
Gülen Gündüz Yılmaz clashes with a colleague over who organized a company event, with neither acknowledging the other's experience. She calls him overly emotional and pushes for more professional, less emotional workplace conduct.
Chapters
Gülen, 4 hafta sonra etkinliğimiz var.
Gelsene. Etkinlik mi?
Aynen, şirket etkinliği. Haberin yok muydu?
Yoktu benim.
Herkese duyurduk diye bir şey yaptık ama neyse boş ver. Gelsen çok eğlendiniz. Mükemmelce, böyle şirket için herkes birbirine kaynaşacak. Çok güzel bir etkinlik olacak.
Anladım. Ya benim neden etkinlik düzenlemeyle ilgili aslında haberim olmadığımı... Gerek yok ki. Ben yaptım.
Bütün organizasyona ben yaptım.
Ama işte benim haberim olsaydı ben de bu... nasıl olabileceğiyle ilgili açıkçası fikri varmak isterim.
Ben geçen sene de yaptım, onların ürününü de ben yaptım. Mükemmel yapıyorum tabi, bende hiç gerek yok. Eğlenmeye bak sen, sen rahat ol.
Ama işte Mehmetciğim, benim biliyorsun bu şeyle ilgili baya bir tecrübem var yani bu organizasyon düzenleme konusunda. Ve birçok şirkette yaptım.
Tamam da sen birçok şirkette yaptın, çünkü şirketin kültürünü bilmiyorsun sen. Yani bütün şirket çok ayrı, diğerlerinden başka o.
Ama birçok şirkette yaptığım için ben daha çok aslında senden bir tecrübem var. O yüzden gelip böyle bir hani hiç fikrimin sorulmaması gerçekten... Bence hoş değil, ayrıca olması gereken de bu değil yani. Burada yeni bir yönetici var, o yöneticiye hiç sorulmadan böyle bir şeyin yapılması... Kim bu kararı aldı? Ben abim derken? Yani senin düzenlemene mi şirket içindekini karar veriyor?
Tüm seneler ben düzenledim. E bizim arkadaşlar memnun kaldılar. Böyle konuda hep ben memnun kaldım.
Memnun kaldı diyorsun ama belki sizin standartlarınız düşük. Yani belki daha yüksek standartlar var. Belki yaşamadıkları için bilmiyorlar.
Sen bize düşük standart mı deneye çalışıyorsun? Şirket çalışanlarına, şirket arkadaşlarına?
Şu an bence bu konuyu konuşmayalım.
Gelmeden yani etkinliğe?
Sen sinircisin, bence şu an bu konuyu konuşmayalım.
Tamam, ben seni davet etmedim ya.
Etkinliğe dair... Yok, böyle şeyler iş ortamına uygun değil. Sen çok duygusal davranıyorsun. Duygusal davranmak, şirketlerde doğru bir yaklaşım değil. Lütfen medeni, medeni olarak şeyimize devam edelim, olur mu bundan sonra?
Sen etkinliğin düzenlemelerini deyip istiyorsun.
Ben küsmüyorum. Ben duygusal olan değilim. Sensin şu anda duygusal olan. Ve bu hiç hoş değil. Suç da sende, duygusal olmaz. Merhaba ben Gülen. Sakın duygusal olma, duygusallığını da gösterme videosuyla karşınızdayım. Şimdi Muhammed'le biz bir dişlik durduk. Kim daha haklı, kim daha çok biliyor, kim daha tecrübeli falan diye. Bir sürü zamanda hayatımızda bunu yapıyoruz bildiğiniz gibi. Bu video, biz acaba bunu neden yapıyoruz? Ve neden yaptığımızı anlarsak acaba hayatımızı büyütmek için yerine daha sağlıklı yöntemler bulabilir miyiz sizlerle? İçinizdeki çocuk kavramıyla ve çalışmadığıyla bayağı bir zamandır ilgileniyorum ben. Çünkü seanslarda da yani hem kendim koştuk alırken, hem kendim koştuk yaparken ya da eğitimlerde içinizdeki çocuğun tezahürleri yani onun farklı durumları, haleti, ruhiyeleri karşıma çıkıyor. Bazen içinde konuşan ses bayağı böyle öfkeli bir çocuk sesiyle çıkıyor. Bazen öyle korkulu, öyle kopuk, böyle sırtını dönmüş bir çocuk olarak karşıma bir ses çıkıyor ve giderek daha çok anlıyorum ki o içimizdeki çocuk kalmış parça korktukça, üzüldükçe, kendini korumaya aldıkça benim hayatım da o çocuğun aslında etrafında dönüyor. Ben ne kadar istemesem, ben ne kadar o içimdeki çocuğu duymamaya çalışsam, onu bastırmaya çalışsam da. Şimdi peki niye böyle? Ben 45 yaşındayım ve 45 yaşındaki bir insanın içinde bu kadar çocuk kalmış seslerin olması normal mi? Hepimiz, yani en iyi çocukluk geçirdim diyen bile farklı farklı travmalar geçirdi. Ve o travmaların çoğu, o içimizdeki çocuğu belli bir seviyede, belli inançlar geliştirmesine yolaştı. Bunlardan bir tanesi de duygularımı ifade etmek benim için güvenli değildir. Bazımız üzüntüsünü gösterdiğinde ailesi tarafından üzülme, niye üzülüyorsun, hadi neşeleneyim