
Gülen Gündüz Yılmaz talks with holistic health coach Nadia Salur and educator Hatice Boşça about motherhood as the primary female identity in Turkey and the pressure of the "Mother Hero" archetype. They share how gendered expectations suppress emotional expression and discuss practical ways to reclaim identity beyond traditional roles.
Chapters
Sevgili tarifçilerim, yepyeni bir formatla karşınızdayız. Çok güzel kadınlarla beraber sohbet edeceğiz. Çay içeceğiz, sunduk fıstık yiyeceğiz.
Merhabalar, ben Nadia Salur. Holistik sağlık koçuyum ben. Ve Türkiye'de 14 sene yaşıyorum.
Sen kendini Rus kızı mı diyorsun yoksa...
Ben Ukrayna doğumluyum, Kievliyim. Ama Rusum esas.
Ve Hatice? Hatice Boşça.
Ben de 20 yıllık eğitimciyim. Şu anda kariyer koşuluğu yapıyorum. Ben de bir Anadolu kızıyım. Mersin'in bir kasabasında doğdum, büyüdüm. Üniversite için Ankara'ya geldim. 8 yıl kadar yurt dışında yaşadım. Ben de Türkiye'de yabancı olmak değil ama yabancı ülkelerde Türk olmayı deneyimledim. Amerika, Avrupa ve Orta Doğu var bu bölgeler arasında.
Bir de çok farklı bölgelerde.
Farklı farklı bölgelerde deneyimledim. Ve bir sürü kadın hikayeleri derledim. Genel ortak gördüğüm şey yani kadınlıkla annelik çok eş kimlik olarak görülüyor. Yani erkek erkek. Baba onun bir rolü olarak algılanıyor. Yani erkeğin yapacağı hayatta bir sürü şey var. Ama kadın anne olduktan sonra sadece anne.
Yani ikimiz de anne olmadığımız için.
Evet. Belki bunları o kadar... Size belki edin gelmeyebilir.
Sana peki?
Ben sarsfaneyim.
Bir dakika diyorsun.
Evet yani ben sarsfane oldum. Yirmi yaşındayken. Çünkü benim eşimin iki çocuğu var. Ve bizde de yaşadılar onlar baya. Onun için. Ve bir de biz dokuz çocuğuyuz zaten. Benim ailemde. Ve ben ikinciyim. Onun için ben bayağı çocuğa baktım. Ama senin bahsettiğin şeyi çok iyi anlıyorum. Çünkü benim annemde de 9 çocuk olduğu için. Bizde hiç normal bir şey değil. Belki Anadolu'da çok normal olabilir. Çünkü biliyorum, duydum yani. Büyükhaneler normal. Bizde normal bir şey değil. Hatta annemin... Bir tane şey var. Mother Hero diye bilinen bir şey var. Yani hero ne oluyor? Türkçesi kameraman. Yani kahraman.
Anne kahraman.
Kahraman anne.
Tabii tabii.
Öyle bir şey var yani. Çok çocuk doğurunca mesela altı çocuktan sonra galiba öyle bir şey oluyor.
Kahraman anneye.
Evet. Aynen öyle.
Şeyi alıyorsun.
Evet alıyorlar yani. Böyle enteresan. Onun için çok iyi anlıyorum. Çünkü benim annem de çok baskı yaşadı zaten. Babaannemin tarafından. Evet. Niye bu kadar çocuk yapıyorsun? Kim onlara bakacak?
Ne olacak? Kadın bedeni sanki böyle üzerinde serbestçe konuşulacak bir meta gibi. Anladın mı? Yani senin çocuk yapıp yapmamak bayağı bedeninle ilgili çok özel bir şey. Çok özel bir şey. Ve ben sana diyorum ki hani O kadar karnında taşı taşım haline gelmiş.
Evet. Mesela insanlar genelde soru ne oluyor? Ha evli misiniz? Mesela. Ondan sonra çocuk yok mu? gibi. Yapmayacak mısın? Bu şey gibi. Birazcık belki çok özel bir özel soru.
Ben çok özel bir şey değilim. karşılanan pek çok şeyin içerdiği bir soru aslında.
Çok çok özel bir soru. Sen yarın don giyecek misin?
Mesela.
Ne rengi? Donun ne rengi var?
