In this Turkish‑language livestream, Gülen Gündüz Yılmaz guides participants through a deep exploration of the “inner child” concept and its practical work in everyday life. She begins by linking perfectionism to a critical inner parent, urging listeners to notice contradictory messages in the present moment. She then outlines observable signs that indicate contact with the inner child, such as fewer complaints, rising energy, increased creativity, and shifts in personal narratives. The core therapeutic tool she presents is the two‑hand writing exercise: using the dominant hand (the adult/parent) and the non‑dominant hand (the child) to write and dialogue, revealing the child’s feelings, resistances, and desires. She expands this parts‑work to illustrate internal conflicts (e.g., a weight‑loss part versus a food‑craving part) and explains how to observe, name, and negotiate with each part. Projection is discussed as a universal perceptual filter, with concrete examples like the public’s projection onto the singer Tarkan and personal projections onto the facilitator herself. Creativity is framed as a life‑wide practice, not limited to art, and she shares how she integrates music, dance, color, cooking, and social media into her teaching. The conversation also delves into differentiating the inner child from the inner observer/parent, using archetypal subdivisions (Afrodit, Demeter, Athena, etc.) to map inner energies. Finally, she clarifies the distinction between the child’s wants and deeper needs, describing the adult’s role in meeting those needs rather than merely satisfying surface desires. Throughout, she invites participants to share examples, reinforcing a collaborative, experiential learning environment.
Chapters
Mükemmeliyetçilik eleştirel ebeyden geliyor değil mi? Evet, kesinlikle. Oradaki mesajları bayağı inceliyoruz biz ana programda. Yani oradaki mükemmeliyetçilik cevapları birbiriyle tutarlı mesajlar da değil eleştirel ebeyinden gelen. Gözlemciyi geliştirip o mesajların tutarsızlığını görmeye başlamak gerekiyor. Ve anın içinde. Yani genel hayatta değil de o anın içerisinde, ya bu bana şu an bunu böyle böyle söylüyor ama bir de böyle böyle de diyor ve bu ikisi çelişiyorum. O anın içinde yakalamayı çalışmak çok ama çok önemli diyorum. İçimizdeki çocukla temasta yol aldığımızı nasıl anlayabiliriz ya da fark edebiliriz? Örnekler vereceğim. Ben buna ama şu anda içimdeki çocuk ocağından çok insan var burada. Siz de örnekler verebilirsiniz chat'e sevgili arkadaşlar bu soru için. Örnekler vereceğim. Mesela şikayetler azalıyor. Baya minimizde oluyor şikayetler hayatla ilgili. Başka insanları konuşmak azalıyor. Enerji yükseliyor. Daha sağlıklı stratejiler geliştirdiğimiz için sağlığımızla ilgili daha olumlu değişiklikler oluyor. İşte böyle resimler çıkıyor. Nereden olduğumuzu anlamadan. Gibi örneklerim var. Yaratıcılık gelişiyor demiş Mine. Kendimize anlattığımız hikayeler değişiyor. Çok güzel. Gerçekten. Hani ben böyle böyle olduğum için ondan da böyle böyle falan gibi. İşte ben boşandığım için benim eski kocam da işte narsisti de, şöyleydi de, benim çocuklarım da aslında ne çektim? Bu hikayeler değişiyor. Orada hepinizin kendinize anlattığımız öyle türlü türlü hikayeler var. Onları biz bayağı bir görüp bırakmaya başlıyoruz sürecin içerisinde. Her şey daha anlamlı geliyor. Gökçe'nin yazdığı çok somut ve bu kesin böyle oluyor. Şimdi, Dütçüye Kapaçyoğani'nin bulmadığı ama dünyada popülerleştirdiği bir iki elde yazma yöntemi var. Buna ben de kitabımda değindim. Baskın olan elinizle her zaman içinizdeki ebeveyn yazıyor. Yani, daha olgun haliniz yazıyor. Olgun derken eleştirele bebeğin de olabilir o tabii. Ama daha büyük yaştaki haliniz. Ne zaman baskın olmayan elinizle