradan boynunuza doğru getirin. Şimdi çenenize getirin ve bir bakın bakalım. Çeneniz rahat mı? Sıkıyor musunuz? Diliniz nasıl? Diliniz rahat mı duruyor, gevşek mi duruyor ağzınızın içinde yoksa gergin mi? Yanaklarınız nasıl? Gergin mi, yumuşak ve rahat mı? Şimdi gözlerinizi Ve gözlerinizden, alnınızdan getirin dikkatinizi. Alnınız terbiyesiz mi? Rahat mı? Yoksa? Gergin mi? Şimdi derin bir nefes alıp verin. İstediğiniz zaman daha kısa olarak 10 saniye taramayı yapabilirsiniz. 30 saniye olarak yapabilirsiniz. Bedeninizden gelen duyumları bu şekilde tarayarak bulabilirsiniz. Şimdi ikinci konumuz olan duygusal ihtiyaçlar ve yemek konusunda giriş yapmak istiyorum. Bunu yaptık. Fotoğraftaki besin maddesini tanıdınız mı? Evet. Tanıdın mı bu? Bu pişe. Ben bunu 1-2 eğitimde anlattım. Aynı zamanda bir videomuz var. Bedenle ilgili ve yemeğiyle ilgili. Orada da bahsettim. Şimdi pişe benim kırmızı çizgimdi. Diyeceğim şimdi. Şimdi kapatayım burayı. Şimdi pişe benim Bayağı dayanamadığım bir şey. Bu arada beni inanılmaz rahat isteden bir şey. Yani böyle bir tane pişi yiyeyim. Evet başları da şöyle görüyorum. Bir tane pişi yiyeyim. Ondan sonra bütün günüm benim. Kötü geçer. Ama bu benim bayağı dayanamadığım bir şeydi. Pişi yemeği Temmuz ayında biz Cunda'da tatil yaparken kesin kesin olarak ben bitirdim. Şimdi diyeceksiniz ki nedir oradaki hikaye? Şimdi çoğumuz üç aşağı beş yukarı bize ne iyi gelmiyor, bedenimize ne o kadar da hizmet etmiyor, onun farkındayız. Ve şöyle cümleler kuruyoruz. İşte pişi bana dokunuyor ama ya da bir parça daha farkındalık geliştiriyoruz. Diyoruz ki, ya işte benim anneannem sürekli pişi yaptığı için, bizimkiler işte Balkanlılar'dan geldiği için, Bizde böreğe düşkünlük var, bizde pişiğe düşkünlük var diyoruz. Sonra da bir ama geliyor ondan sonra. Şimdi buraya kadar geliştirdiğimiz farkındalık bu arada çok güzel. Öte yandan burada o davranış şeklimizi değiştirebilmemiz için bizim daha derin farkındalığa ihtiyacımız var. O derin farkındalık bana temmuz ayında Cunda'da geldi. Küçük bir otelde kalıyorduk ve Otelin ben kapısını, yani odanın kapısını açar açmaz buram buram pişi kokularıyla karşı karşıya geldim. Sonra o pişi taze pişirilmiş. Tipinden de anlaşılıyor gayet güzel oldu. Orada tamamen bedenime, bende olan bitene dikkatimi verdiğimde şunu fark ettim. Orada bayağı bir anneannesinin yanında, anneannesinin etekleri altında güven ihtiyacını karşılayan, şefkat ihtiyacını karşılayan 5-6 yaşlarında bir çocuk var. O 5-6 yaşlarındayken ben bu ihtiyaçlarıma, yani güven, şefkat, başka ihtiyaçlar da söyleyebilirim ama bu ikisi de en fazla ortaya çıkan ihtiyaçlar, o ihtiyaçları pişirme stratejisiyle linklemiş içimdeki çocuk. O yüzden o koku benim içimdeki çocuğu tetikliyor ve o çocuk o ihtiyaçları karşılamaya yönelik pişmişi yemek istiyor. Şimdi burada eğer anlık farkındalık geliştirmezsek yani anlık bedelimde ne oluyor, şu an hangi kokuyu alıyorum, o koku beni hangi anılara götürüyor, orada içimdeki çocuğun hangi ihtiyaçları karşılanıyor, bunları fark edin, bunları fark ettikten sonra da İçimde eğer gelişkin bir baba, gelişkin bir anne varsa, ya bir dakika ben bu güveni ihtiyacını ve şefkati ihtiyacını artık 48 yaşında başka stratejilerle karşılayabilirim mesele gelebiliyorsam yani orada da bir farkındalığım varsa o zaman pişi yemek stratejisini bir kenara koyabiliyorum. Ama bahsettiğim gibi katman katman farkındalık geliştirmem gerekiyor bunu yapabilmek için. Ve onu şimdiki anda, o anın içerisinde geliştirmem gerekiyor. O an farkında olmam gerekiyor. Yani teorik zihinde bir farkındalıklar