
Bu bölüm, ev sahibi (SPEAKER A) ile iki konuk – radyoloji uzmanı Dr. Aysun (EDA) ve koçluk‑imaj danışmanı Başak (BAŞAK) – arasında geçen bir sohbeti içeriyor. Konuşma, kadınların ilişkilerinde ortaya çıkan duygusal dinamikleri, özellikle bağlanma kaygısı, öfke, nefret ve kontrol mekanizmalarını inceliyor. Katılımcılar, çocuklukta yemek ve sınırlarla ilgili deneyimlerin yetişkin ilişkilerde nasıl tekrarladığını, duyguların beden içinde sıkışması ve fonksiyonel tıbbın bu sıkışmış duygulara bakışı üzerine tartışıyor. Öfkenin bastırılamaz hale gelmesi, nefretle ilişkilendirilmesi ve bu duyguların içsel dönüşüm sürecinde nasıl bir katalizör olduğu anlatılıyor. Ayrımcılık, etnik ve cinsel yönelim temelli nefret, kadınların toplumsal rollerine dair içsel etiketlemeler ve bu etiketlerin ilişkideki dengeyi nasıl etkilediği ele alınıyor. Konuklar, nefes çalışmaları, ritüeller, meditasyon, “takdir kartları” gibi pratiklerle duygusal şifa ve şükran geliştirme yollarını paylaşıyor. Ayrıca ölüm ritüelleri, yas tutma kültürleri ve modern toplumda kaybolan geleneksel ritüeller üzerine bir bakış sunuluyor. Bölüm, kadınların kendi dişi enerjilerini yeniden keşfetme, ego ile barışma, acıyı kabul etme ve dönüşüm sürecinde kendini teslim etme kararını vurgulayarak sonlanıyor. Sohbet, deneyimsel anlatımlar, kişisel örnekler ve pratik önerilerle dolu, samimi ve bazen duygusal bir ton taşıyor.
Chapters
Merhaba, Kadın Kadına programının ikinci bölümünde karşınızdayız efendim. Bugün birbirinden renkli konuklarım var. Bir de kendinizi satın almak ister misiniz sevgili kadınlar?
Ben Aysun, doktorum. Radyoloji uzmanıyım.
Ben Başak, ben de koçluk yapıyorum ve aynı zamanda imaj danışmanlığı veriyorum.
Sevgilinizle anlaşmazlık yaşadığınızdan en iyi yolu yaşadığınız için
Öfke. Öfke kim? Nefret.
Benim
kaygı oluyor. Daha çok. Sanki tartışınca ya da birbirimizden uzaklaşacağız ve kopacağız gibi. Tabi bağlanma sistemimle ilgili olabilir. Yani sanki yaşanan neyse biz birbirimizden uzaklaştıracak ve kopacağız. Yani beraber gidiyor hepsi ama o kaygıların kısmında...
Ben de hiç kaygı olmadığını düşünüyorum. Kapıyı çarpıp giderim diye. Öyle bir şey de gelmiyor. Hani ben giderim de gelmiyor.
Ben de öyle bir şey oluyor. Sanki biri gerçekten o an gidecekmiş gibi. Ya ben ya o. Oradan gidecek gibi, bir daha gelmeyecekmiş gibi bir şey oluyordu. Tabii artık böyle bir şey olmuyor.
Artık başta.
İkimiz de biliyoruz ki oradayız. ve o gece bunu halledip yatağa gireceğiz diye de bunu halledip olayı kapatacağız. Hani böyle bir bilinç artık gelişten öncesinde hissettiğim yoğun bir kavgaydı.
Ayrıca kopuyoruz gibi. Senin?
Benim daha genç yaşlarda, şimdi hani şu anda bana uzak ama bir parçamı da temsil ediyor. Çünkü daha genç yaşlarda, hani ben 10 senelik evliyim. Evliliğimin ilk yıllarında Bende de aslında o hani belirsizlikte kalma istememenin içinde o kaygı da vardı. Ne olacak? Ne olacak peki hani? Bitiyor mu? Hani bitiyorsa da bilelim falan gibi. Hani onu kaybetmek değil de sanki ki o hani deli gibi kontrolcün. Hani bitiyorsa da bilelim yani falan gibi. Hani ne olacak?
Ne olacağı belli olsun.
