In this extended talk, Gülen Gündüz Yılmaz explores how unconscious inner parts—particularly the narcissistic, angry, and childlike fragments—shape our relational patterns. She explains that childhood‑internalized messages (e.g., gendered expectations about the kitchen) become hidden scripts that trigger strong emotional reactions when echoed by others. The core issue, she argues, is the (mis)allocation of responsibility for meeting emotional needs: we are biologically wired to seek regulation through other people, yet cultural myths teach us to expect a partner or authority figure to provide love, compassion, and validation. Yılmaz distinguishes between taking personal responsibility for those needs (finding alternative strategies or other supportive relationships) and blaming others when they are not met. She illustrates how lack of layered awareness keeps us stuck in surface‑level awareness (the “ice‑berg tip”) – using the example of smoking as a coping strategy linked to unmet connection needs. The speaker stresses that deep change requires group‑facilitated work, such as the Afrodit training modules, where participants can observe which internal part (parent, child, lover) they are operating from in difficult conversations. Finally, she introduces the concept of “tam temas” (full emotional contact), describing it as a state of complete eye‑to‑eye, heart‑to‑heart presence that can occur in romantic, friendship, or therapeutic contexts, and explains why many people avoid it due to the vulnerability of the inner child and adolescent parts.
Chapters
Kendi narsis parçamın ne kadar farkındayım? Hepimizin narsis parçası da var. O narsis parça bilinç dışının derinliklerinde, benim tarafımdan hiç görülmeyen yerden. Aynı şey öfke için geçerli. Bu parçalarımı gördükçe bu çekimler ortadan kalkıyor. Mutfakla ilgilenmiyordum. Hep kafasına vurdum bu cümleyi. İşte mutfakla ilgilenmeme gibi bir konunuz yoksa, karşıdakinin onu söylemesi size o kadar da enterese etmez. Ama çocukluktan alma bir içe alınan mesaj varsa, kadın dediğin mutfağa şöyle şöyle olur, kadın dediğin üç çeşit yemeğini hazırlar, beyninin önüne koyar şeklinde içe alınan mesajların varsa, O zaman başka bir insanın bunları söylemesi seni etkiler. Oradaki konu o insanı suçlamak değil, kendi içinde böyle böyle, aynı dışarıdaki insan gibi konuşan parçana oturup keşfetmek. Çocuklukta anılan, içe anılan mesajlarına bakmak. Duygulara güvenmek ya da güvenmemek değil, Benim hissettiğim şey neyle ilgili? Düşündüğüm şey neyle ilgili? Hangi düşünce, hangi duyguma bağlantılı, linkli? Buralara benim farkındalık getirmem gerekiyor. Ben bu insana çekildim, çok heyecanlandım, kalbim çarptı. O zaman bu insan benim için doğru insan diye düşünen parça kaç yaşında? Soruyu soruyla cevap verdim. Umarım manalı olmuştur. Karşımızdaki insandan artık hiçbir şey beklemiyorsak, kendimizde gayet de yetebiliyorsak, sevgi, anlayış, güç vesaire bu da onun sorunudur. Şimdi bunu her eğitimde hemen hemen bu sorunun farklı bir versiyonu geliyor. Şimdi biz insanların ihtiyaçlarını kendi kendine tamamen karşılama gibi bir biyolojimiz yok. Yani sevgi, şefkati, takdire ben kimseyle görüşmeyeyim, hiçbir insanla görüşmeyeyim ve kendi kendime bunu karşılayayım şeklinde biyolojik varlıklar değiliz biz. Buradaki konu ihtiyaçlarının sorumluluğunu alıyor musun, almıyor musun konusu. Yoksa başka insanlarla bunları yani şöyle söyleyeyim, biz bir odada Tek başımıza olduğumuz zaman sinir sisteminiz zırt diye diz regüle oluyor sevgili arkadaşlar. Regüle değil sinir sisteminiz bir evde tek başına olduğumuzda. O yüzden