değil buradaki söz konusu olan. Şimdi burada sadece içimdeki çocuk kodlanmıyor. Aynı zamanda içimdeki eleştirele bebeğim de kodlanıyor. İçimdeki eleştirele bebeğim şunu öğreniyor. Misafir geldiğinde mutlaka bir börek yapacaksın. Mutlaka bir tatlı sunacaksın misafirlere. Öyle olur mu? Saf sebze, saf tavuk olmaz. Pilavın olacak, böreğin olacak, tatlın olacak. Bunlar olmalı. Yoksa güzel misafir ağırlamazsın diye de bir konulamamız var. İşte olay burada duygusal ihtiyaçlarımızı eski kodlarla çözmeye çalışmamızdan kaynaklanan bir bedenimize yönelememe. Bedeninizin ihtiyaçlarını gözetmeme durumunuz oradan söz konusu oluyor. O çocuğun 5 yaşındaki pişe yiyerek güvendeyim kodu nedeniyle 40-50 yaşındaki haliniz o güven ihtiyacını karşılayamadığı gibi 3 dakikalık zevk uğruna başka bir sürü ihtiyacını karşılayamıyor bütün gün boyunca. Şimdi bahsetmek istediğim konu şu. Bizim bu tarz ritüellere çok ihtiyacımız var. Yani sadece duygusal ihtiyaçları bunlarla karşılamak değil, aynı zamanda kültürün bir parçası olarak yeme içme ritüelleri çok önemli. Ben bunu sizinle iyi kötü ve çirkin olarak paylaşmak istiyorum. Yeme içme ve kültürde kültür ritüelleri barındırır. Ve ritüeller bize çok ama çok lazımdır. Sinir sistemi regulasyonu için ritüeller şart. Yani her sabahı nasıl başlatıyorum? Arkadaşlarımla buluşmayı nasıl başlatıyorum? Bir yabancıyla karşılaştım, onunla nasıl selamlaşıyorum? Yani şunu unutmayalım, bizler neticede birçok zaman tetiklenebilen varlıklarız. Bu tarz fikslenmiş ritüeller, bizim çocukluktan beri bildiğimiz ritüeller bizim sinir sistemimizi sakinleştiriyor. Sinir sistemi üzerinden gidersek böyle, içimdeki çocuk eğer üzerinden gidersek de içinizdeki çocuk ritüellere bayılır ve oradan güven gibi, eğlence gibi, oyun gibi birçok ihtiyacını karşılar. Yani siz söyleyin daha başka birçok birçok ihtiyacı var. içimizdeki çocuğun ritüeller üzerinden karşıladığı. Yani o kalabalık aile sofraları, arkadaşlarla hazırlanan yemekler, kutlama yemekleri ya da birisi öldüğünde kavrulan helvalar. Bunların hepsi kültürün bir parçası ve kültür bizim regulasyonumuz için, hayatta kalmamız için şart. Peki bu iyi kısımda kötü olan kısım ne? Bu ritüelleri sorgulamadan kabul etmişizdir. Bu ritüellerin bazıları bedenimize baya zarar verir. Bu ritüellerin bazıları hayatta gerçekleştirmek istediklerimize engeller. Mesela akşam eşimle ritüelim yemek yiyip yemek yedikten hemen sonra Netflix açmaksa ben oradan kendi yaratıcılığımla ilgili bir sürü aklımda proje varsa vs. onları gerçekleştirmek de beni engelleyebilir. Ve en kötüsü de belki sorgulanmadan içe alınan bu ritüeller duygusal ihtiyaçlarımızı tam olarak karşılamamıza yetmez. Yani güven ihtiyacımızı salt pişirerek karşılayamayız. Orada fikslenmiş stratejilerden ziyade bolluk içinde strateji geliştirme kapasitesine sahip bir ideal baba lazımdır bize. Eğer biz bu stratejileri kendimiz geliştirmiyorsak, sorgulayarak, bakarak hangi strateji benim için iyi, hangi ihtiyacım var şu anda, bunun için benim işime yarayan şu anda, strateji hangisidir, bunlara çok bakamıyorsam, o zaman çocuklukta öğrendiğim stratejilere Beş yaşındaki halimle, kırk yaşındaki halimle de aynı stratejilerden devam ediyorum. Bu da ritüellerin kötü tarafı. Peki çiftlikin tarafı ne? Bu stratejileri kendimiz zannediyoruz. Aaa benim kahvem. Aaa akşamları cuma akşamı arkadaşlarımla rakı balık yapmayacaksam o zaman hiç yaşamayayım bari. Anlamlı geliyor mu burası? Kimliğimizin bir parçası olarak bu ritüellere bağlanırız. Ben tatlıya düşkün bir insanım. Haftada iki kere börek yemeden