
In the opening segment of the YouTube video "KENDİMİZİ HAPSETTİĞİMİZ KUTULAR - DAHA İYİYİM," Muhammet and Gulen Gunduz Yilmaz engage in a brief, informal dialogue. Muhammet praises the recent videos, noting the abundance of positive comments and audience appreciation. Gulen acknowledges the positive reception, attributing it to his energy and the topics he discusses, and expresses confidence that his content resonates with viewers. The conversation shifts to expectations for future productions: Gulen hopes for higher‑quality editing, more creativity, and overall better content, while admitting that his current capacity has not yet reached the desired level. The tone is conversational and supportive, highlighting both gratitude for past success and ambition for improvement.
Gülen geçen haftaki videolar ne kadar güzel oldu ya. İnsanlar çok beğendiler. Altında o kadar güzel yorumlar vardı ki.
Biz çok hoşlandık. Evet. Benim işte enerjin, o anlattığım konular falan hepsi tabii insanların ilgisini çekiyor yani. Aynen.
Ortak frekans tutturduk beraber. Güzel şeyler yapıyoruz bence.
Yani bence o daha çok benim enerjimle ilgili, benim anlattığım konularla ilgili. Yani ben o video çekimi konusunda biliyorsun senden daha iyi şeyler bekliyorum. Yani daha iyi editler olsun, daha yaratıcı şeyler olsun. Onlar benim... Yani onlar da zaman içerisinde olacak inşallah. Çünkü şu an tam biliyorsun benim istediğim kapasitede değil yani.
Bilmiyorum ama yani yapmayayım.
Merhaba ben Gülen. Bugün kendinize hapsettiğimiz kutulardan bahsedeceğim sizden. Maraş'ın anatomisi kitabında ki çok güzel kitap mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Dört tane kutudan bahsediyor. Ben daha iyiyim kutusu, ben hak ediyorum kutusu, böyle şöyle görülmeliyim kutusu ve Ben daha kötüyüm kutusu. Şimdi her kutuda bizim aslında kendimizde görüşümüz, başkalarını görüşümüz, duygularımız falan belli bir formata oturuyor. Ve biz dünyayı olduğu gibi çok geniş bir perspektiften değil, sadece o daracık perspektiften yürüyoruz. Ben daha iyiyim kutusunda hepinim. Ben kendimi nasıl görüyorum? Ben kendimi bir kere daha iyi görüyorum, orası kesin. Daha iyiyim ben. Bir kere daha önemliyim. Çoğunlukla da ben kendimi daha böyle, nasıl diyeyim, daha erdemli, faziletli falan görüyorum. Karşı tarafı ise o kadar da öyle görmüyorum. Daha böyle burada namuslu, erdemli falan olarak düşünüyorum kendimi. Peki başkalarının karşımdakini nasıl görüyorsunuz? Videoda biz abartılı bir örneğini yaptık tabii Muhammet'le. Ben karşımdakini baya bir kötü görüyorum, orası kesin de. Daha kapasitesiz görüyorum karşımdakini. Yanlış görüyorum. Şimdi diyebilirsiniz ki, burada genelde eğitimlerde şu soru geliyor. Ben bir konuda daha iyiysem ne olacak? Şimdi ben bir konuda daha yetenekli olabilirim. Ama bu kutu derken ben karşımdakini sadece o konuyla değerlendirip, hani onun başka konularda yetenekleri, başka konularda benden çok bilgisi yokmuş gibi sadece ona odaklanıyorum. Ve genelde de abartma eğilimim oluyor. Hatta bir eğitimde birisi bana şey demişti. Ben çoğunlukla bu kutudayım. Sizin gibi yani bu konularda iletişim vs. konusunda eğitim veriyor olsaydım ve biliyor olsaydım sizin gibi davranmazdım. Yani bu bunu belirliyor aslında. Sen herhangi bir konuda daha bilgilisin ama öbürü de başka başka konularda yetenekleri vs. var. Şimdi burada peki benim duygu hallerim ne oluyor? Duygu hâlleri diyorum çünkü bunların bazıları böyle bir hâlet-i ruhiye gibi tam duyduğu ismi değil bunlar. Burada ben bir kere kibirli oluyorum değil mi? Şimdi biz çoğunlukla şey diye düşünüyoruz böyle sözcüklerin, mesailerin falan filan kibirli değilse karşı tarafa geçmez, karşı taraf anlamaz diye düşünüyoruz. Halbuki 3 yaşındaki çocuklar da, 70 yaşındaki insanlar da Bizim beden dilimizden şeyimizi anlıyorlar. Kibirli miyiz? Karşımızdakini küçümsüyor muyuz? Mesela onu gayet iyi anlıyorlar. Burada bir küçümseme halleri var. İlla da bu arada bizim yaptığımız gibi ultra abartılı olmak