
Bu video, koçlar, liderler ve mentörler için sinir sisteminin nasıl çalıştığını, regülasyon, coregülasyon ve disregülasyon kavramlarını tanımlayarak, sinir sisteminin dayanıklılığı (dirayet) üzerine odaklanıyor. Konuşmacı, mühendislik ve satış geçmişini koçluk deneyimiyle birleştirerek, polyvagal teorisinin üç ana durumu (dorsal vagal – dondurma, sempatik – savaş/kaçma, ventral vagal – sosyal güvenlik) üzerinden sinir sisteminin risk algılamasını ve davranışlarını açıklıyor. Neuroception, çocuklukta oluşan tehdit kalıpları ve bunların yetişkin kararları üzerindeki etkileri ele alınıyor. Coregülasyonun bireyler arası ilişkilerde nasıl gerçekleştiği, organizasyonel bağlamda ekip performansı ve yenilikçiliğe etkisi vurgulanıyor. Katılımcılara, ortam orientasyonu, hareket, nefes, sıcaklık, müzik, beslenme ve sosyal ritüeller gibi somut regülasyon teknikleri sunuluyor. Bu tekniklerin koçluk ve liderlik pratiğinde güçlü sorular, geri bildirim ve dönüşüm projeleri için nasıl kullanılabileceği örnekleniyor. Ayrıca Art of Existence adlı yapılandırılmış eğitim programı, mentör grupları ve günlük rutin önerileri (sabah ritüelleri, kafein/şeker yönetimi, doğa ve yemek paylaşımı) ile sinir sistemini ventral vagal duruma taşıma yol haritası sunuluyor. Video, sinir sisteminin regülasyonunun kişisel ve kurumsal gelişim, esneklik ve sürdürülebilir başarı için temel bir müttefik olduğunu vurgulayarak sona eriyor.
Chapters
Eleştiri o kadar düzensiz olarak gelirdi ki onu düzenlemek için ayrıca bir alete ihtiyacımız olurdu. Öbür türlü televizyonumuz bozulurdu. Sinir sistemi regulasyonu derken, düzenleme derken tam olarak bundan bahsediyoruz. Bu düzenleme kapasitesinden dış uyaranlar ne olursa olsun ben sinir sistemimi belli bir ritimde çok fazla iniş çıkış olmadan düzenleyebiliyor muyum? Coregülasyon ne demek? Coregülasyon da insanlar arası ilişki sayesinde kendimi regüle etmek. Bir de disregülasyon kelimesini kullanacağım. Disregülasyon da, regülasyonun tam tersi, düzenlemenin dışına çıkmak, düzenlemek karşıtı. Bu beni disregüle eden bir olay, bir tetik manasında da kullanacağım bunu. Aynı zamanda beraber disregüle olmak. Yani birinin regüle olmaması durumunun benim regülasyonumu da etkilemesi olarak da bahsedeceğim bundan. Şimdi sinir sistemine ufaktan giriş yaptık. Yine en baştan size tanıtmak istediğim bir başka kavramda sinir sistemi dayanıklılığı. Resilius olarak geçiyor bunun İngilizcesi. Dayanıklılık kelimesi de bir parça böyle yeni bir kelime Türkçe'de. Ama bizim eski Türkçemizde tam bunun karşılığı olabilecek baya güzel bir kelime var. O da dirayet. Sinir sistemi dirayeti olarak da bahsedeceğim bundan aynı zamanda. Ve bu eğitimin konusu sinir sistemimizi yakinen tanıyalım olacak ve bu yakinen tanıyarak da acaba sinir sistemimizi kendimize müttefik yapabilir miyiz? Ve bu sayede de sinir sistemi dayanıklılığı, sinir sistemi dirayeti geliştirebilir miyiz? Bunlardan bahsedeceğiz. Şimdi biz genelde sinir sistemimizin nasıl çalıştığı yeni yeni anlaşılan ve hala da yeni araştırmalarla derinleşen bir bilimsel araştırmalar ve yeni yeni teorilerin çıktığı bir alan sevgili dostlar. Şimdi buraya geldiğinizde göre belli bir miktar sinir sistemi regulasyonunda ustasınızdır demektir ki yeni yeni kaynaklara yönelebiliyorsunuz. Öte yandan sinir sistemi dirayet, geliştirme de öyle hemen biten bir şey değil. Öğrendikçe, anladıkça ve preder yaptıkça daha fazla bu konuda kendimizi geliştirmemiz mümkün. Şimdi böyle bir minnak giriş yaptık. Ben biraz kendi hayatımla da bunu bağdaştırarak anlatmak istiyorum. Şimdi bazılarınız biliyor, bazılarınız yeni duyacaklar benden. Şimdi OTÜ'de bilgisayar mühendisliği okudum ben. Sonra hiç mühendislik yapmadım ama mühendislik bilgimin de verdiği bir takım avantajlarla bilişim sektöründe baya uzunca süreler satış pazarlama ve yöneticilik yaptım. Sonra da koç, eğitmen, danışman, mentor olarak çalışmaya başladım. Son 10 yıldır da bunu yapıyorum ve şimdi de daha önceki gerek mühendislik altyapım, gerekse bu satış ve yöneticilik tecrübemi bu yeni dünyadaki, yeni dünya diyorum ama 10 yıl oldu, 10 yıldaki yeni dünyamdaki farklı farklı kavramlarla, konseptlerle birleştiriyorum. Şimdi bu dünyaları birleştirmek farklı yetenekleri birleştirmek anlamına geliyor hepimiz için ve hepimizden yani eminim burada herkesin hikayesini duysak farklı eşiklerden farklı dünyalara geçiş yaptığınızı duyabiliriz. Bu dünyalara geçiş yapmak bir takım kabulleri külliyen değiştirmek anlamına geliyor. Aynı zamanda bir takım bu dünyada çalışan şeyle öbür dünyada çalışan şeyi anlamak. Hangi dünyada da hangi kabul çalışmıyor onu da anlamak ve birleştirmek anlamına geliyor. Ve kendini gerçekleştirme yolculuğu bütün bu farklı kabulleri, farklı yetenek setlerini ne zaman hangisi çalışıyor, ne zaman da hangisi çalışmıyor diye birleştirmek anlamına geliyor. Farklı yetenek setlerini kendime katmak anlamına geliyor. Şimdi bunlar da birbiriyle kavga ediyorlar bazen. Benim örneğin satış ve yöneticilikte duygularını göstermek zayıflıktır şeklinde varsayımlarım vardı. O varsayımları duyguları ifade etmek sağlıklıdır ve ilişkilerin derinleşmesi için duyguların sağlıklı ifadesi önemlidir. Ayrıca duyguları kendi içinde yaşadığında da bastırmadan tanımak önemlidir. Çünkü duygular sana ihtiyaçlarını söyler. Bilgisiyle harmanlamam gerekti. Bir parça da eski varsayımı silmek gerekti. Bugün de gerek liderlik yapıyor olun, gerek koç olarak, mentor olarak, eğitmen olarak çalışıyor olun. Bu mevcut varsayımlarınızın çalıştığı yerler nedir? Mevcut varsayımlarınızın, kabullerinizin acaba o kadar da çalışmadığı yerler