kalemi alıp yazıyorsunuz, orada yaş olarak geriye düştüğünüz için sol elle mesela benim için yazmak, baskın olmayan elinle yazmak. Onu yazınca içindeki çocuğun ne hissettiğini, ne düşündüğünü görüyorsun. Ve ilk başlarda O iki el çalışmasını yaparken çocuğa soruyorsun ne hissediyorsun diye. Çocuk küskün oluyor, kırgın oluyor, konuşmak istemiyor. O içerideki anne babaya güvenmiyor. Bazen de çok öfkeli oluyor. Şimdi Gökçen'in yazdığı şey şu, o iki el çalışmasında giderek o küskün ya da küfreden çocuk daha mutlu, daha keyifli, hadi şunu yapalım, bunu yapalım diye taleplerini çok net ileten bir çocuğa dönüşüyor. Yani aslında içinizdeki çocukla ilerleyip ilerlemediğinizin en güzel yöntemi o iki el yöntemini yapmak. İki el yöntemini yapamıyorsanız bu da bir farkındalık. Demek ki içinizdeki çocukla daha temasa hazır değilsiniz. Ki bu da çok doğal, bu da olabilir ama fark edin bunu da. O çalışmada çocukla ilişkinize gözlemciden baktığınızda zaten görürsünüz orada ne var diye. Hevesle başlayıp sürdüremiyor ve sürekli kendimizi başladığımız yerde buluyorsak ne yapmalıyız? Şimdi böyle bir durum varsa içinizde birbiriyle çatışan ve farklı şeyler isteyen iki parça var demektir. Bir parça kilo vermek istiyordur, Öbür parça o kebapçıda, benim hep verdiğim örnek bu, sırf önüne gelen pide, tereyağı ve tulum peyniriyle şurasına kadar doluyordur. Biz bir şeyi başlayıp sürdürmek istiyorsak bu şu demek, benim başlayıp sürdürmek isteyen bir parçam var, sürdürmek istemeyen de bir parçam var. O sürdürmek istemeyen parçamızı biz genelde görmezden geliriz. O parça Ne istiyor? Ne hissediyor? Onları keşfetmemiz gerekiyor. Biz birinci modülünde de, sarsarmalada da bayağı buna bakıyoruz ama esas yaz sutkutla da bayağı bir konumuz bu. Yani bir şeyi yapmak istiyorsun ama yapmıyorsun. O zaman o yapmak istemeyen parçanda neler oluyor? oraya bakmayı öğreniyoruz. Burada çalışırsanız o zaman bu durum size çok mistik olmaz. Bayağı görürsünüz neyi neden yapamadığınızı. Tarkan'ı herkes seviyor, bayılıyor. Bu da mı projeksiyon? Evet. Diğer bir ifadeyle insanların çoğunun toplandığı hemfikir olduğu konu ve duygular olduğunda buna projeksiyon demiyoruz değil mi? Tarkan'a biz projeksiyon yapıyoruz. Biz Geçen eğitimde de bahsettiğim üzere bizim dünyayı algılama şeklimiz projeksiyon. Şu anda bana da bir takım projeksiyonlar yapıyorsunuz. Mesela bana en çok yapılan projeksiyonlardan bir tanesi her zaman sakin ve güler yüzlü olduğuma dair bir projeksiyon yapılır mesela bana. İşte öfkeyle çalıştım 3-5 sene, öfke çok harikadır falan filan gibi şeyler söylediğimde o yüzden insanların bana yaptığı projeksiyonla örtüşmediği için insanlar anlamıyorlar gibi. Bilmiyorum bu net bir örnek oldu mu? Projeksiyon, belli şeyleri görmeye yönelik bir olay. Bu arada bu yanlış da demiyorum ben ama bizim bütün dünyayı algılamamız projeksiyon. Yani ne kadar edeleli bir erkek deyip, o edeleli erkeğe ne kadar bu beni güvende tutar deyip projeksiyon yapıyoruz mesela. Umarım buna cevap vermişimdir. Projeksiyon baya böyle kafada oturtması bir zaman alan olay. Benim hem eğitim programında olup hem de projeksiyon videosunu böyle 10 defa falan seyreden öğrencilerim var. Burada kendim de hani projeksiyonu teorik olarak belki tekrar çalışmıyorum ama gündelik hayatın içerisindeki menüyü projekte ediyorum. Oraya bayağı farkındalık çalışıyorum. Kendimizi yaratmak sadece sanatın bir dalıyla mı? Kendimizi yaratmak, yaratıcılığımıza sahip çıkmak hayatımızın her alanında olan bir şey oluyor. Yani tek bir alana kanalize olmuyor yaratıcılık. O yaratıcılığı, o içindeki kuyuyu besledikçe o bir sürü alandan kendini göstermek istiyor. Bunların bazıları sanat dediğimiz şekilde oluyor. Bazıları da gündelik dilde sanat demediğimiz ama benim için sanat olan