Nöro algı ve Algı nedir? İhtiyaçlarımızı karşılamanın Sırları

Gülen Gündüz Yılmaz distinguishes neuro-perception (bodily sensations like tension or pain) from cognitive perception (thoughts and stories), explaining how most people miss their body's signals. Social media and repetitive thinking hijack dopamine meant for real needs. She outlines a four-pillar framework: take responsibility for your needs, dissolve blocking patterns, prioritize without overload, and build flexible, concrete strategies.
Chapters
Bu eğitim boyunca biz bayağı ayırımlar yapmayı öğreniyoruz. Dün de biraz bahsetmiştim. Yani duygularla düşünceler, duygularla yargılar, içimdeki farklı seslerin ayırımı gibi. Şu anda girdiğimiz ayırım benim zihnimdeki algıyla nöro algıyı ayırmak istiyorum. Nöroalgının içerisinde ne var? Bedensel duyumlar var. Yani bedenimin şurasında ben bir sıkışma hissediyorum. Omuzlarımın gergin ya da dişlerimin sıkılı olduğunu hissediyorum. Ya da şuramda bir hafif ağırlık var. Bedenimdeki duyumlar, İngilizcesi sensation. Hani duyum deyince Türkçe'de gündelik hayatta çok fazla kullanılmıyor. O yüzden arada İngilizcesini de söylüyorum. Bedensel duyumlar, sinir sistemimde nerede olduğum ve bedenimden gelen duygular, Bütün bunlar nöroalgı olarak paketleyebiliriz. Bir de bilişte olan algı var. Genelde farkında olduğumuz algı bu taraftan. Orada ne var? Düşüncelerim var, yargılarım var, fikirlerim var ve hikayelerim var. Genelde benim algımı bunlar oluşturuyor. Nöroalgı bilişsal algının içine çok yerleşemiyor. Ben istiyorum ki bu nöroalgı dediğimiz şeyi bayağı fark edelim ve içimize katalım. Bedenimde ne olduğunu da fark edelim. En en en ilk temel yapmak istediğimiz ayrım bu. Yani bedenimde olanı tanımak bir de zihnimin üretmeni tanımak. Bu ikisini ayırmak. Nöroalgı farkındalığımız düşük ve aynı zamanda sinir sistemi dayanıklılığımız da çok yüksek değil. Dayanıklılıkla neyi kastediyoruz? Koşullar ne olursa olsun ya da koşullar aşırı zorlayıcı değilse koşullara bakıyorum ve ben sinir sistemimi merdivende yukarıya çıkarabilecek stratejileri geliştirebiliyorum. O kaynakları bulabiliyorum kendime. Bakıyorum ki modum düşük, gülümseyen bir insanın yüzüne dikkatimi çeviriyorum. Sinir sistemimin oradan rahatlamasına ve merdivenli yukarıya çıkmasına izin veriyorum mesela. Ya da bedenimi esnetiyorum gibi. Buradaki ana konuda farkında olmak. Farkında olunca genelde stratejiye geçebiliyoruz. Farkındalık arttıkça oradaki dayanıklılık, oradaki resilience de artıyor. Şimdi diyorum Gözde'nin verdiği bir örnek vardı. Karanlıkta ya da gece geç vakitte nasıl hissettiği üzerine ve dikkatini nasıl yönelttiği üzerine. Bende hatırlarsanız Kitapta da benzer bir örnek var demiştim. Kitaptaki örnekten gidersek orada bedenimde bir ürperme var. Duygu olarak bir korku, bir kaygı hissediyorum. Bunu algıladıktan sonra başkasına yönelme gibi, koregülasyon gibi stratejilerle ben orada ihtiyacımı karşılayabiliyorum. Ama biz çoğunlukla ne yapıyoruz? Biz çoğunlukla bedensel duyumlar, oradaki duygu, oraya dikkatimi vermek yerine çoğunlukla ne yapıyorum? Oradan düşünce ve yargılara gidiyorum. Düşünce ve yargıların şöyle bir ekstra sıkıntısı daha var arkadaşlar. Aynı düşünceyi beynimiz tekrar ettikçe dopamin salgılıyor. Yani işte