nedir? Acaba bu perspektiften bakabilir misiniz? Buraya davet etsem sizlere. Peki şimdi ne yapıyorum? Oldukça yapılandırılmış. Uzun dönemli, pratiklerle, ödevlerle, mentorlarımızla birlikte mentor grup buluşmalarıyla desteklenen, yapılandırılmış ve kompleks programlar tasarlıyorum. Hem bireyler için hem de organizasyonlar için. Ve bunu yaparken hem sinir sisteminden faydalanıyorum, hem algoritma bilgimden faydalanıyorum mühendislikteki. Hem satış planlamadaki o büyümeler nasıl gerçekleşir, o dönüşümler nasıl gerçekleşir bilgimden, tecrübemden faydalanıyorum. Ve ne zamanda dönüşümü zorluyoruz ve zorladıkça bir şekilde patlıyor bizde. Ne zaman bunları acaba tatlı tatlı ilham vererek challenge edebiliriz? İnsanları, kendimizi, organizasyonumuzu puş edebiliriz. Ne zaman dönüşüm hedefleri ne kadar koymak doğru olur? Bütün bunların dengesini de bu farklı perspektifler, farklı paradigmalardan yola çıkarak paylaşıyorum insanlarla ve organizasyonlarla. Evet, sinir sistemine girmek istiyorum. Sinir sisteminde ağırlıkla size polivagal teori anlatacağım ama salt polivagal teorinin içeriğinden bahsetmeyeceğim. Başka sinir bilim konusundaki, neuroscience konusundaki bazı bilgileri de araya katacağım. Polivagal teori Stephen Porges tarafından atılmış 80'lerin sonu, 90'ların başında bir teori. Çok uzun süre, çok darabet görmemiş, ta ki bir takım travma konusunda çalışan klinisyenler, practitionerlar benimseyip, biz bundan nasıl istifade edebiliriz diyene kadar. Şu anda da ağırlıkla, işte yogada falan da bayağı bahsediliyor, bazılarınız biliyordur. Travma alanında bayağı çalışan insanların referans aldıkları bir model. Şu anda organizasyonel değişim alanında çok fazla aslında bahseden yok. Bence bayağı bahsedilmeli. Koşluk alanında da çok fazla bahseden yok. Yine bence bayağı bahsedilmeli ve koşlar ve liderler daha derinlemesini incelemeli diye düşünüyorum. Çünkü polyvagal teori sinir sistemimizin, biyolojimizin nasıl çalıştığına dair basitleştirilmiş, çok güzel bir model. Şimdi polyvagal teori şunu söylüyor, diyor ki benim yaşamın risklerini ele alabilmem için belli bir güvenlik hissinde olmam gerekiyor. Ve polyvagal teori de bunun bilimi. Çünkü sinir sistemimiz sürekli riskleri hesaplıyor. Ve o riskleri hesaplamalarına göre zaten çocukluktan itibaren oluşmuş bir takım örüntüler varsınız sisteminizde, patternlar var. O patternlara göre de bu riskleri hesaplıyor ve belli kararlar veriyor. Geneliksel olarak modern dünyada yani sırf organizasyonlarda ya da koçlukta değil genel kabulümüz ne? Biz işte kararlarımızı bilinçli olarak alıyoruz, düşünerek alıyoruz. Özellikle de işte aklı başında güzel okullarda okuduk, güzel başarıları imza attık. Yani merdivende böyle yükseldikçe daha da bilinçle, daha da akılla karar verdiğinize inanıyoruz. Ama bütün sinir bilim araştırmaları diyor ki bize öyle bir şey yok. Olan şey şu, dünyada nasıl davrandığımız, dünyada nasıl gezdiğimiz sinir sisteminin verdiği cevaplara göre belirleniyor. Ne zaman bağlantıya geçiyorum çevremle ve insanlarla, ne zaman kendimi izole ediyorum, ne zaman kopuyorum, sinir sistemimin cevaplarına göre belirleniyor. Ve sinir sistemimin cevapları tamamen hayatta kalma üzerine. 3 yaşında hayatta kalmak için verdiğim kararlar, oluşturduğum patenler benim 30 yaşında, 40 yaşında, 50 yaşında da cevaplarım haline dönüşüyor. Yani zihnimin verdiği kararlar, seçimler, düşüncelerim küçüktür, bayağı küçüktür. Sinir sisteminin verdiği cevaplardan, sinir sistemimden, sinir sistemi her zaman şovu yönetiyor diyebiliriz. Buraya kadar benimle misiniz? Nasıl gidiyoruz? İyi gidiyor muyuz? Süper. Sorularınız varsa da lütfen not alın. Ben şimdi buradan soruları takip edemeyeceğim konu anlatırken. Ama en sonda inşallah zamanında bitirebilirsem bir soru cevap durumumuz olacak. Evet, derdiniz buradan iyi gidiyorlar ve emojiler için de teşekkür ederim. Bu sayede regüle olarak anlatmaya devam ediyorum bu online ortamda. Şimdi biz yine modern dünyanın başka bir kabulü var. O da işte sinir sistemini geçtim bedeni savaşılacak bir şey olarak görüyor modern dünya. O yüzden bizim biliyorsunuz hastalıklarla savaş derneklerimiz var. Hasta olduğumuzda o hastalıkla savaşıyoruz. O mücadeleler tırnak içinde onurlandırılıyor. Şimdi bu sinir sistemi ve beden üzerinde araştırdıkça, inceledikçe ve bunların pratiklerini yaptıkça öğrendiğimiz şeylerden bir tanesi de benim bayağı kırıklı yaşlardan sonra öğrendiğim bedeni savaşılacak bir şey olarak görmekten, sinir sistemini savaşılacak bir şey olarak görmekten vazgeçip tek yapabileceğimizin onu anlamak ve ondan sonra da onu kendime müttefik yapabiliyor muyum ona bakmak olduğunu anlıyoruz. Peki, hadi sinir sistemimizi tanıyalım biraz. Şimdi 3 tane ana sütunu var polyvagal teorinin. Bir tanesi merdiven. Biraz sonra anlatacağım. Bir hiyerarşi var. O hiyerarşideki, o hiyerarşi sinir sisteminde bulunduğun durumu bize söylüyor. Çok basitleştirilmiş bir sistem. Bedenin içinde tabii ki o kadar böyle net ayrımlar yok ama bu kadar basitleştirilmiş modeller de bize o anda ben neredeyim diye bir pusula sunduğu için çok değerli. Şimdi gelin bu ilk sütundan o merdivene bakalım, o hiyerarşiye bakalım. Acaba Mine bize ekran paylaşımı yapar mı? Merdivenimiz bu. En altta dorsal vagal yani donmayı belirten sinir sistemi durumu var. Ortalarda sempatik sinir sistemi yani savaş ya da kaçı söyleyen sinir sistemi durumumuz var. En üstte de ventral vagal var. Yani güvendeyim ve sosyalim, bağlantıdayım bunu bize söyleyen sinir sistemi durumumuz var. Bir sonraki slide'a gelebiliriz. Şimdi dorsal vagal bizim sürüngenlerle paylaştığımız 500 milyon yıllık