Mesela. Bu çok özel bir soru. Soracak diye bir şey değil. Ben bazı insanlara... Ben genelde zaten şakayla cevap veriyorum. Ama esasında insanların anlaması gerekiyor. Bir çizgi var. Ve o çizginin dışına çıkmamalı esasında. Bu soruları da sorarken zaten insanlarda şöyle bir şey var. Tavsiye vermek böyle bedava gibi bir şey ya. Herkeste tavsiye var. Herkesde var. Bir cebinde, diğer cebinde. Herkeste var. Ben de mesela diyorum ki tavsiyen çok güzel. Kendi hayatına uygulansan ne güzel olur.
Çok güzel.
Şükriye'nden beri. Benim meselasında ilk, ben ikinci çocuğum. Ablam var benim. Bir de benden sonra bir yaş küçük bir erkek kardeşim var. Esasında çok sevdiğim bir erkek kardeşim ama onu da çok dövüyordum ben. Daha çok dövüşüyorduk esasında. Evde hiç böyle camlar falan kalmamış. Böyle cam kapılar vesaire. Ve hiçbir zaman ben esasında kızlarla kavga etmedim. Daha çok kızları koruman erkeklere karşı. Erkekleri dövüyordum. Hatta onlar sonra anneme gidip eve, okuldan sonra ben yokken ve Lütfen Nadiye bizi dövmesin. Bir şey yapın. Böyle toplayıp grup olarak. Alev böyle kendini tutmaya çalışarak gülmemek için. Vesaire. Beni sonra çünkü. Mesela Nadiye böyle ciddi ciddi konuşmaya çalışıyor. İşte Nadiye geldi senin sınıf arkadaşların. Böyle böyle dövüyormuşsun falan. Ama böyle dövüyormuşsun. Tamam mı? Kendini tutamıyor yani. Ben ilk sınıfa gittiğimi hatırlıyorum. Okulu değiştirdim. 8 veya 9 yaşındaydım. Yeni sınıfa geldim. Ve annem böyle elbise giydirdi. Ben çünkü elbiselerden nefret eden bir kızım. Bunu bir daha yapma. Elbise.
Elbise.
Elbise.
Çok susuz.
Çok susuz olduğun belli. Evet. Ondan sonra ben geldim sınıfa. Ve ilk tabii ki kız olarak. Hemen mesela erkeklerden böyle ilgi görme olayı var. Böyle çekmeler. Ve bir tanesi böyle geldi arkamda şöyle yaptı bana. Ben döndüm ve bir yumruk onu attım. Bundan sonra ben öyle bilindim. Genelde zaten erkekler benden korkarlardı. Ama tabii ki o yaşa kadar. Sonra yavaş yavaş annem beni eğitti esasında. Kadınlar böyle devranır. İşte şöyle devranır. Ben çok direnç göstererek çünkü ablamla birlikte takım oldular. Ve beni böyle işte yok etekler falan geliyor.
Kadınlığın el kitabı, dünya çapındaki el kitabı.
Evet.
Benim tabi daha farklı yani çok muhafazakar ve küçük bir yerde büyüdüğüm için tamamen erkeklere kapatma mevzusu vardı. Yani ilkokul birinci sınıfta 23 Nisan gösterisinde böyle arkadaşlarım el ele tutuşup dans ediyorlardı. Ve babam öğretmenle ilgili, babam avukat bu arada.
Eğitimsiz bir insan değil.
Ama hep o Yaşı daha bir de büyük. Neden böyle yaptığını da sonradan anlatmıştı bana. Öğretmenle gelip konuşup benim o gösteride olmamamı, çünkü erkeklerle el ele tutuşacağımı ve şiir okumamı istemişti. Sonra ben büyüdükçe bunu sorgulamaya başladığımda da babam çocukken yaklaşık 1950'lere tekabül ediyor. Bir kuzenim ilkokul gösterisinde katılıp fotoğraf çektirdiği oğlan sadece ikisinin fotoğrafını kesip köyde bu benim sevgilim bana fotoğraf verdi diye kuzenimin adını çıkarmış.
Böyle bir travma var yani. Babanla? Babamla.
Benden 30 sene önce yaşayan. Babam da beni koruyor. Bir erkekle 23 Nisan gösterisinde yan yana fotoğrafım bulunmasın.
O zaman sen babanı da anlıyorsun.
Şu anda anlıyorum.
Şu anda anlıyorsun ama çocuk benliğim tabii ki anlamadım.
Bütün arkadaşlarım orada rengarenk giymiş, dans ederken ben suçlu gibi gidiyorum. Burada şeyi kodluyorsun farkına varmadan. Erkekler tehlikeli. Daha sonra zaten kız lisesine gönderdi babam bizi.
