
Gülen Gündüz Yılmaz explores how women suppress their own needs to seem agreeable, a pattern rooted in childhood conditioning. She uses the Drama Triangle to show how automatic yes-saying traps people, and argues that meeting your own needs is not selfish but essential for balanced relationships.
Chapters
Muhammet ya dün biz hani dedim ya buluşmayalım, benimki gelecek falan diye. Evet. Ne oldu biliyor musun? Ya dedi benim canım çok sıkkın dedi. Ondan sonra ben arkadaşlarla içine gideyim dedi. Gelmedi yani.
Hadi be!
Vallahi. Yalnız kaldım ben yani evde.
Kız ne salak mısın sen ya? Niye böyle bir şey yapıyorsun ki? Niye izin veriyorsun bana?
Çok zor bir dönemden geçiyor. Hani destek olmak lazım diye düşünüyorum ya.
Şimdi her istediğinde ev bekleyeceğim, her istemediğinde hayır diyebilirsiniz mi sen?
Yani öyle değil tabii ki. Ama yani şimdi onun canı sıkkınken, işinde o kadar stres falan varken, bir de ben bir şey yapayım yani.
Senin de stresin var ki ya. Bir sürü senin de stresin var. Adam seni kullanıyor bence.
Yok. Yani öyle kullanma olayı değil yani. Sonuçta iyi bir adam bir kere. Hani iyi bir adam. Ben de hani bu dönemde ona öyle destek olayım diyorum.
Ama ben seni tanıdığımdan beri adam bu dönemde. Durmadan hep bekliyorsun sen. Hep ekibinden traksin alıyorsun.
Merhaba ben Gülen. İyi Kız Nesrin videosuyla karşınızdayım. Şimdi İyi Kız Nesrin'e baktığımızda, ay bu ben değilim, benim hiç alakam yok falan filan diyebiliyoruz. Evet, bazı arkadaşlarımız kendilerini bayağı yontuyorlar ilişkinin içerisinde. Kendi ihtiyaçlarına bayağı hiçe sayıyorlar. Ama bunun, yani Nesrin doğumlu durumunun farklı seviyelerde biz kadınlar yaşayabiliyoruz. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Çocuklukta eğer bize hayır demenin ayıp olduğu öğretildiyse, yemek yemek istemezken ağzımıza zorla yemek tıkadıysa bebeğimlerimiz, biz o zaman sınırımız nerede başlıyor, nerede bitiyor, ben neyi evet demek istiyorum veya hayır demek istiyorum, bunu pek bilemeyebiliyoruz. Şimdi biz sınırlarımızı zaten çizmeye doğru düzgün öğrenmedik. Hayır demeyi böyle şefkatle, sakinlikle demeyi öğrenemedik. Bir de spürülter dünyada pompalanan yeni bir anlayış daha çıktı. O da karşımdakini olduğu gibi kabul etti. Karşımdakini yargılama kafası. Bence bu ikisi de bizim içimizde aslında o sınır çizemeyen, hep iyi gözükmeye çalışan, iyi kız olmaya çalışan tarafımıza geliyor. Biz o spürülter tarafta olduğu gibi kabul etmeyi de karşımızdaki ne olduğunu kabul et, yargılama. Ama kendi içindeki duygularını, ihtiyaçlarını yargılamakta gayet serbest olarak algılıyoruz. Şimdi karşımızdakini yargılayalım demiyorum. Karşımızdakini yargılamamak son derece güzel bir erdem. Ama oraya giden yolda biz karşımızdakini yargılamadan önce kendi içimizdeki yargıları ne kadar kabul edebiliyoruz? kendi duygularımızı ne kadar kabul edebiliyoruz? Ona bakmamız lazım diyorum ben. Şimdi o dağın karşımdaki erkek ya da karşımdaki kadın ne hissediyor, neye ihtiyacı var diye ona ben onun ihtiyaçlarını karşılamak üzere davranıyorsam, kendi ihtiyaçlarımı aslında unutuyorsam ben o ilişkiye de çok hizmet edemiyorum. Çünkü daha önceki videolarda da bahsettiğim üzere O içeride biriken duygular, ihtiyaçlar bir yerde illa ki patlama yapıyor. Bunu hepimiz biliyoruz. İşte aniden yapılan bağırmalar, çağırmalar ya da aniden yapılan atarlar hep bunun ürünü. Peki biz iyi insan olmak istiyoruz değil mi? Yani iyi insan olmakla ilgili hepimizin bir şeyi vardır. Hepimiz için iyi kendimizizdir. Dışarıdaki insanlar kötü olabilir ama ben her zaman iyiyim de diye düşünüyoruz. Bu kafayı biraz bıraksak ve kendi içimizde ne hissediyorsak, o duygulara böyle bir alan açsak da, o duygunun acaba mesajına baksak, o aslında bizi iyi insan olmaya götürür mü? Yani şunu demek istiyorum, iyi insan olmanın, iyi kadın, iyi erkek olmanın yolu içimizdeki kötülüklere, kötü duygulara bakmaktan geçiyor olabilir mi?