duramam. İçinizdeki gözlemciyi hatırlayalım. Gözlemci olana bitene dışarıdan bakıyordum. Gözlemciniz aktif değildir. Eleştirele bebeğinle çocuk aktiftir. Onlar çocuklukta uygulanan stratejileri uygularlar. Gözlemci şunu göremez. Ya pişi yiyorum da, ya tatlı yiyorum da, bunun bedenimde şöyle şöyle etkileri oluyor. Ben bunu şu ihtiyacım için yiyorum, e o zaman şu ihtiyaçlarına, şu ihtiyaç için, şu şu şu stratejileri geliştireyim diyen bir ideal baba da yok. Bakıp gören bir gözlemci de yok. Tamamen bu stratejilerle özdeşleşme durumu var. Çirkin olan ikinci tarafta şu. Uyuşturma içeren ritüeller. İçinizdeki eleştirile bebeğin ne kadar baskın olursa, ne kadar onu kendinizden ayrıştırmamış isek, o zaman içinizdeki çocuk ve ergen o kadar fazla o sesi uyuşturmak için uyuşturma ritüellerine gerek duyacak. Uyuşturma ritüelleri ne? Televizyon seyretmek, içki içmek, o hamur tatlı yedikten sonra bir şöyle bir hal vardır ya, o da işte uyuşturma içeren lütfenler. Şimdi peki buradaki konu ne? Bir sürü ihtiyacımız için kahve gibi bir maddeyle bir bağlantı kurmak ve bunu kimliğimizin bir parçası yapmak. Şimdi benim çocukluğumda o kadar fazla yoktu ama anladığım kadarıyla 80'li ve 90'lı yıllarda doğanlarda kahve, filtre kahve kültürü öyle kimliğin bir parçası oldu ki büyüme ritüeli olarak yani ergenliğe geçiş ritüeli olarak kahve içmek benim sandı. O yüzden kahveyi bırakmak ya da kahveyi azaltmak hiçbir zaman kahveyi azaltmak bırakmak değil. Neden? Çünkü orada seni büyümeye taşıyan çocukluktan bir şeyi bırakmakla bağlanıyor kahve. Şimdi burada Şunlar olabilir. Ama seviyorumlar olabilir. Bu işte kahveyle ilgili, tatlıyla ilgili, çikolatayla ilgili. Oradaki seviyorum ses tonuna dikkat edin. Onun ne kadar içinizdeki çocuktan geldiğine dikkat çekmek istiyorum. Ama seviyorum. Bir kahvem var Gülen ya. Değil mi? Şimdi ben size bir yol haritası olarak ne yapmak lazım? Bir ondan bahsetmek istiyorum. Şimdi öncelikle söylemek istediğim şey şu. Öncelikle hepimiz kendimizi bir tebrik edelim. Biz bu stratejileri kullandık. Pişileri, çikolataları vs. ama çocuklukta bir sürü ihtiyacımızı da bu sayede karşıladık. Psikolojik olarak hayatta kaldık bu stratejilerle. Ve daha iyisini de bilmiyorduk. O yüzden Önce bir kendimizi tebrik edelim. Hayatta kaldık. Yaşasın kendim. Sevgili kendim diyelim. Bunu dedikten sonra beden farkındalığı geliştirmemiz gerekiyor. Beden farkındalığı geliştirmek uzun ince bir yol. Eleştirele bebeğini kendinizden ayrıştırmanız yine çok çok önemli bir yol. Çünkü biz onu duymamak için kendimizi uyuşturmak istiyoruz ve onu duymamak için kendimizi uyuşturdukça da hayatımıza gerçekten anlam katacak her ne varsa onları gerçekleştiremiyoruz o uyuşmanın içerisinde. Hissizleştirme, duyarsızlaştırma ve ona bayağı da eşlik eden saptırma mekanizmaları gibi hangi mekanizmalarla ihtiyaçlarını engelliyorsun? Bu yöntemler üzerine çalış. Orada hissizleştirme üzerine bir YouTube kanalımda video var. Onu da seyredebilirsiniz öneri olarak. Duygusal ihtiyaçlarını hangi fikslenmiş stratejilerle karşıladığın üzerine yine farkındalık geliştir ve bu duygusal ihtiyaçlara yönelik de yeni ritüeller oluştur, yeni stratejiler oluştur. Şimdi bunlar Size söylediğim genel yol haritası. Peki bununla ilgili örnekler ne olabilir? Bu örneklerden hareketle siz de kendi... Neden gidemiyorum ben? Kendi örneklerinizi de oluşturabilirsiniz. Pratik öneriler. Günde üç defa saatini kur. Sadece 10 saniye süreyle dikkatini bedenine çevir. Bu demin yaptığımız gibi bir beden tarama egzersizi yap. Ya da sadece bir bak. Yani bir bak. Acaba tuvaletin mi