
Gülén Gündüz Yılmaz explains how projection shapes relationships: we see others through our inner child, critical parent, and disowned parts, then seek outside what we haven't given ourselves inside. The fix is noticing these internal pieces, reparenting your inner child, and meeting your own needs for love, compassion, and approval.
Chapters
Böyle ilişkilerin bütün altın anahtarlarını sizinle paylaşacağım. Bir sürü taktik, şunu yapın, bunu yapın şeklinde diye bir vaadim vardı. Belki bazılarınız Instagram'dan görmüştür. Çok heyecanlı değil mi? Ben de şimdi heyecanlandım. Yani sizinle paylaşmak istediğim bir karikatür var. İlk o karikatürle başlayalım istiyorum. İnşallah ekranı paylaşmayı başarırsam. Şimdi çoğumuzun bazen istediği bir şey bu değil mi? Bu tanıdık mı? Bu istek. Ne diyorsunuz? Birisi bana kendi içine dön, içimdeki sesi kulak ver falan öyle şeyler demesin. İşte arayayım mı? Ya da bu adamla evleneyim mi? Ya da bu adamla evliliğime devam edeyim mi? Ya da bu müdür benim için çok yanlış bir müdür. Bana şunu yapıyor, bunu yapıyor. Acaba bunu bıraksam mı? Bu insana nasıl davransam? Gibi gibi aklımızda şeyler oluyor sanki değil mi bazen? Şimdi peki benim bunlara cevabım ne? Benim cevabım bu. Her türlü ilişki sorunu kendini ve dolayısıyla da dünyayı görememe sorunu diyorum. Nasıl bu? Soyut mu yoksa bu bir anlam ifade ediyor mu acaba sizlere? Yüzlere bakayım. Yüzlerdeki ifade ne? Yüzlerde ifadesizlik var sanki. Peki o zaman arttırayım birazcık daha. Çünkü her türlü ilişki Yani sadece romantik ilişkiler değil, özellikle bizim için önem teşkil eden ilişkiler ve özellikle otoriteyle kurduğumuz ilişkiler projeksiyondur diyorum. Yani projeksiyon mekanizması üzerinden yaşadığımız ilişkilerdir diyorum. Şimdi diyeceksiniz ki bazılarınız projeksiyon kavramıyla tanışık olabilir, bazılarınız o kadar tanışık olmayabilir. Projeksiyonla ilgili iki tane video var YouTube kanalımızda. Onu seyredebilirsiniz. Ama ben burada da projeksiyon konusuna gireceğim biraz. Kendimizi tanıyor muyuz? İlişkinin yokluğu da aynı kategoriye giriyor mu? Kesinlikle giriyor. Evet. Şimdi projeksiyon şöyle bir şey. Bizim dünyayı görme şeklimiz aslında yansıtma. projekte etme şekliyle gerçekleşiyor. Baktığımız her şeyi kendi bilgimiz, kendi görgümüz, kendi deneyimlerimizin ışığında görüyoruz. Küçük bir çocukken, minicikken dünyayı öğrenme şeklimiz de projeksiyon üzerinden. Küçük bir çocuk şunun da su olduğunu biliyor. Bakın bu Böyle bir bardak içerisinde şöyle bir şekli var. Değil mi? Farklı. Şunun içindekine de su diyor. Aynı zamanda bir göl bir denize gittiği zaman da onun su olduğunu biliyor. Yani bunun içerisinde çünkü bir benzerlik var. O benzerliği kendi öğrenimlerinden birleştirerek bu sudur diyor. Biz bütün dünyayı bu şekliyle algılıyoruz. Diyoruz ki bu yüzünü şöyle yapıyor, demek ki şöyle bir duygusu var. Böyle düşünüyor. Bu böyle gülümsüyor, demek ki şefkatli bir insan. Kendi bilgimden, görgümden yola çıkarak tüm dünyayı ve bütün insanları bu şekilde ben değerlendiriyorum. O nedenle projeksiyon genelde gündelik dilde kötü bir şeymiş gibi kullanılıyor. İyi ya da kötü değil. Dünyayı algılama şeklimiz kendi içimizdekini yansıtma aracılığıyla gerçekleşiyor. Buraya