Yaratıcılık: Hayatımıza sanatı nasıl dahil ederiz?

Bu video, Gülâen Gündüz Yılmaz ve Art of Existence eğitmeni Çiğdem'in evde sanatı daha fazla yerleştirmenin yollarını tartıştığı bir sohbet. Konuşma, sanatın insanın temel estetik ihtiyacı olduğunu tarihsel örneklerle (mağara resimleri, çocukların renk merakı) vurguluyor ve "sanat pahalı ve elit" algısının nasıl bir engel oluşturduğunu ele alıyor. Katılımcılar, sanatın evdeki varlığının ruh halini, yaratıcılığı ve mutluluğu nasıl beslediğini, iç sıkıntı ve sıkılma duygularının yaratıcı aktivitelere yönlendirilmesinin faydalarını açıklıyor. Pratik öneriler arasında kendi resim ve seramik çalışmalarını yapma, renkli objelerle dekorasyon, uygun fiyatlı baskılar, sınırlı sayıda eserler, online galeriler ve mağaza aksesuarlarıyla evin duvarlarını canlandırma yer alıyor. Çocukların yaratıcılığını desteklemek, sanatla meditasyon benzeri bir akış hâline ulaşmak ve günlük rutinlere sanatı entegre etmek için adım‑adım tavsiyeler veriliyor. Video, Timur Tekbaş, Mine Adıyaman, Kenan Işık gibi sanatçılardan örnek eserleri göstererek ilham kaynağı sunuyor ve izleyiciyi daha fazla sanatla beslenmeye davet ediyor.
Chapters
Sevgili arkadaşlar merhaba. Şimdi kanalımızda farklı farklı konseptlerde videolar var. Sizin de takip ettiğiniz üzere. Yeni yaşam konseptli videolarımızdan biriyle karşınızdayım bugün. Konumuz yaratıcılık ve yaratıcılığın içinde de evimizin içerisine acaba sanatı daha fazla nasıl dahil edebiliriz? Bundan bahsetmek istiyorum. Maalesef sanat çoğumuzun hayatında farkında bile olmadığı eksik bir ev. Ve bu eksikliği de biz çeşitli şekillerde doldurmaya çalışıyoruz. Acaba hayatımıza sanatı nasıl dahil edebiliriz? Bundan bahsetmek istiyorum. Kamera arkasında da her zamanki gibi Muhammed var. Ve bugün aynı zamanda Çiğdem var. Art of Existence eğitmenlerinden ve mentorlarından.
Herkese merhaba. Gülhan ben şöyle girmek istiyorum. Sanat dediğimizde çoğumuzun kafasında, benim de daha önceleri böyle çok büyük büyük şeyler hep düşünüyordum.
Evet.
Sanatı çok farklı bir yere koyduğumu gördüm. Bu konuda ne dersin acaba?
Sanat deyince çoğumuzun aklına şu geliyor olabilir. Hani böyle hafif kanyağını şöyle bardağında dolaştıran Rob de Chambre'lı insanların sadece evinde olabilecek eserler geliyor olabilir. Yani ya evimize işte Picasso falan, Renoir alıp asan insanlar var ya da evinde işte şampanya renkli duvarlar diyorum ya ben. Şampanya renkli duvarları boş boş bırakıyoruz yani Ya oyuz ya öbürüyüz. Öbürü de olmadığımıza göre yani o evine Picasso olsam insanlardan olmadığımıza göre sanat bizim için ulaşılabilir değil. Hayatımızı sokabileceğimiz bir şey değil. Benim de maalesef 20'li yaşlarım, 30'lu yaşlarım, 40'lı yaşlarımın da bir kısmı bu şekilde geçti. Hani bu videoları da çekmekteki amacım bu kadar geç olmadan acaba sizleri influence edebilir miyim? Hayatınıza daha fazla sanatı sokmanız için.
Tam influence demişken, peki nasıl yapacağız?