aktiviteler de olabiliyor. Yani mesela eğitim akışlarını ben gerçekten duygusal bir yolculuk ile tasarlıyorum ve onunla ilgili yaratıcı süreçlerim var. Müzik açtığım, dans ettiğim, renkli kalemler sonra falan filan bayağı orada bir müzisyen edasıyla eğitim akışı yapıyorum. Orası da yaratıcılık, bu resim de yaratıcılık, yaptığım yemek de yaratıcılık. Ve onları da o yüzden paylaşıyorum bir sürü zaman aslında Instagram'da. Yani yumurta baharatlarını paylaşmamın nedeni biraz da buna ilham olmak için. Çocuk gibi olmakla, içinizdeki çocukla temas etmenin farkı nedir? O kim, diğeri kim? Çok güzel bir soru bu. Ben buna bir iki örnek vereceğim ama yine içimdeki çocuk topluluğundan da örnekler isteyeceğim. Sizin de aklınıza gelen örnekler varsa yazın arkadaşlar. Sevgilime küstüm çocuk gibi davranmak. İçimdeki çocukla da hiçbir temasım yok o küstüğüm noktada. Çünkü içimdeki çocuk küstüğünde acı çekiyor. Ben karşıdaki bir insana küsüyorsam İçimdeki çocuğum, o anki sevgidir, şefkattir, onaydır, güvendir, o ihtiyaçları karşılamıyorum. Net oldu mu bu örnek acaba? Dans etmek, yemek yapmak, resim gibi olayların dişil enerji diye bahsettiler. Şimdi kafam karıştı. Ya dişil enerji de aynı zamanda bunlar. İlk eğitimde ben bu kavramsallaştırmadan bahsetmiştim. Şimdi biz İçimizdeki çocuk, gözlemci anne baba dediğimizde kendi benliğimizi belli parçalara bölümlendiriyoruz. Kendimi daha iyi anlayayım diye. Yoksa içinde öyle bir çocuk yok yani. Bölümlendiriyorum ve o enerjiyi tanıyorum ben. Böyle bir ayrımla gidebilirim. Bir de dişil eril ayrımıyla da gidebilirim. Öyle de bölebilirim kendimi. Bu arada dişili Afrodit diye, yani dişili de kendi içinde bölebilirim. Afrodit diye bölerim. Anne diye bölerim. Afrodit, Demeter, Athena diye bölebilirim. Elile, kahraman, savaşçı diye bölebilirim. Baba, kral, arketipi olarak bölebilirim. Yani farklı farklı bölümlendirmeler var. Bu arada ben kullanıyorum da dişil, eril şeyini de kullanırım da farklı eğitimlerde. Bunlar bölümlendirme. Erkek arkadaşımdan beklediğim projeksiyonu karşılamadığında çok üzülüp ağlıyorum ve kendimi susturamıyorum. Çok çocuksu göründüğümün dağından farkındayım, bu durumdan çıkamıyorum. Nasıl ebeveyni devreye alabilirim? Bunun kısa bir yol olmadığını bilerek, bunun uzun bir yol olduğunu bilerek ve bu konuya baya eğilerek yani bir tane eğitimle de olmayacak bu. Mesela sarsarmalaya gelin diyeceğim size. Ama sarsarmalada da bu yolculuk tamamlanmayacak. Yani bunun için benim bayağı onun üzerine eğilip, kas geliştirmem gerekiyor. Yani bir tane eğitimle, iki tane kitap okuyarak değil, yaptıkça, bunların üzerine eğildikçe bizim hayatımız genişliyor. Öyle erkek arkadaşımız bunu yaptı diye Gerçekten ağlamadığınız bir düzleme de erişiyoruz. Orada kısa sürede erişiyoruz. Onu da söyleyeyim. Çok uzun da sürmüyor. Ama yolculuk orada da bitmiyor. Ben o zaman şeye değinmek istiyorum yani erkek arkadaşım bana bunu yaptı diye üzülmediğim noktadan çıkıyorum. Sonra diyorum ki ya ben şu şu şu insanları kıskanıyorum, onlar gibi resim yapmak istiyorum, onlar gibi yaratıcılığımı ortaya çıkarmak istiyorum. Oraları çalışmaya geliyoruz. Kendimizi bilmek, tanımak, içimizdeki çocuğu görmek, ihtiyaçlarını karşılamak, ondan sonra zaten o ne istiyorsa bize söylüyor, yapıyoruz. Evet, orada ama bir tık açalım. Yani çocuk genelde ihtiyaçlarını değil, isteklerini söylüyor olabilir size. Yani dondurma yemek istiyorum gibi. O kodu deşifre edecek kişi ideal baba. Yani o dondurma isteğinin arkasında tam olarak hangi ihtiyaç var? Belki anlam ihtiyacı var, belki yaratıcılık ihtiyacı var çocuğun. Onu doğru tespit edip farklı stratejilerle karşılamak babanın görevi. Yani çocuğun isteklerini değil, ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Umarım bu da net olmuştur.