
In this Turkish video, Gülen Gündüz Yılmaz vents frustration about her team’s lack of confidence and the ineffective way managers try to force a "confident" posture in front of customers. She argues that the root problem is the pervasive "parent ego" in managerial communication: leaders speak to employees as if they were children, issuing directives rather than fostering adult‑to‑adult interaction. This dynamic prevents the development of the adult ego traits (self‑awareness, responsibility, autonomous decision‑making) that truly improve performance. Yılmaz explains that managers must become aware of when they slip into parent‑ego mode and deliberately shift to supporting adult development. She outlines practical ways to do this: consciously choosing roles (coach, mentor, director) rather than trying to fill all roles at once; designing learning environments that slow down the pace so participants can observe their automatic reactions; using focused, constructive feedback to raise self‑awareness; and seeking support from other coaches or trainers who model adult‑ego behavior. The video concludes with a call to action for managers, coaches, and trainers to adopt these practices, emphasizing that real change comes from awareness and intentional role‑selection rather than repeated slogans.
Chapters
Ben bu ekibin yarısını değiştireceğim ya. Neden ya? Yok, gerçekten. Bu böyle olmayacak yani.
Ne yaptılar ki ya?
O kadar söylüyorum, müşteri karşısında böyle daha bir dik durun ya diyorum. Yok abi, olmuyor. Kesinlikle olmuyor. Ben bunları böyle yani şeyim olsa aslında hepsini değiştireceğim de yok yani. Yarısını değiştireceğim. Gerçekten ya, duramıyorlar. Şöyle bir, hani bizim kurumumuzu temsil eden şöyle bir şey duruş olur ya, böyle bir özgüvenli duruş. Yok yani. Müşteri karşısında böyle hemen müşteri bir şey edesin, süklüm püklüm bunlar ya.
Süklüm püklüm şeyleri mi yani?
Evet. Sonra da işte yok bilmem kim bey bunu istedi. Her toplantıya gülen gitsin. Var mı öyle bir şey? Evet.
Değiştirsen sen komple takımı.
Evet ya. Zamanla böyle bir değiştireyim diyorum.
Kaç defa söyledin sen onlara? Kaç defa yaptın?
Evet.
Değil mi?
Ya diyorum böyle süklüm püklüm durmayın. Şöyle bir özgüvenle durun. Şöyle bir duruşunuz olsun diyorum. Neden? Bunu anlamak çok mu zor yani? Değil.
E ne yaparsan öyle deyince?
Diyorum ha bire. Ha bire bunu söylüyorum. Ee sonra? Hiçbir şey değişmiyor.
Belki tam söyleyemiyorsun.
Tam nasıl söyleyeyim yani? Merhaba ben Gülen. Bu hafta hem yöneticilere hem de yöneticilerin altında ezilen, zavallı çalışanlara dev bir hizmet yaptığım videomla karşınızdayım efendim. Biz yöneticiler özgüvenli olsunlar diyoruz. İşte bizi doğru düzgün temsil etsinler, müşterinin o istediği her şeyi bana getirmesinler falan diye bir sürü bir sürü beklentimiz olabiliyor. Özgüvenli olsunlar dediğimizde özgüvenli olan kaç tane çalışan tanıyoruz? Öte yandan bunun işe yaramadığını Bilsek de, yani özgüvenli olsunlar dedik, olmadılar. Bunu görsek de bunu yapmaya bir şekilde devam ediyoruz. Bunun nedenini de zannediyorum. Ailemizde gördüğümüz bu, öğretmenlerimizde, okulda gördüğümüz