diye o üzüntü duygusunu yaşamaya müsaade etmedi ailemiz. Bazılarımız için öfkenin kabulü yoktu ailede. Hele ki ebeveyne öfkelendiğimizde onu bastırmayı daha çok çok küçük yaşta öğrendik. Ebeveynlerimize öfkelenmek bizim için hiç güvenli değildi. O kadar duygularımız bastırıldığında çocukken İçimizde de aslında o küçük çocuk parçam şunu öğrendi, duygularımı söylemek benim için güvenli değil. Şimdi içimizdeki çocuğun farklı halet-i ruhiyeleri, tezahürleri varsa, içimizdeki aslında ebeveynin de farklı tezahürleri, farklı yapıları var. Eğer biz içimizdeki eleştiren, yani bu çocuğu olduğu gibi kabul etmeyen parçayla bu çocukla iletişim kuruyorsak, Orada her zaman bir çatışma oluyor. Ve biz zannediyoruz ki ebeveyn olan parça kazanıyor. Halbuki her zaman çocuk olan parça kazanıyor. Ama maalesef bu parça görünürdeki baskın parça. Biz bunun sesini dinliyoruz. Ama ne oluyor biliyor musunuz? O çocuk mesela korunmak istediğinde kendini öyle kapatıyor ki gidiyor karşıdakiyle ben aslında böyle hissediyorum şeklinde bir iş kuramıyor. İki insanın İçindeki çocuk aslında ilişki kuruyor. Benimleri muameke yaptığım gibi. Bazen öfkeli çocuklar birbirleriyle konuşuyorlar. Bazen kopuk çocuklar birbirleriyle konuşuyorlar. Küsüyorlar. Neden? Çünkü içeride gelişkin parça olayın aslında bu çocuğu rahatlatarak yönetimini ele almadığı için. Şimdi iş hayatında duyguların yeri yok. Aslında duygusal olan kararlar vermemeliyiz falan dediğimizde Biz böyle bilmiş bilmiş konuşuyoruz ve içten belki yetişkin bir parça konuşuyor gibi görünüyor ama bu içerideki çocuk konuşuyor ve onu da gayet güzel rasyonalize ediyor. Esas duygu diliyle konuştuğumuzda karşımızdakiyle bağlantı kurabildiğiniz ve esas iş hayatındaki verimliliğin, yaratıcılığın, huzurun geldiğiyle ilgili bir sürü kaynak var. Biz ama bunları biraz böyle görmeyi reddediyoruz ki İçinizdeki çocuk o koruma alanında kalsın diye. O yüzden size bu çocuk konseptini anlatmak istedim. Ne yapacağız? Bu çocuğa ebeveynlik yapacağız. Çocuğa diyeceğiz ki, ya anlıyorum, korkuyorsun ama merak etme, ben şu anda 5 yaşımdaki Gülen değilim. Ben 45 yaşındaki birinin, seni koruyabilirim. Karşımdakine, Muhammed'e duygularımı açıkladığımda, oradan bir atak geldiğimde ya da hiç böyle anlaşılmadım ve içimden küsme geliyor, orada bile o diyaloğu devam ettirebilirim, seni korumaya devam ederek duyabilirim. Diyeceksiniz ki peki nereden başlayayım? Çünkü gerçekten karşımdakine duygularımı açarsam, şöyle olur, böyle olur, yakınlık olur, çok talep eder, ezik görünürüm, ezerler gibi bir sürü inanışım var nereden başlayacağımdan. Belki ilk başlama noktası duyguyu önce kendine söylemek. Ya ben böyle istiyorum diye. Belki ilk önce hiç karşınızdakiyle paylaşmayacaksınız onu. Kendinize söyleyeceksiniz. Kendinize söylemenin güvenli olduğundan önce tecrübe edeceksiniz. Bunu söylemek giderek güvenli geldi. Artık nefesinizi nerede tuttuğunuzu, Duyguyu bedeninizde bir boğazda yoğuru mu, bir göğüste sıkışıklık mı, bir midenin üstünde böyle bir pır pır bir şeyler mi olarak geldiğini de fark ettiniz. Ondan sonra kendinize güvenme hissettiğiniz ilişkilerle bu duyguyu paylaşarak başlayabilirsiniz. Kendinize yakın hissettiğiniz insanlarla duygunuzu paylaşabilirsiniz. Ondan sonra yavaş yavaş bunu o kadar da yakın olmadığınız insanlardan daha yakınlaşmak için daha sağlam bağlantı kurmak için ifade etmeyi deneyimleyebilirsiniz. Ve son olarak bu duyguyu bildirmesi gereken, yani çocuk hissediyor duyguyu ama duyguyu bildirmesi gereken her zaman içimizdeki o yetişkin parça. Bunu da unutmamak lazım. Çünkü iki çocuk konuştuğunda duygularını ifade ediyor olasalar bile o duygudan birbirlerini suçlamaları ya da bu çocuğun duygusunu buna söyleyerek bundan evvel eğilmek beklemesi. Bunun da bundan evvel inip eklemesi çok mümkün. O yüzden yetişkin modunda duygunuzu da söylediğinizde o zaman gerçekten daha güçlü ilişkiler ve daha güçlü ilişkilerle de çok daha zengin bir hayat yaşamamız mümkün. Bu videoyu beğendiyseniz beğen butonuna basmayı ve kanalıma abone olmayı unutmayın.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