olduğu tahmin edilen sinir sistemi durumumuz. Sempatik sinir sistemini bütün memelilerle paylaşıyoruz. Ventral vagali de memelilerin bazılarıyla paylaşıyoruz. Sosyal olan ve sosyalleşerek kendini regüle eden, sakinleşen ya da sosyalleşerek bir başka sosyal grubu kendine düşman etmelerde yine burada. Ventral vagal sonradan gelişen sempatik sinir sistemine göre bir sinir sistemi. Yine sempatik sinir sisteminin de dorsaldan sonra geliştiğini burada söylemek istiyorum. Bu bilgi neden önemli? Eğer çok tetiklendiyse, bir şeyler beni çok sarstıysa sempatiğe düşüyorum, daha da sarstıysa dorsal vagal'e düşüyorum. Hatta dorsal vagal'in en altında tamamen bir şok durumundayım. Ani bir kaza olduğunda insanların düşebildiği durum. Bu bir merdiven yani sempatiğin daha üstlerinde, ventrale yakın bir yerde olabilirim, sempatiğin daha dorsal ve galakayan, her anda olabilecekmiş gibi bir sempatik sinir sistemi aktivasyonu olabilir içinde. Bu bir spektrum. Neresinde gezdiğimi buraya farkındalık koyarak, giderek anlamaya başlayabiliyorum. Şimdi bir sonrakine gelelim. Şimdi ventral vagaldeyken güvende hissediyorum kendimi. Dinginim, sıcağım ve açığım çevreme, insanlara ya da farklı deneyimlere. Kendimi huzurlu, aktif, ilgili hissediyorum ve bir temas hali var kendi içimle. Duygularımdan kopuk değilim, bedenimden kopuk değilim, ihtiyaçlarımın farkındayım. Genel bir iyilik hali içinde olduğum yer, genel bir regulasyon içinde olduğum yer ventral vagal. Ve burada dikkatim dışarıyla ve kendimle bağlantı kurmaktan. Öyle bir izolasyon durumum yok Ventral Vagal'dayken. Doğal olarak destek almaya, vermeye açığım. Farklı deneyimlere açığım. Oyuna, eğlenceye, keyif almaya da açığım. Bir sonrakine gelelim. Ventral Vagal bir biçimde sizinleyiz. Çok harika. Yaşasın. Ventral Vagal bizim bu arada öğrenmeye de açık olduğumuz için öğrenmeye de en açık olduğumuz yer. Şimdi burada dünyayı da böyle algılıyorum. Huzurlu olarak, güvenli olarak algılıyorum. Bunların hepsini okumayacağım. Bunları size göndeririz kaynak olarak. Burada seçeneklerimin bol olduğunu görebiliyorum ve dikkatimi gerek kendimi regüle etmeye o kaynaklara gerek ihtiyaçlarımı karşılama kaynaklarına yönlendirebiliyorum. Burası bizim yaratıcı ve verimli olduğumuz yer sevgili dostlar. Bunun altını bayağı çizmek isterim. Burada biz verimliyiz. Hatta yıldız takımlar organizasyonlarda, yani çok böyle başarılı takımların, olağan dışı başarılara imza atan takımların çoğunlukla ventral vagalde olduğunu görebilirsiniz. Çünkü biz buradayken bizim bütün beynimiz çalışabiliyor. Öbür türlü kaynaklar, son derece sınırlı, beynimin içindeki kaynaklarda tehdide yönlenmediği için farklı seçeneklere, farklı şeyler yaratmaya burada odaklan. Yine burada altına çizmek istediğim başka bir nokta daha var. O da burada prezansım ile yani sadece varoluşumla başka insanların regüle olmasına katkı sunuyorum. Evet, şimdi benim sinir sistemim buradaysam sadece bu yıldız takım olma tecrübesini aynı zamanda koçluktan örnek vermek istiyorum. Koçlukta da benim en fazla danışanlarıma fayda sunduğum yerde yine ventral vagal. Hatta biraz da geleneksel koşu konseptlerini de biraz challenge edeceğim bu eğitimde. Güçlü soru sormak ya da kişinin görmediği şeyleri ona aynalamaktan ziyade diyeceğim ki ventral vagalda olduğumuzda kişinin sinir sistemi rahatladığında ve dinginleştiğinde o kendi cevaplarını o zaman buluyor diyeceğim. Ki bu da yine geleneksel koşuk konseptinde bayağı söylediğiniz, söylenen bir şeydir. İşte onun olduğu yer sinir sistemi açısından bizim ventral vagalda olduğumuz yer. Evet, yine bir kompetan koçumuz ve mentorumuz da çok katılıyorum demiş. Sağ olasın Işılsu. Şimdi burada başkası da söylemek istediğim ne var? Şu var, ventral vagal illa böyle bulutların üstünde olduğum, her şeyin harika olduğu bir yer manasında değil. Aynı zamanda şu da ventral vagal, üzüntü hissediyor olabilirim, öfke hissediyor olabilirim. bu duygularıma da belli bir mesafeden bakıyorsam, dünyaya yine çok tehlikedeyim, burası çok kötü, bu insan çok kötü demediğim bir yerden duygularıma temas ediyorsam, orası da yine ventral vagal olabilir. Peki haydi, sempatik sinir sistemine bakalım mı? Şimdi sempatik sinir sistemi, burada ya savaşıyorum ya kaçıyorum. Yani ya aslan olarak kendimi algılıyorum ya da zebra. Burada korku var, öfke var, panik var. Ve bu duygularımla da çok sağlıklı bağlantı içinde değilim. O duyguların daha bir girdabındayım sempatik sinir sisteminde. Buradan bir aciliyet duygusu var sevgili arkadaşlar. Hemen yapmalıyım. Bu da zannediyorum organizasyonlarda da çok gördüğümüz bir şey. Doğru muyum? Aynı zamanda koçlar olarak danışanlarımızda da bayağı gördüğümüz bir şey. Burada zamanının ve kaynaklarının sınırlı olduğunu düşünüyor kişi ve dikkati tehlike olarak algıladığı tetik objelerinde. Yani dikkati regulasyon kaynaklarında değil kişinin. Suçlama var, yargılama var ya kendine ya dışarıya ya dünyaya. Ve burada o aciliyetin verdiği hissiyatla bağlantı kurmadan kişi kendi duygu ve düşüncelerini ifade ediyor. Karşısındakinin gözüne bakmak, onun duygusuna bakmak, onun mimiklerine bakmaktan ziyade ben ne anlatayım, ben nasıl ikna edeyim, ben nasıl kendimi savunayım? Şu hissiyat var sempatik sinir sistemde. Aşırı sonuç odaklılık, evet yine mentorlarımızdan Mari'nin güzel bir katkısı. Aşırı sonuç odaklı olmak, sürece hiç bakmamak ve o yüzden de sonuca yine ulaşamamak da bizim sempatik sinir sisteminde olduğumuz bir yer. Aciliyet ise buradan geliyor. Şimdi benim ERP satışı yaptığım bir dönem var. ERP satışları baya büyük dönüşüm projelere. Burada şimdi de yer almış olanlarınız vardır belki. Ne zaman bir müşteri bunu acilen hayata geçirmemiz lazım dese yani normalde 12 ay süre biçilen projeyi biz 3 ayda yaparız, 6 ayda yaparız dese o proje 12 ayda da bitmiyor. 