
Bu YouTube dersinde Gülen Gündüz Yılmaz, "içimdeki çocuk" metaforu üzerinden yaşamın anlamını ve yaratıcı bir hayat sürmenin yollarını inceliyor. Konuşma, çocuk bilinci ile yetişkin bilincinin farklarını ortaya koyarak, çocuklukta alınan mesajların ve travmaların yetişkinlerdeki blokajları nasıl yarattığını açıklıyor. Hayatın anlamının "hediyeni bulmak ve onu dünyaya sunmak" olduğu, akış (flow) deneyimlerinin yaratıcı performansla nasıl örtüştüğü vurgulanıyor. Yılmaz, projeksiyon, saptırma, iç içe geçme gibi dört temel engel mekanizmasını tanımlıyor ve bunların farkındalığının nasıl geliştirileceğini anlatıyor. İçsel parçalar – Gözlemci, İdeal Anne ve İdeal Baba – nasıl beslenir, eleştirel ebeveyn nasıl ayrıştırılır, sağlıklı öz‑eleştiri yerine gözlem nasıl yapılır gibi içsel çalışma modelleri sunuluyor. Pratik ritüeller (sabah sayfaları, sanat günlükleri, doğada zaman geçirme, sosyal medya ve Netflix gibi dikkat dağıtıcıları azaltma) ve yaratıcı alıştırmalar (doğaçlama tiyatro, müzik, yazı çalışmaları) öneriliyor. Kitap tavsiyeleri (Julia Cameron – The Artist’s Way, Lucia Capaciani, "Sanatçının Yolu" vb.) ve "İçimdeki Çocuk" topluluğu, "Ocak" grupları, WhatsApp ve atölye duyuruları gibi topluluk destekleri tanıtılıyor. Ders, katılımcılara kendi iç çocuklarını besleyerek, anlamlı ve tatmin dolu bir yaşam yaratmaları için bir yol haritası sunuyor.
Chapters
Şimdi hayatın bilincini biz çocuk bilinci üzerinden anlamaya çalışırsak, o zaman zaten hayatın anlamı nedir? Dolu, tatmin dolu bir hayat yaşamanın arkasında neleri arayabilirimden ziyade hayatımızda neyin nasıl olmadığına odaklandığımız bir yerden yaşıyoruz. Çocukluk travmalarımız yüzünden hayatımızın istediğimiz gibi olmadığını düşünüyoruz. sevgiliniz olmadığında. Benim işim mesleğim gereği bunu böyle böyle yapmam gerekiyor. Stresli bir yapım var, enstrüm direncim var, onunla uğraşıyorum. Bizimki genetik ırz değil. Hayatın anlamı ne ya? Ben uyku bile uyuyamıyorum. Bu işten bir ailesden, bu şirkette herkes psikopat. Bir yurt dışına gidemedik, bir gitsek orada hayatın anlamını yakalayacağız. Ya da hayatın anlamı demeyeceğiz belki de mutluluk orada gelecek diye düşünebiliyoruz. Şimdi buradaki kötü haber de şu, içimizdeki çocuğun ihtiyaçları bizim tarafımızdan doyurulmadığı zaman bu çocuk da büyümeyeceği için orada dış koşullarla yani şu olduğunda, bu olduğunda ben tatmin dolu, mutlu bir hayat yaratacağım diye düşünüyor. Ve bu çocuk benliğimizin o içimizdeki çocuk dediğiniz bölümü hem saf, hem kırılgan, hem acı çekiyor, hem o geçmiş yıllarda kalmış. Yani bazen o üç yaşındaki halinde doğmuş, bazen on üç yaşındaki halinde doğmuş. Ama aynı zamanda da en çok hisseden ve yaratıcılığımızla tamamen borçlu olduğumuz parçamız da içimizdeki çocuk. Şimdi bu çocuğun ihtiyaçlarını doyurma sorumluluğunu alıp bizim hayatımızı artık 25, 35, 45, 55 yaşındaki yetişkin halinden yaşamamız gerekiyor ve bu gayet