kadar nasılız? İyi miyiz acaba? İyi, süper. Peki şimdi, buradaki acaba problem ne? Yani projeksiyon, madem dünyayı böyle algılıyoruz, buradaki acaba problem nedir? Projeksiyon, ilişkilerde Şöyle özetlenebilir. Sende gördüğüm kendim. Yani bu ister romantik ilişkim olsun, ister benim için önemli bir oturtu figürüyle ilişkim olsun, istersen beraber çalıştığım, benim için önemli bir arkadaşım olsun. Ben o insanda, o insanın bütün özelliklerine değil, belli parçaları görüyorum. Daha doğrusu belli parçalarımı görüyorum. Mesela onda kurtarılacak parçamı görüyorum. O yüzden bu ilişki kurduğum insana şunu şöyle yap, bunu böyle yap, neden böyle böyle yapmıyorsun diyorum. O insanda tam tersine beni kurtaracak olan hayattaki problemlerimden parçamı da görüyor olabilirim. Beni koşulsuz sevecek parçamı görüyorum. Yani ideal anneyi görüyorum. Para ve her türlü fiziksel imkanları yaratan parçamı görüyorum. Estetiği var eden parçamı görüyorum. Neşeyi ve eğlenceyi var eden parçamı görüyorum. Kendini gerçekleştirecek parçamı görüyorum. Diyorum ki, yani aslında ne kadar yetenekleri var, keşke onları şöyle değerlendirsem. Onda sağlıklı parça mı görüyorum ya da onda yıkıcı parça mı görüyorum? Ve çoğunlukla benim için önemli olan ilişkilerde ki sürekli tekrarlıyorum romantik ilişkide ve otorite ilişkilerinde bunların bir sürüsünü aynı anda, aynı insanda görüyorum. Bir yanda o insanda Sağlıklı parçamı görürken bir yandan da yıkıcı parçamı görebiliyorum. Problem nerede? Bir. Sende gördüğüm kendimin farkında değilim. Şimdi bunu birazcık açalım. Sende gördüğüm kendimin farkında değilim demek şu demek. Sen bana koşulsuz sevgi ver istiyorum. Yani sende o koşulsuz sevgiyi verecek parçayı görüyorum ama o parçanın aslında kendi içimde de mevcut olduğunun farkında değilim. Ve o parçadan sana yansıtma yaptığımın farkında değilim. O parçayı sende görüyorum, sende görmemin nedeninin kendi içimdeki o parçaya temas etmediğim için olduğunun farkında değilim. Projeksiyonlardaki problemler buradan kaynaklanıyor. Nasıl olsa problem olmazdı. Ben o koşulsuz sevgiyi romantik ilişkideki sevgili de aramasaydım, kendi içimdeki o koşulsuz sevgiyi veren parçayı, o ideal anneyi kendi içimde var olduğunu fark etseydim, onu görebilseydim farkındalıkla, o zaman bu şekilde kör bir projeksiyon yapmayacaktım karşı tarafa. Onda da o sevgiyi yaratan parçayı görebilecektim ama kendimin yansıtması olarak gördüğümün farkında olarak. Aynı şeyi negatif projeksiyonlar içinde düşünebiliriz. Ya bu insan ne kadar hiçbir şeyi beğenmeyen bir insan dediğimde o kendi içimde hiçbir şeyi beğenmeyen eleştiren ebeveyn parçamı karşı tarafa yansıttığımın farkında mıyım? Yani başkasında gördüğüm her şeyin kendimin bir yansıması olduğunun ne kadar farkındayım, ne kadar değilim. Nasıl geliyor bunlar kulağa? Manalı geliyor mu? İyi gidiyor muyuz? Bir insana yansıma yaptığımda, o insanın belli özelliklerini görüyorum. Yani bir dürbün gibi düşünün bunu. O insanda mesela, kendini gerçekleştirecek parçamı gördüğümde, kendini gerçekleştirmekten korkan, bundan endişe eden, Kendini yetersiz görebilen diğer parçalarını göremiyorum karşıdaki insanın. Yansıtma yaptığım parçalara yoğunlaşıyorum. Sadece oraya ışık