24 ay da bitiyor. Bu zannediyorum tanıdıktır çoğumuzdan. İşte sempatik sinir sisteminde olduğumuz zaman böyle oluyor diyoruz ve bir sonraki slide'a geçelim o zaman. Sempatik sinir sisteminde karşımdakine güvenmiyorum, kendime de güvenmiyorum. Dünya kaotik, düşmanca, nötr yüzleri bile burada öfkeli, gergin algılayabilirim ya da tam tersi gülümseyen yüzlerden tetiklenebilirim. Oh bu ne rahatlık ve hayat güzel. Tam bir sempatik sinir sistemi lafı. Suçlama, savunma, alay, kinaye yani şeyden toksik iletişimde, koşrukta, eğitimlerde bahsettiğimiz toksik iletişimde burada var. Şimdi sempatik sinir sisteminde konudan konuya atlama var. Zihnim organize değil çünkü orada bir sakinlik ve dinginlik yok. Çünkü sempatik sinir sistemim aktive olduğunda bilgisayar beynine gerçek manada da kan gitmiyor. ilkel beyin parçalarına gidiyor, amigdala'ya gidiyor, limbik beyine gidiyor. Dorsal vagal, artık sinir sisteminin pes ettiği yer. Yani aktive olmuş olmuş, sonra bırakmış, artık orada hareketsiz duran, kabuğuna çekilen kaplumbağa gibi. Donuk olduğumuz yer burası. Donuk olduğumuz yer burası. Birisiyle konuşurken gözümüzü kaçırdığımız. Toplantılarda koptuğumuz ve ne konuşulduğunu takip edemediğimiz yerler burası. Burada kafa da sisli. Az konuşuyorum. Konuşurken yüzümde bir asıklık var. Burası son durak. Sonrakine geçebiliriz. Dorsal ve agelden devam ediyoruz. Burada dünyada, dünyayı bir boş olarak, karanlık, anlamsız bir yer olarak algıladığımız yer burası. Aynı zamanda işte böyle belli eşiklerden geçerken işte kurumsal hayattan mesela kendi işimizi kurmaya geçiş yapacağız ya da kurumsal hayattan başka bir alana, Yine kurumsalda çalışmaya devam edeceğiz ama başka bir alana geçeceğiz. Orada da bir anlamsızlığın olduğu, kendimi daha depresif hissettiğim, Kahramanın Yolculuğu konseptinde Balina'nın karnı dediğiniz yerde dorsal vagal. Burada duygularımızdan kopuğuz, ihtiyaçlarımızdan dolayısıyla kopuğuz. İnsanlardan kopuğuz, motivasyonumuz düşük, çok konuşasımız da yok. Haftasonu 20 bölüm birden dizi seyretmek, alkol yine orada uyuşturmak ve donmaya geçmek, bilgisayarda oyun oynayarak işte aman Allah'ım 16 saattir oynuyormuşum dediğiniz yerlerde buralar. Evet kapatabilirsin Mineciğim çok teşekkür ederim. Şimdi bu donmayla ilgili bir şey daha söyleyeceğim. İşlevsel donma diye çok konuşulan bir kavram daha var. Bunu da duymuş olabilirsiniz. Functional freeze. Şimdi bu özellikle benim iş hayatımda da bayağı gördüğüm bir şey sevgili dostlar. İşleri gösteriyorum belli alanlarda fakat zombi gibi yaşama var. Yine duygulardan kopukluk var. Bana verilen işleri yapıyorum ama o kadar. Yaratıcılığın çok olmadığı bir yer. Verimliliğin de çok olmadığı bir yer. Benim bununla ilgili şöyle bir anım var. Bilişimde 19 sene çalıştıktan sonra koçluk yapmaya başladım. Bir sene zannediyorum sonra, bir sene, bir buçuk sene sonra. Yine bilişim şirketlerinin birinin büyük bir eğitim salonunda bir koçluk etkinliğimiz vardı. Onlar da ev sahibi olmuşlardı. Ve o şirkette benim eski dostlarımdan çokça dostum vardı. Onlara da söyledim, ben böyle bir etkinliğe geliyorum, sabah sizinle de buluşalım diye. Onların kafeteryasında buluştuk ve kafeteryasından gördüm ki bayağı bir gözler boş bakıyor. Muhtemelen benim de gözler boş bakıyordu da ben kendi duygularıma temas ettiğim işte bir alanda olduğum için o zaman görebilmiştim. Şimdi de organizasyonlara girdiğimde, eğitimlere girdiğimde, eğitimlerin başında o işlevsel donma halini bayağı yakalayabiliyorum. Bu arada kendimde de yakalıyorum onu. İngilizce'de default face denen bir tanımda var. Default face, belli bir gülme ya da belli bir şöyle durma o halden dünyada var olmayı ifade ediyor. Benim öyle bir eğilimim vardı. Özellikle strese girdiğim anlarda bağlantı kurmaya yönelmek yerine o maskeyi takıyordum, oradan hareket ediyordum. Efendim, şu buralara da bakmak, incelemek gerekiyor. Şimdi ben size bu şekilde otomatik pilotumuz Şey de olabilir, yani sempatik sinir sisteminden sürekli böyle bir stresli halden de otomatik pilotumuz devrede olabilir. Aynı zamanda daha çok dorsal vagalden bir otomatik pilot, iflevsel donmadan otomatik pilotla da olabilirim. Şimdi ben size polivagal teorinin ilk sütununu anlattım. Yani bu hiyerarşik merdiveni anlattım. Burada nerede olduğumuzu anlamak ve merdivende yükselmeyi pratik etmek En en önemli bu eğitimin öğrenim noktalarından bir tanesi. Şimdi ikinciye geçeceğim. Neuroalgı. Neuroception İngilizcesi. Şimdi bizim sinir sistemimiz bütün dünyayı sürekli algılıyor ve kendi bilgisine göre algılıyor. Bu iyi ya da kötü bir şey değil. Bu bizim cangılda, ormanda hayatta kalmamızı sağlayan bir şey. Bilişsel zihnimizle bir yırtıcı hayvanın bize doğru geldiğini daha anlamadan, çakozlamadan oradaki minnacık bir hareket, rüzgarın normal dışı böyle bir kışırdamasından bir tehlike varmayan, anlamak üzerine evrimleşmiş bir nöro algımız var. Şimdi bu nöro algımız, bizler cangılda büyümediğimiz için zannediyorum. Buradaki herhalde bu eğitime katılan kimse jungle'da büyümemiştir. Peki bizim nöro algımız, sinir sistemimiz neye göre şekillenmiş? Bize bakım verenler özellikle işte çocukluk evresinde neler bizim için tehlikeliyse ona göre bir algımız var. O nedenle de yüzünü belli bir şekle sokuyor bir kişi, hafif kaşları çatık mesela beni dinliyor. O mimik eğer sinir sistemim tarafından bir tehlike olarak algılanıyorsa, çünkü işte annem ya da babam bana öyle baktığında bu benim için tehlike