
Gülen Gunduz Yilmaz hosts three women discussing how gender expectations shaped them growing up in male-dominated families. They explore suppressed emotions like anger and envy, practice Afrodit training exercises, and share self-care rituals like hamam visits and meditation as ways to reconnect with their feminine side.
Chapters
Ya şimdi siz bunları konuşurken benim de içimde bir sürü duygu tetikleniyor. Hemen böyle çık çık çalışıyor arkadaş.
Hafta sonu asla iş almazdım.
Babasının erkek kızıydım. Bir erkek çocuğumdan ne bekleniyorsa benden de o bekleniyordu.
Eşitlikten, mesela kadın erkek eşitliğine girdiğinde de hayır kadınlar daha naiftir, eşit değildir bu konuda.
Ama duygularımla ve dişi gözümle ne zaman bağlantı kurmaya başladım Ve ben çok ağlamaya başladım.
Arada ağlamak istiyorum ama hayır olmuyor.
Bir çevir. Şöyle sen çevir. Duygularınla hareket et.
Tamam. Düşmanlık içindeyim.
O kadar aşna böyle bir insan olmadım bacım. Ah bacım.
Merhaba, Kadın Kadına'nın yeni bölümüyle karşınızdayız. Yanımda iki tane güzel, akıllı ve başarılı kadın var. Ve ilk sorumu sorarak kendileriyle de tanıştıracağım sizi. İlk soruma hazır mısınız?
Hazırız.
Sen kimsin?
13 yıllık editörüm. Basın danışmanlığı yapıyorum bu dönemde. Bununla birlikte dijital menajerlik yapıyorum. Aynı zamanda da moderasyon yapıyorum.
Merhaba, ben Gülçukur. 25 yıllık bankacılık kariyerimi geride bırakıp insanlarla aile dizimi ve yaşam koçluğu alanında çalışıyorum ve bu alanda hizmet veriyorum.
Şimdi ilk sorumu sormak istiyorum. Ben ilk soruyu genelde çocuklara dair sormak istiyorum. Çocukken nasıl bir kız çocuğuydun diye sormak istiyorum. İlk bile sorayım mı?
Olur.
Nasıl çocukluk senin için ve özellikle de şunu merak ediyorum. Benim baya böyle kitapta da yazdığım, videolarda da bahsettiğim bir kız çocuğu olma konusu var. Yani kız çocuğuyken aslında ne kadar dişiliğimizi, kadınlığımızı bastırdığımızla ilgili hikayeler daha çok konuşulsun istiyorum. O yüzden aslında çocukluğum nasıldı derken özellikle bu kısımdan soruyorum.
Şöyle, ben 8 amcalı, 5 kardeşli bir evde büyüdüm. Dolayısıyla benim oradaki rol modellerim hep erkekti. Erkeklerdi. Ben de babasının erkek kızıydım. Bir erkek çocuğundan ne bekleniyorsa benden de o bekleniyordu. Hani dişilik dediğin şeyi o zaman nedir bilmiyordum, evet. Dolayısıyla halk arasında bir tabir vardır ya, erkek Fatma. Ben erkek Fatma olarak büyüdüm.
Bir önceki kadın kadına da Püren de benzer bir aslında hikaye anlattı. Sanırım orada ait olmak için yani oradaki Aileye, o erkek kitlesine ait olmak için onlar gibi olma gibi bir durum var. Sende nasıldın Aslıhan?
Süsü püsü seven bir Aslıhan'dım çocukken de. Her zaman süsüydüm, takıp takıştırırdım. Kız gibi kızdım aslında. Söylediğim gibi olmadım hiçbir zaman. Hep popoflandığım için de belki de bu böyle gelmiş olabilir, bilmiyorum. Şu an bile yine aynı şeyi düşünürüm yani. Eşitlikten, mesela kadın erkek eşitliğine girdiğinde de, hayır kadınlar daha naiftir, eşit değildir bu konuda diye düşünüyorum. Çocukluğumdan gelme bir düşüncedir bu.
Şimdi naiflik kelimesi, tabi hepimizde çok çok farklı çağrışımları var. Hatta benim bazı kullandığım kelimeler, yani kadınlar mı naif olmak zorunda falan diye...
Ben seviyorum yorumlar.
Hoşuma gidiyor. Senin sevdiğini duydum. Oradan şuna girmek istiyorum. Naiflik senin için mesela olumlu anlamları olan bir kelime. Bazılarımız için o kadar da olumlu anlamları olan bir kelime de değil. Hangi kelime seni ne kadar rahatsız ediyorsa bakarak orada aslında kendine yolculuğa çıkabilirsin. Hani bu naiflik ve dişilik. Sana nasıl geliyor?
Naif olmak beni daha dişi yapıyor bence. Ben o tarafını alıyorum işin. Daha kırılgan olmak daha dişi yapıyor. Ben öyle hissediyorum. Kadın gibi hissediyorum.
