
Gulen Gunduz Yilmaz explores Jung's shadow concept: the parts of ourselves we reject and unconsciously project onto others. He traces shadow work from ancient mythology through psychology, using examples like Dr. Jekyll and Mr. Hyde, then offers practical methods including journaling, meditation, and six-minute unconscious flow exercises to integrate disowned traits.
Chapters
Evet başlıyoruz. Demin bir kapadım ama tekrar geldim. Şimdi herhalde yavaş yavaş katılımlar olur. Biraz heyecanlıyım çünkü gölge çok çok büyük bir kavram. Onu nasıl basitleştirerek anlatabilirim, aktarabilirim diye bir heyecan yaptığım doğrudur. Çünkü gölge konusu bayağı bir kompleks bir konu. Bir de sanırım bizim zihinsel olarak algılamamız da aynı zamanda gölgeyi birazcık zor. Neden diyeceksiniz. Çünkü gölge zaten bizim çok kabul etmek istemediğimiz taraflarımız olduğu için biz bunu teorik olarak da anlamakta güçlük çekiyoruz. Evet. Selam edenlere selam olsun. Sevgili güzel insanlar. Evet, birazcık daha bekleyeceğim. Sonra direkt gölgeye giriş yapacağım. Hazır mısınız? Bu arada gölgeye bu kadar şey olması da... Nasıl diyeyim? Bu gölge konusunu konuşacağım dedikten sonra da bayağı bir heyecan oldu sosyal medyada. Birçok güzel insan paylaştı. Gölge etmesinler yeter. İşte bakacağız onlara. Kimler gölge etsin, kimler gölge etmesin konularına da bakacağız. Sanırım gölge bir şekilde biz içten içe gölge konusunun ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. O yüzden de hepimizde bir heyecan yaratıyor gölge konuları. Evet. Gölge süper konu. Bence de süper konu. Şimdi gölgeyi İlk kavramsal olarak böyle psikoloji ve ortaya atan Carl Gustav Jung çoğunuz biliyorsunuzdur diye düşünüyorum. Ama aslında gölge kavramı ne zaman işte biz şeytanları konuşmaya başladık, iblisleri konuşmaya başladık? Ta o zamanlardan beri yani insanlığın var oluşundan beri var olan bir kavram aslında gölge. Gölge nedir? Çok basit anlamıyla gölge Bizim sahiplenmediğimiz taraflarımızdır. Bilinç düzeyinde biz kendimize bir kimlik geliştiririz. Deriz ki ben böyle bir insanım. Ben bunları severim, bunları sevmem. Bunları asla ve asla yapmam deriz. Ama her insanda bir de gölge vardır. O gölge parçalar bizim bilinç düzeyinde kendimize çizdiğiniz kimlikten başka öyler taşırlar. Biz kendimizin son derece iyi bir insan olduğuna inanırız. Son derece ahlaklı, erdemli olduğumuza inanırız. Ama bu kimliğe çok da uymayan eylemler geliştiririz. Şimdi diyeceksiniz ki, gölge kötü bir şey o zaman. Hayır, gölge iyi ya da kötü değil. Gölge. Gölgeye zannediyorum daha böyle kötü taraftan bakan taraf daha batının şekillendirdiği din anlayışı bu tarz gölgeye de daha böyle kötü perspektiften bakmamızı sağlıyor. Ama doğu perspektifinde, gölgenin içinde de hazineler olduğundan bahsediyoruz. Şimdi biraz soyut konuştum. Hemen daha böyle örneklere girelim. Dr. Jekyll, Mr. Hyde. Bu konsepti bilenler şöyle bir thumbs up yapabilirler mi? Böylece ne kadar insana ulaştığını da anlarım. Dr. Jekyll kendi halinde efendi bir doktor iken onun içinden böyle inanılmaz dürtüsel hareket eden, agresyonu olan, hayvansı dürtüleri olan bir Mr. Hyde çıkıyor. Bu arada 1800'lerin sonlarında yazılmış bir roman. Yani Jung'tan önce direkt burada arketipsal olarak da görüyoruz biz Dr. Jekyll'ın işte gölgesine nasıl çıktığını. Başka bir örnek. Kurt adamlar. Şimdi kurt adam Bize genelde kötü olarak sunulur. Ama şimdi Hollywood biliyorsunuz hep iyi ve kötüyü farklı şekillerde de bize sunmaya çalışıyor. İyi ki de öyle yapıyorlar bu arada. Şeyleri değiştiriyorlar. Bizim bildiğimiz mitleri değiştiriyorlar. Birazdan Malefize'de geleceğim. Malefize'de kötüden daha böyle iyinin de olduğu bir karaktere çeviren yine sağ olsun Hollywood. Şimdi kurt adamlar mesela, kurt adamlar vahşidir değil mi? Ve şimdi buraya katılan kadınlar eğer benzer düşünüyorlarsa böyle, öyle düşünmüyorlarsa şöyle yapsınlar. Kurt adamın içerisinde bir seksilik vardır, bir çekicilik vardır. Bizi kendine doğru çeker kurt adam. Çünkü kurt adam bizim kabul etmek istemediğimiz o hayvansı. O seksi isteyen, seksi arzulayan yanımızı temsil eder. O yüzden kurt adamlar çekicidir. Ve biz o yüzden onları arzularız. Belki de rüyalarımızda görürüz. Evet, kurt adamı seksi bulanlar burada. Hele ki neydi adı en son oynayan kurt adamımız? Hatırlayan varsa yazsın buraya. Şimdi benim aklıma gelmedi. O oynarsa çekici nasıl bulunmasın kurt adam? Peki, yani böyle... Seda şey yapmış, Allah'ım. Seda, buluyor musun, çekici bulmuyor musun? Yaz. Peki, bizim ülkemize galiba 90'larda geldi, yanlış hatırlamıyorsam. Çünkü benim çocukluğumda değildi. Ben, erkek kardeşim Oray'ın çocukluğunda. Evet, o da gayet gölge bir karakter, sevgili Edward'ımız. Ve ne kadar çekici değil mi? Geliyor. Kanımızı emiyor falan. Ne kadar hayvansı. Biz bunlara işte böyle ilgi duyuyoruz. Bu arada şimdi illa böyle hayvansı falan mı portre edilmek durumunda? Tabii ki buluyorum. Jacob da kurt adamdı. Biz hepsini çekici buluyoruz. Peki. 90'ların çizgi filmi He-Man'i hatırlayanlar burada mı? Herhalde çoğunuz hatırlıyorsunuzdur. Evet, Malibu Dizisi Seksi. 