Ben de burada kız lisesindeyim.
Ve erkekler hep tehlikeliydi benim için. Bence tam farklı. Kadındım. Orada şeyi de görüyorsun. Onlar erkeksen Dişisin, kadınsın yani. Evet, tamam kadınlığını biliyorum. Ama bu tehlikeli bir taraftan da. Yani saldırıya uğrayabilirim. İşte korumak istiyor aile. Ve ben sonra bunu şeye getirdim. Yani eğer dişi olursam, kadın olursam tehlikeli
o zaman ben anne modunda.
İnan ki ben ortaokulda okurken bile Benden küçük olanlar bana abla derdi. Çünkü öyle bir tavrım var. Yani ben abla, anne modunda olursam zarar görmem. Çünkü yapmak istediklerim var. Okumak istiyorum. Babam tarafında okuyanlar var ama annem tarafında üniversiteye giden ilk kızım. Okumak istiyorum, dünyayı değiştirmek istiyorum, entelektüel şeyler yapmak istiyorum. Eğer dişin olursam okutmazlar.
Annen oduna döndürmezler.
O anne rolünden hayata davranırsam korurum, yakarım. Ve bu uzun süre devam etti. Yani hep abim benden 3 yaş büyük, hep beni abimden büyük sandılar. Abime karşı koruma kollama, tüm aileye karşı koruma kollama. Çünkü benim için tek güvenli alan buydu. İstediklerimi kendimi gerçekleştirmek.
Eylül Belirli'nin Afriyete'de yazdığım zaten kocaman bir bölüm var bu arada. İçimizdeki anneniye. Şimdi içimizdeki anne arketipi ya da rolünü bitersek belki daha rahat anlaşılır. O rol birçok kadında benim gördüğüm dominant bir rol ve afrodit rolünü ya da devrimci rolünü yani o devrimci role de ihtiyacımız var. Yani biz bir sürü rol olabiliriz ama bazı rollerimiz daha baskın olduğunda Kısıtlanmış oluyoruz aslında.
Yani sonra baktığımda bir sürü benim yeteneklerim var, yönlerim var, hepsinden beslendiğim taraf var. Ve o yüzden şu anda annelerle çalışmak benim için çok anlamlı. Benimle aynı hikayesi olan annelerle sadece anne değilsin. Yani sen bir kadınsın, eşsin. Yani yazarsın, çizersin, şarkı söylersin. Ve o kadar çok... Ben kendimden vazgeçtim. Daha sonra bu rol olan annelik, gerçek anne diyeyim bile iyice pikişti. Ve anneyim şunu yapamam, anneyim bunu yapamam kendi çocuğum olduktan sonra. Ve çok gençen de oldum, 24 yaşındayım. Ama hep bu vardı. Bunu şu anda çalıştığım annelerde de görüyorum. Soruyorum, en son ne zaman kendin için bir şey yaptın, keyif aldın? Yok, aklına gelmiyor. Lise yıllarına gidiyor, 10-15 sene önceye gidiyor
ki kendisi için bir şey yaptın. Ya şimdi öyle bir şey ki, ben mesela çocuk sahibi olmamayı seçtim. Ama çocuk sahibi olmamın arkasında da baya bir şeyin aslında yaptığını görüyorum. Ben de en büyük çocuktum ve o kardeşlerimi koruyup kollama, kuzenlerimi koruyup kollama... O kadar o koruyup kollama rolü bana ağır geldi ki çocukken. Kendi çocuklarımın annesi olmayı da istemedim. Öyle bir sorumluluk almayı istemedim. O yüzden annelerde de var. Bu anne hareket tipinin baya büyük olması. Aynı zamanda İşte biyolojik olarak anne olmayan belli insanlar da var.
Sonuçta bu yükten dolayı sende böyle bir tercihi vardı. Neden bu kadar çok büyük bir yük? Ben yurtdışındayken de insanları görünce, Fransa'da kalmıştık bir süre, orada mesela bize diyorlar ya, Avrupalılar çocuk yapmıyor. Hayır. İstediği an yapıyor ve onun için o fedakarlığı, vericiliği yapabileceği an yapıyor.