tutuyorum. Çünkü kendimi bütün olarak göremiyorum. Yansıtmaların en yoğun ve en farkındalıksız yaşandığı durumlar benim bir parçama iyi kabul edip, diğer parçama iyi kabul etmediğim durumlarda yaşanır. Örneğin öfkeli parçamı. Eğer öfkeli parçamı kendi içimde kabul etmiyorsam, reddediyorsam, o öfkeli parça olmasını istiyorsam, o zaman karşımdaki insanda o öfkeyi görme ihtimalim çok yüksek. Şimdi diyeceksiniz ki, bu o insanın çok öfkeli, öfkeden kendini kaybeden bir insansa yaşayıp, o zaman da mı ben yanlış görüyorum? Konu şu ki, eğer benim öfkeyle ilgili bir konum varsa, problemim varsa, ben yine öfkeyle problemi olan insanı hayatıma çekiyorum. Ve o insan belki başka birisiyle ilişkide Öfkeli parçası o kadar da yoğun olmadan o ilişkiyi yaşayacak ama benimle olan ilişkisinde o öfkeyi, seni hisseden parçayı daha çok hissedecek o ilişkiden. Çünkü ben şuradan bakıyorum insana. İşte çekim de tam bu noktada gerçekleşiyor sevgili arkadaşlar. Şimdi bunlar biraz da birbiriyle iç içe şeyler ama ben yine de ayrı yazmak istedim. Daha net olsun diye. O birisine çok yoğun çekim hissettiğimiz zamanlar olur ya, bu romantik ilişkide de olabilir. Yani sevgililik ilişkisinde de olabilir. Ya da birisiyle iş görüşmesi yaparız. ''Ay o kadar ısındım ki, o kadar birbirimize göreyiz ki'' diye iş görüşmesinde de olabilir bu. Orada eğer koştuğumuz bir çekim varsa, dediğimiz bir çekim varsa işte o zaman şu demek, bende olmayanı ben sende görüyorum ya da sende olmasını bekliyorum. Kendimi yeterince güzel bulmuyorum, o güzelliği sende görüyorum, sana yansıtıyorum. Kendi hayatım stabil değil. Duygusal çok iniş çıkışlarım var. Kendi duygularımı kapsayamıyorum. O zaman erkek olarak o stabiliteyi senden bekliyorum. Benim hayatım çok tek düze. Spontanlığı sende görüyorum. O yüzden sana doğru koşasım geliyor. Ya da yaratıcılık, ya da duygusallık, ya da enerji, ya da güç. Buna benzer bir şekilde öfke ve şiddet gibi kendimde olduğunu reddettiğin özellikleri bilinçli ya da bilinçsiz sandığı. Bununla ilgili bir spesifik maço erkeğe çekilmek diye de bir videomuz var bu arada. Yıkıcı erili, kendimde hiç göremeyip, kendimdeki izdüşümlerinin hiç farkında olmayıp, onu dış dünyadaki insanlarda görme ve ilişkilerimi oradaymış ama. Evet, üçüncü içimdeki çocuk eğer karşımdakinden ideal anne, ideal baba olmasını bekliyorsa da inanılmaz bir çekim duyuyorum. Ve özellikle de bu ihtiyaçlar başka ihtiyaçları da aslında bekliyor. içimdeki çocuk karşıdakinden ama özellikle bu dört ihtiyacı yazmak istedim. Sevgi, şefkat, güven ve onayı içimdeki ideal anne baba, içimdeki çocuğa veremediğinde dış dünyadaki gerek otorite figürlerine gerekse sevgili figürlerine inanılmaz çekim duyuyor o çocuk, o ergen ve koşarak ondan almayı istiyor bu ihtiyaçları. Ve yine benzer ama ayrı yazmak istedim. Eğer küçük bir çocukken bana bakan kişiler yani işte annem, babam, anneannem belli özellikleri varsa bu özellikler bana, içimdeki çocuğa tanıdık geldiği için karşı tarafta o özellikleri gördüğümde mesela cool olma, soğuk davranma, mesela yüksek standartlarla eleştirme, Bunlar benim canımı acıtsa da çocukluktan alışageldiğim davranışlar bunlar olduğu için aynı davranışları sergileyen insanlara çekinmiyorum. İşte