bir sürü zaman ne yapıyoruz? Televizyon açıyoruz, İnstagram'a bakıyoruz vs. O kadar başka insanlarla bir arada bulunma ihtiyacımız var. Burada karışan konu şu. Ben bu ihtiyacımı Ahmet karşılamadığında Ahmet'e kızıyor muyum, bozuluyor muyum? Yoksa, aa Ahmet karşılamadı, okey. Ben o zaman Ayşe'yle karşılayabiliyor muyum? Neşe'yle karşılayabiliyor muyum? Ya da bugün bir insandan değil de kendi kendime bu ihtiyacımı karşılayabiliyor muyum? Konu bu. Konu ihtiyaçlarımızı kendi kendimize karşılamak değil, Beyin olarak, sinir sistemi olarak başka insanlarla biz ancak sakinleşebiliyoruz. Başka insanlarla o sevgiye, şefkati, takdiri onayı karşılayabiliyoruz. Ama ben bunu karşımdakine sorumluluğu atıyor muyum? Yoksa o sorumluluğu kendim alıp farklı insanlarla, farklı stratejilerle o ihtiyacı karşılıyor muyum? Umarım bu net olmuştur. Bu çünkü çok gelen ve çok bizim kafamızın doğal olarak çok karıştığı bir konu. Çünkü bize bunlar öğretilmedi. Bize ne öğretildi? Eğer sevgilin varsa, ki evleniyorsan, kesin o zaman işte o sevileceksin, şefkat gösterileceksin, seni onaylayacak karşındaki insan ve her zaman onaylayacak. O beyaz atlı prensi bulursan. Bu öğretildi. Ve otorite figürleri de bizim otorite figürleri işimizi beğenecek. Otorite figürleri bize yol gösterecek. Neyi nasıl yapmamız gerektiğini söyleyecekler. Bunları öğrendiğimiz için biz ihtiyaçlarımızın sorumluluğunu karşıdan bekliyoruz. Onu yapmayalım diyorum. Evet bayağı bir yazı sorular da var. Ben biraz hızlanayım bari. karşı taraf içindeki çocuk ile davranıyorsa biz nasıl yaklaşacağız? Karşı taraf çocuktan davrandığında ben hangi parçamdan davranma eğilimindeyim? Onun üzerine çalışacağım. Çünkü içindeki çocuktan davranıyorsa karşı taraf benim mesela birçok zaman daha destekleyen ebeveyinden davranmam ve eğilim var. Benim buna uyanık olmam gerekiyor. Ben eğer ebeveyinden davranırsam o tuzağa düşüp karşımdaki çocuktan davranmaya devam ediyor. Şöyle çok somut örnek vereyim. Afrodit eğitimlerinde biz çalışıyoruz bunu. Zor konuşmalarda hangi rolden davranıyorum diye. Afrodit'ten davranabiliyor muyum? Yoksa ebeveyn, işte anneden, çocuktan mı davranıyorum diye. Mesela bir insana bunu şöyle şöyle yapsan daha güzel olmaz mı tatlım? dediğimizde o insana biz içimizdeki ebeveynden davranıyoruz. Bütün güzel niyetimizle, bütün iyi niyetimizle bunu yapıyoruz. Ama sevgiline bir davrandın, iki davrandın, sürekli ebeveynden davranırsan ne oluyor? O da çocuktan davranmayı çoğaltıyor. O nedenle buradaki soru şu. Karşı taraf çocuktan davrandığında ben hangi parçadan davranmayayım diye. Devam ediyorum. Yıkıcı davranışlarımızın ve bunları farkında olmamıza rağmen sürdürmemizin sebebi nedir? Yeterince farkında olmamız. Şimdi farkındalığı bizler ilk bölümlerde de bahsetmiştim. Şu eğilimdeyiz. Mesela sigara içmemin bana iyi gelmediğini biliyorum. Bunun farkında olmama rağmen içiyorum. Evet orada farkındayım ama farkında olduğum o buzdağın üstündeki kısım bu kadarcıksa ben sigara içmeye devam ediyorum. Benim orada başka farkındalıklar geliştirmem lazım. Mesela sigara içerek kendimle bağlantı ihtiyacımı mı karşılıyorum? Kendimle bağlantı ihtiyacımı ne oluyor da Başka stratejilerle karşılayamıyorum da sigarayla karşılıyorum. Kendimle bağlantı ihtiyacını karşılamamın önündeki engeller ne? Ve bunu sigarayla linklemişim ya. Hangi olaylar oldu da, ne zaman, nasıl linkledim? Hangi melimalılarla linkledim? Yani farkındalık dediğimiz şey sıfır ya da bir değil. Katman katman. ve gerçekten farkındaysam, gerçekten o katmanlara indiysem o zaman davranış değişikliği oluyor. Davranış değişikliği yoksa geçti altı