Peki şeyi soracağım şimdi, benim mesela içimdeki annenin törpülenmesi baya kendi özel hayatımda artık o giderek evlileşmişimdan o evlileşmişim, anneleşmişim ve artık bu hayat böyle geçmez gibi ben bir noktaya geldim. Baya böyle kendi eşimle olan ilişkimde aslında sıkıntılar yaşayarak ben o içimdeki anneyi baya törpüledim. Yani onun öncesinde o ilişkideki sıkıntıları aslında kendime dönüştürmek için sorgulamak ve sonunda dönüştürmek için kullanabildim. Yani her zaman tabi öyle olmuyor da. Ancak o şekilde o içimdeki anne beni takimledi. İlişkimde o sıkıntıları yaşarken de içimdeki bizim gölge dediğimiz Şimdi gölge, bizim aslında kabul etmek istemediğimiz, kendimize yakıştırmadığımız, şu ya da bu nedenle. Yani iyi diye de yakıştırıyor olmayabiliriz, kötü diye de yakıştırıyor olmayabiliriz. Ama kendimize sahiplenmediğimiz parçalarımız. Benim mesela sahiplenmediğim parçamın içinde bayağı da böyle bir yıkıcı, yakıcı bir güç vardı. Ben zaten onu çeşitli çalışmalarda işledim, alefiz olarak. resmettim, heykelini yaptım. Kitapta bayağı uzun anlattım. Şimdi Malefis çıkıp, yıkıp yaktı. Benim anneyi de bir tokatladı. Eril Beril de bir tokatladı. O şekilde ben hayatımda o dönüşümü yaşadım.
Bende de aynı şekilde senin bahsettiğin gibi kitapta bu Malefis konuyu, o bölümü okurken bu kadar Yani ben de aynı şekilde oldum. Yani o anne, o koruma mesela, başka insanların sorumluluğu üstüme alma vs. O aynı şekilde, ben de isim sadece yoktu onun için, bu karakter, içimden çıkan karakter ara sıra hayatımda çıkıyor zaten.
Ya şöyle aslında, gölgeyle gerçekten, yani gölgeyi bastırma genel eğilimimiz öyle. Bu arada hani malefiz, yakıcı, yani benim gölgem öyle, seninki de benzer.
Geldiğinde ben de bastıramam. O geldiğinde gelir yani.
Geldiğinde geçmiş olsun. Gölge nasıl oluyor? Benim kitapta da bahsettiğim aslında bir danışan hikayesi var. Mesela onun gölgesi 13-14 yaşında bir ergen ve hani danışan diyor ki ben böyle bir hayatım var, şöyle bir hayatım var falan derken ergen de konuş konuş sen. şey oluyor, iyi oluyor falan diye dalga geçiyor. Çünkü sen gölgeni aslında bastıramazsın ve kitapta anlattığım gibi gölge çok çeşitli şekillerde kendini gösteriyor. Yani evliyken bir başkasıyla ilişki yaşamak şeklinde kendini gösteriyor. Alkolik olabilirsin. İnsanlara inanılmaz böyle tepkiler verebilirsin. Çok sert tepkiler verebilirsin. Eğer gölgenle ilgilenmezsen Bu seni yönetmeye de geçiriyor. Yönetmeye de geçiyor.
Evet direkt.
Ama o yüzden... Peki küçük bir şey yapalım mı?
Hadi yapalım.
Şimdi şey, bu hani Gölge bizim kabul etmek istemediğimiz parçalar diye konuştuk ya.
Evet.
Şimdi kitapta baya böyle bir duygu listesi var. O duygu listesinden şöyle küçük bir tane şey yapalım. Hangi duyguları Tabii ki konforsuz duyguları hissedeceğiz. Tabii ki. Burada konforlu duyguları aslında yaşamayan izin vermiyor olabiliriz. Sadece hani konforsuz duygular gölgenizde olacak diye bir şey yok ama şey yapsak yani bu konforsuz duygulardan hangisini kendinize yakıştıramıyorsunuz? Yakıştıramadığınız. Evet. Yok ya ben bu duyguyu hissetmem.
Ben herhalde hassas. Bu benim olayım. Hassas. Tabii ki.
Ben bunu çalıştığım şey yani. Çalıştığım.
Ben her zaman bunu söylüyorum. Benim eşim benden kesin daha hassastır. Ve gerçekten öyledir yani. Mesela bir kedi, köpeği falan onu duyduğu o şefkati vs. bende yok. Ama esasında var. Ama küçük yaşlarda o kadar kapatma üzerinde çalıştık ki yani özellikle bu Sırp'te çalışırken ben orada ağlamaya... Ağlayamazsın yani hiçbir profesyonel spor yaparken de. O hassas olayı ben bayağı bastırmışım esasında. Esasında ben bayağı hassasım. Onu biliyorum. Ama bunu çalıştıktan sonra öğrendim bir şey. Bu duygu ben mesela... Bu malefiz geldiğinde mesela bayağı bana göstermişti.