biz de şimdi filmlerle, dizlerle kadar abartılı olmasa da bir sürü zaman içimizdeki çocuktan o 5-6 yaşındaki ya da 12 yaşındaki halimizden ilişkilerde var oluyoruz. Küsüyoruz, Trip atıyoruz. Arayacak mı, aramayacak mı? Beni seviyor mu, sevmiyor mu? Diye tribe giriyoruz. O beni seviyor mu, sevmiyor mu? Bu insanla ilişkiyi ilerleteyim mi, ilerletmeyeyim mi? Bu sorular kaç yaşındaki parçamıza ait? Eğer içimizdeki çocuğa ve ergene aitse, o çocuk ve ergenden karşı tarafla ilişki yaşamamız ne kadar mümkün? Yani içinizdeki çocuğa biz bakmayıp, karşımızdaki insana al benim içimde bir çocuk var, hadi al sen buna bak dediğimizde onun bakma ihtimali sizce yüzde kaç? Genelde olan ne? Ben bir insana çekilip benim çocuğuma sen bak, onun ona ihtiyacını sen karşıla, sevgi ihtiyacını sen karşıla dediğimde Karşımdaki insanın da çocuğunu tetiklediğim için muhtemelen ancak kendini bu konularda eğitmiş bir insansa bana yetişkiniden tepki verebilir. Yoksa çok büyük ihtimalle ben ona çocuktan davrandığımda o da ona çocuktan davranacak. Kişisel gelişim alanında yazanlar, çizenlerin bir bölümü bu eleştirel ebeveyinden şu şöyle olmalı, bu da böyle olmalı diye aslında tıpkı bir Bülent gibi bizlere söylerken biz de içimizdeki çocuktan bu ilişki alanında konuşan, eleştirel ebeveyinden konuşan karakterleri dinleyebiliyoruz bir sürü zaman. Bu gerek ilişki alanında taktik veren birtakım kişisel gelişim uzmanları olsun ki bunlar erkek oluyorlar genelde biliyorsunuz. Bu bilat profilleri. İster arkadaşlarımız, dostlarımız olsun. Sen şu zaman arama, o zaman ara. İşte kadın dediğin öyle yapmaz da şöyle yapmaz falan diye. Şimdi burada benim söylemek istediğim şey şu. Biz içimizdeki çocuğun o açlığı nedeniyle bu tarz kolaylaştırıcı yani şu şöyle olmalı, bu da böyle olmalı diye bize öğüt verilsin istiyoruz. Oysa ki ilişkinin sağlıklı ve derin olabilmesi için bu taktiklerle hiç ilgisinin olmadığı bir alanda yaşanması lazım. Sağlıklı ve derin ilişki insanların eleştiren ebeveyn ve çocukları arasında değil, yetişkin parçaları arasında yaşanıyor. Ben senin hayatını zenginleştirmek için sana ne verebilirim? Beraber nasıl büyüyebiliriz? Beraber hayatımızı nasıl büyütebiliriz? Bakış açısı bu olduğunda o istediğimiz, içimize kıpır kıpır ettiren ama bir yandan da birçok ihtiyacımızı karşılayıp büyüdüğümüz ilişki İçinizdeki gözlemci ve içinizdeki sağlıklı ebeveyn parçaların aktif olduğu ilişki tipinde mümkün. Bu umarım anlamlı gelmiştir. Yani çocuktan davranmak işimize yaramıyor. O çocuk olduğunda önceki bölümlerde bahsetmiştim hatırlarsanız. Çocuğun sesi olduğunda eleştireli bebeğinin de aslında içeride sesi vardır, onu fark etmek lazım demiştim. Aynısı tam tersi içinde geçerdi. O eleştireli bebeğinden karşımdaki insanı eleştirdiğinde, onu öyle yapmalı, şöyle yapmalı dediğim her durumda da içimdeki çocuk yine aktif, eleştireli bebeğinle beraber. Ve bir sürü zaman Ben bu seslerden ilişki yaşadıkça karşımdaki insanın da eleştirel ebeveynden bana davranmasını, karşımdaki insanın da bana çocuktan davranmasını aslında teşvik ediyorum. Ve o zaman işte çocuk çocuk, çocuk ebeveyn, eleştirel ebeveyn ilişkileri yaşıyorum. Anlamlı geliyor mu acaba bu söylediklerim? Projeksiyon yaparken aynı