Veya bencilikten geçiyor olabilir mi?
Oh bencillik! Aniden bir soru geldi.
İşte ilişkide bir taraf alttan alır, bir taraf üstten alır. Ondan sonra işte bu böyle sen alttan alırsın bugün, yarın olursa alttan alır, o olur, bu olur falan filan. Ona dayanarak böyle bir şey olmuş olabilir mi?
Ya aslında burada şöyle bir şey var. Ben zaman zaman karşımdakinin isteklerine cevap vermeyi seçebilirim. Burada ben O kişiden yakınlık ihtiyacımı ya da sevgi ihtiyacımı karşılamak istiyorumdur. Ona evet diyorumdur. Kendi başka ihtiyacıma, mesela dinlenme ihtiyacıma hayır diyorumdur. Açık oldun mu Rıza?
Tamam. Ondan sonra teşekkür ederim.
Ama ben bunu bilinçli yapıyorsam okey. Ama biz çoğunlukla bilinçli yapmıyoruz bunu. Yani ben burada şu ihtiyacıma hayır dedim de bu ihtiyacıma evet dedim diye bir bilinçten değil, otomatik refleks olarak biz bunu yapıyoruz. Sonra da keşkelerimiz oluyor. Ben niye bu insana evet dedim ki? Nereye gidiyoruz?
Yani şimdi bilinç seçme, bilinçsiz seçme genellikle insanların düşündüğü şey, ben bunu bilinç seçiyorum. Sebebi şu, işte evde oturmayı mı tercih edersin veya bir arkadaşa sana yürütmeyi tercih edersin. Hani aynı süre zarfında. Yorgunsun, belki senin yorgunluğun zihinsel bir yorgunluk, fiziksel bir yorgunluk değil. Ve daha mutlu hisseden bir arkadaşın yanına gittiğinde orada mutlu hissedeceksindir sen. Yani şimdi ben bunu bilerek seçiyorum ama...
Şöyle, biz genelde bilerek seçmiyoruz Muammer. Drama üçgeni var. Ben daha önce bir videoda daha çizmiştim bunu. Şimdi drama üçgeni içerisinde üç tane karakter oluyor. Bir tanesi kurban. Bir tanesi cani. Bir tanesi de kurtarıcı. Şimdi geldi sevgilim bana dedi ki... Ya bu akşam arkadaşlarımla buluşma, seninle vakit geçirelim. Ben eğer tamamen birleşti bir şekilde, evet ya ben de bu akşam bu adamla geçirmek istiyorum vaktimi diyorsam, o zaman drama üçgeninin içine de girmem. Mutlu mesut bir şekilde adamla vaktimi geçiririm. Ama ben sizinle, arkadaşlarımla vaktimi geçirmek istiyorum. Adama da, ya o da işte çok yorgun, o da bu aralar çok stresli falan diyerek evet diyorsam hop adamı kurtarmaya çalıştım adamı kurban olarak gördüm kendim de drama üçgeninin içine girdim ondan sonra da adamı kurtarmak için üçgene girdim ya ya ben aslında arkadaşlarımla buluşmak istiyorum ama işte adama da böyle dedim falan diye hop kendimi kurban hissettim oradan da belki adam hoşuma gitmeyen bir davranış yaptı. Belki son anda dedi ki işte ben gelmeyeceğim ve arkadaşlarımla buluşacağım. Hop camiye girdim işte oraya. Ama ben eğer drama üçgenine girmediysem bunu tamamıyla bilinçli bir şekilde kendi ihtiyacımı karşılamak için seçtiysem o zaman bu üçgenin içerisinde artık dolanmıyorum. Şimdi peki ben nereden anlayacağım? Kurtarıcıdan mı girdim, girmedim mi falan diye? Çok basit. Bunun için de kalbimiz savaştan Yani savaşta şu demek, adamla savaşta olmak falan asla