Peki şunu sorayım. Çocukluğunda daha güçlü görünmeliyim, o kadar da bu kırılganlığımı göstermemeliyim şeklinde hiç acaba sana aileden ya da belki ilkokul öğretmeninden ya da belki iş hayatından Hayır aslında güçlüyüm
ama ikisi ayrı bir tarafta. İkisi ayrı bir yönde olduğu için bu taraftaki güçlü yönüm çok sağlam bir şekilde ayakta durabiliyor. Bu taraftaki de naif yönüm yine aynı naiflik yoluna devam ediyor. İkisi birbiriyle güzel bir şekilde aslında özdeşleşiyor.
İkisi birbiriyle çatışmıyor diyorsun.
Çatışmıyor kesinlikle.
Ben aslında şunu soruyorum Aslıhan. Şimdi ben mesela çocukken ağlamaman gerektiğiyle ilgili bayağı bir mesajlar aldım.
Hiç öyle mesajlar almadım. Ama ağlamayı da zaten seven biri değilim. Ağlayan biri yapım yok. Göz yaşlarımı binde bir dökebilen bir insanım. O tarafta da ne oluyor? Güçlü yanım devreye giriyor aslında. Hani naifim. Belki naiflik sürekli bir ağlama hali gibi gözüküyor da olabilir. Hayır.
Filmlerde ağlıyor musun?
Hayır, hiç etkilenmiyorum. Çok kötü.
Arada ağlamak istiyorum ama hayır olmuyor.
Ağlamak istiyorum derken?
O da rahatlatıcı bir duygu çünkü. sonuçta mutlu olmak gibi bir duygu.
Annesi de geliyor, tutuyor musun kendini?
Tutuyorum. Ve gözyaşlarımı kimseye asla göstermem.
Evet.
Onu paylaşmayı sevmiyorum çünkü. Öyle de bir durum var.
İşte oralarda kırılganlığınızı göstermek de dişiyle özel yolculuk bitmeyen bir yolculuk. Belki oradasan işte kırılganlığını gösterme tarafında bir yol alacaksın. Bilmiyorum. Sen de bir şeyler canlandın.
Evet, ben de bir şeyler canlandım ve derin nefes aldım. Çünkü ben de Aslıhan gibi ağlayamayanlardandım.
İyi bir şey değil aslında baktığında, değil mi? Sen de böyle düşünüyorsun.
Şimdi iki tarafı da deneyimlemiş birisi olarak evet, iyi bir şey değil demeyeceğim. Bana iyi geleni ancak söyleyebilirim. Ben de eskiden bir şey olduğunda, bir olay karşısında Tamam, şimdi düştün, kalk ayağa dizini silkele, devam et falan diye. Ve kendimi kandırarak kandırarak yaşardım. Ama duygularımla ve dişi düzümle ne zaman bağlantı kurmaya başladım? Ve ben çok ağlamaya başladım. Filmde de ağlıyorum. Burada mesela kendimi ifade ederken de içimde bir şeyler coşuyor. Ve burada da ağlama hissi geliyor. Şuralarım kımıldıyor. Bu iyi bir şey. Ve şunu fark ettim, ağlamadığımda benim başım ağrıyor.
O duyguyu dışarıya çıkıyorsun çünkü.
Evet, o duyguyu dışarıya çıkaramadığım için benim başım ağrıyor.
Ağlamak güzel ya.
O duygu çözülmesi iyi bir şey.
Evet, bana iyi geliyor.
O zaman şöyle bir şey yapalım. Arada böyle kitapta duygu listesi var. Şiddetsiz iletişimden esinlenerek koyduğum. O duygu listesine bir bakalım. O duygu listesindeki hangi duygular Sizin acaba yaşamayı o kadar da bilmediğiniz, yaşamayı deneyimlemeye kendinize o kadar da izin vermediğiniz duygular. Onlara bakalım mı?
Hadi bakalım.
Şimdi buradaki duygular, konforsuz duygular. Konforsuz duygulardan baktıracağım size. Konforsuz duygular.
Evet.
Konforsuz duygular aslında biz gündelik dilde iyi duygu, kötü duygu, olumlu duygu, olumsuz duygu diyoruz. Halbuki duyguların hepsi olumlu. Neden? Çünkü bize ihtiyaçlarımızı hatırlatıyorlar. Peki neden konforlu konforsuz diyoruz? Çünkü konforlu duygular ihtiyaçlarımızı karşıladığımızda hissettiğimiz duygular. Konforsu duygular ise ihtiyacımızı karşılamadığımızda hissettiğimiz duygular. Yani, hey burada bir ihtiyacın var. O ihtiyacı karşıla diyorlar bize. Önce bir Güle bir gösterdikçiyim. Buradan ilk böyle hangisi seni çekiyorsa, ay bu diyorsa duygularınla hareket et. Tamam.
Valla direkt kalbi kırılmış geldi. Yani o gözüme çarptı. Evet bu benim için konforsuz bir duygu. Yani bununla yüzleşmek... Evet konforsuz, çok konforlu.
Kalbi kırıktan... Ben şuraya da gideceğim. Biz çoğu zaman kalbini kırdın şeklinde kullanıyoruz bunu. Kalbimi kırdın deyince orada bir aslında kendi duygunu hissetme, kendi duygunla bağlantıya geçme şeklinde bir durum çok da olmuyor. Daha çok karşıdakinin suçlama cümlesi oluyor bu. Halbuki gerçekten benim şu anda kalbim kırıldı diyebildiğimde orada baya bir duygumla bağlantıyım. Hatta ellerim de hemen... Kalbime doğru... Şöyle gitti.