zamanda Projeksiyonu şöyle düşünmek lazım. Ben özellikle ilişkinin başında kendimin sadece iyi parçalarını karşı taraf görsün istiyorum. Hatta bazılarımız da çok daha uzun sürede devam edebiliyor. Projeksiyon sadece karşımızdakini değil, kendimizi de algılama biçimimiz. Çünkü bütün dünyayı algılama biçimimiz projeksiyon. Kendimin de o daha saçı başı dağınık halini reddettiğim için, onu kabul etmediğim için onu da karşıdakine göstermek istemiyorum. Ve karşıdakinin onu görmesi benim için kabul edilebilir değil. Çünkü ben kendim görmek istemiyorum zaten o parçamı. Burada biraz beyinleri yaktık mı? Yani ilişki problemi, kendini ve dünyayı görememe sorunu diye başladık ya, o kendimi de bir sürü haline kabul veremediğim için onu da göstermek istemiyorum karşı tarafa. Ama o da eninde sonunda görecek onu. Ve sonra gördüğünde de hoşuma gitmeyecek tabii ki. Onu reddedeceğim. ve o da kum havuzunda bir kavgaya dönüşecek. Anlamlı mı? Yani gerçek olmayan bir şeyi yaşayıp onunla da tatmin dolu bir ilişki kuracağımızı düşünüyoruz. Tam olarak problem burada. Ben senin sadece şu özelliklerini görüyorum, sen de benim sadece belli özelliklerimi gör, belli özelliklerimi görmeyi istiyorum. Ama gerçeklik başka. Gerçek hayatla benim o kafamdaki projeksiyonlar örtüşmeyince de ben tabii ki sağlıklı, derin, tatmin dolu bir ilişki yaşayamıyorum. İlişki problemleri genel olarak böyle. Bu arada burada şunu kastetmiyorum. İnsanın kendi bakımını yapması, kendini güzel hissetmesi, kendini hoş hissetmesi, bunlar çok güzel şeyler. Ama bu başka bir şey. Yatağa makyajla uyanmak, filmler sayesinde de iyice abartı oluyor bunlar ki iyice anlayabiliyoruz. Yani burada bunu yapan yoktur diye düşünüyorum. Ama bunu belli derecelerde yapıyoruz. İnsanlara kendimiz de kabul etmek istemediğimiz özelliklerimizi göstermek istemiyoruz. Buradaki ana nokta, onlara gösterip göstermemek de değil. Onları ben kendi içimde kabul verebiliyorsam, karşıdakine gösterip göstermemekle sorunum olmuyor zaten. Önemli olan kendim kabul edebiliyor muyum? Bu sırf bakımsız halim olmak durumunda değil, öfkeli halimine kadar kabul edebiliyorum. Yaz içerisindeki hüzünlü halimine kadar kabul edebiliyorum. Zaman zaman kurbana bağlıyorum, kurban parçamına kadar kabul edebiliyorum. Yıkıcı parçamına kadar kabul edebiliyorum. Mesela yıkıcı parça, çoğumuzun bayağı görmezden gelmek istediği bir parça. O nedenle de hayatımızdaki farklı yıkıcı eylemlerde bulunan insanlarla gözümüze sokulur içimizdeki yıkıcı parça. Yıkıcı parçaya da şöyle örnekler verebilirim. Mesela sigara içiyorsak Mesela bize iyi gelmediğini bildiğimiz yiyecekleri yiyorsak, gün içerisinde hiç durmadan çalışıyorsak, hiç durmadan sandalye üstünde çalışıp hiç bedenimizi hareket ettirmiyorsak, işte oralarda hep yıkıcı parçamız iş başında. Biz yıkıcı parçamızı görmeyip reddettiğinizde de bir müdür olarak karşımıza çıkacak ya bir iş arkadaşımız ya sevgilimiz olarak karşımıza çıkacak ki biz o yıkıcı parçamızı görelim. Bazen de göremiyoruz. Karşımızdakini suçlamaya devam ediyoruz. Müdür böyle yaptığı için, o sevgili böyle yaptığı için diye. O zaman o olaylar da tekrarlanmaya devam ediyor hayatımızda. Olaylar değişiyor, insanlar değişiyor fakat yaşadığımız