ifade ediyorsa, o zaman ben diyorum ki bu durum tehlikeli. Ve bizim genelde yaptığımız şey farkına bile varmadan böyle tehlikeli sinyalleri toplamak, sonra da onlara bir hikayelendirme yapmak. Yani işte bu kişi bana böyle böyle baktı, o zaman böyle böyle diye bir hikaye yaratmak. Sonra o hikayeye inanmak. Sonra o hikayeden davranıyoruz. E ben o hikayeden davranınca karşımdakinin de sinir sistemi beni daha çok tehlikeli olarak algılayacak. Transaksiyonel analizdeki temaslara evet benziyor bu anlattığım kesinlikle. Transaksiyonel analizden biraz farkı şu, burada bu temas şekline ben sinir sistemimi regüle ederek acaba bu tehlikeli sinyallerine odaklanmak yerine Dikkatimi, regulasyon sinyallerine, beni regüle edecek objelere, durumlara çevirebilir miyim gibi bir farklılık var burada. Yani buradaki vurgu dikkatimi nereye yönlendirdiğim. Bu da ikinci sütun. Yani burada şunu hatırlamak gerekiyor. O kadar fazla veri algılıyor ki sinirsiz. Onlara bir hikaye yazmak ve o hikayelerden bunu anlamlandırıp koçluk seanslarında konuşuyorsam, insanlara liderlik ederken, projelere liderlik ederken, bu hikayelerden dolayı, bu tehlike sinyallerinden doğru, onu baz alarak bir liderlik, bir koçluk, bir eğitmenlik yapıyorsam, işte o zaman hizmetimi sınırlı yapıyorum diyebiliriz. Ve üçüncü, geldik üçüncü stüna. Üçüncü stünda ko-regülasyon. İnsanlar beraber olduklarında sinir sistemi düzenleniyor. Hatta çok ilginç bir bilimsel araştırma var. Yalnız iken sinir sistemi aktivasyonuma bakıyorlar. Bir de yanımda hiç tanımadığım insanlar varken sinir sistemi aktivasyonuma bakıyorlar. Yalnız iken merdivenin aşağılarındayım. Hiç tanımadığım insanlarla bile kendimi daha güvende hissediyorum. Bu da çünkü kaç milyon yıllık bir sinir sistemim var. Yalnız ormanda olmak mı isterim yoksa hiç tanımasam bile birileriyle mi olmak isterim? O zaman mı daha güvenliyim? Şimdi buradaki konu şu, hayatı sürdürebilmek için bu bir biyolojik emir. O yüzden de sağlıklı, derin ilişkiler kuran insanlar daha uzun ve daha sağlıklı yaşıyorlar. Anlamlı geliyor mu buraya kadar? Ko-regülasyonu beraber şekillendirmek, evet hormonların eşit alanlığı da buna güzel bir örnek. Beraber ko-regülasyonumu şekillendirmek ve bunu öğrenmek, bunu pratik etmek. Beraber birbirimizi gaza getirip dis-regülasyonlara, gördün mü o da bana neyin yaptığı, gördün mü o da... şunu yapıyorlardan beraberce bu biyolojik olarak da içimize kazınmış olan ko-regülasyonu nasıl yaratabiliriz? Buna bakmak önemli. Evet genel olarak sağlık, komün ortamlarda beraber olduğumuzda gerçekten tüm hastalıklarda da çok çok çok etkili sevgili dostlar. Şimdi genel hatlarıyla ben üç tane şeyi anlattım. Şimdi buradan şuraya geçiş yapacağım. Acaba koçluğun çalıştığı yerler neresi? Yani bizim koç olarak daha fazla hizmet sunduğumuz insanlara yer neresi? Lider olarak, eğitmen olarak, mentor olarak hizmet sunduğumuz zamanlar nasıl büyüyor? Şimdi farkındalık yaratma üzere koçlar, eğitmenler ve liderler bazı şeyleri danışandan ya da karşısındaki kişiden daha fazla görüyor olabiliyorlar. Daha fazla bir takım perspektifleri görüyor olabiliyorlar. Ve biz ne yapıyoruz? Koçlukta aynalamak deriz. Gördüğümüzü söylemek. Aynı zamanda bir takım araçlar kullanırız. O araçlarla bilinç dışından farklı farkındalıklar çıkarırız kişiye. ya da lider olarak ister yöneticisi olalım kişinin ister olmayalım geri bildirimler vermek suretiyle kişiliği geliştiririz. Şimdi eğer koliyogel teoriyi yani sinir sistemini daha doğrusu, sinir sistemini anlarsak burada şunu check edebiliriz her zaman. Bunu paylaşmak için benim regulasyonum yeterince var mı? Karşımdakine regulasyon yeterince var mı? Eğer benim ve karşımdakinin regulasyonu merdivenin aşağısındaysa o zaman insanlara farkındalık kaktırdığım, geri bildirim kaktırdığım yer orası. Çok fazla hizmetim dokunmuyor oradan. Anlamlı geliyor mu acaba konu? Şimdi biraz daha bu konuyu da açarak güçlü soru sorma konsepti vardır. Koşlukta da aynı zamanda bir liderlik yetkinliği olarak da bahsederiz güçlü soru sormaktan. Şimdi güçlü soru sormak da bu kategoriye giriyor. Güçlü soru soracağım da o güçlü soru bir müdahale karşımdakine. Regülasyonu yeterince var mı kişinin ve kendimin? Anlamlı geliyor mu bu söylediğim? Peki lider olarak ya da mentor olarak hedefler belirlemek kişiyle ya da organizasyonun kendisi için. Farklı pazarlara girme, farklı ürünlere girme gibi hedeflere takımımı koşturmak. Bunlardan bahsederken, bunlar için plan program yaparken acaba benim ve organizasyonun regulasyonu nerede? Sempatik sinir sisteminden mi koşturuyorum kendimi ve takımımı ya da mentimi? Eğer bunları işte yapıyorsam o zaman buralarda çok fazla çalışmayacak o yaptığım çalışmalar. Ya da cesur olmaya, yeni deneyimlere açık olmaya, bir takım koşluk araçlarını denemeye kişiyi davet ederken ona bir an önceki şeyleri farkettirmek için mi hareket ediyorum sempatik sinir sisteminden? Yoksa sakin, dingin, acaba buralara bakmak ister misin? Rahatlığında, bir aciliyet duygusu olmadan, ventral vagaldeyken mi bu davetleri yapıyorum? Buralara bakmam çok çok önemli. Bu bölümü de şununla bağlayacağım. Irving Yalom'un, zannediyorum ilk defa, bir anlaşma yapıyor yazar olan bir danışanı ile. Danışan da terapiye geldiği zamanlardan sonra onda oluşan hisleri yazıyor, Erwin Yalom da bunu yazıyor ve sonra onları birleştirip bir kitap haline getiriyorlar. Erwin Yalom diyor ki sonraki kitaplarından birinde, sonuçlar beni çok şok etmişti. Çünkü benim söylediğim bence çok önemli, bence çok zeki bir yorumu hiç de kale almamıştı danışan. Onları not olarak yazmamıştı. ne kadar hoş bir palton var ya da