mümkün. Peki yetişkin bilinc ne? Çocuk bilincinde benim bu hayattan alacağım var perspektifi varken. Yani çocuk bilincinde bu dünya bana borçluyken Beni doğuranlar bana borçlu. Yeterince sevgi vermediler. Benim müdürüm bana borçlu. Benim sevgilim şöyle şöyle davranmalı. O bana borçlu. Yani orada bir alacak kafası varken yetişkin bilincinde ise bu hayata, bu dünyaya ben ne sunabilirim bilinci var. Burada ihtiyaçlarımı ancak benim tespit edebileceğimi biliyorum. ve ihtiyaçlarımı karşılamaya yönelik stratejileri, yöntemleri sadece benim geliştirebileceğimi biliyorum. Geçen eğitimde konuştuğumuz gibi buradaki stratejiler başka insanlarla bir arada olmayı, o başka insanlardan ricada bulunmayı ya da başka insanlarla beraber yapılacak aktiviteleri kesinlikle içeriyor. Ama o diğer insanlar bana borçlu değiller. Onların bana bir dereceyi yok. Ve bu bilinçte ben anlamlı ve tatmin dolu bir hayatım. Ancak kendi yaratıcılığımı ortaya çıkarıp o yaratıcılığın eserlerini de kendi, belki küçük, belki büyük kabileme, insanlığa ve dünyaya sunduğumda ortaya çıkıyor. Bunun bilincindeyim. Picasso demiş ki, hayatın anlamı kendi hediyeni... Buradaki kelime, hediye ve yetenekler İngilizce'de tek kelime gibi. Hayatın anlamı hediyeni bulmaktır. Hayatın amacı da onu başkalarına sunmaktır, vermektir demiş. İşte hayatın anlamı bu. Picasso demiş bunu. Buradan Şimdi başka bir bununla ilişkili kavrama çok kısa değinmek istiyorum. Bu genel gündelik dilde kullanılan akış değil buradaki flow. Buradaki akış bizim hem en iyi hissettiğimiz hem de en iyi performansımızı sergilediğimiz anlar. Hepimiz bu tarz anları aslında tecrübe etmişizdir. Bir sürü aksilik de çıksa karşımıza, öyle işler başarırız ki bazen şaşırırız, bazen de şaşırmayız. O aksilikleri de atlatırız ve bu akış anlarının içindeyken inanılmaz şeyler başarırız. Genelde de bu anlar başkalarıyla da ortak çalışmalar içerir. ve bu insanlarla da aramızda bir akış olur. Dünyada karşımıza hangi aksiliğin, hangi problemin çıktığını umursamadan ama onları aşarak çok büyük performanslar sergilediğimiz ve bu performansın içerisinde de kendimize ya da başkalarına suçlamadan, kıyaslamadan, değerlendirmeler yapmadan sadece dünyada olup o yeteneklerimizi, o hediyelerimizi aktardığımız anlar. Bu anları hepimiz yaşıyoruz ama bu anları çoğalttığımız, gerçekten o yeteneklerimizi, hediyelerimizi dünyaya sunduğumuz anları çoğaltma niyetiyle bir hayat yaşamamız mümkün. İlk söylemek istediğim şey şu, biz hayatın bu şekilde yaşanabileceğini bilmiyoruz. Yani bu şekilde hayatı yaşayan insanların sadece çok özel yetenekli ya da çok özel ailelere doğan falan insanlar olduğunu düşünüyoruz. Ve bu baya bize çocukluktan itibaren de işleniyor. Peki bunun alt detaylarında neler var? Alt detaylarında çok konu var. Alt detaylarını incelersek, bir bizim içi alınan mesajlar dediğimiz, çocukluğumuzdan hatta bebekliğimizden itibaren içimize işlenen mesajlar var. Mesela