Benimle mi söylememiz gerekiyor?
Doğrusu bu mudur?
Doğru ifade şeklimiz.
Doğru ifade, evet bu şekilde.
Neden?
Çünkü o zaman ben kendimle ve kendi ihtiyacımla bağlantı içerisindeyim. Öbür türlü, sen benim kalbimi kırdın dediğindeki oradaki suçlamanın kimseye bir faydası yok. Orada ihtiyaçlara değil. Bayağı karşıdaki insanla olan yargılarıma odaklıyım. Yargılara ne kadar odaklıysam ihtiyaçlarımdan da o kadar uzaklaşıyorum maalesef. İhtiyaçlarla ilgili ve duygularla ilgili de bayağı bir video çektim ben. Şuralara, bir yerlere onları koyarız. Hazır mısın? Hazırım, çok merak ediyorum. Bakalım sende hangi duygu, çok da böyle yaşamak istemediğin, kendini uzaklaştırmak istediğin duygu?
O zaman şöyle el değiştirsem kitabı.
Peki. Direkt gözüme çarpan duyguyu mu söyleyeyim?
Evet, gözüne çarpan duygudan. Seninki irriteyden böyle sana...
Direkt kitabı açtığımda gözümün önüne gelen kelimeyi söylüyorum hemen. Düşmanlık içinde.
Ayy mi dedin?
Evet.
Evet, hiç düşmanlık içinde olman birisiyle.
O duyguyu evet.
Yok, kin, nefret, düşmanlık.
Öyle duygular yoktur. Biraz buralardaki perspektifimi paylaşayım mı? Tabii ki. Şimdi ben kitaba da yazdım. Benim bir nefretle tanışma hikayem var. Hatta kitabın başına koydum onu. Şimdi nefreti o kadar böyle tanıdık olmayan... ...bilmediğim bir duyguydu ki benim için. Sonra... ...bir koşuk seansı alırken ben... ...orada bir baktım bir tane nefret yaşıyor. İçimde. Biz koşlukta böyle görsel olarak onu yaratma şeklinde çalışmalarda kullanıyoruz. Yani duyguyu görselleştiriyorsun, cisimleştiriyorsun ki onun mesajını daha iyi duyuyorsun. Benimki böyle yeşil, sümüksü bir top şeklinde böyle bir zindan parmaklıkları arkasında bir nefret de ve ağzının olduğu yerde böyle dikiş gibi yani böyle bir et yığını açılmaya çalışıyor ve konuşmaya çalışıyor. Ben o kadar kapatmışım ki onu, o böyle konuşamıyor. Ben onunla konuşmaya başladım ve aslında nefret duygusunun da başkasını suçlayıp o nefreti başkasına yöneltmediğinde, başkasına yansıtmadığında ne kadar kıymetli mesajları olduğunu o koşuluk seansında gördüm.
Ben henüz keşfedemedim. Evet
zor bir duygu. Evet kin, nefret bunlar kendimize böyle yakıştırmadığımız duygular. Halbuki nefret hissetmek nefret dolu bir insan olduğumuzu göstermiyor. O anki hissiyatımız nefret ki o da bana aslında bir sürü başka ihtiyacımı böyle kapıya tıklatıp
söylemek
için oradaymış. Duyabildiğimde.
Bastırmayalım yani onları.
Yok saymayalım. Evet. Düşmanlık içinde mesela ne kadar enteresan bir duygu değil mi? Onun mesajı ne olabilir acaba? Bilmiyorum hiç. Valla benim de
hiç fikrim yok. Yeni seçeyim mi
bir tane ikinci? Daha duyması kolay
bir şey seçildi. Anneannem şey derdi, yenilen pehlivan
güreşiyle oynansın derdi. Olmadı bir daha olmadı. Olabilir bu mesela çok
şey bir duygu ya, baya uzaklaştığınızda kendini... Daha duyması kolay
bir duygu.
Seçebilirsiniz. Seç bence. Ben direkt açtığımda gözüme
çarpan hani olur ya böyle harfleri koyarlar. Burada ilk gördüğün kelime nedir bilmezken. Evet evet. Yaptım seçtim aslına bakarsan yani. Bakalım
şimdi
ne çıkacak. Hassas. Hassas. Evet bu baştan beri
konuştuğumuz
aslında hep. Hassas. Evet hassas.
Hassas yönünü seviyorum. Sende o kadar olumsuz çağrışımları? Yok. Yok. Yani ben en son listeden ne zaman hissettim diye düşünüyorum.
Özen duyuyorsun mesela. Hassassan bile, o konuda hassassan eğer, bana özen duysun. Özen
duyulmak hoşuma
gidiyor. Öyle birleştiriyorum. O yüzden bende bir olumsuz. Kendi
hassasiyetlerinden mi bahsediyorsun? Şimdi hassastık derken bende şöyle bir şey çalıştı içimde. Ben hep kendimi hassas olarak tanımlarım. durumlara karşı ya da yaşadığım olaylara karşı kolay kırılgan ve kolay incinebiliyorum. Ama sanki senin bahsetmek istediğin şey bir başkasının sana... O da
hassas davranmalı, evet. Çünkü özveriyle yaklaşıyorum. Buradaki hassaslık bir özveri, bir anlayış, bir ince dokunuş. Aslına bakarsan... O yüzden ben bir hassaslıkla karşı tarafa yaklaşıyorsam karşı taraf da bana aynı hassaslıkla gelsin isterim.