kazağın var. Tam hatırlamıyorum. Bu yorumumu yazmıştı not defterine. Onda kalan, onu dönüştüren, onu iyileşmeye götüren yer benim bu temas ettiğim yerler olmuş diyor. Yani özetle liderliğe ve koçluğa da bizim artık bu kadar sinir bilim araştırmaları bunları yani Irving Yalom'un kendi tecrübesiyle ben yola çıkarak bulduğum şeyleri sinir bilimde bu kadar söylerken artık bizim de liderliği, koçluğu, mentorluğu, eğitimleri bunu içselleştirmiş bir yerden. Sırf teorik bilgi de değil, pratik ederek yapsak güzel olmaz mı diyorum. Ne dersiniz? Peki özetle ne söylüyorum? Problem çözme becerileri güzeldir ama ilişkilenmenin kendisi de esas dönüşümü yaratan şeydir. Yani o sağlıklı temas, regüle bir koçun, regüle bir liderin kendi regulasyonundan sunduğu ko-regülasyon ve oradan kurulan yeniden ilişkilenme, problem çözme becerilerinden belki de daha çok önemlidir diyeceğim. Dönüşüm projelerinde planlar, programlar yaratmak, Önemlidir. O plan programı işletirken her adımdan orada kendimdeki sinir sistemi durumunu check etmek, coregülasyonu check etmek ve planları her adımda buna göre adapte etmek de çok çok önemlidir. Gerek koşlukta, gerek liderlikte dönüşümümüze engel olan dirençlere, problem kaynaklarını anlamak, analiz etmek önemli olabilir. Öte yandan dikkati sadece tetiklenme kaynaklarına, problemlere, dirençlere yöneltmek değil, regulasyon yaratacak kaynaklara yöneltmek de o denli önemlidir. Kendimi, takımımı, mentiğimi, koştuklarıyım danışanı challenge etmek güzeldir ama güveni arttırarak bunu yapmazsam bu konuda kesinlikle başarılı olamayacağım. Kesin bilgi yayalım. Önce ilişkiden içerisindeki regulasyonu ve güveni arttırmam lazım ki kişiliği Takım oradaki güvenden alacak enerjisini. Yine challenge etmek istediğim şu anda bir başka kavram. Düşünüyorum öyleyse varım. İşte bir takım şeylere inandım oldu. Bu inanç kafasına geçtim oldu. Seçersem olur, iradeyle kastırırsam olur. Bu doğru bir varsayım değil. Biyolojimizle ilgili bütün araştırmalar bunun böyle olmadığını söylüyor. Zaten öyle olsaydı kimse sigara içmezdi. Öyle olsaydı herkes karın kaslarına sahip olurdu. Herkes dik dururdu. Düşünce gücüyle yapmıyoruz onu. Tekrar hatırlatıyorum. Dünyada nasıl hareket ettiğiniz, nasıl hareket edemediğiniz, ne zaman bağlantı kurup ne zaman kuramadığınız otomatik sinir sistemi canına bak. Ve hayatta kalma için çocuklukta, ergenlikte verdiğimiz kararlar şekillendiriyor bunu. Bunu her zaman hatırlamak. Ve son olarak da şunu söylemek istiyorum. Başka pazardara açılmak, başka alanlarda faaliyet göstermek, kitap yazmak, büyüme, verimlilik bunları biz ayrı tutuyoruz. İşte soft skiller, pozitifliği arttırmak, well-being, efsanelik projelerini ayrı tutuyoruz. Bunların arasında bir entegrasyon yok şu anda organizasyonlarda. Bu biraz talihsiz çünkü bunlar el ele çalışıyorlar. Yani ben güveni, bağlantıyı arttırdığım ölçüde büyüme sağlayabilirim. Parasal büyüme, kültürde değişim, kültürde büyüme, organizasyonun sayı olarak büyümesi, farklı alanlara geçmesi. Bunların hepsi organizasyonun sinir sistemi regulasyonuyla ilgili, organizasyonun esenliğiyle ilgili diyorum. Peki, regulasyonu nasıl sağlayabiliriz? Regülasyon örneklerinden devam edeceğim. Şimdi regulasyon örnekleri, bir tanesi oryantasyon. Bizim eğitimlerde sıkça yaptırdığımız bir şey. Beş duyu oryantasyonu. Bir kedi, bir köpek odaya girdiğinde, bir çocuk da aynı şekilde, bir bebek de önce bir etrafı kolaçan eder. Görür, koklar, odaya bir oryanti olur. odaya adapte olur. Bunu yapmak çok önemli. Bu baya bizim regulasyon kaynaklarımızdan biri. Travmatik sinir sistemi cevabı olarak biz bulunduğumuz çevreden kopuyoruz. Ama sinir sistemini regulasyona yöneltmek için şimdiki ana etrafına yöneltmen çok önemli. O yüzden Bir toplantı odasına girdiğinde de önce odayı kolaçan etmek ve orada da hoşuna gitmeyen objelere değil, hoşuna giden objelere dikkatini çevirmek, hoşuna giden renklere ses vermek. Yani tehlike ipuçlarından dikkatimi bağlantıya ve güvene götürecek ipuçlarına yöneltmek istiyorum. Regülasyona ikinci örnek, hareket etmek. Çünkü dorsal vagaj dedik, kapanıyoruz orada, hareketsiz duruyoruz. Ve gerek okul hayata, gerek iş hayata, bizi hareketsiz durmaya yönlendiriyor. Yürümek, yani bunu da işin ortasında da yapmak, belki telefon konuşmalarını odada yürüyerek yapmak. Esnetmek kendimi, arada böyle kendimi böyle bir çek edip, omurgamı hareket etmek. Şu şekil, şu şekil, bağdaş kurmak, ayaklarımı tekrar yere basmak. Sonra sıcaklık bizi regüle ediyor. Tabii ki çok sıcaktan bahsetmiyorum. Sıcak çay, battaniye, bunlar regüle ediyor beni. Nefesi uzun verdiğimde, yani aldığım nefesten daha uzun nefes verdiğimde, diyafram şişiyor, kalp yavaşlıyor. Kalbin yavaşlaması bütün sinir sistemine yavaşla sinyali veriyor. Regüle biriyle sohbet, ko-regülasyon. Sinir sistemimiz bu arada inanılmaz bir şekilde bir insanın regüle olup olmadığını algılıyor ve yavaş yavaş onun sinir sistemine uyumlanıyor. O kişinin sinir sistemi dirayeti yeterince kuvvetliyse yani merdivenin o kadar da yukarısında değilse tabii ki benim sempatik sinir sistemime de uyumlanabilir o kişi. Ama yeterince yukarıdaysa beni de yukarı çekebiliyor. Doğada olmak, denizde ağaca bakmak, ağaçlara sarılmak bunların hepsi regüle ediyor. Evet, regulasyonu yüksek değil mi? Regülasyonu her daim neredeyse yüksek kişilerle sohbet bize çok iyi geliyor. Sonra uyuşturan ya da ajite eden müzikler yerine, sakinleştiren ya da canlandıran müzikler dinlemek bize iyi geliyor. Hatta o şekilde bir müzik listelerinizi belki çekebilirsiniz bu eğitimden sonra. Türk pop müziği genelde bizi acite eden ya da böyle uyuşturan, dorsal