çok işim var, ben nasıl bunlarla uğraşacağım? Ben nasıl yeteneklerimi keşfedeceğim? Şimdi ona hayır dersem ayıp olur. Yani başkalarının da bir ihtiyaçlarını önceliklendirerek. Kadın dediğin sofraya beş çeşit yemek koyar ve o çeşitlerde hayır salata sayılmaz. Kaç gündür camları silmedim. Şu şu nedenden dolayı benim zamanım yok, benim param yok, benim yaratıcılığım yok, benim bereketim yok, benim onum yok, bunum yok diyerek. Yani bu mesajlarla Biz kendi hediyelerimizi, kendi yeteneklerimizi kullanmak şöyle dursun, biz zaten onları daha keşfetmeye başlamıyoruz. Yine bu mekanizmaların hepsi birbiriyle ilişkili ama ayrı ayrı isimlendirince daha iyi anlıyoruz. Bütün eğitimlerde, bu 101'de bahsettiğim projeksiyon konusu. Biz bunları başkalarına projekte ediyoruz. Bu arada sanatçılara da yaptığımız projeksiyon var. Yani diyoruz ki Tarkan'ın olağanüstü bir enerjisi var, Tarkan'ın olağanüstü bir yeteneği var. Ve biz Tarkan'ın o yeteneklerini sergilemesinin seyircisi oluyoruz. Ama aynı zamanda burada bahsettiğim farklı bir projeksiyon, o anlamlı hayat sürmeyi yeteneklerimizi gerçekleştirmemiz olarak değil de Ebeveynlerim bana sevgi verdiğinde o anlamlı hayat gelecek. Bir tane harika bir sevgilim olduğunda o anlamlı hayatı yaratacağım. Çok iyi bir işim olduğunda, bu işten ayrılıp Avrupa'da iş bulduğumda, Dubai'de iş bulduğumda o zaman benim hayatım çok iyi olacak. Dediğimiz noktada zaten o hayatı kendimiz yaratabileceğimizle ilgili bağımız da kopuyor. Saptırma mekanizması, yani biz yeteneklerimizi keşfedip onları gerçekleştirmeyi çok çalışarak engelliyoruz. Bizi seyrederek, tatlı yiyerek, o içinizdeki o geçen hafta da bahsettiğiniz o kocaman boşluğu, tatlıyla, alkolle, çocuğumuzun ay az yedi, ay bu çocuk yemiyor, Bak protein yemediğiyle kafayı bozarak. Çocuklarımızın notlarıyla kafayı bozarak. Yani buradaki o anlamlı hayat yaratmayı saptırarak da engelliyoruz. Ve yine bununla iç içe ama başka bir mekanizma bu. İç içe geçme mekanizması. Ben kendim hayatımı gerçekleştiremiyorum ya O kendini gerçekleştirmeyi çocuğum üzerinden yapmaya çalışıyorum. O yüzden çocuğumun dersleri, okulu, hangi okulu kazandığı, çocuğumun okul dışındaki aktiviteleri benim için çok önemli. Çünkü çocuğum onları başarınca ben kendimi gerçekleştireceğim zannediyorum. Halbuki öyle bir şey yok tabii ki. Çocuğa bu anlam ihtiyacımı yüklüyorum. Ve çocuk da tabii ki onu gerçekleştiremiyor. Sonra çocuğumla ilişkim er ya da geç bu nedenle bozuluyor. Tek çocuğumla mı ilişkice geçiyorum? Eşimizle ilişkice geçiyoruz, işimizle ilişkice geçiyoruz. Çok çalışarak işimizde kendimizi gerçekleştirmeyi bu sayede sağlamaya çalışıyoruz. Şimdi bu mekanizmalar da var. Ben sadece buraya dört tane mekanizma koydum sevgili arkadaşlar. daha fazla mekanizma var. Bunlar geç dağıt yaklaşımında mekanizmalar. Farklı mekanizmalar da dediğim gibi var. Bunları ayrıntılı anladığımda kendimle yaratıcılığımı gerçekleştirme