
Gülen Gündüz Yılmaz, Julia Cameron'ın "The Artist's Way" (Türkçe: Sanatçının Yolu) adlı kitabını tanıtarak, kitabın 12 haftalık yaratıcı programının içeriğini, haftalık temalarını ve sabah sayfaları gibi temel egzersizlerini ayrıntılı olarak anlatıyor. Kitabın, yazarın kendi hayatında bir kitap yazması, içerik üretimini artırması ve danışanlarıyla paylaştığı olumlu dönüşümler gibi somut etkilerini örneklerle gösteriyor. Ayrıca, yaratıcı blokları aşmak için içsel sınırlamaları kırma, Tanrı/evren/yaratıcılık kaynağıyla bağ kurma, iç çocukla çalışmanın önemi, eleştiri ve kıskançlık gibi duyguların yaratıcı sürece etkisi gibi spiritüel ve psikolojik boyutları ele alıyor. Videoda, izleyicilere haftalık alıştırmaların nasıl uygulanacağı, sabah sayfalarının meditasyon benzeri faydaları ve günlük yaşamda eğlenceye ne kadar zaman ayırılması gerektiği sorusu yöneltilerek katılım çağrısı yapılıyor.
Chapters
Yaratıcılık kim, ben kimim diyorsun? Hayatında bulduk, bereket mi olsun istiyorsun? Bütün cevaplar Julia Cameron'ın yazdığı, bende eski versiyonu olan, şu anda sanatçının yolu ismiyle satışta olan kitapta. Yeni kitap videomda bu hayat değiştiren kitabı anlattım. Merhaba. Yine bir kitap videosuyla karşınızdayım. Bu videodaki kitabımız bendeki eski bir versiyon olduğu için İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin başlıklı. Ama şu anki baskısı sanatçının yolu olan kitabı tanıtacağım sizlere. Julia Cameron'ın kitabı bu. Şimdi öncelikle şunu söylemeliyim. Bu insanın hayatını değiştiren bir kitap. Eğer kitabı salt okumakla kalmazsanız kitabın 12 haftalık programını oturup yaparsınız. Hayatınız nasıl mı değişiyor? Hayatınız bayağı böyle üretken yarattığınız ve haliyle de o yarattığınızın hem maddi hem de manevi karşılığını aldığınız bir dünyaya geçiş yapmak istiyorsanız Bu yeni bir dünyaya aslında size geçiş yaptıran bir kitap. Bu kitabı okuduktan sonra benim hayatımda neler değişti derseniz... Bir kere biliyorsunuz bir kitap yazdım. O kitabı yayınladım. Aynı zamanda çok çeşitli kanallarda baya bir içerik üretiyorum. Ve eskiden olduğu kadar da o içerikleri şöyle mi olsun, böyle mi olsun diye düşünmüyorsam ve ürettiğim içerikleri de o içeriklerden yararlanacak, faydalanacak kitleye göre üretiyorsam, o içerikleri eleştirecek, onlara çağıracak kitleye odaklanmıyorsam onun anahtarım hep burada benim için. Aynı şekilde bu kitabı yapan ve hayatında baya önemli değişiklikler olan başka arkadaşlarım da oldu. Yolunda gitmeyen ilişkilerini sonlandırdılar. Yeni ilişkilere yelken açtılar. İşlerinde, güçlerinde odakları belli değildi. Odaklarını böyle belirleyen ve dolayısıyla da hani odak belirlenince zaten oradan da yine maddi, manevi o geri dönüşü alan bir sürü arkadaşım oldu. O yüzden bu kitap benim hem danışanlarıma hem de arkadaşlarıma baya önerdiğim, tavsiye ettiğim bir kitap. Şimdi diyeceksiniz ki bu kitap peki bunu nasıl yapıyor? Kitap aslında temelde sana şunu öğretmek. üzerine yazılmış bir kitap. Hepimiz sonsuz bir yaratma gücüne sahibiz ama o yaratma gücünü engelleyen bizde türlü türlü kalıplar var. O kalıpları nasıl kırabiliriz? İşte onu 12 hafta boyunca çeşitli çeşitli alıştırmalarla baya bir iç çalışma yaptırarak bize öğretiyor sevgili Julia Cameron. Julia Cameron kim? Kendisi bir oyun yazarı, film yazarı, yönetmenlik yapmış bir insan. Yani baya aslında bu Hollywood dünyasındaki yaratıcı