Peki nasıl yapacağız, değil mi? Şimdi insanların aklına şöyle şeyler geliyor. Yani bunlar çok para işi, bunlar çok zaman işi. Ben nelerle nelerle uğraşıyorum, bir de bununla mı uğraşacağım gibi şeyler geliyor. Şimdi ben buralara girmeden önce sanatın, daha doğrusu estetiğin yani estetik dediğimiz şeyin çok insani bir ihtiyaç olduğunu belki kabul edersek ve o ihtiyacın bize hangi duygularla aslında kapımızı çaldığını belki anlarsak o zaman peki ne yapabilirim'e de çok daha kolaylıkla belki gidebiliriz diye düşünüyorum. Estetik gerçekten bir ihtiyaç. Bunu mağara resimlerinde de görüyoruz. Oradaki insanlar, ''Ay işte ben biz onların peşinde avlanırken bir de resimle mi uğraşacağım ya?'' dememişler. O ihtiyaçlarını karşılamışlar. Artık hangi boyaları buluyorlar o boyalarla karanlıkta dememişler. Yani bahane söylememişler, o ihtiyaçlarını karşılamışlar. Bir buradan görüyoruz. Yani tarih boyunca sanat var. İkinci de gördüğümüz şey, bebekler ve çocuklardan da ne kadar estetiğe yöneldiklerini görebiliriz, değil mi? Merakla renklere yöneliyorlar, resim yapmak istiyorlar. Hoşlarına giden bir şey olduğunda onun önünde durup, bu nasıl, bunu kim yaptı, nasıl oldu falan diye sorular soruyorlar, inceliyorlar. Yani demek ki insani bir ihtiyaç sanatı.
Ya evet değil mi? Ben çocukluğumda ne yapardım biliyor musun? Baya böyle topraktan kendime oyuncaklar yaptığımı hatırlıyorum. Böyle ev yaptığımı hatırlıyorum. Ev eşyası yaptığımı hatırlıyorum.
Doğru. Kumdan kaleler de yine bizim o yaşlarda yaptığımız estetik ihtiyacını karşılama yönelik aslında hareketler. Var yani bu bizim içinizde. Ama biz sanki bu yokmuş gibi bir hayat yaşayınca o zaman işte işler karışıyor.
Dikkatimi çeken bir şey var bu arada. Bu AVM'lerde koca koca mağazalar var ya, dekorasyon objeleri satan. Herkesin evinde ben aynı objeleri görmeye başladım.
Doğru. Öte yandan ben bunu da bir adım olarak görüyorum. O aksesuarların da olmadığı, tamamen duvarların boş olduğu, o sehpaların, masaların boş olduğu evlerde yaşıyoruz çoğumuz. onun üzerine bir obje koymak o mağazadan da aldığında bir adımdır diye düşünüyorum.
O da bir farkındalık.
O da bir farkındalıktır. Güzel bir aşamadır diye düşünüyorum. Öte yandan da o aşamadan acaba ben kendimi hangi renklerle, hangi objelerle, hangi resimlerle ifade edebilirim? geçtiğimizde hayatı, ben şimdi yükseldim mesela. Sırf bundan bahsederek yükseldim. Çok daha canlı, çok daha yaşama... Heyecanlandığı için konuşamıyordum. Çok daha yaşama sevincimizin olduğu bir hayat yaşamaya geçiş yapıyoruz. Şimdi sanat yapmak bizi aslında bayağı besleyen bir şey. Tam olarak Türkçesi nedir bilmiyorum. Belki Türkçe'de ne şekilde kullanılıyor bilenler yorumlara yazabilir. Stimulasyon, stimulation diye İngilizce'de geçen uyarmak, teşvik etmek hatta yaşama getirmek manası taşıyan bir kelime var. Sanat bizi gerçekten uyarıyor, besliyor, bizi yaşama getiriyor. Şimdi biz bunu bilirsek çocuklarımıza da nasıl bir mekan sunmak istiyoruz? Kendimize nasıl bir mekan sunmak istiyoruz? Bu soruları sorarız o zaman kendimize. Çocuklarımız yaratıcı olsunlar istiyoruz. Hayatta çok daha farklı yerlere gelsin istiyoruz. Hani böyle arzularımız var. Özellikle çocuklarımız için diye düşünüyorum. Kendim için de var benim öyle arzularım. Bu arzuların gerçekleşmesi için o sanattan istifade etmek lazım. Yani bir yandan üreteceksin, koyacaksın, bir yandan da o seni besleyecek. O nedenle yetişkinlerin, çocukların hem evlerinde sanata maruz kalmaları önemli. Hem de aynı zamanda sanat galerilerine, sergilere, müzelere giderek daha fazla stümlasyon almaları önemli. Beslendiğimiz sürece biz aslında üretebiliyoruz. Bunun da bayağı bir altını çizmek istedim naçizane. Şimdi estetiğin böyle önemli bir ihtiyaç olduğu konusunda artık hemfikirsek sevgili dostlar, peki hangi duygulardan bu ihtiyaç kapımızı çalıyor? Biraz da ondan bahsedeyim. Sonra da peki ne yapalım? geçiş yapalım. Şimdi o iç sıkıntısı dediğimiz duygu var ya o duygu yaratamamanın, üretememenin duygusu çoğunlukla. O iç sıkıntısı duygusu içimizde olduğunda ''ay sıkıldım'' demek yerine ''ay işten sıkıldım, çocuklardan sıkıldım, kocadan sıkıldım'' demek yerine belki de o kocayla, çocuklarla ilgili değildir. Belki o içimizdeki üretememenin, yaratamamanın duygusudur demek istiyorum. Ve içinizdeki o duygulara bir de o açıdan bakın. Acaba estetik ihtiyacınızda bu duygu size söylüyor olabilir mi? diyorum.