İnce düşünsün isterim. Anladım. Şimdi biz tabii duygu perspektifinden bakınca sen hassastın ben hassasım gibi değil de o anın içinde hissettiğin duygu olarak bakıyoruz. Anlatabildim mi bunu? Yani hangi an en son ne zaman hassas hissettin? gibi bir yerden. En son ne zaman öfkeli hissettin? En son ne zaman nefret duygusunu içinde hissettin gibi bir perspektiften bakıyoruz. En son ne
zaman öfkeli hissettim? İşten
ayrıldığımda. İşten ayrıldığında. Evet. Aslında aynı zamanda bir
o kadar hassas hissettim, bir o kadar öfkeli hissettim. İki
dayıgı beraber geldim. İki dayıgı
birlikte yaşadım evet. Düşününce şimdi. En son hissettiğim en yoğun... Ne son zaman
öfkeli hissettin
ya? Gerçekten öyle.
Gerçekten mi? Evet. İyi
bir şey mi? Kötü bir şey
mi? Öyle
bir... Gerçekten dedik. Ya öfke çok
şey bir duygu. Yani bir gün içerisinde bile ben hissediyorum yani de. Çok gidiyor
bende. Hızlı gidiyor. Sen en son en son
öfkeyi sen ettin. Buraya gelirken yolda.
Ama çok hızlı gidiyor bende. Hızlı tükeniyor. O yüzden belki aklımda kalmıyor. Dediğim olay çok yoğun hissettiğim için.
Evet. O duyguyu. Bende... En son yoğun hissettiğin o
ana gittin sen. Evet, o ana gittim. Yoksa tabii ki öfkeleniyorsun o an geç ama çok hızlı geçiyor bende. Kalıcı olmuyor. O yüzden aklımda değil. Kapattım
bu
arada
bunu. Kapattın. Tamamdır. Daha üçüncü bir duygu istemiyorum siz. Bana yeterli bu kadar değil. Sizden de şöyle
bir ricam var. Siz de bu konforsuz duygu listesine
4.
sayfasında.
Açtım. Hemen.
Hemen. Açtım. Buradan. Ve siz de aslan gibi, gül gibi hangi duygularla olamıyorsunuz, hangi duyguları tanımıyorsunuz, hangi duyguları hissetmeye kendinize izin vermiyorsunuz bir onlara göz atın ve bize yorumlarda yazın. Şimdi size sormak istediğim konu şu. Bu hız içerisinde yani böyle işler, projeler, o iş bitsin, bu iş bitsin diye Koşturmaca içerisinde, bu dişçiliğin içerisindeki yavaşlama, rahatlama, gevşeme gibi özelliklere baya bir ikinci plana atabiliyoruz. Sorum, sizde durumlar nasıl? Buyurunuz
efendim. Işık Bey. Taze durumlar nasıl bir
bakayım mı denize? O zaman bu
bombayı alayım ben. Ya şöyle gülen aslında bende durumlar, evet ben de fark ediyorum eril bir yerden yapmalıyım, etmeliyim, aksiyon almalıyım, bitirmeliyim, bıdı bıdı bıdı konuştuğumda o kadar çok yorgun
hissediyorum ki kendimi. Ben nefesimi tuttum şu
an. Neden acaba? Sonra bakıyorum diyorum ki, ya gene otomatik pilota geçmişsin. Ya bir dur, bir dur. Sonra diyorum ki, sen ne zamandır hamama gitmedin
kendine?
Hamama gitmek? Evet. Ondan sonra, aa işte 15 gün olmuş, bir ay olmuş. Böyle hop bir hamam. Ya diyorum ki, şuradayken bir de
masaj mı patlatsam? Yumuş
yumuş oradan çıkıyorum. Ondan sonra evime gelip bir bitki çayı yapıp, ayaklarımı uzatmak, bir meditasyon müziği açmak, Bana çok iyi geliyor. Kendimi çok iyi hissediyorum. Dolayısıyla ara ara fark ettiğimde bu
tür ritüellerim var. Peki şunu soracağım bir sana. Şimdi ben de mesela bayağı bilinçli farkındalıkla ben kendimi oraya getiriyorum. Yani bir miktar yorulmadan aslında hadi bunu da yapayımlar yok bende. Yani dengeyi sağlayabilmek için benim bayağı bir çaba harcamam gerekiyor. Kendiliğinden değil yani
bende. Sende nasıl? Ya Gülen hani bahsettim ya 25 yıllık o bankacılık hayatının içinde, yoğun çalışma hayatının içinde o şey değildi. Yani onu dengeye getirmeyi bırak öyle bir şeyin varlığından haberdar değil. Ama şimdi hissel olarak onu bir kere öğrendiğim zaman, öğrendiğim için iç sesim bana onu hatırlatıyor. Şimdi bunun vakti geldi. Hani o planlamak da çok her şeyi düzenli yapmak da birazcık eridin işi ya. Sanki içimdeki dişi... Şimdi o planı bırak, o egzelleri bırak, o saatleri bırak. İşte içimdeki dişini...