tayfadan bir insan. Bir gün bir şey oluyor ve bir iç sesini duyuyor. Diyor ki sen bu yaratıcılığı öğretmelisin. Onun üzerine bu konuyla ilgili eğitimler vermeye başlıyor. Sonra da belli bir süre eğitim verdikten sonra oradaki egzersizleri, alıştırmaları ve öğrettiklerine baz alan işte bu kitabın, sanatçının yolunu oturuyor ve yaratıyor. Şimdi kitapta ben her okuduğumda yeni şeyleri tekrar duyuyorum. Ben yaklaşık böyle bir buçuk sene önce falan bu kitabı yapmıştım, tamamlamıştım. Ama şimdi tekrar böyle bir okumaya başladım. Zannediyorum tekrar bu 12 haftaya bir geri döneceğim. 12 haftayı tekrar yeni baştan Yapacağım. Şimdi ne oluyor da, yani bu kitabın içinde bana dokunan şeyler ne? Onunla ilgili kitap sayfalarından bir iki tane örnek vermek istiyorum size. Bakalım size de titreşecek mi, size de dokunacak mı bu kitap? Mesela 5. haftadan şunları okumak istiyorum size. Tanrı'nın cömertliğini kabul etmemizdeki temel engellerden biri de neler başarabileceğimize dair edindiğimiz kısıtlı görüşlerdir. Sonra da şöyle devam ediyor. Tanrı'nın kaynağımız olduğunu anımsarsak ruhsal anlamda Limitsiz bir banka hesabımız olduğunu anlarız. Birçoğumuz Tanrı'nın ne kadar büyük olduğunu anlayamıyor. Biz bunun yerine bize verilen gücün çok kısıtlı bir kısmını kullanırız. Tanrı'nın bizim için ne kadar büyük olduğuna karar veririz. Tanrı'nın nimetlerinin sınırsız olduğunu ve herkesin eşit haklara sahip olduğunu öğrenmeye başlıyoruz. Bu çok fazla isteme konusundaki suçluluğumuzu da yok edecek diyor. Benim gerçekten kendimle olan bağlantımı o dünyadaki yaratıcı kaynaklı olan bağlantımı tekrar kurmamı ve çok güçlü bir şekilde kurmamı sağlayan bir kitap oldu bu. Sizinle şu an paylaştığım kısım Tanrı'dan ve yaratıcıdan bahsediyor. Julia Cameron şöyle söylüyor, yani istersen evren de, istersen Tanrı de, istersen evrendeki büyük ruh de, yani seninle hangi kelime bağlantı kuruyorsa Allah de ismine, Hangi kelime bağlantı kuruyorsa onu kullan. Orada o bağlantıyı kurduğunda işte içindeki yaratıcıyla da bağlantı devam edecek diyor. Ben şimdi yine çok sevdiğim bir paragrafı okuyacağım. Bu beni çok çok etkilemişti. Tanrı'yı kaprisli bir aile büyüğüne sokan insan şekilciliğiyle akışımızı sınırlıyoruz. Tanrı'nın kaynağımız kendini geliştirmeyi seven ve enerji akışı olduğunu anımsadığımızda yaratıcı gücümüzü daha etkin bir şekilde kullanabiliriz. Tanrı'nın çok parası var. Tanrı'nın birçok film fikri, romanları, şiirleri, şarkıları, resimleri var. Ve böyle devam ediyor. Şimdi çoğumuz kendimize inancımızı kaybedebiliyoruz. Kendini yaratıcı olarak bulmayan çok insan var. Ama Julia Cameron diyor ki hepimiz yaratıcıyız. Eğer engelleri ortadan kaldırırsak o zaman o yaratıcılığımızı hayatımızın her alanına getirebiliriz. Bu kitabı sadece sanatçılar yapıyor diye düşünmeyin. Bu kitabı avukatlar, muhasebeciler ve aynı zamanda sanatçılar yapıyor. Çünkü hepimizin yaratıcılığını akıtma kanallarımız çok farklı ve bunu yaparken de Julia Cameron o yaratıcılığımızı aktive etmek için hem yazı çizi var baya bir bu kitabın içerisinde hem de böyle minik tatlı ödevler var. O içindeki yaratıcıyı aktive etmek için mesela kendi kendinle baş başa kaldığın ve orada içindeki çocuk ne istiyorsa yaptığın mesela zamanlar belirlemini söylüyor. Ben şimdi ödevlerin çok aynısına girmeyeyim ama bu kitaptaki bu 12 haftalık çalışmayı nasıl yapıyorsun biraz ondan bahsedeyim. Şimdi