kocam hakkında, bir arkadaşım hakkında o da işte şöyle, o da işte şöyle, o da işte şöyleyi sürekli söyledikçe orada bir dopamin salgılıyor beyin. Dopamin salgısı eşittir motivasyon ve has. Şimdi bu o kadar sakat bir şey ki dopamin salgılamayı aynı düşünceleri tekrar ederek yaptığında seni hayattaki hedeflerine götürecek dopamin salgılamayı da azaltıyorsun. Aynı şey bilgisayar oyunları için de geçerli. Aynı şey Instagram için de geçerli. Siz muhtemelen bu sosyal medyanın salgılattığı dopamin olayını falan buradaki çoğunluk biliyordur diye düşünüyorum. Oradan fazla almaya odaklandığı için beynin seni mutlu edecek projelere dopaminin kalmıyor. Dopamin salgılamak istiyoruz ki ihtiyaçlara yönelelim ama dopamini instagramda scrolling yaparak alıyorsa bedenin gerçekten ihtiyaçlarına yönelmek için harcayacağın dopamine gerek kalmıyor. Dopaminin aslında rolü ihtiyacına göre seni götürtmek için motive ediyor. Sen susuz hissediyorsun. O suya götürmek için o ihtiyacı fark ettikten sonra Dopamin salgılatıyor vücut ve suya vardığında da esas dopamine salgılıyor. Böylece ihtiyaçlarını gidermeye motive ediyor seni biyoloji. Ama sen o dopamine İnstagram'dan, aynı düşünceleri tekrarlamaktan, bilgisayar oyunundan alırsan e zaten alıyorsun. Bir de üstüne üstü kabile dopamin salgılattığın için beyninde dopamin bağımlılığı ve dopamin yorgunluğu yaşıyorsun. esas yapmak istediklerine enerjin kalmıyor. Modern insanın, bizim sürekli yorgun olmamızın temel nedenlerinden bir tanesi de bu. Bir tanesi tabi, hepsi değil de. O yüzden amaçlarımızdan bir tanesi programda sevgili dostlar, bu yargılar, düşünceler, fikirler, hikayeler, Bunlara tutunmadan, bunlarla özdeşleşmeden, gözlemci konumundan, bayağı dışarıdan yani kendi düşüncelerime, fikirlerime, o zihnimin üretimine bayağı dışarıdan bakmak istiyorum. Eteç olmak istemiyorum İngilizcesi. Tutunmak istemiyorum. ihtiyacımızı karşılamayla ilgili dört başlıkta size hayatın anlamını açıklıyorum. Hazır mısınız? 1. İhtiyacın sorumluluğunu almak. Başka insanlardan ricaların olabilir, bunların beklentiye dönüşmemesi. Yani Mine bana hayır diyorsa, ben müsait değilim diyorsa ben Gökhan'ı arayabilir miyim? Gökhan da müsait değil. İdil'i arayabilir miyim? İdil de mi müsait değil? O zaman kendim bir strateji geliştirebilir miyim? O anki ihtiyacımı karşılamaya yönelim. Beklenti ve rica kavramlarını daha detaylı ilerleyen zamanlarda çalışacağız. Bunun incelikleri var çünkü. ama şu anda sizde böyle yer etsin. İki, ihtiyacımı karşılamanın nasıl engelliyorum? Bunun üzerine farkındalık geliştirmem gerek. Demin konuştuğumuz bir numaradaki olay da mesela projeksiyon kavramını konuştuk. İhtiyacımız engelleme yöntemlerimizden bir tanesi başkalarına yaptığımız projeksiyonlar. Bu ihtiyacımı bana kocam vermeli. Bu ihtiyacımı bana yöneticim vermeli. Somut örnek vereyim mi? Taktir ihtiyacı, saygı ihtiyacı. Bunu bayağı bir başka insanlara projekte ediyoruz. Taktire bana yöneticim varsın. İhtiyacı engellemenin tek yöntemi projeksiyon değil, başkalarından beklemek değil. Bunu adım adım çalışacağız ve özellikle derinleşme modülü, ikinci, yani sonbahardaki modülde gireceğiz. Bir sürü engelleme yönteminiz var. Bir diğeri içe alınan mesajlar. Örnek vereyim, dinlenme ihtiyacı. Çok çalışmanın