Ne olacağını bilme isteme isteği vardı bende de. Mutlaka bunun içinde hani biraz senin bahsettiğinden de vardır. ama hani daha ağırlıklı bu bahsettiğim kısmıydı. Sonra zamanla işte hani kendime çalışarak biz birlikte hem eşimle çalışarak hem ben kendi şu anda yaptığım meslek geliği, aldığım eğitimlerde edindiğim bilgiler, aldığım koçluklar ve dönüşüm yolculuğunda o gitti. Bu sefer yerini şeye bıraktı. Öfkeye. Hani yıllardır o kontrolcülüğün verdiği Kontrol tabii ki paketiyle geliyor. Madalyanın iki yüzü. Şunları kontrol edeyim de bunları etmeyeyim diyemiyorsun. Dolayısıyla öfkeyle kontrol ediyorsun. Başak öfkeli olmaz. Başak her zaman uzlaştırıcıdır. Hanımefendidir. Kavga ettiğinde de mutlaka ertesi gün akıllı akıllı konuşur. Anlatır. Orta yolu bulur. Ve kocasına şey dedirtir. Bak yine ne güzel konuştu. Ne kadar etkili hiç konuştu.
Sonra bir gün ama olaylar değişti. Ne oldu?
Öfke gösterdi.
Daha fazla bastırılamadı. Evet.
Daha fazla bastırılamadı ve hep derler ya işte bilmiyorum hani ne kadar doğru işte evrenin 5. yılı, 7. yılı, 10. yılı, 3. yılı bir evrenler vardı. Bilmiyorum hani bitmedi şu evrenler. Yine böyle bir evreden geçerken Bu arada hani burada yanlış giden bir şeyler vardan dolayı seninle tanıştığımız dönemlerde işte kendime, dişi gözüme dönüş yolculuğuyla ilgili bir takım çalışmalar, bir takım yoğun çalışmalar içerisindeyken içimden bir röfke çıktı ve hani o güzel konuşan... Bilgi katı belli. Merir Eda'sıyla kocasına evet ama böyle yapıyoruz ama böyle böyle gibi anı tam başa gitti. Şu anda hani bu videoda söylersem retüğüm muhtemelen.
Kesmeyeceğiz bunları kesmeyeceğiz.
Kesileceği şeyler çıktı içimden bir gün. İyi ki de çıktı. Çıktıktan sonra çok kötü hissettim kendimi. Çok utandım. O öfkenin çıkış hali, sarf ettiğim sözler Ve yine hani, ah gitti karizma, ne olacak şimdi duygusu vs. bir sürü şey geldi oradan.
Uygun davranmadım. Uyumlu olmadım. Uyumlu olmadım. Bana uygun davranmadım.
Bana uygun davranmadım. Hani neydi bu? Hani ne olacak şimdi? Hani beni hep öyle gördü. Çok başka bir şeydi bu. Hani bundan nefret eder mi falan gibi bir sürü bir sürü böyle tık tık tık tık bir sürü soru geldi önce. Sonra... Bir durgunluk geldi bana ve hani aa hani iyi ki de onları söylediğim halde yaşadım. Bu sefer ve bir huzur geldi.
Yani şirketlik iyidir. Tavsiye ediyoruz. Yer yer.
Kesinlikle.
Ya benden öfkeyle beraber nefret de çıktı. Hani işte kitapta da yazdığın böyle. O nefretle benim tanışmam aldığım bir koştuk seansında oldu. Bayağı böyle karanlık bir zindan. O zindanın böyle önünde işte parmaklıklar. O parmaklıkların arkasında böyle yeşil bir top. Ağzı da bir tane şey karakteri vardır. Çizgi film değil de bu X-Men'de özel insan yani kötülerden bir tanesinin ağzını kaparlar çok konuşuyor diye. Ve böyle böyle testere gibi. Yani o konuşamaz. Yapar. Benim nefret öyle. Yani... Bağırıyor. Bağırdığını hissediyorum ama dışarıya bağıramıyor. Onu o kadar kapatmışım ki. Şu anda öyle anlatırken gözüm sıkışıyor. Siz de sıkıştırdın mı?
Yani evet çünkü öfke, nefret birbirine çok ilintiler. Öfke varlığında nefret yoktu diyemem.
Ki ben hani nefret duygusunu mesela insanlarda aslında kabul edemediğimi falan hatırlıyorum. Yani özellikle farklı insanlara yapılan nefret var ya. Ayırt etme gibi. Evet, ailemcilik şeklindeki nefreti. Ben hep onunla bir derdim olmuştur benim.
Neden acaba?
Neden sevin, koşulsuz sevin gibi bir şey.
Etnik gruplara, gaylere, lezbiyenlere her türlü farklı yapılan nefreti anlamıyordum ben.
O onu nerelere götürecekti?