90'ların o He-Man'inin esas günlük hayattaki karakterinin ismini bakalım kim hatırlayacak ve kim yazacak buraya. Çünkü onun gölgelerin gücü adına, güç bende artık diyerek kılıçla, kılıcını kaldırıp He-Man'e dönüşmeden önceki Esas karakteri neydi? Bakalım... Kim? İç sesimiz mi, gölgelerimiz? Bunun cevabı hayır. Bu arada iç sesin farklı türleri de olabilir. O yüzden bunun cevabı hayır. Evet, Hiemen'in... Daha söyleyeyim o zaman. Hiemen'in esas karakterinin adı Prens Adam. Prens Adam kendi halinde sevimli bir prens ve sonra çok güçlü, hatta evrenin en güçlü adamı olarak bahsedilir He-Man'den. Evrenin en güçlü adamı olarak He-Man'e dönüşüyor. Onun gölgesi He-Man ve bilmiyorum yazarlar bunu çok bilinçli bir seçimle mi yaptılar yoksa onları da kolektif bilinç dışımı yönlendirdi. Gölgelerin gücü adına diyor. Himene dönüşürken. Yani bir yandan gölgemiz o hayvansı yanımız da olabilir. Bir yandan da kendimize gücümüzü reddettiğimiz yerlerimiz var ya, gölgemiz o güçlü, o savaşçı yan da olabilir. Batıda buna altın gölge, golden shadow adını veriyorlar. Ben bu tarz ayırımları Batının demin de anlattığım o dinlerden gelen iyisi kötüsü var ya bir şeyi iyiye bir şeyi de kötüye koymak istiyor. O kutuplara koyma isteğine bağlıyorum. Benim için ise iyi ya da kötü diye bir şey yok. O hayvansı yanımızda bize lazım diye düşünüyorum ben. O güçlü yanımızda bize lazım. Önemli olan bunları bilinç düzeyinde kullanmak. Gölgenin bizi böyle çekip tokatlayarak bilinciniz dışında bizi nasıl diyeyim sürüklemesine o kadar da izin vermemek. Gölgelerin gücü adına evet. Recep İvedik diyor ya aslında kedi gibi insanım. İşte evet Recep İvedik de kendini öyle görüyor. Yani kendini ya benim baya böyle kötü olduğum yanlar da var. diyen bir insan bilmiyorum. Biliyor musunuz? Ben bilmiyorum. Herkes kendinin son derece iyi, son derece ahlaklı, son derece erdemli olduğunu düşünüyor ve diğerlerinin öyle olmadığını düşünüyor. Ve buradan da size yansıtma, projeksiyon kavramından bahsetmek istiyorum. Şimdi ben Bu yanlarımı kabul edemiyorsam, dedik ya, gölge bizim kabul etmediğimiz, sahiplenmediğimiz yanlarımız. Bu ister içimizdeki güçlü parça olsun, ister içimizdeki o hayvansı, vahşi tarafı olsun, istersek içimizdeki yıkıcı tarafı olsun, malefiz gibi. Kabul etmediğimiz, sahiplenmediğimiz yanlarımız. Peki biz bu karanlık taraflarımıza, bu gölge taraflarımıza kabullenmiyorsak ne yapıyoruz? Biz bunları başka insanlara yansıtıyoruz. Yani diyoruz ki işte bilmem kim ne kadar da bencil görüyor musun? Bilmem kim ne kadar kıskanç görüyor musun? Eğer başkalarında bir takım etiketler kullanıyorsak, o etiketler, başkalarında o tahammül edemediğiniz yanlar, kendinizde kabul etmek istemediğiniz yanları o kişilere yansıttığımız için oluyor. Aslında ruhumuz bize şunu söylemeye çalışıyor. Diyor ki, o başkalarında gıcık olduğun, tahammül edemediğin taraflar var ya seni tetikliyor. İçinde böyle duygular, duygu karmaşasına giriyorsun. O duygulara bir bak da o parçalarını bir gör, onları bir aydınlığa, bir bilince getir ve onlarla çalış diyor. Yani başkalarındaki o tetiklenmelerimiz bundan kaynaklanıyor. Şimdi Kötü yanlarımı çok iyi biliyorum ve kabul ediyorum demiş Nurcan. Şimdi ben bunları birazcık... Evet ya ben biliyorum kötü yanlarımı diyenleri de birazcık zorlayacağım. Hazırsanız. Şimdi kötü yanlarımızı kabul etme ömür boyu sürecek bir yolculuk. Yani gölgeyle çalışmaya birazdan geleceğim ama gölge o kadar da böyle ya kabulleniyorum, o parçamı da seviyorum falan filan diyerek olacak bir olay bir hikaye değil arkadaşlar. Neden değil? Mesela içimizdeki yıkıcı parçadan örnek vereyim. O yıkıcı parça bende ben onu malefiz olarak çalıştım. Kitabımda da yazdığım bir hikaye var. Malefis filmini seyrederken ben kendimden geçercesine ağladım. Tekrar seyrediyorum, tekrar ağlıyorum ve sonra da bir takım katıldığım eğitimlerde hep bu malefizi çizmeye, o malefizi böyle heykelle yapmaya, onu yazmaya falan başladım. Ve oradan anladım ki baya kabul etmek istemediğim yıkıcı bir parçam var benim içimde. Şimdi yıkıcı parça kötü müdür? Batı bakış açısına göre bunu kötü kabul edebiliriz. Ama yıkıcı parça, benim kitapta da anlattığım gibi, hayatımda beni çok tokatladı, çok başka yerlere götürdü. Ama o sayede de benim içimdeki her şeyi kabul eden, her şeye sabırlı, o fazlasıyla iyi anneyi öldürdü. buna ışık tutabildiğim için, onunla çalışabildiğim için. Peki bunu yapmadığımızda ne oluyor? O yıkıcı parçan bize neler yapıyor, neler. Neler mi yapıyor? Mesela sigara mı içiyorsun? O yıkıcı parçanın yaptığı bir şey. Çünkü bedenine zarar veriyorsun. Şeker mi tüketiyorsun? Yine yıkıcı parçan iç başında. Sana iyi gelmeyen İnsanlarla görüşüp sonrasında kendini kötü mü hissediyorsun? Yıkıcı