Gülen Gündüz Yılmaz, Art of Existence eğitim serisinden bir kesitte, duyguların bastırılmasının beden üzerinde nasıl patlamalar yarattığını, bu patlamaların dışa (öfke, panik) ya da içe (mide asidi, hastalık) yöneldiğini anlatıyor. Modern tıbbın mekanik yaklaşımına karşı, Gabor Maté’nin beden‑zihin bütünlüğü üzerine yaptığı bilimsel araştırmalara değiniyor ve bu bulguların hâlâ klinik pratiğe tam yansımadığını vurguluyor. Duygulara gözlemci bir pozisyondan bakıp, duygunun işaret ettiği ihtiyacı düzenleyerek karşılamanın, dışsal sorumluluk atfetmek yerine kendi ihtiyacın sorumluluğunu almanın önemini açıklıyor. "Tamamlanmamış işler" (unfinished business) kavramını tanıtarak, geçmişte çözülmemiş duygusal ve ailevi travmaların (örneğin göçmenlik deneyimi) güncel ihtiyaç ve sağlık sorunlarına nasıl yansıdığını örnekliyor. Kendi annesinin Yugoslavya’dan göçünü işleyen bir çeviri‑şarkı süreciyle bu travmayı işlemeyi gösteriyor ve izleyiciyi kendi tamamlanmamış işlerini fark edip, yaratıcı yollarla çözmeye davet ediyor.
Chapters
O nedenle de içinizde nasıl bir dinamik işliyor? Şimdi bu dinamik önemi ne? Burayı o yüzden bir dikkatinizi almak istiyorum yine sevgili arkadaşlar. Dinamiğimiz şöyle işliyor. Duyguları bastır, bastır, bastır, bastır. Mümkün olduğunca bastır, bastır. Bir su topunu denize bastırmak gibi düşünün. Ve bir noktada o patlıyor suratımızdan su topu. İki şekilde patlıyor. Bazılarının dışı patlıyor. Öfkelenip karşıya söylemek gibi. Ya da panik atak geçirmek gibi. Ya da karşındakine bağırmak. HA HA HA HA diye endişeni belirtmek ya da içe patlıyor, mideye patlıyor. O duyguların bu arada biyolojik olarak da öfke, midede asit olarak kendini gösteriyor. Yani sen duyguyu dinlemediğinde o ya dışarıya doğru yıkıcı olarak patlayacak ya da içeriye yıkıcı olarak patlayacak. Çoğunlukla da ikisi birden olacak. Yani hastalıklara bizi götüren şey de bu. Bu arada bu böyle şey daha spirtüel dünyaların lafları olarak görülüyordu. Çok uzun süre, senelerce. Çünkü modern tıp insan vücudunu mekanik olarak ve parçalara bölüp algılayan bir tıp. Gabor Mate'nin kitaplarını okuyabilirsiniz. Şimdi Gabor Mate de bir doktor. Ve Gabor Matin'in yaptığı şey... Bu konuda bir sürü bilimsel araştırma var artık. Yani insan bedeni zaten bir bütün. Bunu düz kendi aklımızla, kalbimizle bile anlayabiliriz değil mi? Kendi deneyimimizle de biliyoruz. Bir şey olduğunda çok bizi öfkelendiren midenizde bir şeyler oluyor. Belinizde bir şeyler oluyor. Buradan zaten biliyoruz. Ama şimdi bu konuda bir sürü bilimsel araştırma var. O bilimsel araştırmalar, diyor ki Gabor Mate, bilimsel araştırma orada duruyor ama bunlar kliniğe daha gelmedi. Tıpkı ders kitabı olarak daha okutulmuyor bunlar. Problem bu. Biz duygularımızı bastırmak değil, duygularımızla gözlemci pozisyonundan bakmak istiyoruz sevgili arkadaşlar. Fakat bunu belli bir regulasyon olmadan yapamayız. Bir parça kendimizi regüle edeceğiz. Sonra oradan duyguya bakacağız. Duyguya bakınca ne olacak? Duygunun işaret ettiği ihtiyaca bakacağız. Oradan o ihtiyacımızı karşılayalım. Şimdi burada da şöyle bir konu