Nerelere götürmüştü? Nefret eden insanları da daha çok anladığım bir yeri. Bir de şimdi buradan alakasız bir konuya gitti aklıma ama açacağım bu konuyu. Şimdi benim bu ayrımcılık konusuyla ilgili hep bir derdim oldu. Ve ben bunu şuna bağlıyordum. Benim annemler Yugoslav göçmeni ve hep kendilerini de sevdiğim için, şimdi bir tane de söylendi mi? Hasır Gökteş'ti. Her türlü milletten İnsanlar için bunların bir ayrımcılık bir lafı vardır. Biz makinemiz. Biz makinemiz diye kendilerine bir üstün hissetme olayı var zaten. Benim gördüğüm en azından çevremdeki çoğu şeyde var. Atıyorum. Gaziantepli birisi. Gaziantepliler şöyledir. Sinoplular böyledir. Rizekler böyledir. Yani nasıl bu kadar böyle birisi siz data ürettiniz de böyle bir sonuçlara vardınız? Ben sanıyordum ki bu ayrıntılı akıl olmaları bu benim. Aslında annemlerin bu söylemlerinden geliyor. Ben sonra da neymiş? Ben kadın olarak Ya kadın kendiliğinden dolayı aslında bize uygulanan ayrımcılığı hiç görmüyormuşum. Esas derdim ondanmış.
Ne?
Kadın olarak biz ayrımcılığa mı uğruyoruz gibi ifadeleri mi görüyorum?
Kadın olarak ayrımcılığa mı? Nasıl yani?
Değil mi? Yani sanki öyle bir şey yokmuş gibi. Var mı? Bilmiyorum ben.
İstediyor musun sen kadın olarak ayrımcılığı?
İstediyorum tabii.
İstedemez miyim? Yani şeyi ben erkeklerden daha erkek olarak ve işte hani kitapta da yazdığım Kendim Kadir İnanır zannederek ben aslında hiç ayrımcılığa uğramayan bir kafalara gelmişim. Ama aslında ayrımcılıkla ilgili derdim kendimle ilgili derdim. Ama onu o kadar kapatmışım. Hepinizden başka bir şeyim.
Nerede aynı?
Ya öyleydi. Ben o kadar duygularını kontrol edebilen bir insandım ki. Benim çalıştığım insanlar, yani şimdi satışta sürekli böyle krizler olur.
Ve çözmen gerekir.
Ve çözmen gerekir. Ve her adımda müşteride bir itirazda bulunur. Sen onu çözmeye falan çalışırsın. Oralarda insanlar çok yoğun duygulara girince, rahatlamak için seni aradım diye bana telefon açarlardı. ayağım şu anda çok işte şu oldu bu oldu kaydı diye. Yani o kadar şeydim ben.
Sen bunları hiç hissetmiyordun ama.
Herkesi kapsam.
Ya da reddediyordun.
Ben reddediyordum. Zaten bir işte nefesini tutma hikayem var. O kadar uzun süre nefesimi tutmuşum ki. Hala da tutuyorum tabii ki o. Şöyle bir de nefes alın. Siz de tutuyorsanız nefesinizi tutun.
Hiç mi? Nefes seansı.
Bir bitireyim.
Bedenimizde Netesi nasıl kilitliyoruz, nerelerde kilitliyoruz ve kilitleyince duyguyu da bedenimizde, vücudumuzda sıkıştırıyoruz ve neremizde sıkıştırıyoruz? Ben bir doktor olarak biraz buna bakıyorum açıkçası. Çünkü her hastalığın temelinde gerçekten bir yerlerde sıkışmış bir duygu var. Yeni yeni bunun üzerine konuşuluyor dünyada, fonksiyonel tıp diye de bir şey. Ve hastalıkların duygulardan kaynaklı, sıkışmış duygulardan kaynaklı olduğu da artık ortaya çıkıyor. Senin bahsettiğin bu reddettiğimiz, yaşamadığımız duygulardan.
Beş sene önce, on sene önce hani dünyada konuşuluyordu, kitaplar vardı evet ama hani bir takım şeyler bize de geç geliyor herhalde diye düşünüyorum. Hani aa işte dişil eril denildiğinde.
Ya şimdi toplum dönüştükçe aslında ritüeller hep var da. Yani mesela namaz var. Yani baktığında. Ama şimdi biz modern toplumda dönüşürken namaz kılmayı ben mesela hiç öğrenmedim hayatımda. Ben çünkü şeyleri ve ezber yeteneği çok olmayan bir insanım. O yüzden hiçbir zaman öğrenmedim.
Ben çok öğrenip severim de matematik gibi gelirim mesela.
