
Gülen Gündüz Yılmaz talks with Püren and Zehra about how childhood moments shaped their sense of femininity and masculinity. They share stories like a red ballet shoe replaced with black, then do an exercise where they physically embody traits like control versus surrender, logic versus intuition, to explore the balance between masculine and feminine sides.
Chapters
Merhaba, Kadın Kadını'nın yeni bölümüyle karşınızdayız. Ve önce sen kimsin diye bir soru sormak istiyorum sevgili konuklarımıza. Acaba hanginiz başlamak ister soruya? Ay
her defasında bu soru böyle içimde bir heyecan yaratıyor biliyor musun?
Zor bir soru aslında değil mi?
Evet, yani soru çok basit bir soru
da... Acaba mesleğimi mi anlatsam?
Nereden başlayacağım? Çocukluğumdan mı başlasam? Bir CV formatında mı anlatsam? Gibi bir sürü şey giriyor aslında. O yüzden insan böyle bir zihinsel bir düzenleme de yapamıyor. Ama çok öz haliyle, sorunun özlüğüne denk olsun. Anneyim ve çok severek ve tutkuyla yaptığım bir işim var. İnsan kaynakları alanında uzmanlığım var ve onu şu anda bireysel olarak yapıyorum. Keyifle geçiyor ve her bir dakikasından da çok tatmin olduğum bir işi ve hayatı sürdürüyorum şu anda.
Zehra sen?
Zehra ben. 86 doğumluyum. Memleketine aşık bir insanım. Sinopluyum. Bulduğum her fırsatı oraya giderek, orada gezerek ve her gittiğimde yeni şeyler keşfederek geri dönüyorum. O yüzden çok seviyorum. İki çocuk annesiyim. Ben de Püren gibi insan kaynakları alanında uzmanlığım var ve bu alanda bir şeyler yapıyorum. Daha çok eğitim ağırlıklı çalışıyorum.
Sen de bireysel olarak hatırladın.
Evet, evet. Ben de bireysel olarak çalışıyorum. Yanı sıra yazmayı çok sevdiğim için uzun yıllardır yazdığım bir blogum var. Orada içerik üretiyorum. Aynı zamanda bir gazetenin online gazetede yazıyorum.
Şimdi ikinci soruya geliyorum. Benim kitapta da anlattığım bir hikaye var. Onu bir videoda da anlatmıştım. O hikayede de çocukken içinizdeki bu dişil parçayla nasıl bağlantımız kopuyor, dişil olmanın nasıl güvensiz olduğunu öğreniyoruz. Benim hikayem de 9 yaşında sahnede kendimden geçmiş göbek atarken teyzem tarafından sahneden indirilme hikayem var. Bu hikaye... Çok derinden hissetmiştim onu. Evet. Bu hikaye sizi nereden götürüyor? Yani orada bir kız çocuğuyken sizde var mı öyle Aslında kadın olmaya dair bu çok da iyi bir şey değiller. Bir anı. Söylenen sözler.
Senin o hikayen bende aslında çok yakın ama hani teyzenin söylenen sözüne kadarki kısmı yakın. Bende çünkü böyle düğünlerde özellikle fırfırlı eteğim vardı ve fırfırlı eteğimi özellikle giyer giderdim. Şeylerde böyle hani takunya dediğimiz Bastırdığı zaman böyle tık tık tık ses çıkan terliklerim vardı. Özellikle de onları giyerdim o fırfırlı eteğimin altına da hani hem güzel de olsun hem de deniz dönerken de ses çıkarsın diye. O kısmıyla çok bağdaştırdım ama hani anneme de şey derken, anne ben düğüne gidiyorum eteğimi çıkart, terliğimi çıkart deyip koşarak giderdim ben yani.
Kimin düğünün olduğu da önemli değildi.
Fırfırlı eteğim şeydi, böyle çiçekli, beyaz üstünde çiçekli bir şeydi.
Hem de kırmızı bir pırpırlı. Marif çok severdim onu. Ben de çok severdim onu.
Onun dönüşünü falan çok hoşuma giderdi o. O kısmıyla bağdanştırdım ama benim de o şey kısmını kesen hani bir dakika bu böyle olmaz diyen kısım eve gelen misafirlerin topuklu ayakkabılarını giyerdim ben çok fazla. Hani hiç o kadar haşır neşir olurdum ki onlarla. Annemin bütün ayakkabılarını çıkarırdım. Eve gelenlerin hoşuma giden topuklu ayakkabılarını seçerdim ve tık tık tık o sesi dinlemeyi severdim. Ailenin karşısına geçerdim bir rol yapardım falan. Annem beni bir keresinde yakaladı, tam böyle topukları teker teker giyiyorum. Çıkar onları ayağından, bu senin yaşına uygun değil diyerek böyle bir tepkiyle karşılaştığım nokta herhalde senin o sorduğun soruya çok uygu. O anda aslında niye çok da keyifli bir şey bu, hoş bir şeyken benim nazarımda. Senin yaşına uygun değil bir gerçeklikle karşılaşma halini ben de yaşadım evet.
Peki şeyi sorsam Zehra sana da, bu kadınlıkla ilgili Sen neler söylendiğini hatırlıyorsun sana?
Hiçbir şey.
Hiçbir şey.
Hiçbir şey hatırlamıyorum.
Olumlu ya da olumsuz bir şey söylenmiyor.