ihtiyaç döngüsü tamamlanmıyor. O ihtiyaç döngüsü tamamlanmıyorsa benim orada geliştirmem gereken farkındalık var. O farkındalığı da kendi başıma geliştirmem çok zor çünkü kendime her zaman gözlemciden bakamıyorum. Kendime gözlemciden bakmak çok zor. O yüzden bunu belli bir eğitim müfredatı çerçevesinde belli bir kolaylaştırıcıyla ve çok çok çok önemli benimle aynı farkındalık yolunu yürüyen kabileyle beraber yaptığımda bunlar söz konusu oluyor. Insan olarak Ben belli bir grubun içerisinde bu tarz büyük davranış değişikliklerini, büyük farkındalık değişimlerini yapabiliyorum. Tek başıma bunları yapamıyorum. Şimdi bu soruya birkaç aşıdan bakılabilir. Birincisi şu, burada unutamayan ve acı çeken parça kaç yaşındaki parça? O parçanın ihtiyaçlarını karşılamak sırtına dönen insanın mı sorumluluğu yoksa benim mi sorumluluğum? O ihtiyaçları karşılamanın sorumluluğunu alabilir miyim? Ki bunu tam olarak bilmesem de, bu bana tam olarak öğretilmese de, ne ailem öğretti bana bunu, ne toplum öğretti, tam tersine bütün o öğretilen şeyler, beyaz atlı prenslerin harika müdürlerin harika arkadaşların bütün problemlerinizi çözeceği bütün problemlerinizi çözeceği şeklindeydi. Buradaki öğrenmişliklerini acaba geriye alabilir miyim? Onun yerine bana hizmet eden ihtiyaçların sorumluluğunu almayı koyabilir miyim? İhtiyaçlarıma hangi içe alınan mesajlarla karşılamadığımı buna yönelik farkındalık geliştirme çalışmalarına katılabilir miyim? Elinden alınan oyuncağına tekrar sahip olma ihtirası bence. Bunu da yaptığımız doğrudur. O oyuncaklar bize ait olsun istediğimiz de doğru. Bunlar olayın sadece o katman katman farkındalıkta bir kısmı. Bizi insanlara inanılmaz böyle bağlı tutan, bu insan bana verecek bütün istediklerimi diyen o parçamızın öğrenilmişlikleri çok katman katman. Çalıştıkça biz bunları fark ediyoruz ve o zaman hayatımız açılıyor giderek. giderek açılıyor, giderek zenginleşiyor. Giderek ilişkilerimiz satmin dolu oluyor. Temas çalışıyoruz biz, içimdeki çocuğun. Özellikle ikinci bölümünde. Birinci bölümde de çalışıyoruz ama ikinci bölümde bayağı çalışıyoruz. Ve orada programdaki katılımcılarımız da türlü türlü çalışmalar yapmış, kendi üzerinde çok yol almış, çok değerli arkadaşlarımız. Ve o temas konusu o kadar insanların gönlüne dokunan bir konu oluyor ki. Biz ilişkilerde tam temastan kaçıyoruz sevgili arkadaşlar. Tam temas etmiyoruz. Çünkü içimizdeki çocuk, içimizdeki ergen o kadar kolay tetikleniyor ki korkuyor, ürküyor, hayal kırıklığına uğramaktan korkuyor. Onu kapsayamadığımız için Tam temas edemiyoruz ki ilişkideki insana. Nasılsa o zaman derin ilişki yaşayacağız. Bunu sırf sevgililik ilişkisi olarak düşünmeyin. Bir şey oluyor, hemen kapatıyoruz temasta. Hemen duygularımızı üzerine ket vuruyoruz. Kendimiz de temastan zaten kaçınıyoruz. Değil ki karşı tarafa. Temas ne demek? Evet, temas ne demek? Temas, güneşin doğuşunu tam olarak gördüğümde o gözlerimden bir pıt iki pıt yaşın akması tam temas. Sevgilimle olan ilişkimde gözden göze bakıp onunla tam bir olma halini yaşadığım, onu şöyle ya da böyle değil, tam olduğu insan gibi görüp kalbimin içimin eridiği hal tam temas. Bir arkadaşımla zor bir konuşma yaparken ona kendi duygularımdan onu sorumlu tutmayıp bütün kalp açıklığıyla ne hissettiğimi anlatabilmek tam temas. Karşımdaki insan, ben ona duygularımı açtığımda, duygularımı hiçe saydığımda, aman buna da üzülür mü dediğinde, sen böyle dediğinde de içimdeki hüzün büyüyor diyebilmek tam temas. Yani geri adım atmadan ya da belki minik bir geri adım atıp sonra tekrar kendime o insanla göz göze kalp kalbe olabilme haline getirmek.