Şimdi de acaba daha önce içerideki erilde baskın olan ve dizginler elinde, şu anda da içerideki yaymayı seven dişil dizginleri almış olabilir mi biraz? Çünkü ben de öyle bir dönemden geçtim. Çünkü erilden dişil dengesini sağlamak için arada öyle dişilin coştuğu iki ucu öbür ucu da gidilebiliyor. Çok doğru, çok haklısın.
Tam olarak öyle. Bu sefer Sarkac'ın diğer ucuna gidiyorsun. Orada böyle o pasif dişilin şeyine, saçına... o pasif dişine geçip de aman yansın dünya, boşver vatsın bu dünya, ah işte yayılalım, içelim, güzelleşelim falan kafasına geliyorsun. Zaman zaman seninle de yaptığımız seanslarda oradan bir uyandırıyorsun beni. Sonra diyorum ki gel canım erilim. Ondan sonra bak bu senin dişinin, hadi kapa kapaya verin ve bu yaşamın tadını çıkarmaya başlayın. Her zaman mümkün mü? Tabii ki mümkün değil. Ama elimden geldiğince, farkındalığım arttıkça bunu kendi
yaşamıma getirmeye çalışıyorum. Aslında ben
hep dışarıdan bakıldığında kariyer odaklı gözüküyorum. Sağlam. Ama o kadar çok kuralcıyım ki, eğer işten çıktım değil mi? Bitmiştir. İşle ilgili o telefon asla açılmaz, o maillere asla bakılmaz. Hafta sonu. Hafta sonu asla iş almazdım. Hafta sonu röportaj yapmazdım. Ekstra bir yere gitmezdim. Çünkü hafta sonu bana ait. Peki şu an kendi işini yaparken nasıl? Kendi işimi yaparken de yine bir sistemi unutmaya çalıştım. Yine belli saatlerden sonra asla işle ilgilenmiyorum. Maillerime bakmıyorum. Yani bir partinin ortasında vardır öyle insanlar. Hadi bir
maillerime
bir bakayım. Hayır. 11 olmuş
saat,
gecenin 11'i. Eğleniyorum. Kendi işimi yaparken çünkü
şey biraz zor. Yani hafta sonu da bir kaynak okuyorsun, bir şey okuyorsun. Keyfi
yanları ayrı o. Yani o keyfi olarak kendini geliştirme anlamında ona o keyif. Ama onun dışında kendi işim de olsa onun da bir saatleri var. Çünkü ben diyorum ya keyif almayı seviyorum. Yani kendime vakit ayırmayı seviyorum. Arkadaşlarıma vakit ayırmayı seviyorum. Dostlarımla birlikte olmayı seviyorum ve bunları işimden Daha öne koyuyorum. Çünkü o zaman benim için çok daha kıymetli. Güzellik çok
güzel bir şey. Ben o kadar güzellik olmadığım
için güzellik istemiyorum. Daha insanları kıskandırma
buradan. Duygum kıskançlık.
ihtiyacım olan
şey de düzen.
Bazen sıkıcı olabiliyor. Buradan da ben
bunu itiraf edeyim. Bazen sıkıcı olabiliyor yani
o düzen ama o düzenin içerisinde keyif almayı biliyorum. O düzenle birlikte kendimi sıkmıyorum. O düzenle birlikte güzel bir şekilde yola alıyorum. Senin
e-maillerine baksak mı? İnbox'ında mesela yok. Yok değil mi? Hepsi
nasıldır? Hemen söyleyeyim. Ben
tanıyorum bu insanı.
Ben de tanıyorum. Hepsi
ayrılmış bir durumda. Şu an gelen kutu maçtan okunmamışları çıkar, yeni geldiği için. Okunmuşlardan da orada 5 tane vardır. Orada bayrakladık ki cevap verilecek ve tekrardan kredi
sönülecek. O kadar. Ben hiç daha böyle bir
insan olmadım
bacım. Ah bacım. İzlenme. Yok canım. Bu işte bir yapısı. Ah sen gel
ona bizimle.
Eyvah. Doğru soru
mu gelecek bana?
Şeyi yerinden vuracağım. Korkuyorum. Peki bacım düzenlilik konusu iyi de teslimiyet konusu nasıl? Teslim olamıyorum
işte o yüzden. Her şey bir sistematik kafada. Her şey kafada sistematik olunca tam olarak neden ağlayamıyorsun da aslında buna çıkıyor. Teslim olamıyorsun ki ağlayabilirsin yani. Başta konuştuğumuz mevzuya geri dönüyor. Ay derin bir avcı.