Peki, içimiz sıkılınca neler yapıyoruz? Oraya bir girsek mi?
Kısa bir girelim. İçimiz sıkılınca ne yapıyoruz? İşte revani siparişi veriyor bazılarımız gece saat geç vakitte. Bazıları 20 bölüm Netflix seyrediyor. Daha çok sıkılıyor bu arada. 20 bölüm yani böyle bir dibine kadar bir diziyi öyle çok fazla da seyredince baya bir canımız sıkılıyor. Yani orada bir sarmalada aslında giriyoruz. Yani iç sıkıntımızı, daha da çok içimizi sıkacak stratejilerle karşılamaya çalışıyoruz.
Ben bir strateji daha biliyorum. Böyle içimiz sıkılıp kendimizi alışveriş sitelerinde, alışveriş yaparken bulmak.
Alışveriş site bulmak, evet. Sonra da aslında giyinmediğin bir sürü kıyafetin olması. Bu duygunun ihtiyaçlarla bağlantısını anladığım noktada o zaman farklı yerlere hayatımda giriş yapabiliyorum. Hmm... Estetik ihtiyacı diye bir ihtiyaç var. Peki ben ne yapayım? Evim gerçekten estetik olarak beni besliyor mu? Ya gidiyorum. Oradan da yaşama sevinci bayağı artıyor.
Peki ne yapalım? Oraya geçsek mi?
Peki ne yapalım'ın ilk bacağında kendin resim yapabilirsin diyeceğim. Şimdi bu belki çok büyük bir şey olarak gelecek çoğumuza. İşte ben resim yapamam, resme yeteneğim yok, görsel sanatlara yeteneğim yok falan gibi şeyler gelecek. Ben bu konuyla ilgili şunu söylemek istiyorum. Her insan aslında yaratıcılıkla doğuyor. Bunu çocuklarda yine çok güzel görebiliyoruz. Biz yaratıcılığımızı tıkıyoruz. Anne babamızdan duyduğumuz, toplumdan duyduğumuz, o okul hayatıyla kapıyoruz. Eğer o konularda çalışırsak hepimizin içinde o yaratıcılığı bloke eden şeyler açıldığında çok farklı yaratıcılıklar içimizden çıkıyor. Şimdi ben resim dersini ilkokulda da sevmedim, ortaokulda da sevmedim. Neden sevmediğimi de sonra anladım. Yıllar sonra kendi içimdeki resim yapma, bir şeyleri boyama arzusunu serbest bıraktığım çalışmalar yaptıktan sonra şu an arkamda görmüş olduğunuz resmi ben yaptım. Çok da gurur duyuyorum açıkçası resmimle. Soyut bir resim. Hani sanatçı burada ne anlatmaya çalışıyor? Hiçbir şey anlatmaya çalışmıyor. Sanatçı burada. Sanatçı kendini o boyaların sihirli dünyasına bıraktı. Hangi renge çekiliyorsa o renkleri attı resmin üzerine. Ve arkamda gördüğünüz çok da beğendiğim, böyle bakmaları da doyamadığım eseri yaptım. Tek çözüm bu mu? Yani şunu da demek istemiyorum açıkçası. Hani böyle bir resim yap, senin de yapman lazım gibi bir yerden söylemiyorum. Ama küçük küçük başlayabilirsin. Youtube videoları var. Çocuklar için bir sürü resim kitabı var. Oradan bir takım şeyleri boyayabilirsin. İlla evine asman da gerekmiyor. Sırf onları boyadığımızda içimizdeki o yaratıcılık üretimin aslında tekerleğini biz döndürmüş oluyoruz bunu yaparak.