önüne ne kadar çok engel koyduğumu anlamlandırabiliyorum. Ve son olarak yaratıcılığımı Gerçekleştirmem için bir takım ritüeller geliştirmem lazım. Bir takım süreçlerim olması lazım. Bütün sanatçıların bu tarz kendilerine has ritüelleri var. Her günün içinde de var. Spesifik mesela beste yapacak, onunla da ilgili bir ritüeli var. Bu ritüeller neden önemli? İçimdeki çocuk kendini güvende hissedecek, o yaratım sürecine girdiğini bilecek, o zaman o ritüelin içerisinde kendini gerçekleştirmeyi gerçekleştiriyor. Örnek vereyim hemen. Birçok müzisyenin beste yaparken taktığı mesela bere var, taktığı yüzük var mesela. ya da işte belli bir arotepik kokusu sizin yaratıcılığınızı tetikleyebilir. Belli bir Spotify'da müzik listesi sizin yaratıcılığınızı tetikleyebilir. Şimdi bir gelişim alanlarımızı tespit etmek önemli. Bu eğitimde ağırlıkla gözlemci, ideal anne ve ideal babadan bahsettim. İçimizdeki bu benliğimizin bu üç parçasını Geliştirmek bizim yetişkin olarak sorumluluğumuz. İçimizdeki gözlemce, duygunun olmadığı bir yerden... Ya şu anda ne oluyorum? Yukarıdan, uzaktan bakabilen ve görebilen parçamız. Bedenimde ne oluyor? Şu an hissettiğim duygu ne? İçimde bir parça bunu istiyor, bir parça bunu istiyor. Bunlar çelişiyorlar. Bunun düşüncesi bu, bunun düşüncesi bu. Bu konuyla ilgili hangi içe alınan mesajın var da, ben böyle davranıyorum, ben bunu yapıyorum, ben çok çalışıyorum, ben üzerime alamayacağım kadar sorumluluk alıyorum. Şu an hangi parçam aktif? Şu an içimdeki çocuk aktif ve o neden demek istiyorum. Gözlemci parça, bunları tespit edebilen parça. İdeal anne, içinizdeki çocuğa her haliyle kabulü veren, şefkati veren, güveni veren parçamız. İdeal baba da ihtiyaçların sorumluluğunu alan ve dışarıda böyle bir durum var, içimde böyle bir ihtiyacım var deyip o iç dünyamla dıştaki gerçeklik arasında uzlaşma alanına bakıp orada ihtiyaçları karşılamanın yoluna bakan parçamız İdeal Baba. Yani İdeal Baba çocuk gece yarısı 12'de dondurma istediğinde ya da kokoreç istediğinde gidip o kokoreç dondurmayı alan parça değil, Ya şimdi bu kokoreç istedin. Senin tam olarak neye ihtiyacın var? Acaba canın sıkıldı ve oyuna mı ihtiyacın var? Yoksa güvene mi ihtiyacın var? Çünkü biz bir sürü zaman güven ihtiyacı içinde tatlı yiyoruz. Ve sonra o güven ihtiyacını belki kocaman bir battaniyenin altına girerek karşılayacak. başka ihtiyacı, oyun ihtiyacını şarkı söyleyerek karşılayacak vs. Yani yaratıcı bir şekilde ihtiyaçları karşılamak ideal babanın sorumluluğu ve bizim ideal babamız ne kadar gelişkinse o kadar ihtiyaçlarını karşılayan bir insan oluyoruz. O kadar zengin bir yaşantısı olan bir insan oluyoruz. Ve ideal baba çocuğun yaratıcı ifadesine de alan açabilen bir baba. Yani o yaratıcılık için güvenli alanı, o yaratıcılık için çocuğu beslemeyi, o yaratıcılık için zamanı yaratan parçadan ideal babam. Evet, gözlemlemek birçok kadim öğretide var. şeyleri psikoloji