Yani ben öğrenmedim. Beni namaz kılma şu anda şey yapmadı. Hiç çekmedi kendimi. Ama eskiden aslında var olan ritüelleri biz unuttuk aslında. Ya da modern hayata bazılarımız uydurdu, bazılarımız uyduramadı o ritüelleri. Ben de şimdi kendi hayatımda da ben çok eri dünyada yaşamış bir kadınım yani. O yüzden de böyle saatlerce meditasyon yapayım ve saatlerce de sadece nefesini dinleyerek meditasyon yapayım. Şu anda orada değilim. Yapanlara gıpta ederek bakıyorum, ayrı. Ben de değilim. O yüzden ben kendi yapabildiğim yerlerden ritüeller önerdim insanlara. Sanırım o sevildi. Evet, yani pratik oldu.
Hem küçük saniyelerde, faydalı. şeyler yaratabileceğimiz. Çünkü bizim zamanımız gerçekten hem kurumsal işlerde hem hastanede çalışırken gerçekten zamanımız biraz kısıtlı oluyor ve o anlarda ufak bir şey yapmak bile, durup bir nefes almak ya da eve gidince sadece bir mum yapmak ya da bir koku yapmak bir anda bir modunun değişmesini sağlıyor gerçekten. Ufak ama çok etkili.
Bir dönem bayağı spriten eğitimler aldığım bir dönem oldu hayatımda. 20'li yaşlarda böyle hayatı sorgularken. Mesela işte dolayısıyla işte hani bu aura, enerji bedeni vesaire gibi kavramlarla o dönemlerde tanıştım ve çok korkuyordum. Hani iş yerinde işte bir sürü insanla beraberiz. Otellerde çalışıyorum. Yüzlerce kişinin olduğu ortamlardayım. İşte şimdi aurama şey olmuştur.
Latif kalmıştır.
Geçmedi. Benimki muhteşem olduğu için.
Parıl parıl parlıyor abi.
Parıl parıl parlayacak engel oluyorlar. Şeklinde eve gittiğimde böyle banyo yaparken işte auramı temizliyorum şu anda. Diğer auralar, diğer buğdaşın auraları üstümden atıyorum falan gibi kendi kendime böyle oyunlaştırarak bir şeyler yapıyordum. Böyle bir iki şeyim daha vardı. Mesela hani satış görüşmesini aslında eril bir dünyada, eril bir şey için kullanıyordum bunu ama hani satış görüşmesine gitmeden önce veya telefonu açmadan önce... Derin nefes alıp. Evet, derin nefes alıp, evet kendimi şu anda şu kimliğimi şu anda buraya taşıyorum vesaire gibi. Aslında şeyden ne oluyor bu? Kollektif bilinçte var bu bilgiler.
Evet, var.
Ve hani biz aslında farkında olmayarak, bir yerden duymayarak böyle kendi kendimize de bazen böyle şeyleri geliştirebiliyoruz değil mi? Yani kendi kendimize uydurmuyoruz, yaratmıyoruz. Olan bir şeyi muhtemelen seziyoruz.
Ölümlerle de ilgili şimdi yani aslında o ölümle de ilgili bir sürü ritüel var ya o ritüellerin de bir kısmı baya böyle kayıp olmuş durumda. Halbuki o ritüeller de aslında o dönüşü yine kolaylaştırıyor. Mesela Güney Afrika'da Birisi öldüğünde hani 40 gün 40 gece düğün olur ya, 40 gün 40 gece o ölümle ilgili yas tutuyorlar. Ve o kadar aslında orada da bir paralar harcamıyormuş ki. Düğün gibi yani. Düğün gibi. Baya insanların paraya ihtiyacı oluyormuş birisi öldüğünde. Ama sen 40 gün 40 gece boyunca bir insanın gidişini onurlandırdığında orada yasını yaşayıp kapatabiliyorsun aslında.
Evet.
Yani şimdi ben bakıyorum yani 5 sene, 10 sene, 40 sene insanlar hala yasını tutuyorlar kaybettiklerinden. Bu doğal değil yani. Demek ki sen yasını tutamadığın için o kadar uzun süre devam ediyor.
Evet. Ya da hiç tutmuyorlar. Mesela benim gibi bastırıyorlar. 10 sene sonra 10 sene önce ölmüş babasının yasını birdenbire geliyor ve tutuyorlar. Böyle şeyler de oluyor.
Oluyor, evet.
bastırmayanlar ve doğru düzgün yaşamalarına izin vermeyenler senin dediğin gibi uzun uzun yaz tutuyoruz diyorlar. Aslında yaz tutmuyorlar. Başka bir şey tutuyorlar onlar.
Ya bir de şey var ya şu anda yani bize ağırlıklı Amerika'dan pompalanan bir pozitif olacaksın.
