
Gülen Gündüz Yılmaz demonstrates how blame poisons conversations through a role-play, then teaches four ways to break the pattern: name your emotions, ask instead of assume, use non-violent feedback, and see the other person as human.
Gülhan bu çektiğim videoları 1,5 ay sonra teslim edebileceğim haberin olsun.
Nasıl ya Muhammet? Nasıl yani? 1,5 ay ne demek ya? Benim haftaya video yapmam lazım. Sen galiba daha paralı müşteriler buldun. Bu eski müşterilerini unuttun. Ama vefa diye bir şey var yani. Vefa diye bir şey var.
Gülhan bu çektiğimiz videoları 1,5 ay sonra teslim edebileceğim haberin olsun.
1,5 ay sonra. Nedenini öğrenebilir miyim? Sen demek ki önceliklendirmeyi doğru yapmıyorsun Muhammed. Yani müşterilerini, eski müşterilerini, yeni müşterilerini ne yapman gerektiğini bilmiyorsun diye düşünüyorum. Zaten daha önce de önceliklendirme ile ilgili bu teslimatlarla ilgili problemlerin olmuştu. Sende bu bir süreklilik zannediyorum.
Süreklilik değil ama şöyle bir şey var. Onların paylaşması gerekiyor.
Sen savunmaya geçtin bu arada otomatikman. Fark ettin mi? Merhaba ben Gülen. Bu suçlamaları yaptıktan sonra sinirim öyle bozuldu ki videoya devam edemedim. Gerçekten suçlama yapmak insanın bayağı bir dengesini bozuyormuş sevgili arkadaşlar. Size iki tane farklı suçlama örneği sergilemek istedim. Bir tanesi daha böyle varis varis suçlama. Böyle ses tonumu yükselterek. Bedenimle falan da böyle dayılanarak bir suçlama yaptım. İkinci suçlama, biraz daha böyle pasif agresif bir davranışı simgelemeye çalıştım. Hani ben suçlamıyorum ki yapıyoruz ya ama böyle kelimelerimizle, enerjimizle her ne kadar ses tonumuz düşük olsa da o da bir suçlama oluyor. İkisi de suçlama, ikisini de biz zaman zaman yapıyoruz. Suçlama gibi Üç tane daha zehirli iletişim türü var. Suçlamanın eşlikçisi-yancısı savunma, alay-kinaye ve duvar örme. Bunun dördü de aslında kötü. Hem bizi, hem karşımızdakini, hem de karşımızdakiyle olan ilişkimizi zehirliyor. Ben bu video serisinde bunlardan bahsedeceğim size. Nasıl oluyor da yapıyoruz? Nasıl oluyor da yapmayabiliyoruz? Onları beraberce sizinle keşfedeceğiz. Şimdi ben tahtada biraz daha rahat anlattığım için ve tahtada anlatımlarım da sanırım birazcık daha çok beğenildiği için size yine tahtada anlatmak istiyorum suçlama konusunu. Efendim şimdi suçlama konusuna bakmak için aslında diğer bu toksik iletişim türlerinin de nereye oturduğunu bir anlamakta fayda var. Şimdi ben diyelim ki suçlama yapıyorum karşımdakine. Suçlama karşında genelde bir etki yaratıyor. O etki ne olabilir mesela? Savunma olabilir. Demin bir oyun olmasına rağmen diyaloğu sürdürürken Muhammed hemen bir açıklamalara, savunmalara, oyun olmasına rağmen otomatik olarak girdi. Suçlama, savunmayı tetikleyebilir. Suçlama karşı da yine aynı şekilde bir suçlamayı da tetikleyebilir. Bazen de Direkt birisi suçlar, öbürü ona ilişkiye tamamen kendini kapatır. Yani ona duvar örebilir. İşte bütün bu... Diyaloglar, yani ben birisini suçladım, o bana savunma yaptı. Sonra ben o savunmayı suçlamaya devam ettim. Hatta suçlamadan çıktım, belki alay kinayeye girdim. Bütün bu diyaloglar aslında tıpkı bir pimpon topu gibi ben atıyorum, karşıdaki cevap veriyor. Bizi oldukça verimsiz ve verimsizliği boş verin, böyle içinizi de daraltan diyaloglara götürür. Peki nasıl olacak da yapmayacağız? Çünkü biz bunları aslında çocukken öğreniyoruz, okulda öğreniyoruz. Böyle iletişmezsek kendimizi bayağı koruyamayacağımızı zannediyoruz. Kendimizi ifade edemeyeceğimizi zannediyoruz. Bana bunu yaptı, ben şimdi susup oturacak