parçanın iç başında. Yani bunları biz bilinçli yapmıyoruz ya, bilinçle yapsak kim şeker yer, kim sigara içer? İşte onları gölge yapıyor ve karanlık yanımı görüyorum önermesi O yüzden de çok çok doğru bir önerme değil. Yani onu görüyorsun sonra görmüyorsun sigara yakıyorsun. Onu görüyorsun sonra istemediğin şeylere sabır gösteriyorsun. Onu görüyorsun kabul ediyorsun ama sonra istemediğin şeyleri kabul ettiğin için o öfkeyle hoppadanak dışarı çıkıyor. Bilmiyorum. Bunlar size mantıklı geliyor mu? Gölgemi olmasa seveceklerim içimde patlar, arar. Ya işte gölgeyi ne kadar seviyoruz bilmiyorum. Yani ben manefizi evet içimde bir sevgi besliyorum ama... Aniden çıktığında ve beni yaktığında o yakmayla ne kadar baş edebiliyoruz ya da o yakmanın içinde kalabiliyor musun? Onlar da bakılması gereken yerler. Şimdi sigarayı bakmak için hangi parçamayı da anlatacağım. Bir bence bu canlı yayını bir dinleyin. Ondan sonra bakalım oradan kendinize bir takım içgörüller çıkarabilecek misiniz? Ay canım Melal ablam. Çok sade ve anlaşılır oldu. Ay buna çok sevindim. Çünkü bu gerçekten kompleks bir konu olduğu için bunu nasıl anlatacağım diye baya böyle stres olduğum doğru. Sırtımdan ter çıktı demiş Nurcan'ım. Ya evet işte gölge böyle sırtımızdan şeyleri çıkartıyor sevgili arkadaşlar. Şimdi yansıtmadan bahsettik. Gölge nasıl ortaya çıkar? Biraz daha ondan bahsedelim. Şimdi, demin bahsettim ya o sigarayı yaktığındaki gölge diye, o şekerleri yediğindeki gölge diye. Gölge aniden ne olduğunu sen anlamadan kendine, aslında bir ilişkin, bir partnerin varken başka bir insanla Sevişirken, öpüşürken bulduğunda da gölgendir seni ele geçiren. Kumar oynadığında, para kaybettiğinde gölgendir. Yani bütün bağımlılıkların aslında arkasında gölgenin seni sürüklemesi vardır. Uyuşturucu bağımlılıkları zaten shadow possess diye bir tanım var. Gölgenin ele geçirdiği kişi olarak ben herhalde doğru çeviririm. O gölgenin tamamen ele geçirdiği insanlarda ya da insanların o durumlarında işte böyle istemediğin, kendine itiraf edemediğin, kimseye söylemediğin ilişkiler yaşamak, kumar uyuşturucu bağımlılıklarına gitmek gibi olaylar var. Başka ne var? Ani öfke patlamaları mesela. İnsanlarla konuşurken ani böyle cinnet krizleri. İşte bunların hepsi de yine seni gölgenin esir aldığı ve tokatladığı durumlar. Şimdi şundan bahsetmek istiyorum. Bastırdığımız her şey bilincimizin dışına bizim bilinçli olarak kontrol edemediğimiz şekillerde çıkar. Bu demin anlattığım örneklerde olduğu gibi. Ve maalesef ego ne kadar güçlüyse gölge de o kadar güçlüdür. Hatta Jung'un çok sevilen ve çok paylaşılan bir sözü vardır. Ağaç ne kadar büyükse gölgesi de o kadar büyük olur diye. Bu şu demek. Ego genel Yani gündelik dilde şöyle kullanılıyor, ay egosu ne kadar yüksek insan falan gibi kullanılıyor. Ego, bu tanım doğru bir tanım değil aslında. Doğru tanım şudur ego için, senin yaptıkların, senin bilinç düzeyinde var ettiklerin, mesela senin mesleğin, oturduğun ev, senin insanlara gösterdiğin kişilik özellikleri, yani şeyin üzerinde, buzdağının üzerinde insanların gördüğü her şey Egomdur. Paran, pulun da egodur. Okuduğum kitaplar da egodur. Yani bilinç düzeyinde görebileceğimiz her şey egodur. Sen güçlü bir ego inşa ettiysen o zaman kendine de güçlü bir maalesef statik kimlik inşa ediyorsun. Diyorsun ki ben böyleyim. Mesela benim işte kitapta anlattığım bir örnek var. Kendine çok güçlü bir kariyer inşa etmiş güçlü bir kadın. Çocukları da var, çocukları da böyle güzel yetiştirmek için inanılmaz bir özeni var. Yani bir mükemmel hayat yaşıyor. Ve sonra aniden kendini birisiyle öpüşürken, sonra da hiç yapmam, asla yapmam derken bir ilişki yaşarken buluyor. Genelde zaten bu tarz olaylar Orta yaş kriziyle de ilişkilendirilir. Neden? Çünkü orta yaşa kadar o egoyu, o kimliği o kadar güçlü sen inşa ediyorsun ki 40'lı yaşlardan sonra neler oluyor sevgili arkadaşlar? O kimlik yerinde duramıyor. Çünkü senin içinde öfke var. Yıkıcı taraf var. Hayvansız güdülerin var senin. Sen onlara ışık tutup onlarla çalışmazsan işte böyle aniden bu tarz olaylar yaşıyorsun. Peki... Bir şey daha söyleyeyim. Sonra öfkeyle acaba nasıl çalışılır? Onlardan bahsedeyim. Şimdi... Yine Jung'un çok güzel bir lafı var. Diyor ki, insan ışık figürlerini hayal ederek aydınlanmaz diyor. Şimdi biliyorsunuz biz aslında çoğu zaman, özellikle işte benim bahsettiğim o batılı din anlayışında, ki bizde de ortodoks aslında İslam, baya bir şeyin etkisinde. Bu batılı iyi ve kötü, doğru ve yanlış, yani ikilik, dualiteden beslendiği için bizde de ortodoks İslam öyle. Ama batıda da, işte şeyde de, İslam'da da farklı, yani iyinin ve kötünün olmadığı yerde buluşalım diyor ya Mevlana, aynı o şekilde iyinin ve kötünün olmadığı şeyleri düşünenler de var ama genel, hani konvansiyonel bizim anlayışımız Işıkla özdeşleşmek. Yani ışık figürü diyor. Mesela orada işte İsa bir ışık figürü değil mi? Buda bir ışık