bu. Bize şöyle olun, böyle olun dendi. O yüzden biz de aynı darlış şeklini iş ortamlarında tekrar ediyoruz. Peki biz özgüvenli olsunlar dediğinizde neden özgüvenli olmuyor çalışanlarımız? ya da işte müşteri önünde şöyle durman lazım, böyle durman lazım, sunum yaparken şöyle olman lazım dediğimizde neden olmuyorlar? Çünkü biz bunları söylerken kendimiz aslında bir ebeveynmiş gibi konuşuyoruz karşımızdakiler. Biz ebeveyniz ve ona ne yapması gerektiğini söylüyoruz. Ebeveynin karşısında genelde ne olur? Çocuk olur ama istediğimiz davranış tipini İstediğimiz davranış tipi aslında bir yetişkinin davranması gereken davranış tipi. İş hayatında bizi genelde geliştirecek olan davranış özellikleri, yetişkin egosuna ait davranış özellikleri. Öte yandan yöneticilik yapan bizler genelde ebeveyn ego durumundan çocuğa şunu yap, bunu yap diyoruz. Halbuki istediğimiz davranış özellikleri şurada yatıyor. Bizim aslında yapmamız gereken şey, bu yetişkin egosunu daha geliştirmek için etrafımızdakilere nasıl destek olabiliriz? Odağımızın onda olması lazım. Bu bu arada sadece iş ortamlarında, yöneticilik, çalışan ilişkilerinde de geçerli değil. Koşluk ilişkilerinde, yani kişisel gelişimle ilgili her türlü konuda da onu gözlemliyorum ben. Normalimizde ebeveynlerimiz bizim olması gerekenden fazla çıkıveriyorsa her taraftan, o zaman koşlukta da çıkabiliyor, eğitim olarak eğitmen olayında da çıkabiliyor. Onların farkında olmak ve ben ne zaman yetişkimden karşımdakiyle ilişki kurabiliyorum, ne zaman hop ebeveyn egosuna istemeden düşüyorum, bunların aslında farkında olmak baya bir anahtar bu konuda. Şimdi bu kişisel gelişimdir, eğitimdir vesairedir. Bu sadece bu arada kurumsal hayatta eğitim veren eğitmenler için de geçerli değil. Aynı muhabbet, grup hikayelerinde de geçerli. Sadece yöneticiler ve çalışanlar arasında mı yaşanıyor bu ebeveyn çocuk ilişkisi? Koçlar, eğitmenlerin de kurduğu ilişki bazen ebeveyn çocuk ilişkisi olabiliyor. Bu arada bunda yani ebeveyn egosu daha önceki videolarımda da bahsetmiştim. Sınır çizmemesi, ve burada. O yüzden hani bu ego durumu tu kaka falan değil. Ama biz ne zaman yetişkinli olmamız gerekirken ebeveynle ilişki kuruyoruz, eğitime katılanlarla ya da komşu yaptıklarımızla, o zaman onların elinden gücü alıp kendimiz de topluyoruz. O şu belgeselini seyrettim. Herhalde seyretmeyen kalmadı. Bu belgeselde de benim dikkatimi çeken nokta şu oldu. Ne kadar aslında aydınlığı çok, bilgeliği çok bir insan ama kurduğu sistem yetişkinlerin olduğu bir sistem olmaktan ziyade Yukarıda ebeveynlerin ve aşağıda çocukların olduğu bir sistem. Öyle bir sistem olunca da tabii orada da insanların güçlerini bayağı onların elinden aldığımız bir sistem yaratıveriyoruz. Peki biz ne yapacağız? Yöneticiler olarak, koçlar olarak, eğitmenler olarak bir sürü zaman bize atfedilen, bize projekte edilen ebeveyn rolünü bize hizmet etmediği noktalarda bırakmayı öğreneceğiz. Buna karşı bayağı bir uyanık olmak gerekiyor. Uyanık olacağız ki o davranışlara o kadar kolay ki düşmek. Her an düşebilirsiniz ebeveyn ego durumuna. Ben şahsen düşüyorum ara ara. O yüzden onlara farkında olmak ve farkında