var. ihtiyacımın sorumluluğunu almaya geçmem lazım. Biz çoğunlukla o duygu sanılan yargılar var ya, kendimizi yargılarla, inanç sistemimizle, bütün o koşullandırmayla, toplumun bize verdiği, çeşitli şekillerde engelliyoruz. En temel yaptığımız şeylerden bir tanesi ihtiyacımın, sorumluluğumun başkasına vermek. Yani ancak çalıştığım şirket böyle böyle olursa ben böyle olurum. Ancak yaşadığım ülke böyle böyle olursa, o ülkenin de başkanı böyle böyle olursa ben ihtiyacımı karşılayabilirim gibi bir yere gidiyoruz. Halbuki ihtiyacımızı karşılamanın sorumluluğunu aldığımızda o ihtiyacın sorumluluğunu almak karşılamak için yeterli oluyor. Son derece yaratıcı olabiliyoruz biz insan olarak. Tamamlanmamış işler ya da bitmemiş işler olarak Türkçe'ye çevrilen Unfinished Business kavramı. Yani Unfinished Business olarak İngilizce'de gündelik dilde de konuşuluyor. Öte yandan bizim çalışacağımız konu bir geç dağıt konsepti. Geç dağıt yaklaşımının konsepti. Duygular her zaman o anın ihtiyacını söylemiyor bize. Geçmişte tamamlamadığın işlerin, geçmişte tamamlamadığın ihtiyaçların işaretçisi de oluyor. Mesela uyku ihtiyacı. Yani bir yandan evet bu anın ihtiyacı ama bir yandan önceki gecenin ihtiyacı değil mi uyku? Ya da bir hafta boyunca çok yoğun çalışmışsın ve hiç kendini arada mental olarak dinlendirememişsin. Ve şu anda cumartesi günü ya da pazar günü o bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmaya çalışıyorsun. Ne kadar çok unfinished business'ın olursa ihtiyaçlarını karşılaman o kadar zor oluyor. Peki tamamlanmamış işler sırf bu bedenle ilgili uykudur, dinlenmedir vs. ihtiyaçları mı? Hayır sevgili arkadaşlar. Bizim ailemizden getirdiğimiz, atalarımızdan getirdiğimizde Bayağı bir tamamlanmamış iş var. Tamamlanmamış ihtiyaç var. Mesela ailenizde göç varsa benim gibi, üstelik o göç yakın bir göçse... Benim annem Yugoslavia doğumlu. 4 yaşındayken buraya gelmiş. O göçün verdiği ve benim de aileden görüp hala üzerimde taşıdığım tamamlanmamış işler var. 2 sene önce o göçün... Bu arada duygu, Türkçe'de duygu da yaz. İhtiyaç da yaz. Aynı kelimeyi kullanıyoruz biz. O yaz ile ihtiyacına yönelik yaratıcı çalışmalar yaptım ben. Ne yaptım? Oturdum. Bilmiyorum tabii ki Slav dilleri. Ama oturdum. Bir parçayı seçtim. O parçayı defalarca dinledim. Ağladım. Türkçeye çevirdim. Türkçesini kendim güzel bir çeviri şiire çevirdim. Kendim söyledim. Aileme gönderdim. Bu proses boyunca da bayağı bir ağladım ve çok rahatladım. Yani sadece bedensel ihtiyaçları değil, biz aileden getirdiğimiz ya da yakınlarımızın kaybı, o kayıpları proses etmek için de ihtiyaçlarımız var. O ihtiyaçlara yönelik de bizi arkamızda kocaman bir çuval gibi sırtımızda taşıdığımız tamamlanmamış işlerimiz var. Bu tamamlanmamış işleri ne kadar tamamlarsak, oradaki döngüleri ne kadar kapatırsak, bugünün içerisindeki ihtiyaçlarımızı karşılamamız da daha kolay oluyor. Art of Existence eğitimlerinden kısa bir kesit paylaştık sizlerle. Eğer bu içerik sizde minnak bir farkındalık, minnak bir hissiyat yarattıysa lütfen yorumlarda bizimle paylaşın. Yeni içeriklerde görüşmek üzere.