figürü. Onu hayal ederek aydınlanmaz, karanlığı bilince getirerek aydınlanır diyor. Ama bu insanların üzerinde anlaşacağı bir şey değildir bu benim söylediğim. Ve o yüzden de popüler bir anlayış değildir diyor. Çünkü kim karanlıklarıyla, o pis, kirli yanlarıyla uğraşmak ister ki? Sürekli işte şeyi, iyiliği, içimdeki iyiyi çağırıyorum, içimdeki güzeli çağırıyorum. Kabul ediyorum içimdeki güzellikleri. Demek varken, değil mi, kim kendisinin öyle o yıkıcı, o bencil, o seks dürtüleriyle dolan, o öfkeyle, nefretle dolan parçasına kim bakmak istesin? Bayağı bir konuştum. Ortodoks İslam diye bir şey yok ama. Bir Google'a yazarsanız orada benim neyi kastettiğimi. Anlarsınız. Yani geleneksel iyinin ve kötünün olduğu, kuralların çok katı olduğu din anlayışından bahsediyorum ben. Her dinde, her yaklaşımda ortodoks olunabilir. Hayır, onu kastetmiyorum. Burada kastettiğim şey, katı anlayışlara bağlı iyi ve kötünün çok net sınırlarla çizildiği ahlakçı din anlayışından bahsediyorum. Orada iyi ve kötü olduğu için de biz iyiyle özdeşleşip, demin bahsettiğim gibi kendimizi iyi zannedip, kötülüğü de başka insanlara, hatta başka toplumlara başka mezheplere, başka ülkelerin insanlarına falan yansıtıyoruz. Neden? Çünkü kendimizi o katı ahlakçı kurallara uyan iyi insanlar olarak kabul edip başkalarına kötü dediğimiz için. Umarım burada ortodoks din derken neyi kastettiğim açık olmuştur. Eğer çok net değilse o zaman ona bakarsınız. Şimdi ben birazcık yukarı Çıkayım ve oradaki yorumlara bakayım. Malefiz de seksi. Evet. Adem mi? Haa deminki Prince Adam, evet. Prince Adam da Gölgelerin Gücü adına. Nasıl değişecek? Çok teşekkür ederim güzel yorumlarınız için. Şimdi, benim gölgem çok fena çok. Gölgenin bizi esir alması. Evet, gölge genelde esir alarak geliyor bize. Gölgelerin insanın üstüne bir baskısının olduğunu mu anlamamız gerek? Ego yani. Yani şöyle, sen gölgeni bastırıyorsun, bastırıyorsun, bastırıyorsun. O illaki bir süre sonra sana yukarıya doğru çıkacak çünkü bir şeyi sonsuza kadar bastıramazsın. Zaten gölgeyle ilgili bizim en büyük problemimiz bir, onun biz bilince getirmediğimiz için olmadık şekillerde kendini göstermesi. Demin bahsettiğim gibi işte şeyken bir partnerin varken başka birisiyle senin de kimselere söylemekten böyle çekindiğin, utandığın bir ilişki yaşamak gibi de yaşayabilirsin. Kendini Yıkarak da onu yaşayabilirsin. Ama ikinci ve en az bu söylediklerim kadar önemli. İkinci husus ne biliyor musunuz? Biz gölgenizi bastırmak için o kadar çok çaba, o kadar çok enerji harcıyoruz ki O enerjiyi kendi hayatımıza ve kendi ürettiklerimize akıtamıyoruz. Enerjimizin büyük çoğunluğu, o kendimize inşa ettiğiniz çok iyi, çok erdemli insanı korumak için, o öfkesi olmayan, her şeye böyle kibar kibar konuşan, ideal bir kariyeri, ideal bir ailesi olan insanı korumak için, sahte diyeceğin kimliği korumak için o kadar çok çaba sarf ediyorsun ki o enerjini yaratmaya harcamıyorsun. Belki onu yaratsan içinden inanılmaz güzel yemekler pişiren bir insana dönüşeceksin. Belki kitaplar yazacaksın, romanlar yazacaksın. Belki insanlara olan sevgini başka şekillerde aktaracaksın. Gibi gibi. 50 yaş için ne diyorsunuz? Yani ego tabii 40'lara doğru yani 40 yaşlarda şekillendiği için gölgenin en büyük patlamalarını biz 40 sonrası yaşıyoruz. Işık tutup çalışmak nasıl? Evet bahsedeceğim. Karanlığı bilince getirmek. Bir kelime tetikledi hemen bazılarını. Evet, Ortodoks İslam dedim ve... Tetikledim değil mi? Belki gölgeleri tetikledim. Emrullah da gelmiş benim. Malefizi izlerken çok sıkıldım ve 20 dakikada sonra bıraktım. Gölgem sapık. Her şey karıştı. Cehalet ne güzelmiş. Ya şimdi yine Jung diyor ki çoğumuz kendimizi iyi olarak düşünen optimist insanlarız. Ama içeride aslında kişilik bölünmesi yaşıyoruz ve kendi iç derinliklerimizi bilmeyen cahilleriz diyor. Şimdi maalesef bu tanıma Yani bu tanım o kadar doğru ki kendi iç derinliklerini bilmiyorsan, kendi öfkeni bilmiyorsan, o öfkenin nasıl olup da çıktığını bilmiyorsan, e o zaman yani cahillik bu dilde nedir? Ben şimdi yine size şey yapayım mı? Bir yine tetikleyeyim mi? Tetiğe hazır mısınız sevgili arkadaşlar? 50 yaş şöyle, 40 yaşında Eğer gölgenle ilgili şeyler yaşamadıysan, güçlü tokatlar yaşamadıysan ya da yaşadın, gölge seni tokatladı çeşitli şekillerde, büyük olaylar yaşadın yani, işini kaybettin, işinden çıkarıldın vs. ve oradaki derslerini alamadıysan o zaman ellide de, altmışta da, yetmişte de gölgen seni çok daha güçlü bir şekilde tokatlamaya devam eder diyeceğim. O yüzden 50, 60, 70 yaş için önerim yani gölgenin daha da güçlü bir şekilde senin üzerine geldiğini kabul etmek. Gölgeyle ilgili özellikle iki noktadan bahsedeceğim ama oraya gelmeden sizi bir tetiklemek istiyorum. Şimdi Türkiye'de insanların en çok tetiklendiği insan kim sizce? Türkiye'deki insanların en çok tetiklendiği, en çok Yansıtmaya tabi kişi kimdir? Bekliyorum yorumlarınıza. Bakalım