bir kere diyor ki bu kitabı yapmaya başladığında bir sabah sayfaları yazacaksın. Hatta bunu 12 hafta boyunca sadece değil hayatının geri kalanında da yapacaksın. Benim maalesef şu an mesela buna çok uyamadığım bir dönem yaşadım ama tekrar başladım sabah sayfalarına. Çünkü sabah sayfaları inanılmaz iyi geliyor bana ve yapan bir sürü arkadaşıma. Evet vakit alıyor bu doğru ama o sabah sayfalarına oturup her gün üç sayfa yazdığımda O zihnimde dolanan türlü türlü düşünce, türlü türlü kaygı giderek sakinliyor. Düzenli yazdığımda giderek daha aslında yavaş yazdığımı fark ediyorum. Ve o kaygılar, o zihni bulanıklığı yerini projelere, fikirlere, hayallere bırakıyor. Bu bir nevi bir meditasyon, bir nevi bir mindfulness aktivitesi. Kimine çok uyuyor, kimisi başka meditasyon çalışmalarından yararlanabilir. Ama bana çok uyan ve gerçekten beni güne dengin, sakin, güvende hazırlayan bir aktivite o sabah sayfalarını yazmak. Peki salt sabah sayfalarını mı yazıyoruz? Hayır, her haftanın bir konsepti var. Mesela size buradan okuyayım. Birinci hafta güven listini oluşturmak. İkinci hafta kimliğinizi oluşturmak. Sonra güç listini oluşturmak. Altıncı hafta bolluğu keşfetmek. Sekizinci hafta gücünüzü keşfetmek. On ikinci hafta inanç duygusunu keşfetmek gibi her haftanın bir konusu var. O konuyu okuyoruz ve ondan sonra o haftanın alıştırmalarını yapıyoruz. Herkesin etkilendiği farklı haftalar var benim anladığım. Mesela bolluk haftası beni inanılmaz etkilemişti. Öte yandan hani bunu böyle sırayla yaptığınızda giderek hem kendinize güvenmeyi hem de ister ismine Allah deyin, ister evren deyin, yaratıcı deyin, isterseniz dünyanın kendisi insanlar deyin. Bütün o sizi saran Her neyse soyut ya da somut, onunla bağlantıda olmayı, güven dolu hissetmeyi, şöyle bir ayaklarınızın yere sağlam basmasını aslında deneyimliyorsunuz. Şimdi size okumak istediğim bir iki kısım daha var. Diyor ki, sabah sayfaları, sabah sayfaları size ruh halinizin hiç önemli olmadığını öğretecek. En yaratıcı işlerinizden bazılarını her yaptığınız şeyin tam anlamıyla berbat olduğunu hissettiğiniz zaman yapacaksınız. İlginç değil mi? Sabah sayfaları size yargılamayı bırakıp sadece yazmayı öğretecek. Şimdi burası beni bayağı etkileyen kısımlardan biri. Çünkü biz içinde bulunduğumuz hayat koşullarını ya da ruh halimizi falan yargılamaktan ve değerlendirmekten. ''Ay burada bana şu mu oluyor, o mu oluyor, şu an ne hissediyorum?'' falan gibi analize kendimizi kaptırdığımızda, burada şeyden bahsetmiyorum hani duygularını dinlemekten bahsetmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Burada kendimizi ve çevreyi sürekli bir analist haline girebiliyoruz ya hepimiz. Ondan bahsediyorum. O olaydan bırakıp ne yaratabilirime odaklanmayı öğrettiğini söylüyor aslında sabah sayfasının. Devam ediyorum. İnsanlar neden sabah sayfalarını yazıyoruz diye sorduklarında espriyle öteki tarafa geçmek için diyorum. Şaka yaptığımı düşünüyorlar ama yapmıyorum. Sabah sayfaları bizi öteki tarafa geçiriyor. Korkumuzun, olumsuzluğumuzun, kötü ruh halimizin ötesine. Benim burayla bağlantı olarak okumak istediğim başka bir cümle de şurası. Ve gerçekten bu kitabı yaparken Bunu yapmayı size sadece bu kelimelerle değil, o alıştırmalarla, o yaratıcılık zamanlarıyla öğretiyor Julia Kemer'in. Size kendinizi analiz ettiğiniz, başkalarını analiz ettiğiniz, başkalarını sürekli