olayın özü değişmiyor. Jung'un çok bilinen bir sözü vardır. Sen bilinç dışındakini bilincine taşımadığın sürece yaşadığına kader diyeceksin diye. O işte hoşumuza gitmeyen olaylar, durumlar, insanlar hep o içinizde görmediğiniz görmezden geldiğiniz parçaları bize göstermek için geliyorlar. O nedenle de ilişkiler çok değerli. Yol haritası. Bir. İçindeki çocuk ve ergenin ihtiyaçlarını karşılamayı öğren. Şimdi bu çok uzun vadeli bir yolculuk. Çünkü ihtiyaç karşılamayı öğrenmek için Geçen bölümde baya ayrıntılı bahsettim. İhtiyaçlara bedenimizdeki duyumlar ve duygular üzerinden gidiyoruz. Ve bedenimizdeki duyguları hissizleştirdiğimiz için, duyguları hissizleştirdiğimiz için, oradan ihtiyaçlara gitmek de bizim için o kadar kolay olmuyor. Orada bedenlerdeki duyumları hissetmeyin. Tekrar öğrenmek, duyguları hissetmeyi öğrenmek, ihtiyaçları karşılamak için yaratıcı stratejiler geliştirmeyi öğrenmek ve ne oluyor da ben ihtiyaçlarımı karşılamayı engelliyorum. Kessizleştirme gibi, sattırma gibi, çocukken içe alınan türlü türlü meli malılar gibi ihtiyaçlarımı nasıl engellediğimi de öğrenmem gerekiyor. Bu uzun bir yol. Ama ne kadar başlarsak, ne kadar üzerinde çalışırsak hayatımız o kadar zenginleşiyor. Sadece bu 101'e katılarak bile bu konuda önemli bir yol aldığınızı düşünüyorum. Daha derinleşmek isterseniz de içimdeki çocuğun o ana programına bekliyorum. Biz ilk modül Sar Sarmalı'da da bunlar üzerine çalışıyoruz. İkinci modül Yaz Tutkut'ta da baya ayrıntılı bir şekilde ne oluyor da, hangi aşamada, ne yaparak ihtiyaçlarımı karşılamayı başaramıyorum mu çalışıyoruz. Ve bunların sonucunda da o ihtiyaçları karşılayabilen ideal anneyi, babayı geliştiriyoruz. Çocuğun, ergenin ihtiyaçlarını artık kendi içimizde karşılıyoruz. Sevgiliden, eşten, müdüdden, karşılama eğilimleriniz, meyilleriniz giderek azalıyor. Evet, o yüzden ikincisi çok önemli. Hangi ihtiyaçları, hangi ilişkilerden karşılamaya meyilin var, bunu çalış. Şimdi bir takım örnekleri pratik öğrencilerde de ben söyledim. Ama örnekler burada da söylemek istiyorum. Sevgi, şefkat, güven, onay, Bu ihtiyaçları sevgiliden ya da müdürden karşılamak istiyoruz. Ve bunları beklemeyi de bütün toplumlar diyeceğim, sadece bizim Türk toplumu değil, bütün toplumlar bunları sevgiliden ya da müdürden karşılamayı son derece doğal kabul ediyor. Bütün öğretilme şeklimiz, yani o melimalılar, bizim içe alınan mesajlar olarak çalıştığımız İçimdeki Çocuk programında bizi bunu öğretiyor. Yani sen sevgilin olursa sevgi ihtiyacını karşılayabilirsin. Halbuki uzun süreli ilişkisi olanlar mutlaka bunu denemiyorlar değil mi? Uzun süreli ilişkin oluyor, evleniyorsun. O sevgi ihtiyacını karşındaki insan karşılıyor mu? Karşılamıyor değil mi? Mesela bir evlilik yapıyoruz. Olmuyor. İkinci insandan o sevgi ihtiyacını karşılamasını bekliyoruz. Konuyu o insandan yani problemi o insandan ibaret zannediyoruz. Ahmet değil de Mehmet gelirse sevgi ihtiyacımı karşılayacak, güven ihtiyacımı karşılayacak sanıyoruz. Halbuki konu O altı yaşındaki halimizden sevgili ihtiyacını karşılamayı Ahmet'ten beklememiz. Bu arada Ahmet de benden bekliyor. Her iki çocuk da ideal anneyi istiyor karşı taraftan. Bu arada ideal anneden de davranıyoruz