itiraflar gelecek mi? Otuzlarda da gayet güzel tokatladı. İşte bazılarını evet öyle tokatlıyor. Yani 20'li yaşlarında mesela uyuşturucu tuzağına giren insanlar da var. Onlar 20'li yaşlarında o gölge onları ele geçirmiş durumda. Gölge derken neyi kastediyorsunuz? Ego'yu mu? Ego'nun dışında kalan parçayı, bizim kabul etmek istemediğimiz, sahiplenmediğimiz, ay ben bu hiç öyle değilim, ben böyle bir insan asla değilim dediğimiz parçalarımız ego, yasak adını anmak ve geldi. Evet, RT. Bildiniz. Şimdi ben Soruyu tekrar sorun lütfen. Ben şunu sordum. Türkiye'de insanların en fazla tetiklendiği kişi kimdir? Yazar mısınız dedim. Çünkü birazcık sizi tetiklemek istiyorum. Hemen geldi hepimiz diktatörüz mü? Şimdi, şeyi ben çalışmayı çok seviyorum. Burada tabii ki Recep Tayyip Erdoğan'ın kişilik özelliklerinden bahsetmeyeceğim. Recep Tayyip Erdoğan üzerinden yaptığımız yansıtmaların bizim gölgenize dair yansıtmalarına bakalım. Bizim gölgenize dair ne söylüyor ondan tetiklenmemiz? Mesela onun diktatör olduğuyla ilgili ha bire düşünce üretiyorsak, yansıtmamız bu adam çok pis bir diktatörse o zaman kendi içimde ki o diktatör parçayı ne kadar kabul ediyorum? Bu böyle olmalı, şu şöyle olmalı diye hani insanlara böyle empoze etmeye çalıştığım yanlar mesela. Bunların farkında mıyım acaba? Yoksa bunlar aniden mi ortaya çıkıyor? Aniden mi insanlara diktatörlük yapıyorum? Olmak isterdim açıkçası diktatör. Şimdi şöyle, orada da biraz kutuplardan bahsedeyim. Umarım bunu basit bir şekilde anlatabilirim. Şimdi, bayağı diktatör olmak şu kutup olsun. Diktatörlüğü kullanamamak, hiç o diktatörlük parçasının bilinçli durmamak da bu tarafta olsun. Şimdi ben birisine diktatörlükle ilgili bir yansıtma yapıyorsam, o hiç diktatör olmayan parçaya doğru, yani ben şuralarda bir yerdeyimdir. Bunu ben çizerek anlatayım ya. O şeylerle anlatamadım. Hemen geliyor. Diktatör. Diktatörün karşısına da Ne koyalım? Mesela diktatörün karşısına uyumu diye bir şey koyacağım. Şimdilik aklıma o geldi. Tabii ters görüyorsunuz ama şurası diktatör, şurası da uyumu. Şimdi eğer ben genelde şuralarda geziyorsam O zaman gölgem beni ani diktatör tepkileri vermeye. Yani birisi bana bir şey yaptı, ona okay dedim, okay dedim. Sonra cinnet geçirip işte buralarda bulurum kendimi. Yani benim bu kutupta bir sıkıntım, bu kutupta bir problemim varsa sevgili arkadaşlar, O zaman hem o diktatör yansıtmasını yaparım başka bir insana, hem de kendimi hep buralarda dans eden, ben hiç diktatör değilim ki derken aniden gölgem gelir ve beni buralarda bir tepki vermeye yönlendirir. Bilmiyorum bu şey mi? Diktatör. Başka neyi yansıtıyoruz? Yani başka şeye... Ha, ezik. Evet, diktatörün karşısında ezik de olabilir. R.T. diktatör değildir mi? Bizim burada bahsettiğimiz konu bu değil. Ben isterseniz özetleyeyim. Biz hangi insana neyi yansıtıyoruz? Bu bize dair ne söylüyor? Bizim gölgemize dair ne söylüyor? Şu anda ona bakıyoruz. Lütfen R.T. ile ilgili yalnız yorum yazmayın çünkü bu konuyu bayağı dağıtıyor. Biz kimin ne olduğuyla ilgili zaten yorum yapamayız. O yorumlar da ancak bizim kendimizin yansıtmalarıdır. Ve biz de burada tam olarak yansıtmayı konuşuyoruz. Çünkü bir insanla ilgili pozitif de yansıtma yapabilirsiniz. O pozitif yansıtma da yani çok beğendiğin şarkıcılar, çok beğendiğin sinema aktrislerine de sen bir yansıtma yapıyorsun. Ona da bakabiliriz. Şimdi başka neyi yansıtıyoruz? Mesela her şeyi bildiğini zannediyor. Her şeyi o bizim için biliyor diye de bir yansıtma çok yapılıyor. Değil mi? Yani her şeyi o biliyor ve kimin nasıl yaşayacağına o karar veriyor. Yansıtması çok yapılıyor. Şimdi orada da bilmiş parçamla Yani herkesin bunu böyle yapması gereken dediğim parçamla ne kadar barışığım? Dürüst değil, hırsız. Kendim hırsız parçamla ne kadar barışığım? Belki gidip birisinin parasını çalmıyorum ama acaba birisinin mesela zamanını çaldığımın farkında mıyım? Kendi yaptığım o hırsızlıkların ne kadar farkında mıyım? Kandırılıyormuş gibi. Bir dakika. Ha, menfaatçi bulurum. Mesela çok güzel örnek. Yine bir tane daha yapalım. Menfaatçinin karşısında ne olsun? Şey, pedakar olsun. Şöyle bir örnek yaptım yine. Şimdi ben kendimi bu menfaatçilerden uzak buluyorum ya, kendime çizdiğim kimlik o ya, daha buralarda gezindiğini düşünüyorum. İşte gölge benim menfaatçi tarafım aniden ortaya çıkabilir. Buna ben mesela çok güzel bir örnek vereceğim. Herkes insanların bencil olduğundan bahsedip durdu ya bu. Makarna stoplamak, bütün reyonları bitirmek vs. Orada da mesela kendi bencil parçamızı başka insanlara aslında yansıttık. Şimdi bu arada konu nerede biliyor musunuz? Konu şurada. Kendimize statik bir kimlik belirliyoruz ya, o statik kimlik buralarda geziniyorsa o zaman bu yansıtmayı yapıyorum. O zaman benim bu kutupla bir işim, bir konum oluyor. Burası da acaba net mi? Yani yansıtma olayı bu şekilde işleyen bir olay. Biraz daha anlatılan... Evet. Ya ben biraz da