olduğunuz noktalardan yetişkin olmasına geçelim. Yöneticiler olarak bu arada bizim kendi ajandalarımız oluyor. Yani bizim için önemli olan işte KPI'lerimiz olabiliyor, bize verilen hedefler olabiliyor. O yüzden bizim tamamen karşımızdakini geliştirmeye odaklanmamız imkansız ve doğru da değil zaten. Biz zaman zaman onları geliştirmeye yönelik mentor şapkamızla, coach şapkamızla ilişkide bulunacağız çalıştığımız insanlarla. Zaman zaman da yönetici şapkasıyla, bunun böyle yapılmasını istiyorum, bu hedefler bu şekilde olacak diye, daha sınır çizen, daha yol gösteren, directive yani daha net bir şekilde yönlendirme yapan rolde olacağız. Ne zaman biz bu rolleri bilinçli olarak seçiyoruz, zaten orada ilişkili bir problem olmuyor. Ne zaman bilinçli olmadan seçiyoruz, orada sıkıntılar oluyor. O nedenle benim yöneticilere övüleceğim şey, bütün bu rolleri siz tamamen kendiniz doldurmaya çalışmayın. O gerçekten zorlayıcı bir şey. Destek alın. Koçlardan, eğitmenlerden destek alın. Ve o destek alırken de o eğitmenler ve koçlar yetişkinlik hususunu mu geliştiriyorlar? Yani güçlendiriyorlar mı o kişiyi? Yoksa onlara yine ebeveynden şunun şöyle olması gerekir, bunun da böyle olması gerekir diye bilgiyi mi öğretmeye, dikte etmeye çalışıyorlar? Ona da dikkat etmenizi öneriyorum ben. Yetişkin egosu ne zaman gelişiyor? İnsanlar kendi farkındalıklarıyla kendileri davranışlarını, eğlenmeyini değiştirdikleri zaman gelişiyor. Bunun için de farkındalığı artırmaya yönelik ortamların tasarlanması gerekiyor. Hem eğitimlerde hem de koşuluk çalışmalarında. Bunu nasıl yapıyoruz? Bir kere yavaşlatıyoruz. Bu yavaşlatmaya çoğu zaman eğitime katılan katılımcılar bir tepki gösteriyorlar. Niye bu kadar yavaş? Bunun nedeni biz o kadar böyle harıl düğünü koşturuyoruz ki ne yaptığımda ne oluyor? Ne olduğunda hangi davranışta bulunuyorum? Onları ben yakalayamıyorum. O yüzden yavaşlatmam lazım ortamı. Yavaşlattıktan sonra da burada ne oldu? Şimdi de burada ne oldu? Bu soruları sorarak kişinin ne olduğunda otomatik çocuğa düşüyor. Ne olduğunda otomatik olarak bir savunma refleksine düşüyor. Ne olduğunda öfkeleniyor ve o öfkesini doğru bir şekilde ifade edemeden kalp kırıyor ya da ortamı dağıtıyor. Bunları kendisi fark ederse kişi o zaman davranışını gerçekten değiştirebiliyor. Tam da radikal bir şekilde. Bu ortamların yaratıldığı koşuluk çalışmaları ve eğitim çalışmaları Gerçekten hem verimliliği hem de şirket içerisindeki olumluluğu çok arttırıyor. Peki kendiniz ne yapabiliriz diyorsanız, kendiniz de geri bildirim konusuna özellikle odaklanabilirsiniz. Doğru geri bildirim vermeye. Ben bayağı bir video çektim geri bildirimle ilgili. Ayşe ile çektiklerim var, tek çektiklerim var. O videolardan faydalanabilirsiniz. Yine yazılar yazdım onunla ilgili. O geri bildirim konusu da kişinin yetişkin olarak kendisini fark etmesine yönelik gerçekten çok güzel bir araç doğru kullanıldığından. Efendim bu videoyu beğendiyseniz, faydalandıysanız abone olmayı, paylaşmayı, yorum yapmayı lütfen unutmayın.
More from Gulen

Mine Adıyaman 🖼️. #lifestyle #aesthetichome #artofexistence #regulasyon #icimdekicocuk