Bundan mutlu muyum? Benden her anlamda böyle
kafadan tamam diyorum. Bir teslim ol, bir bırak diyorum. Ya bir alkol masasında oturduğun zaman bile orada da mı bir kontrolcü yapın? Hani olur. Hayır aslında bunu istemiyorum
ama bu o kadar çok
yapışmış ki bana. İçeride. O içeride dediğin gibi. O masada illa bir kişi ayıktır ya. O kişi her zaman ben olmuşum ama o kafayı seviyorum mesela. O kafaya bürünüyorum. Orada
yine bir kontrol. Evet. Hayatımda bir kere
öyle kontrolü bıraktım. En yakın arkadaşlarımla bir aradaydım. Dedim ki ben bugün gerçekten hiçbir şey düşünmek istemiyorum. Bütün kontrolü bırakıyorum hayatımdaki. Ve size teslim ediyorum kendimi dedim. Ve gerçekten o
günün sonunu hatırlamıyorum.
Sağlam teslim oldum. Ve iyi geldi. Ama her zaman
Bırakıyorum
kendimi, teslim oluyorum. Duygu anlamında, ifade etme anlamında, her
anlamda aslında karşımda. Afrodit eğitimlerinde bir tane benim gibi
zor kadın var.
Ya zor kadın diye bir şey tabii ki yok bu arada. Hepimizin de dişilik yolculuğu çok farklı oluyor. Yani kimimiz için mesela kırmızı bir elbise giymek aslında bir sürü şeyi temsil ediyor. Kimimiz kırmızı elbiseleri giyiyoruz, kırmızı rujları sürüyoruz. Hiçbir şey ifade
etmiyor dişin anlamında. O bir şey, dişili adamda bir
şey ifade etmiyor. Yani o yüzden her kadının kendi dişiliğini bastırma ya da yaşama biçimleri
çok farklı. Bölüyorum. Bu yeni dönemle birlikte mesela Nisan ayından sonra, Nisan 2019 itibariyle dişil özelliğimin birazcık daha ön plana çıktığını gördüm. Çünkü değişmek istiyorum dedim ve onunla birlikte hayatımda o kadar çok şey değişti ki işim değişti, Upuzun saçlarım, kızıl bir anda değişip kısa sarı saç oldum. Kırmızı ruj hiç sürmezdim, bir anda kırmızı ruj sürer oldum. Mini mini şortlar giymeyen bir insandım. İşte zayıfladım, kilo verdim. Bir 6-7 kilo kadar verdim diyetisyenle birlikte. Bedenimi daha çok sevdim. Daha çok sevince belki de o dişiyle özelliğin birazcık daha
ön plana çıktı. Dişiliğinde bir sonraki şeye hazır mısın? Bu Afrodit eğitimlerindeki alıştırmayı söyleyeyim sana. Söyle bakalım.
Hazır mıyım bilmiyorum.
Korkarak böyle çekilecek. İkinci seviyede ya da üçüncü seviyede tam hatırlamıyorum. İlk seviyede değil. Şöyle bir alıştırma var. Bütün hafta sonunu ya sevgilin varsa sevgilin ya da yakın bir arkadaşına diyorsun ki ben sana teslimim. Bütün programını ona bırakıyorsun. Bütün programını ona bırakırken,
bu şu demek. Yani,
peki ne yapacağız? Sizi de sormuyorsun tabi. İşte o
imkansız diye düşünüyorum. Bu
imkansız. Bu teslimiyet. Teslimiyetin içinde yine
bir konuşma oluyor.
Sormak da yasak. Nasıl? Bu sana iyi gelir mi bir sonraki adım?
Bence iyi gelebilir. Çünkü aslında istediğim, bunu da istiyorum çünkü. Ama yapamıyorum. Deneyeceğim.
Bir hafta sonu. Bir hafta sonu hiç soru sahibi olmadan.
Çünkü o arkadaşlarıma kendimi teslim edeyim. Peki
kime teslim edeceksin? Buradan onu da ilan et.
Buradan. Hadi
bakalım.
Big challenge. Şimdi itiraf etmeyelim
onu buradan diye. O kendini biliyor
diye.
Olayı geçiştireyim.
Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Vardır aklında birisi ya. Herhalde bir yaşa yapmak istedin. Bilemedim yani,
itiraf etmek istemedim. Ya da kız arkadaşlarım, yine o çok yakın arkadaşlarımdan bir
tanesine teslim ederim. Hafta sonucuk. Evet, bir hafta sonucuk. İki
gün bir tanesi. Burada bu da
gelir değil
mi? Evet, evet. Yine de geliyor
bu alıştırma. Geliyor.
Bu taraftan kolaydır. Böyle bakmak kolaydır. Ahkem gezmek
kolay
her zaman. Evet. Ya şimdi siz bunları konuşurken benim de içimde bir sürü duygu tetikleniyor. Hemen böyle çık çık çalışıyor arkadan. En son ne zaman yapmışım falan filan. Ya en son biz evlilik yıl dönümünde eşim bir şeyler ayarlamış. Ben şey oldum tabi bilmek istiyorum yani. Bilmek istiyorum. Nerede ne
yapmış bilmek istiyorum. O sürpriz değil ne yapmış.
Onu
şöyle anlatayım. Evet. Ve ne hediye aldığını
çok merak ediyorum. Yok sonunda hiçbir şey almadım, hiçbir
şey yapmadım
yoksa. Yok. Yaptı. Yapan ve yalan birisi.