tetiklemek istedim çünkü gölge biraz... Hani böyle... Gölgeni seviyorum, onunla barışıyorum falanları görünce... Biraz ortamı alevlendirmek istedim. Çünkü tetiklendiğin insan var ya, o sana senin gölgenle ilgili bir mesaj veriyor. Bunu vermek istedim. Ve burada sadece 3 tane harf ortaya atıldı. O 3 tane harf ortaya atılınca ortam nasıl karıştı ya, herkesin gölgesi tetiklendi. Biraz gölgenizi zaten başta da söylemiştim. şey yaptım, tetikledim. Ama konu da dağıldı tabii. Gölgeyi bulduktan sonra değiştirecek miyiz yoksa eğitecek miyiz? Anlatacağım birazdan. Karşı cinste kusur aramak. Bu da mı gölge? Yani karşı cinste yaptığın yansıtmalar muhtemelen gölgene gidiyordur diye cevap vereyim. Karşı cinste mesela işte çok bencil, Demin örnek verdim ya, çok bencilliyorsan o zaman kendi bencilliğinle çalışman gerekiyor. Bende de menfaatçi bir taraf olabilirim diye düşünmeliyim. Ya şöyle, sen kendine çizdiğin kimlik bu fedakar olma kutbuna yakın ya. Ama senin menfaatçi bir tarafın da var. İşte burası gölgen. Ve ışık tutman gereken yer o menfaatçi tarafın. O kabullenmediğin tarafın. Baban her şeye karışır kendini biler diye kızardım. Aynen öyle işte. Çünkü sen de o kendini o bilen tarafından tam olarak evet bende de aynısı olduğunu fark ettim diye yazmış. Evet hocam anladım bu yönleri nasıl şifalandıracağız? 20 dakikamız var. O zaman birazcık bahsedelim. Şimdi Gölgenle çalışmak için en etkili yöntem şey yapacaksın. Bu tetiklendiğin insanların, tetiklendiğin özelliklerine özel bir ışık tutacaksın. Yani bu insan işte yanlış vesaire falan demeden, yani ama o çok bencil bir insan ya, o kötü bir insan yani demeden O kötü dediğin insanın özelliğini yazacaksın. Ve sonra da kendinde o özellik nerelerde ortaya çıkıyor, onunla ilgili bir farkındalık geliştireceksin. İstiyorsan bununla ilgili bir günlük tutabilirsin. Babanın kelime anlamı o. Şimdi... Birkaç şey daha söyleyeceğim gölgeyle çalışmakla ilgili. Hayvani dürtüleriniz, özellikle seks dürtüleriniz, modern toplumda, sadece Türk toplumunda değil, inanılmaz bir bastırma içerisinde. Öfke ve agresyon, aslında sağlıklı dürtüler, onlar da inanılmaz bir bastırılma içerisinde. Bu dürtülerinle çalışman ve bu dürtülerini tukaka saymak yerine onurlandırman gerekiyor. Eğer sen sağlıklı bir seks hayatı içinde değilsen, partnerinle senelerdir seks yapmayan insanlar biliyorum ben, o seks yapmıyorsan o dürtü gölgenden bir yerden çıkacak ve kendini bu kitapta anlattığım öyküde olduğu gibi bir ilişkin içerisinde bulacaksın. Öfke ve agresyon da aynı şekilde. Şimdi öfkeyle çalışmanın böyle bir canlı yayında öğrenilecek bir tarafı maalesef yok. Yani benim duygu meditasyonlarım falan var. O duygu meditasyonlarına bakabilirsiniz, edebilirsiniz. Bir iki kitap var öfkeyle ilgili. Onları okuyabilirsiniz ama öfkeyle çalışmak için bir uzmanla çalışmanız şart. Çünkü senelerce o öfkeyi bastırmışsınız. Ben 3-4 sene çalıştım öfkeyi. Yani dışavurumcu sanatla da çalıştım, yazarak da çalıştım. Malefiz zaten bayağı bir öfke içinde barındıran bir arketip. Malefizle çalıştım vs. Ve işte 40 sene öfkeyi bastırınca tabii ki bir çalışmada, iki çalışmada öfkeyi sağlıklı bir şekilde onurlandırmak ve onun enerjisini kendimiz de kullanmayı biz yapamayız. O yüzden Gölgeyle çalışmak, şuna bakarsın, tetiklendiğin insana bakıp oradan o yönlerine bir ışık tutarsın ve ışık tutmanın kendisi çok önemli. Ama burada biz derinliklere doğru bir yolculuk yapıyoruz. O derinliklere doğru yolculuk yaparken de egomuz bunu yapmak istemez. O yüzden de gölge ne zaman çalışılır genelde? Maalesef ve maalesef o gölge tarafından ele geçirildiğinde genelde gelirsin psikoterapiye ya da koçluğa ya da başka bir çalışmaya. Bu da hayatın başka bir gerçeği. Ama şimdi çok da böyle olumsuzla konuşmak istemiyorum. Bir yandan işin gerçeği de bu. Ve biliyorum ki bu yayını izleyen insanların çoğu da hani gölgeyle ilgili birazcık böyle bakacaklar, belki araştıracaklar. Ama sonra hadi ben öfkeyle sistematik bir şekilde çalışayım demeyecekler. Ta ki ne zamana kadar? Ta ki gölgen seni ele geçirip artık o reddettiğin ne varsa onu senin yüzüne püskürtene kadar. Yani bir bak içine, mesela ben kendi içimde böyle çok yumuşak, çok sabırlı, çok anlayışlı bir kadındım. Kendi içimdeki o yıkıcı, Öfke dolu parçaları çok fazla ben bastırıyordum. Ve onlar geldikten sonra, hayatımda ne oluyor dersen, onlar geldikten sonra hayatıma canlılık geldi sevgili dostlar. Yani o kendinden ayırdığın parçalar orada duruyorlar ya, onları bastırmak için o kadar çok çaba harcıyoruz ki, onlar gelince hayatına spontanlık, canlılık ve yaratıcılık geliyor. Daha dün Yeşim Cimcoz'un, çok benim bahsettiğim bir hocandır kendisi, bir atölyesine katıldım. Mesela içimden inanılmaz hikayeler çıktı. Bu hikayeler 10 sene önce çıkmıyordu. Yani o yüzden diyorum ki, gölgeyle bir, o bizi tokatlamadan çalışsak keşke. Ama tokatlayınca da çalışabilirsiniz. Ama onun