ve böyle savuran, ah dünya ne kadar kötü bir yer şeklindeki müziklerle dolu. Ve onları dinledikçe benim sinir sistemim tekrar tekrar aynı nöral yolu sağlayarak dünya tehlikeli, dünya kaotik, dünya Çok kötü bir yer. Güçlendirmek mi istiyorum? Yoksa dünya sakin, şu an sakin, şu an güvendeyim mi? Kendime söylemek, sinir sistemimi o şekilde mi dönüştürmek istiyorum? Ve son olarak da regulasyon örneği olarak beraber yemek yemeyi söylemek istiyorum. Şimdi Netflix'te de bir tane belgesel var. mavi bölgelerle ilgili, dünyada sağlıklı ve uzun ömürlü insanlarla ilgili. Orada ne kadar fazla yemek yemeğiyle ilgili ritüel olduğuna bakabilirsiniz. Benim de şöyle bir örneğim var. Seneler önce bana iki tane büyük müşteri verilmişti. Özellikle bir tanesinde bizim ürünlerimiz çok sınırlı kullanılıyordu. Genelde başka şirketlerin ürünleri kullanılıyordu. ve ben gidip kuru kuruya size sunum yapabilir miyiz, ürün tanıtımı yapabilir miyiz demek yerine çok da fazla aslında benim zaten ilişki kurmadığım ama şirket olarak da o kadar fazla ilişki kurmadığım insanlarla ben bağlantı kurmayı seçtim ve hep Yemek buluşmalarına davet ettim. Güneşlütike'de bayağı beni tanıyorlardı. Orada işte böyle haftanın 2-3 günü orada kebap yiyordum. Ve o yemek yemeler benim o zamanlar sinir sistemi falan tabii hiç bilmediğim bir yerden tamamen üçgüdüsel olarak yaptığım şey işe yaradı ve ağırlıkla bizim şirketin ürünlerini tercih etmeye başladı o büyük müşteri. Biz bunları içgüdüsler olarak yapıyoruz. Hatta online dönem öncesi de çok daha fazla yapıyorduk. Beraber yemek yemeler insanlarla. İşte onlar bizi sinir sistemimize ventral hagele taşıdığı için sevgili dostlar. Biz oradan daha yaratıcı, daha verimli projeler çıkarabiliyoruz hep beraber. Şimdi size regulasyona bizi neler götürür? Bundan örnekler verdim. Bizim kültürümüzde de evet. Yani aslında bütün kültürlerde yemek yemek bu açıdan önemli. Bunu unutmamak lazım. Yani beraber, hatta yani nasıl diyeyim, küslükler beraber yemek yiyerek ya da işte Amerikan yerlilerinin beraber tütün içerek yaptığı o tarz ritüeller var. Yani bunların hepsi aslında regulasyona yönelik örnekler. Yaz dönemlerinde, evet kesinlikle. Şimdi gündelik öneriler vereceğim size. Sonra da gündelik önerilere ek olarak daha da derinleşmek istiyorsanız nasıl bir yol haritası izleyebilirsiniz, ondan bahsedeceğim. Sabah regulasyonu çok önemli. Şimdi bütün dünyada uzun uzun sabah ritüelleri, sabah rutinleri Bebekleri regüle etmek için öneriler. Bebeklerin regulasyonu annenin, babanın regulasyonuyla aynı. Hatta çevresindekilerin sinir sistemi uzantısı olarak yaşıyor bebekler. Ve şunu da tekrarlayayım, bebekler ve çocuklar için daha fazla içerik için 11 Aralık'taki Çiğdem'in ve Zehra'nın eğitimine geliniz. Ben burada onu söyleyeyim. Senin sinir sistemin merdivenin ne kadar yukarısındaysa bebeğin sinir sistemi de orada olacak. Şimdi sabah 2 saat önceden kalkmak ve mükemmel sabah rutini yapmak zorunda değilsin. 6 dakika yapabiliyorsan 6 dakikaya, 15 dakika yapabiliyorsan 15 dakikaya ve şu an senin için ne mümkünse o kadar dakikayı belirle ve bahsettiğim regulasyon örneklerinden bir şey yap 6 dakika. Toplantı öncesi kendini regüle. Bunu da yine biz içgüdüsler olarak önemli toplantılar öncesinde yaparız değil mi bir şeyler? Kılık kıyafetimize daha bir özen gösteririz mesela. Onların hepsi aslında kendimizi içgüdüsler olarak regüle etmek. Bunu sadece o toplantılardan önce değil de çoğu toplantımızdan önce yapmaya özen gösterebilir miyiz? Toplantıların başında buluştuk. Beraber regulasyon yapabilir miyiz? Şimdi online dönem öncesi çay kahve içerdik. Nasıl gidiyor nasıl hayat muhabbeti yapardık. Bunu online'a da taşımak önemli. böyle ding diye giriyoruz toplantıya, ding diye başlıyoruz ve sonra birbirinin gözüne bakmadığımız bir yerden son derece verimsiz, yaratıcılıktan çok uzak toplantılar yapabiliyoruz. Hatta organizasyon olarak, takım olarak bu pratikleri yapmak nasıl? Zaten dinlemiyoruz, evet. O yüzden birbirimizle bağlantı kurduğumuza emin olup oradan toplantımızı, oradan koçluk seanslarını, mentorluk seanslarını başlatabilir miyiz? Toplantı içinde de sinir sistemimi hem kendimin hem karşımdakinin, liderlik ettiğim takımların, bunu fark edebilir miyim? Çünkü koşuluk seansı içerisinde de, mentorluk seansı içinde de kişinin dysregüle olduğu yerler oluyor ve olacak da. Bir takım şeyleri fark ediyor kişi, bir takım duygulara temas ediyor. Bundan doğal bir şey yok. Peki o temas ettiği nokta yeterince güvenli mi? Bunu check edebilir miyim koç olarak? Ona bir farkındalık, bir yüzleşme, bir aynalama daha kaktırmadan. Aynısı liderler için de geçerli. Bir şey söylemişim, bir geri bildirim vermişim. Kişi onu hazmetmeye çalışıyor. Onu hazmederken kendini regüle etmeye çalışıyor. Ben orada bir geri bildirim daha patlatmasam mesela. Güzel olmaz mı? Toplantı içerisinde koptuğum anlar, işte o anlar dorsal vagaldeyim çok muhtemel. Dorsal vagalde olma halinin bedenime bayağı olumsuz etkileri var. Bu anları fark edebilir miyim? Ve tekrar o regulasyon önerilerinden hareketle kendimi bağlantıya geçirebilir miyim? Geçiremiyorsam da toplantı sonrası buna bakabilirim. Bir de akşamları söyleyeceğim. Şimdi akşamları gün içerisinde sempatikten dorsale çok savrulduysak işte orada bizi hizmet etmeyen alışkanlıklara bayağı düşüyoruz. Daha fazla kendini dondurmak ya da daha fazla sempatik sinir aktivasyonu, çok hızlı bilgisayar oyunu oynayarak gün içerisinde çok dorsal ve galdeysen sistem kendini dengelemeye çalışıyor. O adrenalini yaşamaya çalışarak. Buralara farkındalık getirebilir miyim? Günü kapatırken daha fazla