Yok kesinlikle. Şimdi kıyafetten konuştunuz ya az önce. Düşündüm mesela benim öyle bir eteğim var mıydı?
Yok.
Ben çocukluğum boyunca etek elbise hiç giymediğimi fark ettim. Hep pantolon, tight, short. Hani benim öyle süslü püslü, cicili bicili, kız kıyafetlerim yok. Benden önce büyüyen erkekler var. Ama hani hep şey vardır ya büyüyün ki küçülünce küçülebilir. Öyle bir şey de yok. Hani halamın, çocuklarının kıyafetleri bana gelmedi. Ama ben hep erkek çocuğu gibi. Zaten oyuncaklarım da hani bir tane bebeğim vardı. Halen daha evde durur, Fatoş bebek. O da öyle kız gibi değil. Normal böyle pelüş oyuncak tarzında bir bebek.
Yani onda bir kıyafeti yok.
Ben de öyle bir kız kız büyümemişim yani. Oyun oynarken de hep böyle savaşlar, Saklambaçlar yok, değişik değişik sokak oyunları. Öyle bebeklerle evcilik oynayan bir çocuk olarak büyümedim.
Şimdi orada çok farklı böyle bilimsel araştırmalar var. Aslında kültür ne kadar etkiliyor bizim kız çocuklarının oynama şeklini, erkek çocuklarının oynama şeklini diye. Bir araştırmada şey yapıyorlar, şempanzelere ya da işte böyle bir maymunlara farklı oyunlar, şeyler, oyuncaklar veriyorlar. Kız çocukları bebeklerle oynuyor. Kız maymunlar. Ama başka şeylerle, oyuncaklarla da oynuyorlar. mekanik, arabalarla falan. Erkek maymun çocuklarının büyük bir kısmı ise mekanik oyuncaklarla oynuyor. Yani arabalarla falan oynuyor. Oradan da şeyi gösteriyorlar aslında, hani kültür bunu empoze ediyor gibi bir hipotez var ya, onun çok da doğru olmadığı, o içsel olarak kız çocuklarının daha ilişkisel oyun oynadığı, erkek çocuklarının da daha mekanik oyun sevdiğiyle ilgili şu anda yani o hipotezler üzerinde daha fazla duruluyor. Ama şu da bir gerçek, işte erkek çocuklarıyla büyüyen kız çocukları daha senin oynadığın tarzdan oyun oynuyorlar ama orada da benim hipotezim şu, kız çocukları için ait olmak o kadar önemli ki senin o başta anlattığın hikayede bir ait olamama hikayesi aslında. Ait olmak için aslında çocuğum onlarla onun
bir parçası olmaya çalışıyor.
Evet onun bir parçası olmaya çalışıyor.
O gruba dahil olmak.
O gruba dahil olmak istiyor. Kadınlar için o ilişki yani dişilik için o ilişki içinde olma, o ait olma hali çok önemli.
Evet kesinlikle.
Bir şeyi hatırladım şimdi sen konuşurken. Ben küçükken 7 yaşında bir kaza geçirdim. İstanbul'dan yanıma geldi kazayı öğrenince. Sonra ben mutlu olayım diye beni alışverişe götürdü. Ayakkabı aldık. Kırmızı bir babet aldık. Ben çok beğenmiştim böyle. Sinop'ta Meydan Kapı diye bir yer var. Orada çocuk ayakkabıları satan tek bir dükkan var o zamanlar. O dükkanın önünden her geçtiğimde o ayakkabılara hep bakardım böyle. İçim giderdi ama kıpkırmızı o kadar tatlı ki. Onu aldı bana. Sonra annem gittikten sonra babaannem Bu senin her kıyafetine uymaz dedi, beni götürdü, siyah bir ayakkabıyla değiştirdi. Şimdi o duygu geldi bir anda böyle, sen onu anlatırken. Demek ki hani o oyunlar da, şey de aslında hani büyütülürken ben hep bir tamamlanamamışlıkla büyümüşüm ki o yüzden.
Evet, evet.
Şu an onu fark etmiş oldum.
Evet, tamamlanamamışlıklar. Şimdi işte bu tamamlanamamışlıklardan Aslında bizim içimizdeki çocuk da olduğu gibi kalıyor. Evet.
Yara alıyor.
Yani bir yandan güçleniyorsun. Bu tarz deneyimler bize daha güçlü görünmeye. Ben güçlüyüm. Kendi ayaklarımın üzerinde dururum. Kimseye ihtiyacım yoku götürüyor. Ama bir yandan da içeride aslında öyle kırıldan bir parçamızda var.
Kalıyor.
Var.
Ben şeye de çok inanıyorum. Doğallığın dışına çıktığımız her an, her anımızda bence bir parçamızı bırakıyoruz gibi geliyor bana. Yani doğal olan çocuğun isteğidir ya. Orada asıl olan çocuğun ne arzu ettiği, ne istediği.
Hani doğal kısım o.