tokatlamasına devam etmemesi için çalışalım, birinci bu. İkinci olarak da diyorum ki o bastırmakla harcadığımız enerjiyi gelin kendi hayatımıza akıtalım. Öfke çok değerli bir dürtü. Agresyon çok değerli bir dürtü. Ama sen bunu bastırıyorsun ve sonra o bağırarak, cinnet geçirerek, insanlara hatta bir şeyler fırlatarak falan çıkıyor. Halbuki sen öfkeyi daha minicik, içinde böyle tomuncuklandığı anda yakalama kapasitesi geliştirsen, onun orada mesajını duysan, işte o enerjiyle neler neler yaparsın diyeceğim. Başkasına yani. Hem cinslerimde gölgemizi görürüz diye okumuştum. Karşı cins de değil. Valla işte daha deminki örnekte gördünüz. Bir RT kelimesi ortaya atıldı. Ve her cins gölgesini gördü onda. O yüzden bu önerme sanıyorum doğru değil. Atölyede mi, birebir seansta mı çalışacağız? Ya şimdi gölgeyi böyle basit olarak anlamayalım olur mu? Yani gölge böyle bir tane bir seans aldım. Bitti değil yani. Bir de gölge kompleks bir şey. Yani onun içerisinde yıkıcı parçan var, öfken var, agresyonun var, kabul etmek istemediğin nefret duygun var. O yüzden onu böyle çalışıyorsun çalışıyorsun giderek aşağılara giderek derinliklere iniyorsun. O yüzden bunu şu anda senin ruhunun çekildiği hangi çalışma O çalışmayla yap ama tek çalışmayla olmayacağını, bir ayda iki ayda olmayacağını da bilin istiyorum. Bunun için bir çalışma başlatabilir misiniz? Bilemedim Meral Abla ya bir düşünelim. Hocam siz Afrodit'siniz. Teşekkür ederim. Ya hem Afrodit'im hem de Malefizim aslında. Kitapta böyle anlatmaya çalıştığım şey de var. Çocuksu bir parçam da var. O çocuğun gayet öfkeli, gayet nefret dolu tezahürleri de var içinde. Ben bunların hepsiyim. Hepsi benden zaman zaman çıkıyor. Ve Afrodit'in içerisinde, yani Afrodit sadece böyle yumuşak, esnek de değil aslında. Afrodit duygularını yaşayan, dürtüsel bir kadın parçamız. O parçanın içerisinde öfke hissettiğinde öfkesini dile getirmek de var. O yüzden o Afrodit'in çıkabilmesi için de teşekkür ediyorum söylediğinize ve bunu hemen hocalık notyonun gereği şeye bağlıyorum. Afrodit olabilmek için de Bütün bu parçalarla çalışmak gerekiyor. Özellikle de içinizdeki çocukla, içinizdeki ergenle çalışmak gerekiyor. Serbest yazım tabii ki işe yarar. Dışavurumcu sanat tabii ki işe yarar. Yani bir sürü teknik işe yarıyor. Ama öte yandan bunun uzun bir çalışma olduğunu da ben bilelim diye çok vurgulamak istiyorum. Birazcık içinizdeki çocukla, içinizdeki ergenden de bahsedeyim. Bu koronavirüsü yani hastalığa yakalanma korkusu ve aynı zamanda ekonomik zorluklar korkusu bizim içimizdeki çocuğu ve içimizdeki ergeni inanılmaz tetikledi sevgili canlar. Yani gölgenin hangi parçası tetiklendi dersem baya bir böyle nasıl diyeyim şey öfkeli böyle bir nefret dolu sen git öyle değil vesaire falan diyen Çocuğun o küçük değil de daha büyümüş ergen parçalarını çok tetikledi. Herkes ergen parçasından davranıyor. Herkes demeyeyim de baya büyük çoğunluk ergen parçasından davranıyor. Ve ben seanslarda da baya bir ergen parçayla çalışmalar yapıyorum şu anki dönemde. Çünkü korkuyoruz. Çünkü o içimizdeki benliğimizin büyümeyen parçaları tetiklendi. O yüzden bu dönemler o parçalarla çalışmak için de son derece uygun. Uzak doğu inançlarından birinde. Evet, kesinlikle öyle. Hatta şeyin başında da böyle söylemiştim. Şeyde yani zannediyorum bir Budist şey bu. pratik. Şöyle bir şey söylüyorsun. Diyelim ki birisini çok aşırı kıskanç falan diye yargılıyorsun. Diyorsun ki, Mehmet aşırı kıskanç bir insan. Sonra da diyorsun ki, tıpkı benim gibi. Hatta bu güzel bir, yani görgi de pratiği. Şimdi hepiniz böyle bir düşünün. Ve bunu isterseniz yazın ve biz de bunun üzerinden kapatalım canlı yayını. Şunu yazmanızı istiyorum. İsim yazmak tabii ki zorunda değilsiniz. Deyin ki X çok kıskanç. X çok bencil. X her şeyi bildiğini düşünüyor. X hiç dürüst değil. Hırsız vs. yazın ve sonra da yanına Tıpkı benim gibi yazmanızı bekliyorum. Ah çok güzel! Ben şiddetsiz iletişim öğreniyorum, etrafımda öğrenmeyenler var. Harika! Yani şey, ben şiddetsiz iletişiyorum ama Ayşe öyle iletişmiyor. Çok güzel bir örnek oldu. Dil çıkararak yapmış. Öfkeyle tetiklendikten sonra 3 yıldır çalışıyorum. Evet, çok teşekkürler. Gölgelerle tanışmak iyi geliyor. Evet ama şimdi şey yazıyorsunuz ya, X çok kendini beğenmiş. Yanına da tıpkı benim gibi yazacaksınız. Birisi geldi. Çok deli konuşuyor, tıpkı benim gibi. Süper. Pınar ve Burcu. Hah, Pınar'dan geldi. Tıpkı benim gibi. Aynı şekilde devam edecekler sonuçta. Çevremizdekileri algılama şeklimiz tabii ki değişiyor ters çalışmaları yaptıktan sonra. Daha az yansıtma yapıyoruz, daha az insanlara tetikleniyoruz gibi. Baya değişiliyor. Güvenilir değil tıpkı benim gibi. Çok güzel her yerini yaptırdı ben de oğlum. Çok kıskanç, tıpkı benim gibi. O kişiyle kankaya bağlarım ben. Gerçekten öyle oluyor. Yani benim... Danışanlarımdan da, arkadaşlarımdan da hani gördüğüm şeyler var. Mesela kıskançlığıyla