Renklerle oynamak zaten insanı bayağı regüle eden bir şey ya.
Evet, sinir sistemi regulasyonu sağlıyor. İnanılmaz. Dakikaların nasıl geçtiğini unutmuyor muyuz? Yani öyle boyadığımızda. Sen seramikte yapıyorsun.
Ben de onu şimdi girecektim. Seramikte mesela, şimdi çok özledim tekrar başlamak istiyorum diye de sana söylemiştim. Nasıl geçti 4 saat, 5 saat? Baya böyle akışta olduğun, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın ve ellerinle bir şey yapmanın güzelliğini yaşadığın anlar aslında.
Evet. Evet.
Ben de seremeye şöyle başlamıştım bu arada. Yeri gelmişken. Ben hiç yaratıcı değilim ama herhalde tabak çanak yaparım bakalım falan gibi yapıp diye düşünüp sonradan baya duvarımı astım. İşte objeler yaptım. Böyle bir şeyle çıktım. Lamba yaptım kendime yine.
Evet. Yani orada da senin zihnin şey demiş hani sıralamada tabak çanağı böyle bir aşağıya koymuş nedense bu arada. Hani oradan başlayabilirim diye. Ama o sıralamayla başlasan bile, değil mi?
Yani oradan yaratıcılığını... Renklerle, hamurla oynamak falan baya yaratıcılığımı başlattığım bir nokta oldu aslında. Daha sonra bunu yemekte de fark ettim ama yemek yaparken o yaratıcılığımı kullandım. O başka bir zamanda konuşuruz ayrıca. Evet.
Yemekte yaratıcılığın da başka bir videoda konuşalım.
Aynen.
İlle asmamız da gerekmiyor yaptığımız çalışmaları. Benim öyle bir sürü serbest boyama, saatleri unuttuğum, şu rengi beğendim, şu rengi bir buraya koyayım, bu rengi bir koyayım, rengin üstüne renk koyayım şeklinde Boyuyorum, çiziyorum. Saatim nasıl geçtiğini unutuyorum. Bunlar da meditasyon. Zannetmiyorum hani nefesi sayarak meditasyon yaptığını atalarımızın. Ama örgü örerek, yemek yaparak, resim yaparak, ateş yakarak meditasyon. Bizim de binlerce yıldır insanların yaptığı gibi bu şekilde meditasyon yapmaya da ihtiyacımız var bence. Şimdi birinci seçeneği söyledik. Kendimiz yapabiliyoruz sanatı. Ama diyelim ki salt kendimiz yapmak istemiyoruz, benim gibi ve senin gibi. Hani biz dışarıdan da temin ediyoruz sanatı. Ve aynı zamanda bolluk bereket içinde düşünmek istiyoruz. Yani kendimiz de yapacağız, dışarıdan da alacağız, satın alacağız, bazıları hediye gelecek vs. Burada benim söylemek istediğim noktalardan bir tanesi, ulaşılabilir sanat diye, İngilizcesi affordable art diye bir kavram var dünyada konuşulan. Bunu da herhalde bizim eski zamanlarımız gibi çok paran var. Kanyağı elinde doldurmazsan evine sanat asmaya layık değilsin. Kafasındaki insanlar için üretilmiş bir kavram olduğunu da düşünüyorum. İyi ki de üretmişler. Ulaşılabilir sanat ben sana sağlıyorum diyen çok fazla gerek fiziksel gerekse online aslında sanat galerileri var. çok basit bir aramayla siz de ulaşabilirsiniz. Şimdi evde de birkaç tane Ulaşılabilir Sanat başlığı altında benim satın aldığım resimlerden, örneklerde size gösteririz. Bunlara bir bakmak, bunları bir incelemek. Ben mesela ne yapıyorum? Bakıyorum, sonra uzun uzun onları açık olarak tutuyorum bilgisayarımda. Tekrar tekrar bakıyorum. Tekrar tekrar bakıyorum. Ne zaman ki evet budur diyorum o zaman satın alıyorum o eseri. Şunlar da var. Baskı eserler var. Yani sınırlı baskı olarak sunulan eserler. Ben çok tercih etmiyorum ama siz tercih edebilirsiniz. Yani sevdiğiniz bir sanatçının eserine baskı olarak da erişmek ve evinize gayet güzel asmak mümkün.