Ama doğala bir şeyle vuruluyor orada. Set, hayır bu kırmızı değil siyah olmalı. Hani dışarıdan gelen bir bilgi var. Yani şimdi dışarıdan gelen bir bilgi aslında burada doğal olmayan bir şey. Ve orada doğallığını yitiriyor. Şu anda bence yetişkin halimizde de doğallığın dışına çıktığımız her anımızda bence içimizde bir çatışma yaşıyoruz. Bir savaş halindeyiz. Bence bunun mücadelesini veriyoruz. O yüzden ben burada kendimi daha pratik yolda kalabilmek adına da şeyi söylüyorum. Bu evrensel bir doğallıkta mı? Her insanın kendine doğallığı tabii ki ayrıdır, doğrudan bahsetmiyorum. Çocukluğun doğalı vardır, yetişkinliğin doğalı vardır. Doğal ortamımız, alışagelmiş halimiz, yani bu benim için doğal mı dediğim noktada doğal değil dediğim yerde ben çatışmaya girdiğimi fark ettim. Bir şeyi içimden geldiği haliyle konuşuyoruz ya, o içimizden gelen halimiz aslında bizim doğal halimiz.
Ama işte içimizden gelen halimizde de Çocuklukta bu tarz deneyimlerle ne kadar uzaklaşıyoruz yani.
Çok fazla uzaklaşıyoruz.
O da bugünümüzü de çok fazla etkiliyor. Şu an konuşurken şeyi hatırladım kendim. Benim kızım da mesela hep böyle etek giysin, prenses olsun. Biz eve yeni taşınıyoruz. Odasının duvarına Prenses tacı çizip uzun saçlar yaptı ama onu da böyle boyunun hizasına yapmış. Arkasına yani sırtını yaslıyor oraya. Anne bak Rapunzel oldum. Tacım var, saçım var. Yani vücut yok sadece şey yapmış. Ve hep böyle etek giysin, prenses kıyafetleri giysin falan. Ve ben bana da yapılanı ona yaptığımı fark ettim şu anda. Etek giymek istediğinde sen bacaklarını havaya kaldırıp oturuyorsun. Düzgün oturmuyorsun. O yüzden etek giymemelisin.
Öyle kadar etkili değil mi?
Evet. Bunu duydun mu, bana söylediler mi bilmiyorum. Hatırlamıyorum. Çünkü etek giymedim ben. Hep hatırladığım pantolonlu, taytlı, şortlu halim. Giydiğimde de belki böyle bir şey söylenmiş ki ben de çocuğuma bunu söylüyorum. O yüzden hep evde giyiyor etek. Dışarı çıkarken çok fazla giymiyor. Ya da giyiyorsa da altına kilotlu çorap giyiyor. Yani kilotlu çorap giyeyim, bunu öyle giyeyim diyor. Kendi teklif ediyor mesela.
Nasıl geldi bu? Fark etsen kötü.
Kötü, çok kötü. Yani onun ne hissettiğini şu an çok iyi anlıyorum. Kötü hissettim.
Ama bu da güzel bir başlangıç.
Evet. Evet. Bundan sonra. Ve bundan sonra aynen öyle. Kesinlikle. Şimdi doğallıktan bahsettik ya. Bir yandan sadece bizim aileyle olan ilişkimizde değil de aynı zamanda bütün okul hayatı ve sonrasında da iş hayatı da baya dişiliği kapatmayla ilgili mesajları alıyoruz da. Tabi. Okul hayatındaki ve sonra iş hayatındaki... Önlüğün
altına şort giymek mesela. Ben hep öyle... Önlüğün altına şort giyilir. Ben öyle büyüdüm mesela, o geldi gözümün önüne.
Öyle mi? Evet.
Yani etek, işte merdivenden inerken altını görürler falan filan gibi şeyler geliyordu.
Bunlar sana söyleniyordu muhtemelen değil mi?
Büyük ihtimalle. Yani çok net hatırlamıyorum hani ne zaman ne söylediklerini falan ama hani dedim ya ben işte babaanne dedeyle büyüdüm. Okulda da hep okul önlüğünün altına şort giydirirlerdi. Kilotlu çorap giysen bile şort giydirirlerdi. Edeb yerlerin belin olmasın, görünmesin falan.
Daha büyük bir yetişkin kadın olduğumuzda kendi bedenimizle olan aldığımız nasıl oluyor? Ya da duruşumuz nasıl oluyor? Ya da cinsali yaşama şeklimiz? yakınlığı, yaşama şekliniz nasıl oluyor? Hepsi etkileniyor. Hepsi etkileniyor onlardan. Yani sen kadın vücudu kapatılması gereken bir şey olarak bize, kafamıza işleniyor. Yani burada amaç aslında büyükleri yargılamak da değil. Yani büyükleri yargılamak ve ah bize neler yapıldığının da bir sonu yok. Ama orada işte yapılanların etkisini fark edip bende ne oluyor ya da çocuklarıma ben bunun hangisini acaba yansıtıyorum diye bakmak önemli.
Evet bende büyük bir farkındalık penceresi açıldı bu anlamda kesinlikle.
Zaten bayağı bir aksan.
Beyaz da giyilirsin bugün.
Hissettiysem önceden aydınlanıcı. Şu an böyle sanki kalp gözümle bakıyormuşum gibi ebeveynliğime ve evet şunları telafi, telafi değil de belki iyileştirmelisin doğru kelime. İyileştirmelisin Zehra'yı gördüm yani böyle sahne sahne çocuğumla o ilişkilerimle. Baya bir şey gördüm yani.
Senin bir kızın var.
Bir de oğlum var.
Bir de abin var. Erkek çocuklarına acaba bu tarz bir kapatma geliyor mu? Zannediyorum çok da fazla gelmiyor.