barışık değil. Ve x insanı çok kıskanç diye etiketliyor. Sonra o insanla kanka oluyor. Kendi kıskançlığını kabul ettikten sonra. Aynen böyle oluyor. Çok bencil, aynı benim gibi. Zaten biliyor musunuz bencil kelimesi kendi içerinde bir oksimoron. Yani kendisiyle bayağı çelişen bir laf. Neden? Çünkü bencil diye etiketlediğin insan Aslında kendi ihtiyaçlarını gözetiyordur. Beni gözetmiyordur. Ben de istiyorum ki, bencil diye etiketliyorsam onu, kendini değil beni düşünsün istiyorum. Yani birisine bencil derken, aslında benim bencil tarafımdır o etiketlemeyi yapan. Annen çok bilmiş, tıpkı benim gibi esnir oluyorum. Çok aşırttı. Çok aşırttı. Daha sonra da tıpkı benim gibi gelmedi yalnız. Tıpkı benim gibi. Anneyle olan ilişkiyi ışık tutar. Tutmaz mı? Tutmaz mı efendim? Eşim çok kıskanç. Tıpkı benimki. Evet. Anne konusu da derin. Çalış çalış bitmez. Bir de annede biraz yol aldıktan sonra bir de iş babaya geliyor. Babayla çalışmaya geliyor. O yüzden o konular gerçekten uzun uzun geliyor. Ben bekliyorum yalnız şeye, çok aşifteye. Sevgili Bilge Hanokkalı, Tıfkı benim gibi yazılmadı oraya. Çok domuzlar ya benim gibi. Ya değil mi ne kadar çok etiketlerimiz var. Evet, son bir tane daha soruyu alacağım. Sonunu çünkü süremiz bitecek. Ama benim anlattıklarımla ilgili anlaşılmayan bir şey varsa onunla ilgili soru cevaplamak istiyorum. Yoksa burada hani şey... Çok da böyle geniş soruları cevaplayacak zamanımız yok. Sanıyorum böyle bir 3-4 dakikamız falan var. Yazamıyorum diye. O zaman şöyle yap. 6 dakika boyunca o aşüfte kelimesinin sana çağrıştırdıklarını oturup 6 dakika çalışmasıyla yaz. 6 dakika çalışması nedir diye merak ediyorsan bu kitapta, hala edilmediyse bu kitapta alıp okuyabilir ve 6 dakikayı uygulayabilirsin. 6 dakika çok uygulanan bir bilinç dışı akışı yöntemi. Çok obur tıpkı benim gibi. Evet. Var mı sorular? Yoksa tıpkı benim gibi ortaya atan Gülen yine tetik tetik grubu tetiklemiş miydi? Yolda kitap! Yaşasın! Evet, 6 dakika çalışması yaparsan o aşüfteden bence çok çok güzel şeyler olur. Bir de o aşüfte olayıyla ilgili nasıl çalışırsın biliyor musun? Afrodit eğitimlerine gelerek çalışırsın. İster Afrodit 1-2-3'e gel. isterafrodit101'e gel, DM'den yaz ve şu an hangisine başlamak senin için uygun. Nurcan'la beraber konuşun ve o aşitte diye etiketleyen parçayla biraz çalışalım. Gölgeyle ilgili kitap öneriniz olur mu? Ve meditasyon, bu yazı çalışması dışında. Kitapla anlayabilirsiniz. Debbie Ford'un Bir ya da iki kitabı var galiba. Debbie Ford'a bakın. Hatta Debbie Ford'un Deepak Chopra'yla ve başkaları da var. Onunla yazdığı bir tane Gölge kitabı var. O bayağı böyle basit anlatan bir kitap olduğu için seviyorum ben onu. Yazı çalışması dışarısında... Ya şöyle, kendi başına salf çalışmayla ilgili benim şeylerim var. Çünkü Egora'da çok güçlü bir fren uygulayıcı. O yüzden birisinin Yani aşifteyi çalış diyorum ama şimdi orada belli derinliğe inersin. Sonraki derinliğe kendi kendimiz de inemeyiz. Çünkü ego oradaki kimliğe tutunmak ister. Ego güçlü bir şekilde o gölgeyi o kadar da çalışmamak ister. Yani ben birçok seansta öfke çalışıyorum kadınlarla da erkeklerle de. O öfke çalışması mesela nasıl bir heyecan yaratıyor size anlatamam. Yani çalışmaya girmeden inanılmaz bir aksiyete oluyor insanlarda. Çünkü yani öfkeni gösterdiğinde sen Ebeveynlerinden dayak yedin. Öfkeni gösterdiğinde öğretmenin sana pis bir bakış fırlattı. Ya da eline benim gibi kırk yaşlardaysanız ceplerle vurdu. Sen onlarla güdülenmişsin. Nasıl kendi kendine öfkeyi çıkaracaksın? O yüzden kitabı okuyalım. Bu yazı çalışmalarıyla da minik minik girelim. Ama dediğim gibi Gölge ile çalışmak için uzman şey... Meral abla Ne kadar kararlı ya. Online eğitime başlayın. Tam düşüncemsiz. Kitabın ismini göremedim. Emel'cim yazmış. Oh iyi geldi. Oldukça iyi geldi. Tetiklendik. Online gölge eğitimi. Işığı arayanların karanlık yanına gelmiş. Süper. En kısa zamanda görüşelim. Online görüşelim. Evet son 1 dakika 30 saniye kaldı. Biraz sizi tetikledim. İsterseniz şöyle bir şey yapalım. Şimdi bu içinizde tetiklenen duyguları bu canlı yayın bittikten sonra hemen şeye karışmayın. Gündelik hayatınızın içine, ailenizin içine karışmayın. Ya da hemen Instagram'ı açıp Instagram'dan böyle bir şeylere bakmayın isterseniz. Bu tetiklerinizle bir parçacık kalın, bir parçacık içinizde böyle bir dönün. Şu an bende ne oldu? Hangi duygulara girdim? Bir onlarla kalmak, belki oturup onları yazmak, yine böyle bilinç akışı yöntemiyle size iyi gelebilir diye düşünüyorum. Belki Gölge ile ilgili yine devam ederiz canlı yayınlara. Çok iyi geldi diye Emalcim ve Haticecim de yazmış. Tüm katılanlara çok teşekkür ediyorum. Sonradan dinleyecek olanlara da çok teşekkür ediyorum. Ve hepinizi çok çok çok sevgiyle öpüyorum. Ve gölgelerin gücü adına diyor muyuz? Güç bende artık diye. Kendinize çok iyi bakın.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