bir sürü zaman. Ama kendi içimdeki sevgiyi karşılamayınca ideal anneden bir süre davranıyorum Sonra o ideal anne hemen eriştireli bebeğine dönüyor. İlişkilerde ideal annelik yapmak mutlaka gücenme ve trip atmayla bitiyor. Aynı şey ideal babadan davranmakta da ilgisi var. Üç, çekimine farkındalık getir. Yani dedik ya, görmüyorum ben neye nasıl çekildiğimi görmüyorum. Problem orada. Buraya farkındalık getirmem lazım. Dört numara da üçle çok alakalı. Romantik ilişkilerdeki koşma eğilimini çalış. Bu arada koşamama eğilimini de çalış aynı zamanda. Şimdi burada neyi kastediyor diyeceksiniz. Ay çok heyecanlandım. Yani o kadar böyle kalbim pırpır etti ki acaba arayacak mı, acaba aramayacak mı? İşte bunlar çekim ve koşma ya. Ve bazı insanlara da, onlar bize ilgi duyuyorlar mesela, diyoruz ki yok ya, kimyamız uyuşmadı. Kimyanın neden uyuşmadığını biliyor musun? Çekimin o maddelerine baktık ya, kimyan neden uyuşmuyor? Yani o koşarak, o insandan etkilenme durumları, içinizdeki çocuğun ve ergenin etkilendiği durumlar. Ve o çocuk, o ergen, o kalp çarpıntısının çok güzel şeyler yaşayacağı, çok güzel ihtiyaçlarını karşıladığıyla ilgili beklentileri var. Ya da cool bir insan görüyor karşı tarafta. O yüzden o çekimini hissediyor. Bunların hepsi o çocuğun, o ergenin istekleri, arzuları, körlükleri ile ilgili. Buralara farkındalık getirmemiz gerekiyor. Eğer gerçekten istediğimiz ilişkileri yaratmak istiyorsak hayatımızda, bilinç dışından ilişkileri yaşamaya giderek azaltmak istiyorsak, tam haliyle Mümkün mü? Tabii ki değil. Ama burada çalıştıkça ilişkilerimizin gerçekten farklı bir hal alması kesinlikle mümkün. Eleştirele bebeğini ayrıştır. İlişkilerinde iki yönlü de hakim olmasına izin verme. Şimdi burada neyi kastediyorum? karşımdakini eleştirel ebeveynden eleştiriyorsan, o da senin tatmin dolu bir ilişki yaratmana engel olacak. Eğer karşımdaki seni eleştiriyor diye mutsuzsan, bil ki kendi içindeki eleştirel ebeveyni karşımdakine yansıtıyorsun. Buna somut bir örnek vereceğim. Senin için evinin pür-ü pak oldu mu olmadı mı, üzerinde konuştuğun, üzerinde beyin yorduğun bir konu değilse, sevgilinin ''ay sen de ne tembel kadınsın'' demesi seni hiç etkilemez. Duymazsın bile onu. Bu senin için bir konuysa yani senin eleştirele bebeğinin de sana böyle konuşuyorsa bir konudur karşımdakinin söylemesi. Biz içimdeki çocuk programında buna benzer çalışmalar yaparız. Karşımdaki seni eleştiriyor diye bozulduğun cümleleri otur, yaz. o cümleleri kendi içinde eleştirele bebeğinin çocuğa söylediğini de göreceksin. Yani eleştirele bebeğinin iki yönlüde hakim olmasına izin verme ve son olarak kendini gerçekleştirme ihtiyacın üzerindeymiş. Eğer kendini gerçekleştirme anlam yaratma gibi ihtiyaçlarımı karşılamıyorsam o zaman ilişkilere sardırıyorum. Çünkü içimde kocaman bir boşluk var. Bunlar çok önemli ihtiyaçlar. O ihtiyaçları, o boşluğu dolduramayınca istiyorum ki karşıma bir adam gelsin doldursun. Ya da o kadar harika bir yöneticiyle çalışayım ki Odunla o kadar güzel işlere imza atayım ki o şekilde o boşluğu doldurayım. O zamanda ne yöneticileri, ne çalıştığım şirketleri beğeniyorum. Orada farkında değilim. Kendi içsel otoritemi, kendi iç otoritemi projekte ediyorum