değerli olduğu bir ortamda büyütüldüyseniz, benim gibi, o zaman dinlenme ihtiyacınızı önceliklendirmeniz bayağı zor oluyor. Zaten atasözlerimiz var. Karpuz yata yata büyür falan gibi. İşleyen demir ışıldar gibi. Çok çalışmak değerli, dinlenmek, keyif etmek o kadar değerli değil diye bir sürü içe alınan mesajınız varsa o zaman da ihtiyacınızı karşılamayabilirsiniz. Bir başka örnek hissizleştirme. Hissizleştirme yapıyorsanız ihtiyacınıza dair ihtiyaç yakalayamadığınız için karşılayamıyorsunuz. Bir başka örnek, saptırma. Hissizleştirme, saptırma birbirine yakın bu arada. Biraz iç içe geçmiş. Saptırma. Dinlenmeye ihtiyacım var. Dinlenmek yerine gidiyorum bir arkadaşımı arıyorum. Onunla kendimi canlandırmaya çalışıyorum. Ya da korku dizisi açıyorum. Onunla canlanmaya çalışıyorum. Oysaki ihtiyacım olan şöyle bir sede serpe yatmak gibi gibi yöntemlerle, işlevsiz yöntemlerle, dysfunctional yöntemlerle ihtiyaçlarımı karşılayamıyorum. O yüzden bunların çalışılması gerekiyor. Bu ikiydi. 3. İhtiyaçlarımı doğru önceliklendirmek. Duygusal faiz bindirmeden, ihtiyaçları doğru önceliklendirmeden de ihtiyaçlarını karşılayamıyorsun. Bununla ilgili şöyle somut bir örnek vereceğim. Güven ihtiyacı biliyorsunuz regulasyon ihtiyacı en temelinde. Güven ihtiyacını mesela karşılayamadan düzen, verimlilik, hayattaki hedeflerini gerçekleştirmek gibi ihtiyaçlara geçiş yapamıyorsun. İhtiyaçları önceliklendirmenin yani üç numarayı konuşuyoruz şu anda. Bir alt başlığı daha var. Bütün ihtiyaçları aynı anda önceliklendiremezsin. Yani diyelim ki güveni sağladın, regulasyonu sağladın, verimliliği de sağlayayım şu anda, düzeni de sağlayayım, anlam ihtiyacını da, dinlenmeyi de sağlayayım, eğlenceyi de sağlayayım yapamazsın. Orada şuurlu bir önceliklendirme yapmamız gerekiyor. Bu arada bu söylediğim aşırı basic, aşırı mantıklı, düz hesap bir şey farkındaysanız neden peki bu kadar altına çizerek söylüyorum? Çünkü son derece mantıksız bir şekilde, son derece gerçek dışı bir şekilde demin ilk senin iç sesinden hepimizde var. O iç ses, şuursuz bir şekilde bize bunların hepsini yapabilirsin. Zaten yapmalıydın, çoktan yapmalıydın ve yapacaksın da diyor bize. O yüzden böyle altını çizerek söylüyorum. Dördüncü ve son konumuz. Biz ihtiyaçlarımıza dair strateji yani kaynak geliştirme yeteneğimizi arttırmak istiyoruz. Stratejilerin üç tane alt başlığı var. Bir, stratejilerimiz çoklu, makul, gerçekleştirilebilir olmadan. Tek bir tane ihtiyaç için, dinlenme ihtiyacı için sadece yaz tatilini beklemek mesela. Çoklu değil. Dinlenme ihtiyacı için gün içinde, gün aralarında, günün sonunda bir sürü farklı stratejin olmalı. İki, duruma ve zamana göre değişen, adapte olan stratejilerin olmalı. İki toplantı arasında üç dakika bir şey yapabilirsin. Bugün gördük zaten. Bir dakika, iki dakikada, üç dakikada yaptığın egzersizler ne kadar değiştiriyor seni? Ve üç, clue olmamalı bu stratejiler. Yani net olmalı, somut olmalı, zamanı belli olmalı. Net, somut, zamanı belli. Art of Existence eğitimlerinden kısa bir kesit paylaştık sizlerle. Eğer bu içerik sizde minnak bir farkındalık, minnak bir hissiyat yarattıysa lütfen yorumlarda bizimle paylaşın. Yeni içeriklerde görüşmek üzere.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