O zaman gezelim mi şu eserleri?
Evet, bakalım. Hep beraber birkaç tane sanat eserine bakarak oradan şöyle bir güzelce beslenelim. Evet, sizinle paylaşmak istediğim ilk eser sevgili Timur Tekbaş'ın Baba Yaga eseri. Bu eser betonla üretilmiş bir eser. Üç boyutlu ve her baktığımda beni bayağı o stümülasyon dedik ya heyecanlandıran ve içimdeki çocuğu da bu hem korku hem de bir yandan muziplik içeren ifadesiyle içimdeki çocuğu da mest eden bir eser. Bu esere sevgili eşim o kadar da çekilmedi. Sanat eserleri zira hepimizin içindeki farklı parçalara hitap ediyor. Hepimiz her eseri sevmek, beğenmek durumunda değiliz. Bu esere her baktığımda yarım bıraktığım romanıma tekrar başlamak için içimde bir heves duyuyorum. İşte güzel sanat eserleri eğer bulabilirsek bizim ruhumuza hitap edeni gerçekten bize besliyorlar. Besledikten sonra da bakalım neleri neleri yaratmamıza vesile oluyorlar. Evet, bu sevgili eser de benim aynı zamanda öğrencim olan ve Art of Existence eğitmenlerinden olan sevgili Mine Adıyaman'ın eseri. Bu eserde de bir üç boyutluluk var gördüğünüz gibi. Bir üç boyutluluğa çekilmem var. Sevgili Mine'nin evimde baya bir eseri var ve eserlerinde de doğal malzemeler kullanıyor. Hatta size bir soru sorayım. Acaba şurada görmüş olduğunuz altın renkli materyaller Acaba ne olabilir? Öyle bir soru sorayım. Hangi materyali kullanmış burada sevgili sanatçımız? Tahminlerinizi yorumlara bekliyorum. Eğer doğru tahmin çıkmazsa da bir hafta sonra doğru cevabı söyleriz. Ama eğer doğru yanıt yazarsanız o zaman hemen evet bildiğiniz diye söyleriz. Bu da böyle baktığımda gerçekten içimi böyle kıpır kıpır yaşama sevinci dolduran başka bir eser. Burada da küçük bir galeri duvar görmektesiniz. Bu iki eser İranlı sanatçılara ait. Bu modernize edilmiş kaligrafi Mehdi Nakavi isminde İstanbul'da yaşayan İranlı bir sanatçıya ait. Bu eser ise Londra'da yaşayan İranlı bir sanatçıya ait. Cumartesi günü Portabello'da bir pazar kuruluyor Londra'da. O pazarda gezerken benim gördüğüm küçük bir galerisi vardı. Sevgili sanatçının, Mandane Consare. Eser beni öyle çekti ki ve sanatçıyla konuşurken o kadar duygulandım ki gözlerim yaşardı. Birbirimize sarıldık. Bu eser aslında küçük bir gravür fakat ben bunu bayağı bir büyütmek istedim. O eseri böyle büyüterek elimde daha büyük bir yer vermek istedim. Çok farklı eserler veren bu iki sanatçının eserleri de böyle yan yana gerçekten güzel bir enerjiyle birleşti. Bu üçüncü eserde Kenan Işık'a ait. Yine burada da ben çerçeve konusunda biraz yaratıcılığımı kullandım. Ve bu güzel eseri böyle farklı iki adet çerçeve kullanarak buna da daha geniş bir alan vermek üzere büyüttüm. Bunları da göstermek istedim size. Bunlar yeni geldiler. Daha çerçeveye gitmediler. Şimdi çerçeveden sonra da neye dönüşeceklerini yine ayrı bir videoda sizinle paylaşmak istiyorum. O çerçeveli halleri de duvarda nasıl görünecekler? Bu resmin adı Ejderha ve Dilek Yerlikaya'ya ait. Kendisinin yine böyle daha 3 boyutlu bir eseri de bende mevcut. Bu Nazan Özer'e ait bir