Ben de düşünüyorum yani babaannemin şey vardı, şimdi düğün grupları oluyor ya o zamanlar böyle kaş bıyık alma şeyleri oluyordu. Babaannem alan kızım. Öyle o ortamlarda hep erkek çocuğu varsa işte oğlum göster bilmem ne falan filan muhabbetleri dönüyordu. Ve erkek çocuk bir şekilde o pantolonunu indiriyordu. Yani onun özgürce açma şeyi var ama kız çocuğuysa eteğinin altında şort giymelisi vardı.
Yani aslında şeye de yorumlara da belki yazarsanız sevgili erkek izleyicileriniz yani sizin de deneyiminiz böyle miydi Zehra'nın anlattığı gibi yoksa belki de farklı bir deneyimi yaşadınız.
Şu an aslında değişmedi bu benim oğluma söylüyorlar bunu. Yani tabii tabii şimdi bile söylüyor bunu. Kıza benzetiyorlar çünkü benim çocuğumu. Ve her onu söylendiğinde artık kızım bile o bir erkek diyor. Adı da Deniz. Unisex değilsin. Emin olamıyor hani kız mı erkek mi hani saçlar burası kazınmış burada toplu falan filan ama hani kız mı erkek mi
emin olamıyor ve hep kıza gidiyor. Zaten kız değil erkek deyince arkası kız.
böyle söylüyorlar direkt hani üçüncüyü yaparsan kesin kız öyle söyleniyor ve dedesi falan da şey diyor yani o bir erkek aç oğlum göster hem de sünnetli falan şeklinde böyle şey var yani çok kültürel şeyler bunlar işte çok kültürel şeyler yani şey çok kötü benim arkadaşımın oğlu 5 yaşında geçen sene saçları uzun onunla uzun olduğu için böyle bebek yüzlü bir çocuk ve hep kıza benzetiyorlar bir kere şey dedi erkeklerin pipisi olur benim de pipim var ben erkeğim Ve böyle baya net.
Nasıl bir baskı istedin sonra?
Bağıra bağıra bunu söyledi. O kadar çok hani gel kızım gel kızım tarzında böyle kız gibi sevmeye çalıştığı için insanlar çocuk direkt öyle tepki veriyor. Hani onun ailesinde ben hiç rastlamadım hani erkeksin göster et bilmem ne muhabbet öyle bir şeye rastlamadım ama bir şekilde etrafında çevresinden etkilenerek hani o da bunu söyleyip kendini ben erkeğimi ortaya koyuyor mesela.
Ben bir de şeyi fark ettim şu anda Bir kız çocuğu hiçbir zaman kendi cinsellik organından bahsetmez. Benim vajinam var, benim vulvam var falan filan gibi bir lafı söylemek bir kız çocuğunun aklından bile geçmez. Bütün toplumu işgal etmekteydi. Şimdi biz bayağı bir çocukluğa girdik. Bu kadar çocukluk yeter. Burada daha da derine girersek bayağı böyle bir seansa döner gibi hissediyorum. Şimdi bu eril ve dişil özellikleri biraz daha böyle bir deneysel tattan bir tadalım diye küçük bir deneme yapalım mı?
Bakalım izinde bekleyelim.
Siz de bunu kendiniz videoyu seyrederken yapabilirsiniz. Şimdi çantanızdan sizin için elili temsilen, içinizdeki elili temsilen, bir de içinizdeki dişili temsilen iki tane obje seçmenizi isteyeceğim. Hadi koşun siz de seçin. Elili temsilen neyi seçtin?
Gözlüğümü. Çünkü ben eğitim verirken falan şey yapıyoruz. Çok evil geldi o yüzden bana gözlüğüm şu anda.
Şimdi bakalım ne seçmişler.
Aslında çok eğlenceli bir şeydi bu seçim aşaması. Elimde farkında olmadan da baya dişil eşyalarım varmış çantamda bunu fark ettim.
Sevindim. Evet çok sevindim.
Onları taşırken dişil eşya olarak tanımlayarak taşımadığım için Ayrıca bir de rujum da var, onu... O da çantamda ama hani şu bana daha böyle şey geldi... Elin, şeyin dışı geldiği için bunu almak istedim. Elin olarak da ehliyeti seçtim.
Ehliyet, peki. Sen?
Ben de pürenin tam tersi, çantamda dişi bir şey taşımadığımı fark ettim. Cüzdan, kitap, gözlük dışında...
Şansa bugün cüzdan... Ne ateşleştiriyorsun ki?
Görüş var.
Kesinlikle.
Gözlük de ben böyle eğitim verirken falan eğitimde çok fazla simülasyon yapıyoruz. Eğitimci kimliğimle o anki simülasyondaki kimliğim farklı olsun diye gözlük çok kullanıyorum. Ve gözlüğü taktığımda daha böyle evli olduğumla yüzleştim. Böyle bir anda bir sahne geldi gözümün önüne. O yüzden direkt gözlüğü seçtim.
Şimdi şöyle yapıyoruz. Bu dişi, içinizdeki dişini temsil eden seçtiğiniz objeyi sağ elinizle alıyorsunuz. Diğerini de sol elinizle alıyorsunuz. Şimdi ben özellikler söyleyeceğim. O özellikler... Sen de çok varsa kolunu şöyle iyicene kaldırıyorsun. Yoksa kolunu aşağıya indiriyorsun.