Gayet hassas olabiliyor mu?
Gayet yani. Bayağı.
Evet, o duyguyu hissedebiliyormuşum. Sen bunun mu?
Evet, Aksin. Aksin Hırsız, bende hep cici kız modu var ya. Hep uyum göstermem lazım.
Ya bir şey diyeceğim, öyle bir duygu var yani.
Yani aslında böyle bir huysuz, her şeyde bir bahane bulan falan. Ve genelde de rahatsız olurum. Mesela işte restorana gittiğimizde yemeği beğenmesin, yanımdaki çayı beğenmesin, her şeyi bu durumda etsin. Of derim bir daha gelmeyeceğim bununla falan. Kendim olmadığım gibi o tür insanlarla olmaktan da çok rahatsız olurum.
Aslında çok güzel bir şeye değindin.
Evet, bayağı.
Çünkü kendimizde görmediğimizi, yani kendimizde yaşamaya izin vermiyorsak bir duyguyu, bir başkası yaşıyorsa da onu tahmin edemiyoruz. Ben bu arada şu anda aksilik ve huysuzluğunun doruklarındayım. Böyle bir haftadır falan. Sanatçı kabriste mi? Sanatçı kabriste. Ama kocama yaparım yani. Kocalar duygularımızı taşımak için.
İzniniz, izniniz var mı hocam? Hocalarınıza katkısı yapmaya izniniz var mı?
Yani ben şöyle düşünüyorum. Onu da baya böyle şeylerde anlatıyorum. Bu kitapta o kadar anlatmıyorum çünkü bu kitaplar kendi dişiliğinizle ilgili. Ama videolarda da, bu Afrodit 2 eğitiminde de bahsettiğim konu şu. Kadın duygularını yaşayacak, erkek de o duyguları yaşamak için alan sağlayacak kadına. Yani kadın huysuzluk yaptığında erkekte sen ne huysuz yapıyorsun falan diye o da dişiye bağlıyorsan o zaman ne kadın aslında dişi olabiliyor ne de erkek elli olabiliyor bu arada. Erkekler bunu yapmadıklarında da bizde yus olmuyorlar. Benim söylediğim tatlı prensler oluyorlar duygusal.
Sizden duyuyorum hocam ben de bu duygularını yaşamaya izin veriyorum çünkü ben de işte huysuz kadın olmayayım, ben sıradan kadın değilim, bu durumda yaşadım senelerce, kapris yapmayacağım falan. Siz böyle yazıyorsunuz hani erkek duygulara alan açmalı falan bir şey. Bir de o örnek verir misin? Hani biraz önce dediniz ya kadın kapris yapıyor, erkekte huysuzluk yapma diyor. Olması gereken ne? Yani mesela ben öfkeliyim. Trafiğe öfkelendim yani. Bağırıyorum, çağırıyorum, ne yapacak herkes o zaman?
Ya erkeğin yapması gereken şey aslında aşırı basit. Yani işte diyor ki canım benim canım mı sıkıldı gel sana bir sarılayım mesela bunu gerçekten ama şefkatli bir yerden söylediğinde bir erkek olay bitiyor ki zaten duygular böyle sonsuza kadar süren şeyler değil yani evet 10 dakika sonra tekrar huysuzluk yapmayacağım diye bir şey yok bu arada da yani ama yine orada erkek orada durduğu zaman kadının aslında oradaki duygusu ...çok rahat dönüşebiliyor. Bu arada... ...şeye de söyleyelim, ya kadınlara da aslında söyleyelim... ...benimki öyle değil ki... ...benimki asla böyle bir şey yapmaz falan filan gibi... ...çok yorumlar... ...geliyor ya hani... ...Instagram'da, YouTube'da, eğitimlerde de geliyor. Şimdi o durum... ...doğru değil aslında. Hani öğrenilmiş bir şey. Erkek onu tutmuyor. Erkeğe söyleyince... ...tam aksine erkekler şimdi çözüm bularak... Yani biyolojinin de şeyi var, çözüm bulacak. O işte huysuzluğu çözdü ya, sonra koltukları kabararak dolaşacak o herifler. Kahraman
olacak. Kahraman olacak. Alkışları alacak. Buna izin vermiyoruz aslında.