değil. Kalbinde bir huzursuzluk var. Bir pırpır var yani. Bu üçgenin dışındayken ise kalbin barışta. Yani o kadar da bir huzursuzluğun vesayen yok. Arkadaşlarına telefon açıyorsun, ya ben gelemeyeceğim, kusura bakmayın diyorsun. Adamla görüşeceğin için o akşam sen gayet mutlusun. Bu ikisi arasında öyle bir fark var. Şimdi sen diyeceksin ki bencillik nerede? Ben burada şeyi anlatmaya çalıştım aslında. Seçimleri ne zaman bilinçsizsiz yapıyorsun? Ne zaman bilinçli yapıyorsun? E peki bencillik nerede? Bencilliği ben yine kutup olarak aslında ele alalım diyorum. Şurası çok bencil olsun. Yani sadece ve sadece kendimi düşünüyorum. Başkalarını hiç düşünmüyorum. Şurası da çok sencil olsun. Burada da kendimi tamamen unutmuşum. Karşımdaki ne istiyorsa ben ona onu veriyorum. Çünkü biz eğer dengedeysek, huzurlu bir hayatımız varsa biz şuralarda geziniriz genelde. Durumun gerektirdiği gibi. Bazen onun istediği filme giderim. Bazen kendi istediğim filme giderim. İhtiyaçlarıma bakarım. Drama üçgenine düşmeden hangi ihtiyacımı karşılamak istiyorum ona bakarım. Eğer benim şuralarda ben geziniyorsam genelde hayatta sıkıntılar başlıyor işte. Burası benim kendimi unuttuğum yer. Orada kendimi unutunca da ne oluyor biliyor musunuz? Buradan ailesi şuralarla buralara gidebiliyorum. Kendimi unuttum, unuttum, unuttum. Sonra işte karşımdaki Orada karşımdakini silebiliyorum. Tamamen kendi ihtiyaçlarıma, o unutulmuş ihtiyaçlarım bağırdığı için orada atarlanabiliyorum.
Sevmiyorum!
Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum!
Sevmiyorum!
Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum! Sevmiyorum!
Sevmiyorum! Sev
Özet olarak bir duygumuza bakacağız. Ben kardeş savaşta mı barışta mı diye çok kısaca özetledim. Ama işte kalbimiz savaşta olduğunda hissettiğimiz bir sürü duygu var. İşte yalnızlık gibi, öfke gibi, iç sıkışması, iç zararlısı gibi bir sürü duygumuz var. O duygulara bakacağız. Neden? O duygu... Bize neye ihtiyacımız olduğunu aslında söyleyen çok güzel bir kapı da ondan. Oradan ihtiyacımıza gideceğiz. İhtiyacımızı karşılamak için farklı ve yaratıcı yöntemler bulacağız. Yani benim canım eğlenmek istiyorsa, eğlence ise benim ihtiyacım, aslında benim sevgilim o eğlence ihtiyacını karşılamak durumunda değil. Bazen onunla beraber karşılayabilirim, bazen başka arkadaşlarımla karşılayabilirim. Yani ihtiyacımın sorumluluğunu da ilişkideki adama, ilişkideki kadına vermiyorum. O benim ihtiyacım, ben sahip çıkıyorum ve farklı yöntemler geliştiriyorum. Sahip çıkarsam zaten bu mümkün. Öbür türlü ihtiyacımı sadece tek insandan almaya odaklandığımda zaten sana pek de hayır değil. İyi kız olmayı, iyi adam olmayı önce kendimize yaptığımız, önce kendi duygularımızda yargılamadan bakıp kabullendiğimiz bir hafta biliyor musunuz? Bu videoyu beğendiyseniz lütfen beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