Şu an karnımda kelebekler uçuşuyor. Heyecanlı mısın?
Bana da ilk defa bu farfırçası bu kadar sevdim.
Evet, bakınca böyle.
Çok böyle bir anlamı var yani benim için.
Şu anda çok içeriği var. Bakın çok böyle. Yanında yatabilirim.
Evet, yanında yatabilirim. Sürekli taşıyabilirim yani.
Şimdi, sonuç odaklılık eril bir özellik. Sonuç odaklılık sende. Çok varsa elini iyice de kaldırıyorsun.
Eril elimizi kaldırıyorsun.
Eril tarafını kaldırıyorsun. Şimdi, sonuç odaklılık çok güzel bir özellik. Onun karşı tarafında ne var? Süreç odaklılık. Şimdi süreç odaklı olmak ne demek? Şimdi süreç odaklı deyince ne kadar biliyoruz değil mi? Süreç odaklılık deyince o kadar da bilmeyebiliyoruz. O yüzden ben biraz anlatayım. Bir sonuca giderken aynı zamanda çevreni gözetiyor musun? Kendini gözetiyor musun? Bedenini gözetiyor musun? Farklı ihtiyaçlarını gözetiyor musun? Evet bunu acayip yapıyorum diyorsan o zaman elini iyice buraya kaldırabilirsin. Yoksa...
Ben biraz bununla ikisinin arasındaki şeye bakarak söyledim. Birbirinden bağımsız ikisi. İki soru değil mi?
Birbirinden bağımsızsam da bağımlı. Çünkü sonuç odakladan biraz karşısında ya süreç odaklı olmak.
Ben daha sonuç odaklı biriyim. Yani süreçte evet çevremi gözetliyorum ama kendimi, bedenimi, duygularımı gözetmiyorum.
Ben de şeyi fark ediyorum şu anda. Hani şunun burada oluştuğunda bile mutluyum. Daha bundan belki 4-5 sene önce daha kurumsal hayatta, daha yoğun mesailerle belki o şuralarda bir yerde olabilirdi. Ama o farkındalıkla birlikte yolda olma hali beni daha çok heyecanlandırıyor. Hani sonucunun ne olduğundan çok o yolculukta ne hissettiğim, etrafımdaki insanlarla olan o birliktelik, paylaştığım duyguyu daha çok fark eder ve içime alır haldeyim.
İkinci soru geliyor. Geleceği planlayan eril tarafın ne kadar gelişkin?
Geleceği planlayan...
Karşısında da anda kalan, dişil tarafın ne kadar gelişkin? Düşünmeden... Aslında düşünmeden bir eline bakarak yazsana.
Dengedi gibi geldi bana biraz.
Evet.
Şu anki hayatımızda ben de değil.
O zaman üçüncü soru geliyor. Kontrol, eril tarafın ne kadar gelişkin, teslimiyet dışı tarafın ne kadar gelişkin?
Bence eşit ikisi. Emin misin? Evet. Tamam.
Bende kontrol tarafım biraz daha aşağıda.
Aşağıda. Bunlar 2 sene önce nasıldı?
Çok daha farklıydı. Hatta şöyle bir şey olabilirdi. Bu açı çok genişti ve şu anda bunu fark ediyor olmak bile inanılmaz bana keyif veriyor.
Ben bir de şuradan şunu söylemek istiyorum. Şimdi ben bu testi 1-2 yerde daha böyle yaptırıyorum konuşma yaptığımda da bu teslimiyet kelimesinin kendisi bile alerji yaratan bir şey olabiliyor. Teslimiyet bir kere neden dişil falan gibi sorular soran da oluyor.
Aslında çok dişil hissediyor yani. Dişil tarafımız böyle daha şey ya daha naif, daha nazik. Teslimiyet de sanki o duyguyu taşıyormuş gibi hissettiriyor.
Niye o taraflar, niye o daha naif özellikler dişildi diye ona da aslında da öfkelenen insanlar olabiliyor. Burada şeye bakabilirsiniz. Hangi kelime size sempatik geliyor, okey geliyor ya da Hangi kelime sizde alerji yaratıyor? O kelimelere yüklediğiniz anlamlar. Yani işte neden kız çocukları ben de sana vulva mı göstereceğim demiyor da neden erkek çocukları sana pipi mi göstereceğim diyorla çok benzer aslında hikayeler burada. O yüzden o naif diye adlandırdığın ya da işte neden bu zayıflık diye adlandırdığın kelimeler varsa onlara da bakabilirsin.
Ya bu aslında çok güzel bir şey söyledin. Tamamen kelimelerin bizde olan etkisiyle kelimeleri bizim yüklediğimiz anlamlar. Yani aynı insanlarız, olaylar aynı ama bir yerden sonra bakış için değiştiği zaman teslimiyet bir zayıflık göstergesiyken teslimiyet bir yerde şu anda bana şey veriyor böyle yumuşaklık, keyif, oldurmaya çalışmamak bir şeyi oldurmamaya çalışmamak halini de veriyor bana ve Hakikaten böyle tam da istediğim tatmış gibi hissettiriyor şu anda o kelime.
O zaman bir sonraki geliyor. Mantık, analiz. Elif tarafın mı? Sezgiler mi?
Daha geçişkin.