Evet.
Her zaman. Olayı var ya. Her zaman pozitif olacaksın. Anında dönüşüm.
Düşünme yarat.
Yani o aslında her kademeye yani bu spritüellikle ilgisi olmayan insanlara da bence tesir ediyor. Yani ağlama canım, işte öldü hadi. Tamam.
Evet, hemen öbür adım.
Öbür adıma geçelim.
Ne yapıyoruz şimdi?
Şimdi bir soru geliyor hazır sizlere. Çünkü sınırlardan konu açılmışken çocukken sınırlarınıza nasıl gerildi?
Çok gerildi.
Çok gerildi. Önce sofrada başlıyor tabii sınırlar.
Çocuğum ye, bunu da ye, onu da ye. Yani bedeninle ilgili orada bir sınırın kalmıyor zaten. Sana sürekli bir şey tıkılıyor ve hayır demen şansın yok.
Belki hayır diyenler... Tekrar aldım.
Tekrar etiklendim çünkü çocukluğum ağzıma zorla bir şeyler sıkıştırılarak. Gerçekten.
Hiç de direkt etiklendim.
Bu arada ben tam tersiydim. Ben çok iştahlı bir çocuktum ve ikinci tabağı etiklerdim çoğu zaman ama etrafımdaki çocuklara kadar çok yapılırdı ki. Böyle bunu çok yakından yaşadım. Biraz farklı bir şeydi benim.
Sana yapılmadı mı o an?
Bana çok yapılmadı ama çok yani etrafımda hala yakınlarıma, yeğenlerime falan çok yapıldığını görüyorum. Ne yazık ki.
Başkan?
Çok fena. Bana çok fazla yemek konusuyla ilgili çok sınırlarıma girildi. Zorla istemediğim şeyler ağzıma sokuşturulmalar, işte yemezsen darılır, yemezsen küser.
Arkandan ağlar.
Arkandan ağlar, büyümezsin vesaire gibi hareketler. Hatta ben şey düşünüyorum, hani aslında yiyeceğim vardı fakat hani muhtemelen İçsel bir tepki geliştiriyordum. Veriliyor diye yemiyordum. Ve ben çok sıskı bir çocukluk geçirdim.
Çok iyi.
Bayağı zayıftım yani çocukluğum boyunca. İşte başak yemez. Bir de sonra öyle sınırlara giriliyor. Hani yedirirken giriliyor. Sonrasında duygusu olarak onları şimdi fark ediyorum.
Etiketten yaşıyorsun. Evet, evet.
İşte başak yemez. Bir yere gidiyorsun mesela. Bir şey geliyor ortaya. Beberken yiyeceğim. Ha yok yok, başak yemez.
Geçen şehri de oldu, İtalyan restoranı da oldu. Seni şehri insanlar duymuyor. Şimdi yemek inanılmaz güzeldi.
Canım fark etmemişim bak şimdi. Söyle de tetikleneyim. Söyle bakayım ya da neler geçmiş.
Başak diyor ki, biz diyor daha yeriz değil mi diyor. Bu arada sürekli eşlerde şey söylemeye çalışıyorlar. Tiramisu, tatlısı o yemeye çalışıyor bak. Ben açım daha. O da diyor ki ben daha açım ya, ben daha yiyeceğim falan. Onu bayağı... Onu aslında... Duymazdan gelmedim.
Duymadınız beni.
Sınırlara girmem değil de orada yine bir etiketleme olayı. Sonra da zaten kocam bayağı şey dedi ya... Başak nasıl yiyor ya? Çok şaşırıyorum. Emin misin? Yiyecek misin?
Orada hala devam ediyor hikaye yani.
Peki kızlar?
Bir de şey var. Sevgililerimizi mi?
Evet.
Sevgili lafını duymaya da o kadar uzun zaman oldu ki.
Eşimizi, kocamızı. Kocamızı.
Ama ben, yok belki de bunu aslında özel eşitleri olarak söyledim. Hani sevgilim değil, kocam diyen böyle içinde bir teyze çıkıyor. Sevgilim değil, kocam benim falan. Hayır, o aslında sevgili. Böyle demeliyiz.
Sevgiyle yaklaştığım birinde.
Sevgilimiz diyecekler. Sevgilimiz diyecekler.
Sevgilimiz diyecekler. Sevgilimiz diyecekler.
Sevgilimiz diyecekler. Sevgilimiz diyecekler. Sevgilimiz diyecekler.
Sevgilimiz Sevgilimiz diyecekler.
Sevgilimiz diyecekler. Sevgilimiz diyecekler. Sevgilimiz diyecekler. Sevgilimiz diyecekler. Sevgilimiz Sen yine sevgilerini sormaya diyecekler devam et.