ekollerinde de var tabii ki ama binlerce yıllık kadim öğretilerde de olana bitene tanıklık etmekten bahsedilir. İşte o parça gözlemci parçamız. Bu bahsettiğim engel mekanizmalarımızı tanımak olayın çok önemli bir parçası. İçimizdeki gözlemciyi, ideal anneyi, babayı geliştirip, o içimizdeki eleştiren ebeveyni de kendimizden ayrıştırıp uzağa koymak olayın çok önemli bir parçası. Öz eleştiri. Eleştiri kelimesini olumlu manada kullanmıyorum ben. Bu kelimeler tabii ki bizim deneyimlerimizi daha iyi anlamamız için eleştiri dediğimiz şeyi eleştirel ebeveyne ait olarak kabul ediyorum. Tespit yapan, hiçbir eleştiri olmadan şu anda burada bu oluyor, şurada şu oluyor diyen parçamız da gözlemci. O nedenle sağlıklı öz eleştiri diye bir şey yok. Ama sağlıklı gözlem yapma, sağlıklı tanıklık etme diye bir şey var. O yüzden eleştiri kelimesiyle gözlem kelimesini tamamen ayırıyorum ben kendi lugatımda. Bu ayrım bana çok daha düz geliyor. O zaman bu sağlıklı mı değil mi dilemesinden de, paradoksundan da kurtuluyoruz. Farklı alanlarda yaratıcılığını besle. Yani yaratıcılık şöyle bir şey. Şimdi ben koçum ve eğitmenim. Sadece koçluk ve eğitmenlik alanında yaratıcılığımı ortaya çıkarmak istediğimde bunu yapmak mümkün değil. İçimizdeki yaratıcı çocuk bir sürü alanda kendi yaratıcılığını yaşamak istiyor. Buna yemek yapmak da dahil, sosyalleşme de dahil, resim, müzik yapmak da dahil. Çocukken ben resim derslerinde sıkılırdım. Ve resim derslerinde annemden falan yardım isterdim. Ve bu yalnız, bu arkamda görmüş olduğunuz resmi ben yaptım. Bunu bilmiyorum 101'de söyledim mi? Başka eğitimlerde söyledim de 101'de söylediysem size belki tekrar olabilir. Söyledim mi? Hatırlayan var mı? Şimdi bu resmi de baya beğeniyorum bu arada. Kendim yaptım ve beğeniyorum. Gerçekten o engeller üzerine çalıştığımızda, eleştirile bebeğini de kendimizden şöyle bir uzağa koyduğumuzda, çocukken bile sevmediğimizi düşündüğümüz alanlarda yaratıcılığımız ortaya çıkıyor. Yani o nedenle o farklı alanlara bizim çok eleştiren sözlerimiz var. Mesela maymun iştahlı. olmak gibi. Maymun iştahlı olmak içinizdeki o yaratıcı çocuğun harika, şahane özelliklerinden biri. O yüzden maymun iştahlılığınıza sahip çıkın demek istiyorum. Hayata evet demeyi öğrenle devam etmek istiyorum. Şimdi genelde hayır demeyi öğrenmek üzerine gidiyoruz biliyorsunuz. Bu şaşırttı mı sizi bilmiyorum. İçimdeki programında asistanlık yapan sevgili liderlerimizin bazıları, ya evet demek okey de, hayır demeyi de öğrenseydik, eğitimin içerisine onu da katsaydım falan gibi şeyler söylediler. Şimdi sırlarımızı ifşa ediyorum. Yaratıcılık evet demekle geliyor. Yaratıcılık hayır demekle gelmiyor. Bunun en güzel örneği aslında doğaçlama tiyatro. Doğaçlama tiyatronunun benzer şeylerini bu arada hem rejissel hem de kurumsal eğitimlerde, yani kurumsal eğitimlerin içindeki o yaratıcılığı aktive ettiğiniz eğitimlerde ben bayağı uygulatıyorum. Karşındakinin