Bayağı sezgiler daha geçişkin ha.
Evet.
Ya bende şey o kadar büyük bir açık değil onu da fark ediyorum. Hani bu önceden yine bir şöyleydi ama bu belki yerinde kaldı da bu biraz daha. daha ilerledi gibi. Hani ben bunun gücünü azaldığını düşünmüyorum. O sezgi tarafı biraz daha kendine baş gösterdi.
Evet, o taraf güçlendi. Bu arada bu da güzel bir şey. Çünkü genelde böyle dişilik geliştirmede insanların aklında şunlarca anlanıyor. Ben mantık analizi bırakacak mıyım? Kontrolü bırakacak mıyım? Hayır, onları bırakmayacaksın. Onlar da olurken aynı zamanda sezgilerini, o kaslarını da geliştirmeyi öğrenip Ne zaman mantıka deniz? Ne zaman sezgiler? Ne zaman kontrol? Ne zaman teslimiyet? Her iki kaslarını da kullanmayı öğrenmek. Ve hemen sonraki geliyor. Zihnindeki düşünceleri mi dinlemek? Zihni mi dinlemek? Yoksa duyguları mı dinlemek?
Duygular. Duyguları mı?
Bende eşit galiba. Yani konuya göre, yoruma göre.
Duygular var da bir tık daha önde gibi.
Ama elinde öyle değil. Duygular, dişi taraf. Zihin, eli taraf.
Şu an belki içimden geçtiğim süreçte daha çok zihnim ön planda olduğu için ellerim böyle olabilir.
Yani aslında burada ellerine izin verirsen daha doğru cevap gerektir. Yani nasıl rahat ediyorsa. Mesela bir tık daha yukarıda. Sonrakine geliyorum. Bağımsızlık, bireyselleşme, eli taraf mı? Yoksa dayanışma, işbirliğin, dişi taraf mı?
Ben şu anda o yolculukta ilerliyorum. Henüz böyle tam konumlanmış değiller.
Tam yerleri böyle mi?
Evet, evet. Böyle bir oynak alışları var. Kimi zaman bu olabilir, kimi zaman bu olabilir. Ama şeyi de hissediyorum. O yardımlaşmalığı, yanışma, işbirliği. Hepimizin birbirine o ihtiyacı var gerçekten, o desteği verelim tarafımda çok var.
Ben de aynısını düşünüyorum. Yani ne eşitler ne biri diğerinden önde.
Orada iki kasta var yani. Ben burada o zaman şunu da söyleyeyim. Şimdi biz kadınlar iş hayatında daha eril, erkeklerden de eril göründüğümüzde aslında başarılı adledildiğimiz için ikimi kadınlar şunu kaybedebiliyoruz, o dayanışma Halbuki bizim baya doğamızda bu var. Fransa'nın bahsettiğinde doğadan uzaklaşmak ve onun bir sürü sonra etkilerini yaşıyoruz. Bireysel yaşama bu arada çok önemli. Yani kendin birey olarak zaten ayakta kalmadan o dayanışmayı da son derece bağımlı bir yerden yaşayabilirsin.
O kolektif ruh aslında doğru söylediğim gibi hani bir hiyerarşiyle gittiğini düşündüğümüzde aslında bireysellikten başlıyor. Hani orayı tam böyle oldurmuş halimizle tamamladığımızda o kolektif duygu daha güzel geliyor.
Güzel geliyor. Öbür türlü birisi bana bir şey yapsın, birisi beni kurtarsın'a girebiliriz. İki tarafta yani birbirini aslında sağlıklı bireyselleşebildiğin zaman sağlıklı dayanışmayı da gerçekleştirebiliyorsun. Sonrakine geliyorum. Lineer zaman mı senin için önemli? Eril taraf. Lineer zaman ne demek? Lineer zaman mesela haftanın günleri. Pazartesi, salı bunu yaparım. Hafta sonu bunu yaparım. Planlı... Evet, lineer zamana göre mi yaşıyorsun? Lineer zaman içerisinde aynı zamanda neler var? İşte yıl bitti. Yıl bitişinde şunu yaparım. Yıl başlangıcında bunu yaparım. Çocukların okul tatilinde bunu yaparımlar var. Ve döngüsel zaman dişi taraflı. Döngüsel zaman ne demek?
Bu anlık gibi mi döngüsel?
Döngüsel şu demek, mesela ben rengli döngüme göre zamanımı programlayamıyorum. O rengli olduğumda daha içe çekilmek için zamanımı planlayamıyorum. Hayır.
Ben tamamen lineer zamanda falanım hatta şöyle falanım yani. Evet bende. Yani hiç döngüsel değilim. Kesin.
Sonra mevsimlerin geçişlerini fark edip o mevsim geçişlerinde mesela salata yemem lazım kafasıyla. Kışın salata yemek. Kışın böyle benim şu anda neye ihtiyacım var diye bakmadan yani mevsimlerin döngüleri, rengli döngüleri, biz rengliyken Daha içe dönmek isteriz. O kadar dışarıda böyle aktif olmak istemeyiz.
Kesinlikle.
Ona göre yaşamak.
Battaniye, bir bardak sade.
Battaniye, evet.
Örnekler netleştikçe ben daha çok hani yaşadım.
Böyle daha bir yükseliyor yani.