Tamam. Nasıl etiketliyoruz?
Ben sevgilim dedim sana bak bu videoyu izlerken.
Ben inatçı derim yani. Bu arada ben de onu diyecektim. Biz ama karşılıklı, o benim inatçım.
Aynen aynısı, o da benim inatçım.
Çok iyi. Zaten inatçılık önce iki kişinin de inatçı olmalı. Keçilik yani.
Böyle gelmeden anlaşılıyor.
Ben mesela çirkinlikle etiketleri var. yapacak bir şey yok. Neyse o. Hep bununla ilgili etiketliyorum. Bak işte yine öyle yaptı, yine şirketleşti gibi.
Niye etiketliyorsun?
Etiketliyorum. Yani hani öyle de davranıyor. Davrandığı zamanlar oluyor bu arada. Ama etiketledikçe öyle davranıyor. Hani aslında orayla çalıştıkça hani ne oluyor da öyle oluyor ya çalıştıkça dönüşüyor bir şeyler hani etiketli etiketli yoksa hani... 70 yaşında... Nereye kadar? Gene konuşuruz burada. Yine aynı şeyi söylüyor olur mu? Çalışmak gerekiyor o alanlara.
Bir de çalıştıkça yani bence kendi üzerinde böyle çalışıp oradaki yani ona etiketlediğinde sende ne oluyor ha? Baktıkça bir takım eskiden adamın batan huylarını sevmeye başlıyorsun aslında. Yani olduğu gibi sevmek diye çok aslında boşaltılan bir laf var ya, onu gerçekten yaşayabiliyorsun yani.
Onun iyi yanlarını görmeye başlıyorsun sanki. İyi yanlarını görmeye, inatçılığının verimliliğini görüyorsun gibi mi demeye çalışıyorsun? Mesela inatçılıktan.
İnatçılığını henüz sevemediğim için orada böyle bir şey sevmemişim.
Daha orayı şey yaptın.
Çalışmadım.
Orayı daha sonlarla alıştırdın. Evet. İşimi bulamadım. Demek ki yalan söylüyorum şu an.
Ben yavaş hareket eden ve ağır hızlılanan bir insanım. Ne tesadüf ki. Eşim de tam tersi. Çok hızlı hareket eden ama o da diğer kutupta. Dünya üzerinde hızlı İnsanlar bizi dinlediyse, evet. Onunki de aşırı ve ona göre sağlıksız. Benimki de bana göre, kutsal tarafı. Muhtemelen birbirimizi dengelemek için bulduk. Yıllardır o beni yavaşlığınla ilgili etiketliyor ve yargılıyor. Ben de onu aşırı hızlılığıyla ilgili etiketleyip yargılıyorum. Bir geçmiş zaman katılabiliriz artık bununla ilgili. Zira çok konuştuk ve dönüştürmeye çalışıyoruz. Hani ikimiz de Kutup'un diğer uçlarında olduğumuzu, aslında hani birbirimizi dengeye getirdiğimizi fark ettik mesela. Çünkü benim yavaşlığım da kabul edilir bir yavaşlık değildi. Hani burada kabul edilir derken toplum tarafından kabul edilir diyerekten bahsetmiyorum demek ki. Hani bana iyi gelmemesinden, iyi hizmet etmemesinden bahsediyorum. Onun hızlılığında yine kendisine de aşırı zarar veren ve anda kalmasına sebep olan bir hızdı. Bir baktık ki hani aslında ben onu topraklıyorum. Çünkü ben hızlı bir kadın olsam veya ortalarda dengeli bir kadın olsam mümkün değil onu dengeye çeketirmem. O da böyle ortalarda bir yerde olsa beni hızlandırmak söz konusu olacak. Aslında birbirimizi dengelemişiz 10 sene içerisinde. Evet.
Yani dengelemeler de oluyor. Bu arada rol döneminde değişiklikler de oluyor. Ben mesela bayağı dışa dönüktüm. Sonra giderek Aykut gibi daha içe dönük hallerim olmaya başladı. Hatta bazı vakitlerde ben evde oturmak isteyip, onun sosyalleşmek istediği zamanları falan da yaşadık. Hani öyle roller arasında değişiklik oluyor. Burada hala da bulamadım. Demek ki kocamın öyle de çok sevimli bulduğumuz halikleri de. Bir çırpınan aklıma geliyor deymiş.
Takdir karnından kopya çekecek.
Evet, takdir hediyesi. sevgiliye vermek için.
Takdir kartları ben geçen sene evlilik yıldönümünde yaptım.