söylediğine baştan hayır bu böyle olmaz diyen parçamı, benim parçam Eleştirele Bebeğinin. Ve onun söylediğine evet deyip Ve deyip onun üzerine inşa ettiğimde yaratıcılık ortaya çıkabiliyor. Bir başka örnek, doğaçlama müzik yapan müzisyenler. Birileriyle inanılmaz bir akışta o bir şey yapıyor, ay bu böyle çalınmaz dediğin anda zaten sen de işin içine girip bir şey daha ekleyemiyorsun. Öyle yapmıyorlar. Başarılı müzisyen ne yapıyor? O bir şey yapıyor, onunla dans eden, üzerine başka bir şey ekliyor. O da bir şey çalıyor. Bir başka örnekte benim sevgili yaratıcı yazarlık hocam Yeşim Hanım 6 dakika yazı çalışmaları yaptırır. Onun anlatımıyla anlatayım. Bir hikaye yazmaya oturdunuz. Ya da illa hikaye de olması gerekmiyor. Direkt Bir konuyu anlatacağınız, bir metin yazacaksınız. Yani kurgu olmayan bir metin yazacaksınız. Onu yazmaya oturduğunuzda bu sandalyeyi üç kişi oturuyor der. Yeşimcimcoz. Bir tanesi hikaye anlatıcısı. Bu arada bu kurgu olmayan şeyler için de geçerli. Orada da bir hikaye anlatmak istiyoruz, bir konuyu anlatmak istiyoruz. böyle süslü laflar etmek isteyen yazar da oturur, bir de bu doğru olsun, şu doğru olsun, imle hatası olmasın, cümleler tutarlı olsun diyen editör oturur. Ve üçü aynı anda kavga ederlerse sen yazamazsın. Bu arada e-mail bile yazamazsın. Bunları ayrıştırdığında yani oturup hikaye anlatıcısı aklına ne gelirse yazdığında sonra aradan vakit geçip yazar ve editör o metnin üzerinden geçtiklerinde o zaman yaratıcılık çıkıyor. İlk önce o beyninden geçenleri, o hayal gücüne tamamen evet deyip ne geliyorsa saçma sapan demeden oturup onu bir çıkarmak gerekiyor önce. Ve dediğim gibi bu roman yazarken de geçerli, aynı zamanda e-mail yazarken de bu yöntemi kullanabilirsiniz. Kendini gerçekleştirme ihtiyacı, sevgili dostlar, çok ama çok önemli bir ihtiyaç. Bu bizim yaşam haklarımızdan biri. Ve biz bir sürü zaman böyle bir ihtiyacımızın olduğundan bile haberdar değiliz. O nedenle de çok alakasız yerlerde mutluluğu arıyoruz. Kendini gerçekleştirmekle kastım Picasso'nun o söylediği laf. Yani kendi yeteneklerini, kendi hediyelerini keşfetmek ve sonra da bunu dünyayla paylaşmak, insanlarla paylaşmak. Ve bu ihtiyacı asla ve kati olarak kocamız üzerinden, işimiz üzerinden, çocuklarımız üzerinden, gerçekleştiremeyeceğimizin de bilincinde olmak. Ve son olarak yol haritası olarak şunu söyleyeceğim. Hazlı, lüksü, bolluk ve bereketi bilinçle yaratmayı öğreneceğim. Şimdi biz bunları yaşamayı kendimize hak olarak görmek şöyle dursun. Orada bayağı içe alınan mesajlarımız bizim. Bunları yaratmamak üzerine. En basit örnek vereyim, yani o hazlı ve bolluk bereketi yaratmamakla ilgili. Üzerinde örtü serili ve kapısının kilitli olduğu misafir odaları vardı. Evin en büyük odası, girilmeyen bir odaydı hatırlarsanız. Şimdi çok az insanın evi öyle. Ama aldığımız yol, evet güzel bir yol. Artık o kapılar kilitlenmiyor. Fakat kendimize en güzel