Yani o takvimi takip etmek. zamanı kollamak, her günün hatta böyle dilimlerini kullanıyor olmak, etki bir şekilde kullanıyor olmak.
Verimlilik.
Verimlilik ve hatta orada... Time management. Time management ve orada işte hani başarı
var gibi algı var benim şu anda. Ama şu anki duygum mesela ikisi dengede olmalı benim hayatımda. Yani hem takvime göre yaşamalıyım hem de döngüsel yaşamalıyım. İkisini bir arada planlamalıyım ki çünkü evet yapmam gereken belli deadline'ları olan şeyler var. Tabi bu sırada kendimi de yaşamak istiyorum. Anımı da yaşamak istiyorum. İkisini bir arada benim dengelemem gerekiyor.
Yani modern kadının da zaten dilemesi bizim paradoksumuz bu. İkisini bir arada yapmak.
İkisini aslında dengede yapabilmek. Biz aslında dengeyi tutturamadığımız için o çatışmalara giriyoruz. Ya bir o uçta oluyoruz ya öbür uçta oluyoruz.
Denge kavramımız mı net değil acaba bizim?
İşte belki biraz dengeye gelebilmek için o iki ucunu tadarak da hani denge halimize ulaşıyoruz ya. Ben şimdi bunu tanımlıyor olmak bile bende dengeye gitmek için bir adım attığımı hissettiriyor.
Evet.
Farkından da çıkıyor.
Ortaya çıkarmak, hani şu masaya görünür hale getirebilmek bile benim için dengeye giden bir adım gibi geliyor.
Yani şeyi bu rengi döngülerine göre yaşamayı ben ne zaman konuşsam zaten insanlarda böyle bir şey oluyor. Evet ya aslında Bizim içinizde o rengli olduğumuzda gerçekten battaniyenin altında olmak var. Ben mesela bizim balkonda olmak istemiyorum. Işık bile istemiyorum. Daha karanlıkta olmak istiyorum. Biz bu olayları da unuttuk aslında. Bizim dişi doğmamızda bunlar var. Ve aynı zamanda yapmamız gereken işler de var. İşte ikisini birden nasıl bir potada eriteceğiz. Bunu da öğreniyoruz yani hepimiz beraber. Ve son özellikle karşınızdayım. Koşturma, böyle hani hız içerisinde koşturma olan ve tabii onun içerisinde böyle zorlukları aşma olayı da var. Biraz hani o cefasını çekeyim ama sonuçlara ulaşayım olan. Eli taraf mı yoksa keyif, sefa, dişi taraf mı?
Çok zor.
Elime izin verdim. Bu çıktı. Eline izin ver. Benim çok değişken. Mesela bu aralar baya böyle eşite yakın. Şöyle gibi. Ama bundan bir ay önce herhalde ben baya böyle şu şekilde yapabilirdim yani. Koşturma içerisinde. Nasıl geldi bu deney sizden?
Bence çok keyifli. Hakikaten sizler de evinizde mutlaka yapın, deneyin derim. Buna olan bakışım inanılmaz diyebilirim.
Aşk yaşıyorsunuz.
Evet, şu anda bu benim bir metaforum oldu yani.
Bende de çok ciddi bir şey.
Çok anlamlı geliyor.
Evril taraflarımın ne kadar kuvvetli olduğunu gördüm şu anda. Sakin bir zamanda tekrar yapmak. Hatta belki dönem dönem yapılması gerekiyor ki insan kendiyle ilgili farkındalığını yinelesin.
Ben şeyin güzelliğini de şöyle yaşıyorum. Fark ettiğin her şey dönüşüyor. Ve şu anda yaptığımız şu çalışma, şunun bana yarattığı farkındalık. Çünkü eşyalarımı hazırlarken bunu bir dişil parça olarak içeriye koymuyorsun aslında. Ama ihtiyaç o dişiliye yönelik bir ihtiyaçtan gelir ya. Birazcık daha tanımlayarak, birazcık daha onu fark ederek, adını koyarak belki onu çantaya koymak bundan sonraki süreçte belki yanına 3-5 daha dişil parçayı koyduracak. Bu varsa yanına bir şeyleri daha koyayım.
Bir de söylediğin şey çok önemli. Bana mesela bilmem ne konusunu ne yapayım, şunu ne yapayım diye çok soru geliyor. Aslında çoğu zaman sadece fark etmen o olayı dönüştürüyor. Sadece fark etmen.
Evet.
Bir sürü zaman sadece fark etmek de tamamen tabii ki dönüştürmüyor. Eyleme de geçmen gerekiyor. Ama o farkındalık, Püren'in söylediği gibi her şeyin başı. Şimdi geçen kadın kadına da biz bir şey yaptık. Baya böyle hoşuna gitti. diğer konuklarımızın. Size de yaptıracağım. Şöyle kitaptan, şöyle şöyle kitabı eline alın. Şöyle bir şey yapıp, bir yerden sayfa çekeceğim.
Ay en sevdiğim.
Çoğu kitabımda yapıyorum ben de.
Evet.
Ve hep bir şey yapıyorum çok enteresan bir şekilde.
Ben yapmadım daha önce.
Benim şeyimi ben yapmadım.
O zaman ilk sen yap. Tamam.
İlk sen yap.
Peki.
Ne yapıyorum şimdi?
Şimdi böyle elini al ve şöyle sayfaları çevirirken bir yerde durdur ve orada duran yerden Böyle bir iki paragraf, ilk gözüne çarpan neresi varsa oradan oku bakalım.