Ne oldu tepkisinin?
Çok duygulu bir aldı.
Nasıl bir şey takdir kartı ben yaptım diye anlatsana.
Takdir kartı 100 tane küçük not kağıdı hazırlayıp sevgilinin 100 tane minimum 100 tane tabi orada 150 tane çıkartabiliyorsam Çok uzun süre direndim. Ben de Gülen'den duymuştum bu takdir kartlarını. Sonra birkaç yerde daha karşıma çıkınca dedim hani bu kadar karşıma çıkıyorsa vardır üstelik bir sebebi. Demek ki yapmam gerekiyor. Uzun bir süre direndim. Yüz tane nereden bulacağım takdir edilecek özellikle? Yüz tane yok ki falan gibi.
Bayağı yapmadın. Sonra yaptın.
Sonra yaptım ve yapmak çok büyülü geldi aslında. Yapmak, yapanı şifalandırıyor. Çünkü yazarken hani sınırsız düşün, her şeyi yaz falan dediği için orada hani komik komik şeyleri de yazıyorsun ve yazarken işte şöyledir, işte salatayı çok güzel servis eder gibi komik bir şey de yazıyorsun. O doğaçlama başka bir şey getiriyor.
Eğlenceli yani.
Eğlenceli yok, bir de duygusal.
Şükranlık hissediyorsun içinde.
Baya şükranlık hissediyorum.
Fark etmediğimiz, yani 100 tane nasıl bulacağım derken 120 tane falan yazdım ben mesela. Ne kadar özelliğini fark etmediğimi, fark ettim, o bana çok iyi geldi. Evet, şükran hissettim. Böyle bir insanın hayatımdaki varlığı için. Kendisine verdiğimde de çok duygu dolu bir an geçirdim. An yaşadık yani.
Sen yaparsın bunu.
Dönüştürücü bir şey.
Sözlerle yapıyorum çoğu zaman.
Böyle bir şeyin içerisinde haber falan filan güzel oluyor. Kase, özelliğin. Kase olabilir.
Daha bir tüellimsi olabilir.
Evet, paketmişli bir şeyler olabilir. Yani içinde Kendi böyle el becerilerini kattım şöyle falan.
Ama sonra unutuluyor o taktikatları. Bak şimdi iyi aklıma geldi bu taktikatları.
Tekrar yapma annem aslında. Ne oldu?
O kadar taktirmaktır. Nerede? Şunları vereyim.
Demek ki tekrar yapacaksın. Yani taktikatı aynısını versem olur mu? Ne? Aynı kavanozu versem olur mu?
Bak ben sana böyle bir şey yapmıştım.
Çok da bir şey var ya. O da geliyor ya. Hani o bana niye yapmıyor? O da yapsın. Halbuki... Olay baya böyle senin ona verdiğin, onun da böyle ahaha falan diye aldığı bir aktivite değil yani. Son derece duygu yoğun, aşk yoğun bir aktivite. Bağırı kuvvetlendiren bir şey değil.
Kendimize yapıyoruz aslında. İşin esprisi, şımarması bir yana içine çocuk çıktı ama gerçekten kendimize yapıyoruz. O insan hoşlanmayabilir, ayrılabilir bir insan. Orada bizim o yaşadığımız duygu bize çok güzel bir hediye bence. Güzel.
Haftaya yıl dönümüz. Aaa yapacaksan. İyi süper. Güzel oldu. Şimdi artık muhabbeti kapatıyorum. Çok olmuş çünkü. Uyarılar geldi. Sana çektireceğim.
Tamam.
Dur.
Ben artık hayatımı bir dişi olarak yaşamak istiyorum dedim. kendiler. Evliliğim devam eder etmez önemli değildi. Ben dönüşmeyi seçiyorum dedim. Teslim olmak tam da böyle bir şey. Sanmayın ki kolay oldu bu teslimler. Dişi rözüne dönmeyi ve bu seçimi yapmayı ancak çektiğim acı dayanılmaz olunca yapabilirdim. Sizde de böyle olacak diye bir şey yok elbette. Benim hayatta şu ana dek yaşadığım en ağır sınav bu oldu sadece. Sanki ben onun değil, benim için karıştı.
Ben ona çektim bence.
Sen de bana çektin.
Karıştım ben oradan hani.
Gözleri doldu.
Muhtemelen.
Bizim ilişkimiz dönüştü. Ay yeter daha fazla konuşma. Bence hiçbir şey olmadı gördüğümüzde. Anlatırken güldü abim.
Evet yani olay aktarındı mı bana geldi.
Sana geldi bu.
Artık şükür mü diyeyim ne diyeyim. Bilmiyorum.