tabaklarla koyduğumuz yemekler hazırlıyor muyuz? Sabah kalktığımızda kendimiz için hangi ritüeli yapıyoruz? Çoğumuz alelacele kahve yapıp onu içiyor bitirel olarak. Kendinizi rahatlatan, güvende hissettiren şeyler yapıyor muyuz? Yemeği alelacele mi yapıyoruz? Dışarıdan pide mi söylüyoruz? Yoksa gerçekten yaratıcılığımızı çıkardığımız, o evin mis gibi baharat kokularıyla dolduğu yemekler yapıp onları mı yiyoruz? Bunlar bu arada Aşırı yoksulluk düzeyinde değilsek ki şu anda bu eğitime katıldıysanız hepinizin elektronik imkanları var. Değil mi? Yani o yoksulluk düzeyinde değiliz hiçbirimiz. Öyle bir düzeyde değilsek bunları yaratmamızla önümüzdeki, yaratmamızla aramızdaki tek engel o bize çocuklukta öğretilen, içe alınan mesajlar. Biz bunları yapmaya zamanımız yok diyoruz. Ama baya Türk dizilerini de tamamlıyoruz. Netflix dizilerini de tamamlıyoruz. Ama o dizileri seyrederken de o kadar canımız sıkılıyor ki çekirdek yiyoruz. Peki bunlarla ilgili pratik öneriler ne olabilir? Bu öneriler tabii ki şey gibi düşünmeyin sevgili arkadaşlar. Yani bunları yapınca olacak gibi değil. Burada vereceğim pratik öneriler size bu yol haritasıyla ilgili ilham versin diye ben koyuyorum bunları. Şimdi bir, her gün kendinle temas et. Sabah sayfaları yaz. Şimdi sabah sayfası ne diyeceksiniz? Her gün üç sayfa serbest bilinç akışı yazıyoruz. Bununla ilgili sanatçının yolu videom var benim. O videoyu seyredebilirsiniz. Biraz daha konuya eğileyim derseniz de aşağıda da belirttiğim sanatçının yolu kitabını okuyabilirsiniz. Sonra bu sanat günlükleri var. Bunlar Türkçe'de de genelde İngilizce ismiyle kullanılıyor. Art Journals'lar. Yani o sabah sayfaları bir günlük. Onun gibi resimleri koyduğunuz, kolajları koyduğunuz günlükler tutabilirsiniz. Sanat günlükleri. Doğada vakit geçirebilirsiniz. Bunların hepsi üçüncü madde. Onu ikiye alsam güzel olurmuş. Üçüncü maddeyle bağlantılı. Bu her gün kendinle temas ettikçe o içindeki yaratıcı çocuk beslenecek. Çünkü biz kendimizle temastan uzaklaştığımızda o yaratıcılığımızı anlayıp o hediyeleri dünyayla paylaşmak tabii ki hayal oluyor. O yüzden her gün kendinle temas et ve aynı zamanda her haftada içindeki yaratıcı çocuğu beslen. Yani 2-3 saatlik bir zaman dilimi belirle. Sadece sen ol, bir de senin içindeki çocuk olsun. Başkaları olaya maydanoz olmasın. Bu da yine sanatçına yolundan bir öneri. İçinde senin bir kuyu var, bir pınar var. Onu beslemezsen kurursun. Onu beslemek için bu 2-3 saatlik sanatçı zamanını belirleyip gerçekleştiriyorsun. Müzelerde gez. Karaköy'deki o incik boncuk satan yerlerde gez. Doğada yürüyüş yap, kolajlar yap, şarkı söyle, resim yap vs. Ve oradaki kuyuyu besle. Şimdi buradan ikiye döneceğim. Her gün vermeyi ama gönülden vermeyi yani almak için, pedakarlıkla vermek değil, hazlına vardığımız bir vermeden bahsediyorum. Bunu pratik et. Burada da hemen bir önerim var. Size eğitim bitince bir anket gelecek ve sizden 101 