Evet buna izin vermiyoruz biz. Her şeyi kendimiz çözelim. Sonra da üzerimize o yükleri aldığımız için de erkeğe karşı güceniklikler tabii ki gelişiyor. Ondan sonra İnanmıyoruz hayatımızdaki herkese. Bunu nasıl
söyleriz Gülen'cim? Hani mesela erkeğe bunu bunu yap demek de evin bir şey aslında. İşte ben huysuzlandığında bana sarılacakmışsın
Gülen söyledi falan
deyip. Ama hiç öyle oluyor ya. Öyle mi olacak? Hiç öyle. Yani ben de onu o şekilde yaptım. Bir sürü insan da onu öyle yapıyor. Yani bir de şöyle bir şey oluyor. Şimdi diyor ki ben söyledim ona ama o benim duygularımı tutmadı. Şimdi orada sen daha dişi davranmadığın için adam tutmuyor. Yani dişi hırsızlık
nasıl olacak hocam? Biz de senelerdir yapmamışız,
nasıl yapacağız? Aslında şey, bir video yapıp aykutla bir video, dişi hırsızlığa anlat. Yaşayanın gözünden şüphesizlik toplu
olur diye. Böyle şeyde ki, mesela sen de sordun ya nasıl olacak bu erkeklere, nasıl anlayacaklar. Ben mesela, ben mesela örnek vereyim kendimden. Ben mesela kendi içime böyle bir karşıma oturttum ve dedim ki bak, böyle böyle yaptığında, böyle böyle yapacaksan her şey çok kolay olacak, tamam mı? Sana çözümleri anlatayım. Ve o esasında onları yapmaya başladı. Ve eğer diyelim ki biz dışarıda bir yerdeyiz ve ben bir şey anlatıyorsam veya bir şeyler oluyorsa mesela ve bir erkek var ya bir şeyler... Niye böyle davranıyorsun ki? Cem diyor ki, aa sen hiçbir şey
bilmiyorsun. Sen otur ve sus. Sen
otur ve sus. Ben sana her şeyi anlatayım mesela. O bayağı bir buluyor. Her zaman değil tabii ki. Ama mesela biz bayağı bir de Birazcık biz buna oyun gibi yaptık esasında, oyuna çevirdik. Ve ben esasında ilk baştan, çünkü ben esasında bu şekilde yapmıyordum, yani senin gibi. Ben de yok işte, kadın işte böyle, yok bunu istiyorum, yok şunu istiyorum. Ben aşırı şey oluyordum yani, bu ne ya falan. Ben sinirlendiriyordum yani, bu ne ya gerçekten. Ama sonra... Anlıyorsun ki esasında kendine izin vermiyorsundur. Sen de
istiyorsun. Tabii ki. Kötü olmak istemiyorum işte. İyi
olayım. Ama işte algı çünkü kötü esasında. Tabii ki. O algı... Şimdi erkekler mesela eskiden bir erkek derdi ki işte kadınlar dengesiz işte böyle. Ben mesela eskiden... Yok ya biz de dengesiz değiliz. Çok dengeli
falan. Ben de bunu çok yapardım. Biz dengeliyiz. Evet. Biz rastlenebiliriz falan. Aynen öyle. Bu arada yani kurumsal hayatta çalışmak için de Yani orada sen iki duygunu belli ettiğinde ''Aa bu işte muayene günü mü yakın?'' falanını yememek için o lafları böyle bir kendine kimlik geliştiriyorsun. Koruyorsun gibi yaparsın. Ama
ben mesela şimdi birisi bana öyle bir şey söyledi. Dengesiz. İlk defa dengesiz olduğunu öğreneceksin. Sen de nasıl davranacağını öğreneceksin. O da senin işin. Çünkü bu
sefer dengesiz değil tek düzey olduğumuzda sıkıcı oluyoruz aslında. Bu sefer de adam sıkılıyor değil mi? Aslında o kadının o dengesizliği hayata
harekete katmıyor mu? Kesinlikle. Kitapta bayağı bundan bahsettim ben. Çünkü çok uzun süre duygularını bastıran bir kadın olduğum için. şeyi bastırayım, aksi olmayı bastırayım, yok işte kıskanç olmayı bastırayım, üzüntülü ya da huysuz olmayı bastırayım ama coşkuyu bastırmayayım. Neşeyi bastırmayayım. Öyle bir dünyayım ki. Yani ya duygularını yaşayacak kadın, Ya da yaşamayacak. Bu aslında denklem bu kadar mısın?