eser. Galata oldukça fazla kullanılan, Kız Kulesi gibi. Sanatçılara çok ilham veren, bizim evde başka Galata Kuleli resmimiz de var. Bu da karlı bir Galata. Böyle baktıkça gerçekten şu anda bile konuşurken yükseliyorum açıkçası. Ve bu da böyle naif bir sulu boya. Sayın Ebru Acar, Taralpa'ya ait. Böyle naif, böyle dokulu, üzerinde geldiği, yani boyanın böyle nasıl döküldüğünü, nasıl hareket ettiğini de izlediğim eserleri de seviyorum. Kendim de bu tarz boyalar yapıyorum. Belki ileride bu kendi yaptığım sulu boyaları da daha geliştirir, eve asarım diye de düşünüyorum. Sizinle bu videoda paylaşmak istediğim son 2 set eser var. Bir set bu anahtarlar. Bu anahtarı Bomonti'de her pazar kurulan Antikacılar Pazarı'ndan aldım ben. Bu anahtarı da Mardin'den aldım. Ve sonra ne yaptım? güzel bir paspartı, güzel bir çerçeve ile daha da güzel, daha da estetik görünen bir formata soktum. Yani söylemek istediğim anahtarlar, farklı farklı objeler bunları kendi yaratıcılığımızla birleştirdiğimizde bambaşka bir hal alıyorlar. Şimdi gelin o ikinci set eserlere de bakalım. Ve sevgili dostlar, bu dört tane eser de ben adına eser diyorum çünkü benim için Artık onlar eser haline, sanat eseri haline dönüşmüş objeler. Aslında bunlar orijinalinde bir kartpostal. Ben bunları bir vize seyahatinde aldım ve o an gördüğümde çok güzel, ben bunları sanat eseri haline getiririm diyerek aldım. Güzel paspartülerle ve güzel bir çerçeveyle de gerçekten bakıldığında da, kartpostal olduğu falan da anlaşılmayan, hatta eve gelen dostlarıma da söylediğimde, ''Aa, gerçekten mi? Bunlar kartpostal mı?'' dedikleri eserlere dönüştüler. Yani özetle söylemek istediğim, gerçekten ister kendimiz yapalım, ister ulaşılabilir sanat satın alalım, ister bize hediye olarak verilsin. Bunları böyle sergilemek, yani bizim orada yeter ki bir niyetimiz olsun kendimizi sanatla beslemeye diyorum. Ve son iki set eser dedim ama en son kapanışı sevgili teyzem Handan Vardar'ın bir eseriyle bitirmek istiyorum. Bu da bir bonus eser olsun bu video için. Haydi gelin, sevgili teyzemin eseriyle bu videonun kapanışını yapalım. Evet, sevgili teyzemin bana hediye ettiği değerli eserlerinden bir tanesi de bu. Normalde teyzem kuş resimleri yapıyor ama arada böyle soyut çalışmalar da yapmış. Bu eseri de, yani diyeceksiniz ki, evet bütün resimler için bunu söyledin, bütün eserler için bunu söyledin. ama doğru da bir yandan. Bu resme baktığımda da içim açılıyor ve gördüğünüz gibi burada da farklı bir çerçeve kullanarak bu resmi de büyüttüm ve aynı zamanda sırf büyütme de değil bu resmi de kendi yaratıcılığımı katarak evimde en görünür yerlerinden birinde yer verdim sevgili teyzemin eserine. Umuyorum ki bu video sizler için bir ilham kaynağı olur. Hayatınıza daha fazla sanatı almak için. Hayatımızı sanat olarak nasıl yaşamak mümkün? Bu videoların devamı da gelecek. Bunlar için de lütfen ne yapıyoruz? Videoyu beğeniyoruz ve aynı zamanda kanalımıza da abone olunuz diyorum. Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