geldi? Acaba harekete mi ihtiyacın var? Bedeninde ne oluyor diye bak. Kendine ve veya yakınlarına özel yemek ritüeli geliştir. Yani senin de bir kendi geliştirdiğin yemek ritüelin olsun. Sofranı estetik bir şekilde kur. Uzun sürede yemek ye. Yemeği kokla öncesinde, gör. Sonra şükür et. Bütün o yemeği geliştiren çiftçiye, sana ulaştıran insanlara, yemeği sen hazırlamadıysan hazırlayana şükür et. Dinlenme ve gevşemek için kendine gün içerisinde 5-15 dakikalık molalar belirle. Ve bu molalarda Sadece oturabilirsin. Sadece çay içebilirsin. Camdan dışarıyı seyredebilirsin. Esneyebilirsin. Mat üzerinde ya da direkt bildiğin halının üzerinde yatabilirsin. Hareket etmek için ritüeller belirlen. Ve burada büyük hırslı hedeflerin de olmasın. O hırslı hedefler çoğunlukla eleştirele bebeğinden gelir. Ve hırslı hedefler koyduğunuzda sinir sisteminize bu tehlike olarak Sinir sistemimiz bunu tehlike olarak algılar. O yüzden küçükle başla. Eğer sabah hiçbir hareket yapmıyorsan, sabah 5 dakikalık bir esneme hareketi yap. Akşam sadece 5 dakikalık bir esneme hareketi yap. Eğer hiç yürüyüş yapmıyorsan, de ki haftada 3 kere 30 dakika sadece yürüyüş yapacağım. Ya da 1 kere 30 dakika yürüyüş yapacağım. Farklı sosyalleşme stratejileri belirle. Yani arkadaşların ya da ailenle börekli, tatlı, rakılı buluşmalar yerine ormanda, parkta yürüyüş, akşam yemeği yerine sabah, öğle yemeği ya da beraber turşu yapma gibi aktiviteler geliştir. Bedeni hissizleştiren, ve dikkatimizi bedenden saptıran türlü türlü araca kısıtlamalar getir. Ama burada da küçük baştan. Yani haftanın 7 akşamı televizyon seyrediyorsan sadece 6 akşam seyret. Burada çoğumuzun telefonunun özellikleri burada bize çok yardımcı. Telefonda işte fokus vesaire gibi bütün o alarmları da kapatan özellikler var. Onu kullanabilirsin. Ve aynı zamanda peki bu hissizleştirme araçlarını kullanmayacaksın. Neyi kullanacaksın? Ona da keyifli aktiviteler koy yerine. Boyama yapmak, kurgu okumak, duşlarını uzun uzun almak, daha çok uyumak ya da örgü örmek gibi. Hala sigarasız mutlu olamam kodlamam var. Neden sigarayla böyle bir kodlamam var? Ne ihtiyacı bu? Yani şimdi kimliğinizin bir parçası olarak sigarayı benimsediyseniz özellikle ergenlik zamanlarında yani ben artık çocuk değilim, ben artık bağımsız bir bireyim, ben artık yetişkinim gibi bir kodlamanız varsa onun üzerine çalışmanız gerekiyor ve oradaki iç ergeni bayağı bir çalışmanız gerekiyor. Şimdi orada da şundan bahsetmek istiyorum. Biz bu çocuk, çocuğun ihtiyaçları, aynı zamanda eleştirele bebeğin nasıl konuşuyor, bizi nereden dövüyor, o eleştirele bebeğinin enerjisi nedir? İçimdeki Çocuk ana programının ilk modülü, Sar Sarmalı'da bayağı bunun üzerine çalışmalar yapıyoruz. Ve sar sarmalada bayağı bir bu sesleri birbirimizden ayrıştırıp, aynı zamanda da o çocuğun, ergenin o ihtiyaçlarını tukaka demeden onları karşılamayı öğreniyoruz, İdeal Anne ve İdeal Baba geliştirerek. Birçoğumuz için bu tarz çalışmalar aracılığıyla buradaki bloklar giderek açılıyor. belirtmek istiyorum. Çünkü kendimizin salt geliştirebileceği farkındalıklardan bahsetmiyoruz burada. İkinci modül, Yaz, Tut, Kutla'da geçti alt döngüsü üzerinden. Ne oluyor da ihtiyacımı karşılamıyorum? Nerede tıkanıyor bu ihtiyaç karşılamalar? Onları keşfediyoruz yolculuğun ikinci kısmı olarak. Ve bunlar hep 3-4 aylık programlar. Saat eğitiminde öğrendikleriniz değil, her hafta ödev yapıyorsunuz ve o ödevlerle kendinize baktıkça, baktıkça buradaki tam olarak ne oluyor onu da görmeye başlıyorsunuz.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