onların. Yani o kendi içimdeki yaratma gücünü Kendini gerçekleştirme gücünü, karşımdaki insan benim adıma yapsın diye bekliyorum. O otoriteyi yansıtıyorum karşı tarafa. Kendim içsel otoritenin sahiplenmeni. İdeal eştir, ideal müdürdür ya da ideal arkadaşla ilgili konun varsa otur, ideal eş diye bir başlık at ve beklentilerini yaz. Biraz daha ihtiyaç terminolojisi kullananlar buradaki beklentileri ihtiyaç diline de çevirebilirler. O ihtiyaç dilini çevirdikten sonra da kendin, kendi ideal anne babandan karşılamak için her hafta 3 tane strateji, yöntem geliştir ve bunları uygula. 2. Kaç yaşındayım? Demin bir örneğini hep beraber yaptık o dizilere bakarken, filmlere bakarken. Bir ilişkide bir sorun yaşadığında kurduğun cümlelere bak. Kaç yaşındaki sen o cümleleri kuruyor? Ya da o insandan şikayet ediyorsun diyelim ki bir arkadaşına. O şikayet cümlelerini kuran sen kaç yaşında? Ya da önemli bir konuşma yapacaksın ve kendini ifade edeceksin. Konuşma öncesi bir bak. O konuşmaya kaç yaşındaki halinle girmek istiyorsun? Anlamlı mı bu strateji bilmiyorum. Üç. Sevgi, şefkat, onay, ihtiyacını karşılamak için başka insanları içeren ve içermeyen stratejiler geliştir. Çünkü içindeki çocuğa sevgi, şefkati, onayı sadece sen verebilirsin. Başka insanlarla beraber mesela takdir çambere yaparak tabii ki karşılayabilirsin ama sorumluluğunu alacak olan kişi sensin. Dört, hayatında daha fazla olsun istediğini sen ver. Ama bunu üç kağıtla almak için verirsen olmaz. Bu doğaya aykırı bir şey. Hesapla verdiğinde tam vermiyorsun çünkü. İnsanlara takdirler ver, kurabiyeler ver, özenli sofralar ver, şiirler ver, Spotify listeleri ver. Sen ne istiyorsun hayatında? onu insanlara ver. Zaten bunu verdiğinizde işte o zaman biz hayatındaki istediği her şeyiyle çeken bir çekim merkezi oluyoruz. Ve bunu veren, bu ışıltıyı yayan insanların etrafında olmak istiyor herkes zaten. Bu ister sevgililik ilişkisi olsun, ister arkadaşlık ilişkisi olsun, ister beraber bir şeyleri üretmek, yaratmak manasındaki iş birlikleri olsun. Ve son olarak projeksiyon üzerine eğil. İlişkilerinde insanlara hangi farkında olmadığın özelliklerini, parçalarını yansıtıyorsun. Bunlar üzerinde çalış. Bunun için de somut bir strateji önereceğim size. YouTube kanalındaki videoları, projeksiyon videosu var, aşk bir projeksiyondur videosu var. Özellikle o ilk iki video. Maço erkeğe çekilmek videosunu da yine projeksiyonla ilgili olduğu için öneriyorum. Objektif tespit diye bir şey yok mu o zaman? Objektif tespit diye bir şey var. İçimizdeki gözlemciyi konuşmuştuk önceki eğitimin bölümlerinde. İçimizdeki gözlemci gerçekten gözlem yapabilen bir parçamız. Fakat burada şöyle bir konu var. O gözlemciyi bayağı üzerinde çalışarak geliştirmemiz gerekiyor. Bizim objektif tespit sandığımız şeyler çoğunlukla yargılarımız oluyor. Mesela hava, uff hava çok sıcak. dediğinizde bu bir objektif tespit değil. Bir başkası üşüyebilir, bir başkasına soğuk gelebilir. Hava 37 derece dediğinizde bu bir objektif tespit. İlişkilerde biz çoğunlukla çocuk ve ergen aktive olduğu için ne kadar gözlemciden bakıp bu tespitleri yapabiliyoruz? Bunları geliştirmemiz gerekiyor.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