zorunda da değil. Biz mesela beraber eğitim yapıyoruz çoğunlukla. Yani iki kişi eğitim yaptığımız durumlar oluyor. Eğitim yaparken Ben yanımdaki eğitmenin X konuyu benden böyle daha iyi anlatılabilir, bu böyle anlatılmaz falan diye kendimi yakaladığımda da aslında ben bu kutuda oluyorum. Ne oluyor o kutuda olunca? Ben orada o anda olmak yerine, o anı olduğu gibi görmek yerine kafamda bu konu öyle değil de şöyle anlatılır falan filan diye bir plak çalıyorum işte o zaman. Şimdi bu kutuda baya bir sabırsızlık da var. Ben bu kutuyu bu arada çok biliyorum. Yani çok iyi biliyorum. Çünkü ben daha iyiyim. O yüzden biliyorum. Ben bu kutuya düşme iyiliğinin diğer kutulardan daha fazla olduğu için aslında bu kutuyu biliyorum. O yüzden sürekli uyanık olup bu kutuya düşmemeye dikkat etmem gerekiyor. Kendimi ne zaman böyle sabırsız hissedersem o zaman bakıyorum hani bu böyle olmamalı, şu şöyle olmamalı diyen bir ses var içinde. Oradan uyanıyorum. Kutuda olduğumu. İyice abartmışsak, yani iyice bu kutunun dibindeysek o zaman bir kayıtsızlık da gelebiliyor bize. Yani biz o kadar iyiyiz ki. Yani diğerlerini böyle kale almaya falan filan da gerek yok. Birileri bir konuda konuşuyor mesela, ben orada ne düşündüğümü falan filan söylemeye de lüzum hissetmiyorum. Çünkü onlar kötüler, benden daha kapasitesizler falan yani. Şimdi bunlar böyle olunca ben dünyayı nasıl görüyorum? Ben dünyayı baya bir rekabetçi bir yer olarak görüyorum. Ne demek rekabetçi? Yani insanlar arasında sürekli bir kıyaslama yapıyorum. Bu bunu daha mı iyi yapıyor, daha mı kötü yapıyor falan filan şeklinde. Ve dünyaya rekabet edilen bir yer olarak görüp kendimi daha iyi olarak algılıyorum bu kutudayken. Dünyayı tabii ki sorumlu bir yer olarak görüyorum. Ve işin tenası da bu sorumlu dünyayı ben çok iyi olduğum için ben düzeltebilirim. Dünyanın bana ihtiyacı var diye düşünüyorum. Bu bakış açısı yani dünyanın bana ihtiyacı var bakış açısı. Yani bir sürü meslek grubunda olabilir ama biz koçlarda, eğitmenlerde bayağı bir var. Hani insanların hayatına dokunarak onları daha iyi potansiyellerini gerçekleştiren bireyler haline getireceğiz. Kafası bayağı var. Öyle olunca da o insanın tabii kendi potansiyelini gerçekleştirmesine falan hiç yardımcı olamıyoruz. Çünkü ondan daha iyi bildiğimiz, onlardan daha ileri olduğumuz falanla ilgili bayağı bir bu kutunun böyle dibinde olabiliyoruz maalesef. Şimdi bu kutuda olmanın bir takım abartılı versiyonları da var bana kalırsa. Mesela farklı etnik grupları küçümseme. İşte bu İstanbul'da Suriyeli doldu falan filanlar. Onlar falan bayağı bizim bu kutuda olduğumuz haller. Ya ben biraz da üzülüyorum aslında buna. Hani farklı etnik grupları, farklı insanları vesaire falan, iğrençler falan filan hani bir yandan Komik ama bir yandan da aslında üzücü. Şimdi biz bu kutuda olduğumuz zaman ilk bir kendimize zararımız var. Yani bütün kutularda olmanın kendimize bir zararı var. Çünkü burada bayağı bir konforlu olmayan duygularla biz böyle boğuşuyoruz. Kalbimiz bizim savaşta kutuların içinde olduğumuz zaman. Daha sonra da yani hayatta biz ne yapacaksak onu olduğu gibi algılayıp bir sürü farklı seçeneğimiz olduğunu falan da böyle farkında değiliz. Oradan bakıyoruz dünyaya. Mesela benim eğitmen oynayına geri dönelim. Orada işte bu konu öyle değil de şöyle anlatılır. Kafasına ben girmediğimde gayet o ortamda ne oluyor? Diğer eğitmen konuyu anlattığında katılımcıların yüzünde ne değişiklik oluyor? ona odaklanabiliyorum, ağına odaklanabiliyorum. Öbür türlü buradan şimdiki anda yaşamam mümkün olmuyor. Yani hayatta daha çok seçeneğim olsun, bir sürü fırsatı, bir sürü durumu ben doğru değerlendireyim istiyorsak, o zaman bu kutuların dışından hayata baksak çok şen olur. Efendim bu videoyu beğendiyseniz lütfen kanalıma abone olmayı unutmayın. Ve aşağıdaki beğen butonlarına da basmayı unutmayın. Ayrıca yorum da yazabilirsiniz. Yorumlarınızı da duymak beni çok mutlu eder.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