Kafa komple kapatıyor değil mi hocam? Duygulardan
bahsedince açıldı. Çünkü
duygularla gelen enerjiyi hepimiz deneyimlediğimiz için. Öncesi duyguların
enerjisi. Ben
de çünkü
kendime izin vermiyordum duyguları yaşamaya. Aynı şekilde. Hiç yani. Yok, işte babamın tarafı şey oluyor, mesela benim ablam çok acayip aşırı, duyguları dışarı
doğru. Aşırı diyorsun. Aşırı, o kadar da
iyi değil. Yani mesela sen soru sorduğunda, Afrodit'i düşündüğünde kim mesela bende ilk düşündüğüm kişi ablam yani gerçekten. Ve ben mesela yok işte... Babamla devamlı onlar şey yaşıyorken mesela, ben hiçbir zaman babamla öyle bir ilişki yaşamadım yani. Böyle kavga etme, bilmem ne. Her zaman. Çünkü
neden?
Çünkü ben esasında o duyguları göstermiyordum. Bastırmak için. Evet. Ve 15 yaşındayken... İyi kız.
İyi değerli kız. Ah böyle bir... Deli
çık inşallah. Teenagerdayken yani ergen zamanda, 15 yaşındayken ben ne yaptım işte o duyguları basa basa. Onlar gittiler tatile. Babam, çocuklardı küçük. Ben kaldım, ablam ve benim erkek kardeşim. Ve şimdi ben ne yaptım? Her gün parti, tamam mı? Ama öyle böyle parti değil. Gölge mi bu? Evet, evet. Ve ben hiçbir zaman böyle bir şey yapmayan bir çocuk olarak, okulda hiçbir zaman yani. Böyle partiler ama nasıl biliyor musun? Böyle sigara, alkol, ben gitar çalıyorum, böyle benim bandım geliyor falan. Herkes kalıyor benim evde. Ve biz böyle sağlık üzerinde falan aileyiz, tamam mı? Benim ablam ve kardeşim böyle şey içerisinde... Ay çok iyi ya. Her gün kavga biz tabii ki ediyoruz. Ama ben katiyen bir şey değiştirmiyorum. Annem babam gelene kadar her gün bu olay var. Arkadaşlarım geliyor, herkes geliyor yani. Kalıyor bende olduğu gibi. Sonra annem babam geliyor, dönüyor. Ben ne yapıyorum? Ben aynı kız olarak ders çalışıyorum sanki. Bu arada okula gitme yok o müddet. Ve ben hayatta öyle bir şey yapmadım. Ben çok iyi öğrenciydim falan. Herkes zaten okulda öğretmenler arıyorlar, ne oldu? Ben hani minisesi yapıyorum falan telefonda. Yok işte Nadiye Han Star falan, Türkiye Star falan diyor ama. Hani hayatta hiç yapmadan bir şey.
Peki senin nasıl böyle Gölge'nin kendine gösterdiği
zamanlar, anlar? Yani benim de Zeyna'ydı herhalde.
Gölge karakterim.
Orada benim de duvar olduğunu ben keşfettim işte ilk o bu süreçlere başladığında. O duvarın arkasında anneliğim vardı ve öbür tarafında hayat vardı. Yani ben anneyim diye o Zeyn'e gelip o duvarı yıktım ve ben ondan sonra hayır dedim. Benim için hayır demek. Hani ben şunu istiyorum demek o artık ikinci bir aşamasıydı ama ilk olarak bunu istemiyorum demek hayır demek benim için çok zordu. Tabi çevrendekiler çok şaşırdılar. Hakaret etmiyorum. Sadece hayır diyorum mesela. Hakaret etsem daha iyiydi cevaplarını aldım. Çünkü benden hayır duymak bile hakaretti onlar için. Çünkü alışmışlardı hep. Senden evet'i duymaya. Evet'i duymaya. Ben
daralına çalıştım yani. Biz burada bayağı şeyi konuştuk aslında. Hani bu biz gölgenin, o yakıp yıkma olayının faydasını bir şeylerle yapıyoruz. Ama yaşarken öyle olmuyor tabi yaşarken o şekilde hissetmiyorsunuz. Hiç komik değil
yani. Bir de bir anda olan şeyler değil mesela. Ben evet koçluk aldım, bir sürü eğitimler aldım ama eğitim almadan önce mesela hani böyle hayatta mentorlar oluyor ya filmden bir cümle, kitaptan bir cümle. Mesela Elif Şafak'ın aşk kitabında şöyle bir cümle vardı. Hayatın alt üstü
olmasından korkma. Altının üstünden daha kötü olduğunu
nereden biliyorsun? Mesela bu belki o gölgeye cesaret veriyor. Evet, alt üstü olsun bakalım, bir yıkalım bakalım.