eğitimiyle ilgili referansları isteyeceğiz. Mesela bunu yapmayı pratik edebilirsiniz bu akşam. bugünün vermesi, aldığınız bu eğitimle ilgili başka insanlara ve aynı zamanda bana ve aynı zamanda içimdeki çocuk topluluğuna siz de katkıda bulunabilirsiniz, size verebilirsiniz bu referanslarla. Bu gönülden vermede insanlara normalde sen yemek hazırlayıp yediriyorsan Ve sürekli bunu yapan bir insansan, yani vermeyi yemek yapıp yedirme üzerinden deneyimliyorsan onu da yapma diyorum ben. O çünkü aynı alışkanlıkları devam ettiriyor. Yaratıcılığını beslemiyor. Normalde yapmadığın yöntemlerle vermeyi, deneyimle. Evet, dördüncüye geçelim. Ne dedik? Yaratıcılığımızla önümüzdeki engellerden Engel mekanizmalarından bir tanesi saptırmaydı. O dizi seyretmeler, çekirdek yemeler vesaireydi. Onların bir tanesini ve küçük başla yani çok büyükse senin için o saptırma, onu şu anda yapmak zorunda değilsin. Kendine büyük bir saptırma seçerek sabote etmene gerek yok. İlk başta bir tanesini bırakmak ya da azaltmak için kendine tarih belirler. Ve oraya akıttığın enerji o zaman senin içinde kalacak, o zaman sen onu kuyunu beslemek için, yaratıcılık için farklı alanlara kanalize edebileceksin. Çoğumuzun Instagram bağımlılığı var mesela. Orası azaltmak için. Evet, yüzlerden görüyorum. Ya bu arada şey olarak da yani belki biliyorsunuzdur, baya bir zaten bizi orada tutmak için de o algoritmaları ona göre geliştiriyorlar. Gerçekten enerjimizin büyük bir kısmını bu sosyal medya, Netflix falan alıyor. Sonra pratik önerilerimden. Diğeri, bu üç kitabı okuyabilirsiniz. Ev Belirten Afrodit'e benim kitabım. Sanatçının Yolu, Julia Cameron. Sanat Terapisiyle İyileşmek'te. Lucia Capaciani. Bu kitaplar bizim ders kitaplarımız da aynı zamanda. Üçü de. Ve son olarak İçimdeki Çocuk'ta. Biz içimdeki çocuk topluluğuna bazen kabileniz diyoruz. Çoğunlukla da ocak diyoruz. Büyük ocak diyoruz. Çünkü bir de bizim küçük ocaklarımız var. Eğitim içindeki küçük gruplarımız. Üç kişilik. Yaratıcılığını aktive etmek ve aynı zamanda onunla önüne koyduğun engelleri keşfetmekle ilgili bu bizim ocak buluşmalarına ve sunduğumuz atölyelere katılabilirsiniz. Size zannediyorum birkaç gün içinde hafta sonu o Büyük Ocak'ın içindeki buluşmaları, atölyeleri, eğitimleri duyurduğumuz bir WhatsApp grubumuz var bizim. O WhatsApp grubuna katılım için bir e-mail göndereceğiz. Büyük Ocak buluşmaları ücretsiz, eğitim ve atölyelerin bazıları ücretli, Bazıları ücretsiz, bazıları da STK'lara bağış usulü gerçekleşiyor. Bazı eğitimler 101'e katılanlara da açık, bazı eğitimler için ise ana programın belli seviyelerinde olma şartı gerekiyor. Bu kendi yaratıcılığınızı geliştirmek, O içinizdeki anneyi, babayı, gözlemciyi geliştirmek adına güzel çalışmalar sunuyor tüm içimdeki çocuk topluluğu. Bu WhatsApp grubuna katılarak tüm bunlardan haberdar olmanız da mümkün diyorum.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