Ay çok heyecanlıyım. Ben de öyle yapıyorum yalnız.
Bir okşama, bir okşama bir dokunduruyorum, bir basıyorum galiba. Bu kadar şey var ki hiç bilmediğim
şey gibi bir şey galiba.
O da çok dişin bir şey aslında. Sadece kitaptaki entelektüel bilgi değil, aynı zamanda orada bir temas.
Güzel bir yerden geldi. Seçtiğim sayfa duygularım. Kalbimde hissettiğimi anlatıyorum ona. Ağlayarak anlatıyorum. Korkarak. Beni incitmesinden korkarak anlatıyorum. Arada inciniyorum da. İncittikçe kalbim kapanıyor. Tekrar açıyorum. Dikkatim çarpan kalbimin üzerinde. Kalbimin bir açılıp bir kapanmasına şaşırarak ve hayranlıkla seyrediyorum.
Böyle bir gözlerim dağıldı benim.
Kaldı biraz. Çok şey oldum, sesinin tonu falan böyle
çok içime işledi şu anda. Ben de nefessiz kaldım şu an.
Nereye götürdü seni bu an? Sana ne çağrıştırdı bu satırlar?
Mesela şu cümle içinde şimdi bakarken mesela incindikçe kalbim kapanıyor. Cümlesi çok böyle çocuksu, saf ve çok kırılgan hani en doğal halimize gitti yani böyle çıplakmışım gibi hissettirdi bana şu anda bu cümle. Yani hiç bunu böyle konuşmuyoruz aslında. Evet inciniyoruz, kahvemiz de kapanıyor.
Bu netlikte duygularımızı ifade etmiyoruz gerçekten. Ben mesela öfkelendiğimde de öfkelendim diye söylüyorum. Ben gerçekte duygularımın ne olduğunun Çok da farkında değilmişim. Hissettiğim şey öfkemi, yani sinirliyim diyorum mesela. Ama aslında ki oradaki duygum o değil. Öfkeliyim belki, belki başka bir şey var. Belki kırgınlık hissediyorum falan. Gerçekte duygumu ifade etmediğimi fark ettim.
Şimdi duyguları ifade etmeyi bayağı sonradan öğrenmek gerekiyor çalışarak. Çünkü duyguları bastırmayı bize bütün toplum yani aileden okula öğrettiği için onu tekrar Öğrenmek gerekiyor. 30 yaşında, 35 yaşında, 40-45 yaşında tekrar öğrenmemiz gerekiyor. Hazır mısın? Çok. Çok heyecanlı. Heyecanlı tek bir iş.
Afroditim gelişsin istiyorum. Ama hemen gelişsin istiyorum. Olmaz mı yani? Şimdi yaşım da gelmiş kaça? Hala Afrodit olamamışım. O yüzden acele ediyorum. Çok mesaj yüklü.
Zehra
senin Afrodit'inle çalışman gerekiyor. Onunla buluşman gerekiyor diye bana gülen yüzüyle şuradan mesajını verdi. Hediyesi kesinlikle bu oldu. Videonun başındaki konuştuğumuz şeyler aslında en büyük hediye ama evet benim bu konuyla ilgili gerçekten çalışmam gerekiyor. Ciddi anlamda ona öncelik vermem gerekiyor.
Şimdi biz geç dağıt yaklaşımından bu gerekiyor kelimelerini hani gerekiyor ya da lazım kelimelerini seçiyorum, istiyorum, yapacağım gibi kelimelerle değiştiriyoruz. Yine afroditimle çalışmayı seçiyorum. Doğru geldi mi bu söylediğinde?
Hafif geldi evet.
Hafif geldi, iyi geldi. Bir tık daha büyütebiliriz istiyorsan bu söylediğini. Nasıl? Söyleyelim mi? Söyleyelim. Aynı cümle seçiyorum yerine afroditimi büyüteceğim diyorsun.
Afroditimi büyüteceğim.
Hangi daha net ve içeriden daha güçücü?
Bu doğru geldi he?
Bu daha iyi geldi.
Biontekin'den.
Yani Biontekin'de yine bir kaçış var aslında. Bu daha net.
Daha şey geldi.
Daha farkındalık dolu.
Bir tık daha büyütebiliriz istiyorsan. Hazırım. Hazır mısın? Hazırım. Şimdiki zamanla söylüyoruz. Afroditimi büyütüyorum.
Afroditimi büyütüyorum. Daha Güçlü hissediyorum.
Daha güçlü hissedersin. Gerçekten iyi geldi. Süper. O zaman güzel bir kapanış oldu sanki. Evet, kesinlikle.
Çok katkı dolu oldu bir kere benim için. Çok teşekkür ederim.
Afroditler büyüdü, farkındalıklar arttı.
Arttı.
Bununla birlikte bu benim imajım oldu şu anda hakikaten.
Çok teşekkür ederiz.
Ben de size geldiğiniz için, kalbinizi böyle açtığınız için çok teşekkür ediyorum. Bu videoyu seyrederken sizin içinizde neler canlandı çok merak ediyoruz. Yorumlarda yazarsanız çok çok mutlu oluruz. Ve tabii ki videoyu beğendiyseniz beğen butonuna basmayı sakın unutmayın.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