eleştirdiğiniz bir hayat sürmek yerine yaratma ve üretmeye teşvik ediyor. Bu kitapta yine beni etkileyen başka konulardan birisi eleştiri ve kıskançlıkla ilgili yazıydı yazarın. Ve orada şundan bahsediyor. Eleştirmenler içlerindeki o yaratıcı parçayla bağlantıyı kaybetmiş. tıkanmış yaratıcılardır." diyor. Şimdi bunu sadece bir eleştirmenlik olarak algılamayın. Biz de Instagram'da birisine baktığımızda, YouTube'da birisinin videosunu seyrettiğimizde eğer içimizden sürekli o insanı eleştirmekle ilgili dürtüler duyuyorsak ve o eleştiriler negatifse o zaman orada içimizdeki yaratıcı parçanın neye ihtiyacı var diye Sormayı öğrendim ben. Yine kıskançlık içinde yani kıskançlık bizim bir şeyler üretmeye dair hissettiğimiz bir duygu. Çoğumuz bu arada o kıskançlık duygusuyla çok barışık da değiliz. O geldiğinde onu bastırıyoruz. Halbuki o kıskançlık duygusuna bir bakabilsek orada üretmeye ve yaratıcılığa olan açlığımızı görebiliriz. Ve son olarak da şundan bahsedeceğim. Bu kitap aslında biliyorsunuz ben hem kendi kitabımda bayağı bir içimdeki çocukla ilgili kısımlar var. Hem Lucia Cappuccioni'nin kitabını da bayağı bir söylüyorum. İçinizdeki çocukla çalışmak için. Bu kitap bir içinizdeki çocukla çalışma kitabı değil. Öte yandan burada içindeki aslında yaratıcı parçanın çocuk olduğu ile o gerçekle seni yüzleştiriyor Julia Cameron. Ve diyor ki yaratmak istiyorsan o içindeki çocukla bağlantıya geçeceksin. Onu güvende hissettireceksin, neşe dolu hissettireceksin. O bir coşacak ki sen yaratabileceksin. Şimdi bu benim de eğer çok koşturuyorsam maalesef unuttuğum bir durum. Ne zaman hayatımdan eğlenceyi böyle bir azaltsam, ne zaman çok koştursam aslında o kadar da bir üretkenlik içinde olmadığımı da hatırlamam lazım. Hepimizin hatırlaması lazım bence. Bu kitapta baya bir o içindeki çocuğu nasıl coştursun'a ilişkin somut örnekler var. Yani mesela oturup bir yazı mı yazacaksın? O yazıyı bir kağıt kalem alarak, renkli kalemlerle yavaş yavaş, ağır ağır böyle keyfini çıkararak yapmak var. Bir de bilgisayarda bir tane liste aç. Acaba şu sırayla mı yapayım, bu sırayla mı yapayım diye kuru kuru yapmak var. İşte içindeki çocuk eğlenmediğinde zaten sıkıldığı için o işleri yapmayı da sürekli erteleyebiliyorsun. Ya da başına oturuyorsun ama oradan böyle kuru, seni de çok daha tatmin etmeyen bir iş çıkabiliyor. O yüzden çalışırken de sürekli o içindeki çocuğun yaratıcılığını aktive eden eylemleri hayatına nasıl katacağını da yine bu kitaptan öğrenebiliyorsun. Şimdi kitapta o kadar güzel şeyler var ki son olarak şundan bahsedeyim falan diyorum. Bir şey daha görüyorum, onu da size okumak istiyorum. Sondan bir önceki şeyi okuyacağım. Demiş ki yazar, sanatçı olarak sıkıntıdan ölebilirim. Sanatçı çocuğumu besleyemezsem de kendimi yok edebilirim. İçimdeki çocuğu ne kadar beslersem o kadar yetişkin olurum demiş. Valla ağlamak istiyorum bu satırları yazmak. Evet şu anki duygum kıskançlık, hayranlık ve huşu diyeceğim. Ve en son, artık en son şeye geçelim. Burada bir de bahsettiği şey şu, eğlenmek için ne kadar vakit ayırıyorsun diye. Ben Instagram'a da bir öyle soru koymuştum. Haftada kaç saatine salt eğlenceye ayırıyorsun diye. O zaman seni bu soruyla baş başa bırakıyorum. Bir bunun üzerine düşünebilirsin. Ve hatta yorumlarda bizimle bunu paylaşırsan da ne kadar güzel olur.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