Bu çok zorlandığımız anlardan aslında bunu hatırlamakta fayda var. Yani yaşadığın o zorluklar seni büyütmek için. Şimdi
şöyle
bir şey
yapalım
mı? Yavaş yavaş kapatalım programı. Evet. Değil mi? Evet. Çok konuştuk. Kitaptan sayfa açacağım. Ve oradan Çok zor olmasın. Ha?
Çok zor olmasın. Hadi
Hatice. Sen dur de bana. Tamam. Dur. Kendine not. Ama tarımcı olacaksın. Ve sen her gün aşk olduğunda, her gün aşkın kendisi olduğunda o zaman sana çekilecek dünya. Yok bunu beklediğin için değil. Tam da beklemeye artık gerek duymadığın için. Senin ışığına senin parıltına ve senin aşkına çekilecek kadınlar, çocuklar ve erkekler. Sen aşk yapmaya, aşk olmaya davetlisin. Ne dersin? İçinde nicedir bekleyen o aşkı çıkarmak için kendine izin verebilir misin?
Evet,
bir de diken diken oldu. Ben edebiyat mezunuyum biliyorsun. Zaten okurken de hep böyle bütün edebiyat aşk üzerine büyük oranda işte divan edebiyatı falan bizim şiirdir asıl edebiyatımız hep böyle aşk gerçekte var mı bunları sorgulayıp okuyorsun bu adamlara ne yazdırdı bu falan onları sorgulayarak büyüdüm ama şimdi deneyimliyorum yani bunları fark ettikten sonra deneyimliyorum aşk olma benim şey iç sesim hani ona bir şey veriyorduk ya aşk veren bir dervişti ama bunu diyordum hani ben şey anlamında değil işte
içimdeki bilge ses bilge ses gibi Tam
oturtamadım falan. Hani bu dedim sadece cinsellik anlamında bir aşk ya da karşı cinsi duyulan bir aşk değil. Sonra fark ettim ki aslında bu hayatın içindeki aşk. Tutku, ne yaparsan yap aşk ile yap dedim. Bu benim yaşam amacım aslında. Ve şu
anda o kadar böyle bana... Oraya gitti o zaman. Sana bunlar çağrıştırdı. Bana çağrıştırdı.
Yani şey, bir de bu Zulim'in bir hitabı var. Sende de yine paylaşmıştım. Aşk imiş her ne varsa alemde, ilim bir kıylık hal
imiş ancak diye. Onu biraz daha Türkçesini
de saysana. Hayatta ne varsa sadece aşktır, ilim bir dedikodudan ibarettir
diyor Huzur. Evet. Çünkü aşk zaten. Aşkın kendisi hayatta. Hayatı da onu döndüren o. Sana neler
çağrıştırdı bu? Bununla ilgili yine de sende okurken aynı şekilde esasında hayata bağlı bir aşk. Bir insana değil. Hatta belki kendinle olan bir aşk, kendine iyi bir parçası yani. Kendine en iyi bir arkadaş olma ve esasında kendine aşık olma. Bu bir ego olayı değil esasında. Bu gerçek de kendini sevmek, kendine aşık olmak ve o Her sabah uyandığında onu hissetmektir. Çok başka bir şey bu. O zaman sen hiçbir zaman ne yalnız hissedersin, ne başkasından bir aşk veya sevgi veya ilgi isteyeceksin. Çünkü zaten sana onu yansıtıyorsundur. Ve o zaten sana da geliyor. Aynı şekilde. Evet, sana da geliyor.
Yani... Benim kitapta bayağı anlatmaya çalıştığım şey aslında bu. Yani o aşkı, o sevgiyi dışarıda aradığınızda kendi içimizde aslında onu nasıl üretebileceğimizden vazgeçiyoruz. Halbuki çelişkisel olarak, paradoks olarak da sen onu ürettiğinde insanlar sana çekiliyorlar. Evet. Yani o parıltıyan, o aşkın parıltısından herkes çekiliyor. Çocuklar da çekiliyor. Evet. Aynen. Evet. O zaman bitirelim mi programımızı? Bitirelim efendim. O zaman sevgili Nabiyem, sevgili Hatice. İyi ki geldiniz. İyi ki çağırdınız. Evet,
çok güzeldi. Programı
sizinle yaptık. Çok öpüyorum ikinizi de.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