ventral vagayla geçebilir miyim? Bir de son olarak şunu söyleyeceğim pratik önerilerde, beslenme. Makarna, şeker, kafein, regulasyonu bozar diyeceğim. Şeker yiyerek regüle kalmak çok zor. Biz geçen sene bir İngiltere seyahatimiz oldu. Orada uzun süredir bayağı bir rafine şeker yemeyen Gülen ve Aykut aile olarak kendilerini şekere gömdüler ve kocam şunu söyledi, ben dedi bunu yaparak kötü bir insan oluyorum ya dedi. Bayağı aksi bir insan oluyorum diyor. Çünkü şeker, kafein bunlar bedenimize ani pikler, ani zirveler yaptırıyor ve ani düşüşler yaratıyor bedende. Tamirsiz oluyoruz evet aynen. Bu arada buradaki önerim bunları bitirelim, bunları kullanmayalım gibi bir şey. Zinhar söylemiyorum. Senin sinir sistemin bu ritüellere alıştıysa bunlardan zaten vazgeçemezsin. Hatta bunları böyle ittirerek bitireyim dersen sonra çok daha fazla yediğin, çok daha fazla içtiğin döngülerin içinde bulursun kendini. Buradaki önerim şu sevgili arkadaşlar. İrade ile bunları yapmaya çalışmak değil, burada sinir sistemine farklı ritüeller önermek, adım adım. Mesela sabah ilk adımda kahveye gidiyorsa elim, sevdiğim bir bitki çayı keşfedip o bitki çayını koyabilir misin oraya? Çünkü ritüellere ihtiyaç duyuyoruz biz regulasyon için. Yani kahveyi de aslında içtiğimiz yer regulasyon amaçlı. Ama regüle etmiyor bizi, disregüle ediyor. Onun yerine sevdiğin bir çayı, limonlu sıcak suyu koymak ya da sabah uyandım bir buhurdanlıkta aromaterapi yağı damlatıyorum kahve içmek yerine. Herkesin burada sevdiği şeyler de farklı. Farklı bir şeyi tanıtabilir misin sinir sistemine? Çapa olsun, regulasyon olsun diye. Ve yol haritası yani bunlar böyle pratik öneriler uygulayabileceğiniz. Peki sinir sistemimi daha fazla ventral ve galde olmayı pratik etmek nasıl olacak? Şimdi yol haritasında şunu söyleyeceğim, sinir sistemi pratikle öğreniyor çünkü sinir sistemi bedenimizin içinde ve beden pratikle değişiyor. Yani nasıl çok iyi tenis oynayacağım ve backhand'lerin bundan böyle çok kuvvetli olacak dediğimizde backhand'lerimiz o kadar da kuvvetli olmuyorsa, pratik ettikçe ettikçe gelişiyorsa, aynı şey ventral bagel'e çıkmak için de geçerli. Bu pratikle öğrenmek için kendime pratikler kurmam lazım. Bunun için de kendime belli yapılandırılmış bir müfredat hazırlamam lazım. Bu müfredatı belli ölçülerde hazırlayabilirim. Hepiniz hazırlayabilirsiniz buradaki önerilerden hareketle. Yani bu pratikleri nasıl arttırabilirim? Öte yandan daha fazla yapılandırılmış bir müfredat istiyorsanız Art of Existence'ın eğitimlerine gelebilirsiniz. Çünkü orada sırf eğitimin içinde bu pratikler yok. Aynı zamanda her hafta gelen ödevlerle biz bunu pratik etmeyi öğreniyoruz. Her hafta ödevlerin konuşulduğu mentor gruplarımız var. Mentor gruplarda co-regülasyon deneyimi de yaşadığımız için bu pratiği sinir sistemimize adım adım öğretiyoruz ve giderek daha fazla ventral vagalda olan, daha sempatik sinir sistemini dorsal vagali deneyimleyen bireyler haline dönüşüyoruz. Aynı zamanda V veya Art of Existence koçu ile çalışmayı deneyimleyebilirsiniz. Çünkü bizim koştuğumuzun temelinde de regulasyon ve bağlantı var. Yani burada özetle belli pratikleri adım adım sinir sistemine öğretmek zamanla oluyor ve bu kesinlikle mümkün. Onun altına çizmek istiyorum. Peki, yol haritasında başka neler var? Regülasyonunu arttıracak ilişkileri büyütmek var ve disregülasyonuna yol açacak ilişkilerde de seçici olmak var. Burası açık mı acaba? Yani oturup düşünmek, hangi ilişkilerim gerçekten benim regülasyonuma hizmet ediyor? Hangi ilişkilerde de ben karşımdakinin regülasyonuna hizmet ediyorum? Bunları tespit etmek ve bu ilişkilerin sıklığını, derinliğini arttırmak. Burada benimle aynı yolda olan insanları tespit etmem önemli. Art of Existence topluluğu da bu yolda olan insanların olduğu bir topluluk. O yüzden size bayağı bir hediye eğitim düzenliyoruz. O eğitimlere de tekrar davet edelim buradan. Buralarda oldukça işte regulasyonumuz tekrar artıyor. Son olarak da şunu söyleyeceğim. Regülasyonu sadece büyük tatillere giderek sağladığımız bir kafada model insan. Yani yaza övgüler düzenliyoruz. Kışı sevmiyoruz. İlla yaz tatilinde rahatlayacağız. Halbuki beden anda yaşayan, sinir sistemi anda yaşayan bir organizma. Oraya gidiyorsun, oradaysın, dönüyorsun, bir gün bile sürmüyor regülasyonun. Bunların hayalini kurmak ve hayatını buna göre planlamak yerine, orada şunu demiyorum, tatile gitmeyelim demiyorum, tabii tatile gidelim, seyahatlere gidelim, denize de girelim. Onu kastetmiyorum. Kastettiğim şey, tatili beklemek yerine hafta sonu, her akşam, toplantı aralarında, toplantının içinde kendini regüle etmeyi öğrenebilmeniz. Bundan bahsediyorum. Yol haritası da bu. Ve son olarak şunu söylemek istiyorum. Liderler olarak, koçlar, kolaylaştırıcılar, mentorlar, eğitmenler olarak birisine sunabildiğimiz en büyük hediye kendi regulasyonumuzdur. ve insanlara ilham olduğumuz, insanların dönüşümüne katkı olduğumuz yer kendi regulasyonumuzdan başlıyor diyerek anlatımımı bitiriyorum. Benim anlatacaklarım bu kadar. Biraz yani sorulara ayrı bir süre ayıramadım. Evet, onu da söyleyeyim. Art of Existence temel eğitimiyle ilgili yani bu müfredat nasıl bir müfredat? Bunu öğrenmek istiyorsanız ister eğitime gelmek için yani ister Art of Existence bireysel eğitimini Düşünün. İsterseniz kendiniz, kendi yol haritanız için müfredat çıkarmak istiyor olun. İlham almak için de gelebilirsiniz diyorum. Şimdi sorular için bir 10 dakika daha kalmak isteyenlerle kalalım diyorum. Çok teşekkür ediyorum bu güzel yorumlarınız için, çete yazdığınız.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