Yani hani ben... Yapacağını biliyor da ne yapacağını da
bilmek istiyor galiba. Bilmek
istiyorum yani tabii. O kadar kontrolcülükten sonra öyle çok iyi anlıyorum hani teslim olma hikayesi. O mekanizma içeride sürekli çalışıyor. Dolayısıyla şeydi ben, ya bir şey yapmadıysa ya almadıysa nereye gideceğiz şimdi falan.
Gül bana şaşırdı. Evet elime, avuçlarıma şöyle tırmıklıyorum. O zaman nasıl tırmıklıyordu hiçbirini düşünemiyorum yani. Evet bir de
gitmiş hale yani. Halbuki yani karşıdaki adam da şey değil hani Gülen de biliyor, bunu yapmayacak birisi de değil. Ama içimde öyle bir sabotajcı ve kontrolcü var ki. Şey yapıyorum, yani ya olmadıysa? Neyse, tabii ki her
şey çok güzeldi, her şey
çok güzel geçti.
Hediyem de alınmıştı. Ne zaman kime
teslim olacaksın senden? Ne zaman kime teslim olacağım?
Ne zaman kime? Ya şöyle... Eştersen, buradan...
Eğerim seninle anlaştıysam...
İşle anlaşmalar yapılmış ben
hala aşağıda yine içeride
gizli gizli konuşuyorum. Ya aslında ben neye teslim olacağım biliyor musunuz? Şimdi benim, bilmiyorum bu videoyu izler miyim, 22 yaşında bir oğlum var. Ve ben onun hayatını hala kontrol etmeye çalışıyorum. Ve geçenlerde bir yazışma geçti aramızda. Benim o mükemmel anneciliğim Annecilik oyunum suya düştü.
Burada ben bölüyorum. Bir anne-bebek yıllardır, anne-bebek editörüm olarak ve deneyimlerim olarak, gözlemim olarak mükemmel değil. Yeterince iyi. Yeterince iyi olduğunuz zaman aslında, uzaktan şu an konuşması belki kolay ama her şey için bu
böyle değil
mi? Mükemmel değil. Yeterince iyi. Kendi içindeki yeter kadar, yeteri kadar iyi. O kadar aslında. Mükemmel olunca sonuç Yok işte. Sonra şu kadar
bir mesaj alıyorsun. Sende
falan annemisin diye. Dolayısıyla aslında o mesajın da bana evrensel
bir
mesajı vardı. Evet. Akışa teslim olup oğlumun yaşamını, yaşam biçimini, seçme biçimine güvenmeye ve oraya teslim olmaya ihtiyacım var. Sanıyorum bundan sonraki teslimiyetim de oradan olacak. Bu zor. Senin de dediğin gibi bilmediğim bir alan. Ama oraya bakacağım, orada olacağım. Niyet
ediyorum en azından.
Hayırsa. Hadi bakalım. Teslimiyet. Şimdi teslimiyet iyi bir şey midir, kötü bir şey midir? Hele ki dişinin böyle aterkil bir dünya düzeninde kendini teslim etmesi. Ve mahalle baskılarının cümlelerinin kafamın da deli gibi döndüğü. Bu arada mahalle baskısı hem şu şekilde geliyor. Yani kadının başına şu gelir, bu gelir de bir mahalle baskısı. Aynı zamanda güçlü kadın olmalıyım, kariyerli kadın olmalıyım. Hayatımdaki erkeğe kendimi teslim etmemeliyim de bir mahalle baskısı. Ben burada bir çerçeveleme yapmak istiyorum çünkü insanlar baya bir bu konuda sorular soruyorlar. Şimdi kariyer sahibi bir kadın olarak bir proje yönetirken tabii ki kontrolcü olmanız gerekiyor. Orada kontrolcü olmakta hiçbir sıkıntı yok. kontrol etmekte hiçbir sıkıntı yok. Problem, nerede kontrolcü kasımı kullanacağım? Nerede teslimiyet kasımı kullanacağım? Ondan aslında kaynaklanıyor. Yani ilişkilerin içerisinde bayağı bir kontrolcülük değil, teslimiyet kasını kullanman gerekiyor. Diyelim ki birisiyle bir ilişki başladı. Daha onunla ilk yemekte bir sonraki adım ne olacak? Bu adam doğru adam mı? Bu kadın doğru kadın mı? diye sorular sorduğunda orada Projeleri yönetirken ki kasım devrede. Sıkıntı orada. O yüzden mi o
yemek mutsuz oluyor? Sonra
kendimi düşündüğümüz için. Bak teslim oldum şu an. Evet.
Demek ki bu yayın devam etse artık neler çıkar?
Neler çıkacak? Aydınlanacağız. Yukarıdan bir
nur inecek hepimize. Yavaş yavaş teslim
olmaya başladım çünkü. Teslimiyet... modern kadın için çok zor. Hatta yani ben farkındayım yani böyle bir teslimiyet dediğimde odadaki enerji böyle değişiyor. Hani böyle buz gibi bir hava esirgeriyor. Ama yani hayat belirsiz, belirsizliklerle dolu. Bilmiyorsun ki yani bir sonraki yemekte ne olacağını sadece ilk buluşmalarda değil, evliyken de bilmiyorsun bir sonraki buluşmada ne olacak. Yaşayacak mısın ertesi gün? Onu da bilmiyorsun. O yüzden Yani hayata teslim olmakta önemli. Aynı zamanda o projeleri bizim bir şekilde hayata geçirmekte. Bu tarafta ummakta güzel
ama o tarafta ummayı
daha çok seviyorum. Bol bol
soru sorayım. Kontrol. Yine devreye aynı şeyler
giriyor o yüzden. Çok merak ediyorum kitabın içinden. bir sayfalar çektiriyorsun videolarında görmeye. Evet, hazır mısın? O yüzden heyecanla merakla bekliyorum ve birebir de çıktı. Çıkıyor, izlediğim videolarda. Aa evet, bu tam benlik diye. O yüzden çok merak ediyorum.