mıyım? gibi düşüncelere gidiyoruz. Yok, hayır. Yani biz bunları yapmadığımızda son derece daha düzgün iletişim metotları mevcut. Şimdi suçlamada da, savunmada da, duvar örmede de ve alay kinayede de aslında ilk olarak bunları yapmamak için gerekli olan olay şu. Ne oluyor da ben suçlamaya giriyorum, onun için bir farkındalık geliştirmem gerekiyor. Deminki örnekten hareket edelim. Şimdi bir buçuk ay sonra videoların hazırlanması beni bayağı kaygılandırdı. Endişelendirdi, biraz da zannediyorum kızdırdı. Ben bunları bedenimde, oyun olmasına rağmen aslında hissettim. Şuralarımda falan böyle bir sıkışıklık hissettim midenin üst tarafında. Eğer ben duygumu bilirsem, hani ne oluyor da ben acaba suçlamaya giriyorum, o zaman suçlama yapmama şansım oluyor. Duygu da bedenin içinde oluyor. Ben bu konuda daha önce de aslında videolar çekmiştim. Duyguların dili videosuna bakabilirsiniz. Eğer duygunuzu tanıyorsanız, adlandırıyorsanız... bedeninizde nerede duygunuzu hissettiğinizi biliyorsanız o zaman otomatik olarak suçlamaya girmeme şansınız var. Öbür türlü muhtemelen suçlamaya gireceksiniz. Çünkü o o kadar anlık bir şekilde geliyor ki karşıdan bir şey geldi, hop ben suçlamaya gireyim şeklinde otomatik bir davranış oluyor. O yüzden duyguyu tanımak, onun farkında olmak birinci ana nokta. Duygumu ben adlandırdığımda sakinleşiyorum. Sakinleştikten sonra da farklayan, suçlama yapmama yöntemlerine gidebilirim. Peki, ne olabilir bunlar? Efendim, bir. Varsayma, sor diyeceğim. İkincisinde, yani ilkinde hiç sormadım. Direkt böyle suçlamaya geçtim de. İkincisinde sorar gibi yaptım, farkındaysanız. Ne oldu falan filan gibi. O da sorma değil aslında. Benim orada bir varsayımım var. Neden diye şey olarak soruyorum, yani bu kesin hani hata yapıyor şeklinde soruyorum. Buradaki varsayma sor, ne oluyor da o insan benim o hoşuma gitmeyen davranışı sergiliyor? Onun için tıpkı bir çocuk merakındaymış gibi hiçbir öyle varsayımda yargıda bulunmadan sormak iletişimin birinci yöntemi. Peki ikincisi ne olabilir? İkincisi... Ben kızmış olabilirim gerçekten, endişeleniyor olabilirim. Yani durum ne olursa olsun, karşıdaki kişinin durumu ne olursa olsun benim duygularım yine değişmiyor olabilir. Ve o zaman da geri bildirim vereceğim. Yani bu durumun bana ne hissettirdiğini şiddetsiz bir şekilde söyleyeceğim. Geri bildirimi ben burada tekrar anlatmayacağım. Çünkü geri bildirimle ilgili Ayşe ile baya bir seri hazırladık. O videolara bakabilirsiniz geri bildirimle. Yani böyle susup oturmuyoruz. Yapmıyoruz. Zaten o susup oturma, duvar örme. Biz efendi gibi geri bildirimde bulunuyoruz karşı tarafa. Üçüncü ve son olarak... Bu bir yöntem değil, bu bir bakış açısı ve biri ve ikiyi de kapsıyor. Karşımdaki ne? İnsan olarak bakmak, nesne olarak bakmamak. Bu ne demek? Yani Muhammed bir insan, onun başka öncelikleri, başka şeyleri olabilir. Onu ben kendi ihtiyaçlarımı karşılamak durumunda olan, bir obje, bir nesne olarak gördüğümde oradan çatışma başlamaması mümkün değil. Yani kendime bildirirken de bu soruları sorarken de karşımdakinin insan olduğunu hatırlamak bana bütün bu yöntemleri uygulamada çok büyük kolaylık sağlıyor. Videomu şöyle kapatacağım. Herkes bana ısrarla diyor ki videonun sonunda YouTube kanalıma abone olun, like edin. şöyle parmak işaretleri çıkar diyor. Ben de o yüzden artık çevre baskısına dayanamayarak bunları söyleyeceğim. Lütfen ama lütfen YouTube kanalıma abone olun ve aşağıdaki beğen butonunu basmayı unutmayın. Mutlu haftalar diliyorum hepiniz.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