Nedir duyguların?
Bana göre hayatımın en önemli dersiydi bu. Herkesin hayatta bir dersi, en ağır bir dersi daha doğrusu olduğuna inanılır ya, kadem bilgilerce. Bir sürü dersimiz vardı ama bir tane ana konumuz vardı. Öğrenmeye geldiğimiz. Benim konum buydu. Ben yıllarca buna direndim. Direndikçe o daha böyle çığ olarak büyüdü. Üstüme geldi. Zamanında direnmeseydim bu kadar acılı olmayabilirdi. Evet, çok acılı oldu benim dönüşümüm. İlişkiye yansımaları da acılı ve enteresan oldu. Ama şu anda şükür hissediyorum. Şu andaki duygum biraz o acılar hesabı deyince tekrar bir oralara gittim. o acıyı tekrar hissettim ama acıyla birlikte de şükür hissediyorum. Çünkü hani acı olmadan şükür edecek bir şeyle tanışamıyoruz.
Olmuyor. Yani şey, şimdi böyle acıdan falan bahsedince genelde bir kurban psikolojisi var ya, bizim topraklarda çok var o yani. O acıdan zevk almasının bazı kültürü gibi. Bizim burada bahsettiğimiz şey aslında böyle bir Acı değil yani. Gerçek acıyı yaşamak ve acı hakkında konuşmak var. İçinde kalabilmek var. Gerçek acıyı hissetmek bambaşka bir şey. O acı hakkında konuşmaktan. Ama ilişkilerde de biz çoğunlukla o acıyla dönüşüyoruz. Öbür türlü egonuz kendini korumak istiyor. Yani dönüşmek istemiyor. O yüzden kolay olmuyor aslında.
Ah o ego!
Ah o ego! Bu arada ego iyi bir şeydir. Ego hakkında da herkese işte ah o ego falan diye... Egoyu da bir düşmanlaştırmanın lazım.
Dönüşmeye karar veren bu aslında.
Ve kendi kendini korumakla da yüklü önemli bir mekanizma. Yani yoksa ben sana bir şey derim, değişirsin. O bir şey der, değişirsin. Egonun önemli bir karar alan mekanizma. Ama aynı zamanda da...
Boynuna büktü o ekonomi.
Boynuna büktü. Kurban.
Kurban olarak değil de hani okey dedi yani.
Sana neler çağrıştı Eda?
Yani aslında şöyle bir şey, bu dişili olma, yol, gitme, acı çekme aslında biraz her gün yaşadığımız bir sirkülasyon gibi geldi bana. Sirküla diyen bir ritimle aslında biz tüm ilişkilerimizde Her gün yeniden her uyandığımızda tekrar aynı noktalardan geçebiliyoruz. Yani ben oldum bitti ya da acı çektim tamam dönüştüm gibi bir şey yok.
Harika bir atlet oldun bu evde harika bir atlet oldun.
Evet harika her şey oldu süperiz harikayız falan gibi bir şey yok. Her ilişkide her yerde o döngü sürekli devam ediyor. Acı çekme, olgunlaşma, acı çekme, olgunlaşma. Bunu ayak uydurma, aya çalışma da hayatımızın Dersi, as dediğim gibi gerçekten. Ama hani yayılıyor. Benim için biraz öyle bir şey. Son nefese kadar yayılacak bir değişim diyebilirim.
Doğru düşün öyle. Bir de ben hani çok böyle yani altın çiziyor ama yeterince de böyle çizemiyormuşum, yeterince de anlatamıyormuşum gibi geliyor. Bu hani acıyı reddettiğinde o coşkuyla, neşeyle reddediyorsun hayatında. Evet. Yani habire bunu söylüyorum. Belki de ama ilk defa hani duyuyorsunuz şu an bunu seyredenler. Gerçekten o duygular, kalp bir kapı. Ve oradan hani acı gelmesin. Sadece işte coşku gelsin, neşe gelsin. Orada bir hakikilik olmuyor zaten.
O neşe miskinlik. O yoğunluğu yaşamaya, acının da yoğunluğunu yaşamaya izin vermediğinde aşkın, neşenin, keyfin yoğunluğunda tam olarak yaşayamıyoruz. Hakkını veremiyoruz.
Madalya'nın iki yüzü yani. Her şey diğeriyle birlikte geliyor.
Evet. Şu muhabbet çok keyifli ve biz duramıyoruz daha. Böyle bir şeyimiz de şu anda. Patenlik de oluştu. En iyisi. En iyisi. Kahveleri tazeleyin. Hepinizi çok öpüyoruz. İyi ki siz...
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