Önce hangimiz başlayalım? Buradan çıkan gerçekten
bana göre mi? Bence
önce sen başla. Şöyle sayfaları bir çevir. Sen çevir. Ve o sayfada dur. Ve o sayfadaki ilk gözüne çarpan Bir iki cümleyi oku bakalım.
Tamamdır. Okuyor muyum?
Sana mı
veriyorum?
Sen okuyacaksın.
Peki.
Bu
sefer. Tamamdır.
Güzel. Araya yine zaman koy ve zamanın sonunda yazdıklarını yeniden oku. Bakalım neler fark edeceksin. Ortak duyguları çıkart. Ortak kelimeler var mı? Bunlar bir araya geldiğinde sana bir şey anlatıyor mu?
Sayfasını da söylerim. Sayfa 69'daki kendime not
kısmında. Kendine not. Evet aslında çok doğru çünkü bu dönem kendime sürekli, yenilendiğim dönem dedim ya, kendime sürekli notlar çıkardığım, gerçekten yazdığım bir dönem ve araya bir şeyler içinde evet zaman koy, bir bak, bir dene, fark et ve sonraki dönemde ona göre karar ver dediğim bir dönem. Ay
ne kadar güzel. Evet, birebir oldu. Sana bir de alıştırmadan bir şey çıktı. Evet. Ve o da sana bayağı şaş. Uyguladığım
bir şey çıktı. Birbirini tamamladı. Araya bir zaman koy ve
geriye dönüp bak. Bakalım neler fark
edeceğim.
Buyurunuz efendim.
Tadadadam. Şöyle kapatayım. Niyet çeker
gibi küçük yani. Tam şu an böyle çektirirdik
ya. Niyet çekiyoruz. Evet, niyetimizi çekiyoruz. Yani
uzun bir şey. Ben ilk cümlesini ya da iki cümleyi okuyayım
isterseniz. İstediğini oku. Tamam.
Baştan başlamak istedim. Eril Beril diye, 80. sayfa. İşimiz gücümüzle başarılı ya da bir dönem başarılı olmuş isek, içimizdeki eril parçamız gelişmiş demektir. Bu parçaya aman ya, biliyorum, maalesef, eril fazlaca var bende demeden önce
kendisini takdir etmeyin.
Biz seni şu an alkışlıyoruz bence. Biz şu an seni alkışlıyoruz yani. Yani hayatta tesadüf diye bir şey yoktur
canlı olarak arkadaşlar. Yani görün bakın. Ve bugün burada olan hiçbir
şey tesadüf değildi. Şimdi bu konu bizim Gül'le o kadar konuştuğumuz bu arada bir konu ki... Yani... Ay bak görüyor musun? Yine
bendeki eri çıktı. O kadar çok
duymuşumdur ki kendisinde. Ay yine mi Eril? Kendisini takdir etmeliyiz cümlesi. Evet.
Çok teşekkür
ediyorum. Kesinlikle öyle. Yani biz Gülen'le de konuşurken şey, yani o parçamı sanki Tuğkaka gibi hep algılıyorum. Kurtuluş dişilime geçmek gibi algılıyor idim. Neyse ki Gülen'le çalışmaların sonucunda baktım ki yani Orası too kaka değil. Bugünkü beni ben yapan parçam. Dolayısıyla ne kadar sahip çıkarsam
o kadar iyi. Elili
mi? Elili
parçamız. İyidir, güzeldir. Kendisini takdir edeyim. Evet,
alıyorum. Sahip
çıkalım. Sahip çıkalım. Ve şunu da unutmayalım. Sağlıklı elili olmadan sağlıklı dişili gelmiyor. Aynen öyle. Niyetimizi de çektik. Muhabbet çok tatlıydı ama Bitiriyorum bu kadın kadına programı. Oysaki
neler gelecekti daha.
Daha yeni açıldı. O zaman ikinci programdan daha da memnun olduk. Açılıcıyız diyelim. Çok teşekkürler geldiğiniz için. Kendinizi açtığınız, paylaştığınız için.
Ben teşekkür ederim.
Çok sağ
ol. Teşekkür
ediyorum. Sağ ol. Kadın Kadına'nın dördüncü bölümünü böylece bitirmiş bulunuyoruz. Siz de bu videoyu seyrettiğinizde içinizde neler canlandı kadın olarak ya da erkek olarak yorumlarda yazarsanız çok çok çok mutlu oluruz. Bu videoyu beğendiyseniz beğen butonuna basmayı da lütfen ihmal
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









